02 Mart 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 8.899.367 kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 06:07
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

ÖFKE

Öfke, sevmek, üzülmek gibi tüm canlılarda görülen normal bir davranış biçimidir. Fıtratımızda yer alan bu özellik daha doğmadan tabiatımıza işlemeye başlar ve ileriki yaşamımızda kişiliğimizin bir parçası haline gelir.

Araştırmalar henüz anne karnındayken  öfkeye maruz kaldığımızı ortaya koymaktadır. Hamilelik sürecinde bir kadının yaşadığı sosyal ve psikolojik durum, bebeğini etkilemekte ve bebeğin gelecekteki yaşamına etki edebilmektedir.

Yine bilimsel verilere göre aile içi şiddet, maddi sıkıntılar, eşler arası sürekli tartışma anne karnındaki bebekte olumsuz yaralar açmakta ve karakter oluşumunda olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Bu sebeptendir ki modern dünyada, hamilelik ve doğumun olabildiğince stresten uzak geçmesi için çalışmalar yapılmaktadır.

Araştırmalar, özellikle stresten uzak kalmak, yürüyüş yapmak, rahatlatıcı müzik dinlemek gibi akitivitelerin  anneye olduğu kadar bebeğe de faydası olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Görüldüğü üzere diğer insani özellikler gibi öfke de doğumdan bile önce oluşmaya başlayan bir davranış biçimidir. Örneğin yeni doğan bir çocuğun elinden biberonunu almayı deneyin o minik yavrucağın nasıl da öfkelendiğini, nasıl kızarıp bozardığını, adeta öfke patlaması geçirdiğini görürsünüz. Demekki bebeklerde bile görülen öfke, tabii bir davranış şeklidir.

Bu yönüyle öfkenin öncelikle normal bir tepki biçimi olduğunu anlamak onunla başa çıkabilmenin yollarını da kolaylaştırabilir.

Öfke öyle tabi bir haldir ki sadece insanda gözüken bir davranış biçimi değildir. Hayvanları ele alalım. Bir atınız var,  vurdunuz kırbacı vurdunuz kırbacı  tepkisi ne olur?

Burada hayvanın vereceği tepki aslında öfkenin   kontrolüyle ilgili de bize tüyo vermektedir. Normal şartlarda at, ilkel —içgüdüsel tepki vererek sizi tepesinden atmalı.  Ancak bunun daha fazla kırbaca maruz kalmaya neden olacağını anlayan hayvan öğrenilmiş tepki verir  ve daha hızlı koşmak, yön değiştirmek gibi sürücüsünün komutuna göre hareket eder. Ne kadar tecrübeliyse o kadar komutlara uygun hareket eder; aksi halde daha fazla kırbaç darbesine maruz kalacaktır.

Demek ki öfkenin kendisi aslında oldukça sıradan bir tepkidir. Etki—tepki durumu yani. Öfkenin çözümünde de aslında bu basitliği anlamak yatıyor.

Bilinenin aksine insanın en büyük öfke dönemi ergenlik ya da olgunluk dönemi değil, 1,5-2 yaşlarıdır. O yaşlardaki çocuklarımızı bir düşünelim. Oyuncağını elinden alsanız ortalığı yıkar. Sevmediği,  yiyecekleri ne kadar zorlasanız da yemek istemez. Bu mücadeleyi kazanan genelde çocuklar olur. Çünkü elinde muhteşem bir silah vardır : Ağlama. Ağladığı için size hemen herşeyi yaptırabilir. Üstelik yaptıkça davranışı pekişir ve kendi gücünün de farkına varmaya başlar.

Yetişkinler, yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle en stresli, öfkeli olanın kendisi olduğunu sanır.Dünyanın bütün çilesi yükü yetişkinlerin üzerinedir onlara göre. Oysa  araştırma sonuçlarına bakıldığında bunun böyle olmadığı anlaşılacaktır. Aslında yetişkinler çocuklardan çok daha az stres altındalar. Örneğin hangimiz yetişkinler olarak sürekli ağlıyoruz. Çok büyük travmalar olmadığı sürece, ölüm, yangın, hastalık vs. ağlamıyoruz. Sevinçlerimiz gibi üzüntü ve öfke eşiklerimiz de yüksektir. Hayata dair hayaller, yerini gerçeklere bıraktığı için daha rutin bir hayat tarzımız vardır. Çocuklukta olan hayalperestlik, mucitlik, muziplik, abartılı ve eğlenceli kişilik halleri durgun, dingin, gerçekçi, makul bir hale dönüşür. Çünkü çocuklar, öfke ve sevinçlerinde daha saf oldukları için tepkileri de bu ölçüde oldukça abartılıdır. Biz yetişkinler hergün bir arkadaşımızla kavga etmeyiz. En değerli şeyimiz (bizim için ev, araba- çocuk için şeker) elimizden alınmaz.  Bize işkence yöntemiyle yemek yedirilmez örneğin. Hele sevmediğimiz birşey asla yemeyiz mecbur kalmadıkça. Bize sürekli şunu yapma bunu yapma diye komut veren anne babamız da yoktur.

Söz dinlemediğimizde ensemize şaplağı yemeyiz. Oysa çocuklar her an baskı altındadır. Evde ders çalışma yemek yeme, okulda kurallara uyma gibi konularda küçük bedenlere büyük sorumluluklar yüklenmiştir. Bu sorumlulukların altında büyük stres yaşayan çocuklar genelde büyük bir öfkeye sahiptirler.

Tüm bunlar bize aslında öfkenin doğuştan var olmakla birlikte yaşla gelen tecrübe sayesinde onu doğru kanalize etmeyi öğrendiğimizi gösteriyor.

Çocuklar, toplumsal kuralları öğrendikçe öfkelerini kontrol etmeyi ve davranışlarını değiştirmeyi de öğrenmeye başlar. Zamanla  inatları kırılır ve istenilen davranışı zoraki de olsa gösteriverirler.

İki farklı yaşta çocuğu olanlar bunu daha iyi anlayacaktır. Öfke   kontrolünde büyük çocuğun daha başarılı olduğunu göreceksiniz. Bunun nedeni, küçük olanın öfkesini kontrolde tecrübesiz olmasıdır . Ama merak etmeyin o da öfkesini yönetmeyi öğrenecek. Çünkü toplumsal yaşam, tıpkı anne karnında bize birşey öğrettiği gibi gerçek yaşamda da bizi sürekli geliştirir.

Sosyal yaşamın bireye yüklediği sorumluluklar zamanla öfkenin kontrolünü bireye kendiliğinden öğreten bir etkiye dönüşür.  Nasıl ki kırbacı yiyen at, sahibini sırtından atıp onu tekmelemeyi denemiyorsa, bizde öfkelerimizi dizginlemeyi ve en faydalı tepkiyi verebilmeyi öğreniriz.

Örneğin trafikte,  hatalı kişiye öfkeyle bağırıp, korna çalmak yerine bunun basit bir hata olduğunu, önemsiz olduğunu düşünerek gereksiz sürtüşmelerden kaçınabiliriz. Trafik sıkışıklığında rahatlatıcı bir müzik açarak yolculuğu keyifli hale getirebiliriz. İşyerimizde patronun sert tavrına karşı çifte atma şansımız olmadığı için makul ve mantıklı taleplerini anlayışla karşılayabilir, sorunun büyümesini önleyebiliriz.  Eşimizle kavga ettiğimizde, tıpkı işimizi olduğu gibi eşimizi de  kaybedebileceğimizi düşünerek, gereksiz münakaşalardan uzak durabiliriz. Sorunların çözümünde iletişimin gücünü kullanarak sorunları büyük ölçüde halledebiliriz.

Keskin sirke küpüne zarar verir dusturunca öfkenin karşımızdakinden daha çok bize zarar verebileceğini düşünmeliyiz.

Öfkeyi kontrol etmenin mucizevi bir formülü olmadığını aslında her bireyin bir şekilde bunu zaten öğrendiğini belirttik Ancak yine de stresten uzak kalmaya çalışarak, herşeyi kafaya takmayarak, akışına bırakarak, tartışmalı ortamlardan uzak durarak, kitap okuyarak, müzik dinleyerek,yürüyüş ve spor yaparak ruhumuzu sakinleştirmemiz öfkeyle başa çıkmamızda bize fayda sağlayacaktır. Zira öfke olumsuz durumlara verdiğimiz doğal tepkidir olumsuzluklardan ne kadar kaçmayı başarır, olumsuz durumlarda nasıl davranmamız gerektiğini öğrenebilirsek öfkeyle büyük ölçüde başa çıkmış oluruz.

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli
Tüm Yorumlar (4)
  • Mümine yılmaz
    2 ay önce
    0 0

    Öfkeye dair herşeyi etraflıca detaylandırarak mükemmel bir şekilde anlatmışsınız.Nitekim Kur’an’ı Kerim’de de bu konunun önemine değinilmiştir,her ne kadar çok zor olsa da öfkeyi yenmenin kas gücünden daha büyük bir erdem olduğu anlatılmıştır.maruz kaldığımız olaylar karşısında öfke ve kaba kuvvet yerine Rabbimizin bize bahşettiği akıl nimetini kullanmamızın bizim için önemi vurgulanmıştır.zira sizinde yazınızda bahsettiğiniz gibi problemlere öfkeyle yaklaşmak onu dahada büyütür ve içinden çıkılmaz bir hale getirir ancak aklımızı kullanarak çözüm odaklı yaklaşırsak hem karşımızdakine hemde kendimize daha faydalı oluruz.Öfkeyi yenebilmek ruh sahibi insanlara bahşedilmiş güzel bir erdemdir bu kişiye hem ruhsal hemde fiziksel açıdan büyük konfor sağlar.Kaleminize sağlık tebrikler.

  • Nazlı
    2 ay önce
    0 0

    Günümüzde öfke ciddi bir sorun kimse öfkesini kontrol altında tutamıyor.Toplum hayatının zorlukları stresli yaşam koşulları öfkeyi daha fazla arttırmakta. Öfke ile oturan zarar ile kalkar sözünü düstur edinmeli ve pozitif olabilmeyi başarmalıyız.Tebrik ederim kaleminize ve klavyenize sağlık.

  • Şeyma yılmaz
    2 ay önce
    0 0

    “Huz mâ safa dâ mâ keder”
    “Çirkin ve keder vereni bırak, güzel ve huzur verene bak”
    kaidesini düsturu amel yapalım inşaallah.

    Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen ise hayatından lezzet alır…
    Yazınız cok güzel bizlerinde istifademize sunduğunuz için Allah razı olsun.

  • Azize yılmaz
    2 ay önce
    0 0

    Adem başarılar dilerim daha da iyi inşallah daha da güzel yazarsın maşallah hayırlı olsun

Sıradaki haber:

LGS YE NASIL HAZIRLANALIM?

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.