logo

KUDÜS DAVAMIZ VE KUTSALIMIZDIR

EMİRHAN HINISLIOĞLU

EMİRHAN HINISLIOĞLU
emirhan.hinislioglu@sonsaat.com.tr

İsrail’in işgal altındaki Doğu Kudüs’te Mescid-i Aksa çevresinde yaptığı kazılarla İslam dünyasının gözüne baka baka; ‘ben cebren ve hile ile yapıyorum oluyor’ dedirtircesine yaptıkları içimizi kanatıyor. 53 yıldır işgal altında tuttuğu Mescid-i Aksa‘nın el-Burak (Ağlama) Meydanı ve Meğaribe Kapısı etrafında yaptığı kazıları ile biz Müslümanları çok ama çok rahatsız ediyor.

Filistin Dışişleri Bakanlığı İsrail’in bölgeyi Yahudileştirme çabasında olduğunu açıkladı ve bu kazı çalışmalarının başta UNESCO olmak üzere BM kararlarının ihlali anlamına gelmiyor mu? “Kazılar bir başkaldırı” olarak nitelendirilse de Burak Meydanı’ndaki kazı çalışması Filistinlilerin varlığına ve kutsallarına karşı işlenen korkunç bir suçtur. Hatta mukaddes şehrin karakterini değiştirme çabasıdır. Yahudiler, duvarın, Hazreti Süleyman’ın Kudüs’te yaptırdığı Beyt-ül-Makdis‘ten kaldığına inanıyor. Aslında Batı Duvarı ve Burak Meydanı İslami vakıf alanı olarak kabul ediyor.

Düne yani ecdadımızın adaletine baktığımızda bugün İsrail’in yaptığı bu soykırım ve inançlar üzerindeki saldırganlıklarını anlamada zorlanmıyoruz. Günümüzde teamülleri devam ettirilen gayrimüslim kutsal alanlarındaki kuralların Osmanlı devleti zamanında ne derece adaletli olduğunu ve ne denli tesirli çözümler bulduğunun bir göstergesi değil mi?

Kudüs dün olduğu gibi bugünde davamızdır, kutsalımızdır. Kudüs’te Osmanlı hâkimiyeti 1516 yıllarında başladı, 1917 yıllarına kadar sürdü. Yani 5 asır Kudüs ecdadımızın himayesinde kaldı. Medeniyetin ve dinler tarihinde Kudüs şehrinin çok önemli bir yeri vardır. O demektir ki; semavi dinler için tartışmasız kutsal bir statüye sahiptir. Kudüs, İslam egemenliği döneminde huzurun ve barışın merkezi idi. Sadece Müslümanlar için değil, gayrimüslimlerinde huzur içinde yaşadıkları bir mukaddes yerdi. Zaten İslam egemenliğinde kutsalın korunması bu şekilde sağlanmıştı. Bugün ihtilafların yaşandığı zulmün ve zorbalığın hüküm sürdüğü İslam’a karşı düşmanlığın açıkça sergilendiği bu atmosferde, ecdadımız 501 yıllık Kudüs hâkimiyetini adaletli bir şekilde yönetmiştir.

Osmanlı Kudüs’ü tüm farklı din ve mezheplerin, adaletle ve huzurla yönetmiş, hangi dinden olursa olsun çıkan ihtilaflara dahi fırsat vermemiş, o ihtilafları uhuvvetle sonlandırmıştır. Gayrimüslimlere dair Osmanlı devleti 501 yıl aralıksız bu adaletli, merhametli hatta himayeci ve arabulucu pozisyonunu sürdürmüştür.

Bugün ise İsrail’in Filistin halkı üzerindeki zulümleri gözler önünde. İsrail’in, 14 Mayıs 1948‘de tarihi Filistin topraklarında bağımsızlığını ilan etmesi, Filistinliler için onlarca yıldır devam eden felaketler silsilesinin başlangıcı olmuştur. İsrail’in bağımsızlığını ilan ettiği tarih olan 14 Mayıs’ı takip eden gün yani 15 Mayıs “Nekbe” günü olarak sembolleşmiştir. Günümüze kadar uzanan bu süreçte Filistin topraklarının büyük bölümü işgal edildi, sistematik katliamlarla binlerce Filistinli öldürüldü, bir milyona yakın kişi vatanından sürüldü, 675 köy yok edildi ve bazı kentler Yahudileştirildi. Nekbe‘den bu yana işgali genişleten İsrail, şu an 27 bin kilometrekarelik tarihi Filistin topraklarının yüzde 85’ine el koymuş durumda. Filistinliler ise bu alanın sadece yüzde 15’ini kullanabiliyor.

İsrail ayrıca 1967’den bugüne kadar geçen zamanda işgal ettiği Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da da yasa dışı Yahudi yerleşim birimi inşaatlarına devam ediyor.  Filistin’e ve İslam dünyasına vurulan en büyük darbe ise ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasıyla başladı. ABD Tel Aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdığı ve Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’nı (UNRWA) dağıtmayı planladığı tarihten bu yana Filistin ulusal projesi hedef alınmıştır.

Osmanlı Devleti’nin Kudüs’ü kaybetmesinin (Aralık 1917) 100. yıldönümü olan 6 Aralık 2017 tarihine denk gelmesi, tesadüfi olmaktan öte, milletimize yönelik tarihi bir hesaplaşma olarak görülmelidir. İslam ülkeleri içerisinde sesini haykıran tek ülke Türkiye olmuştur. Her defasında İsrail’in bu katliamlarını en üst perdeden dile getirmiş Sayın Cumhurbaşkanımız, “Filistin meselesi bizim meselemizdir’ diyerek bu kalkışmaya karşı beton duvar gibi durmuştur. Dünyanın yüzüne her fırsatta bir şamar gibi çarpmaktan çekinmemiştir. Ve Türk halkı yıllardır bu davanın haklılığını Filistin’deki kardeşlerine her türlü destek olmakla tarafını belli etmiştir. Bu duruşunu daha o günlerde köklü devlet geleneği aklı ve medeniyet sorumluluğu ile İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) İstanbul’da toplanmış ve Kudüs’ün Filistin devletinin başkenti olduğu yönündeki karar oybirliğiyle alındığı tarihi intikama bir nevi cevap vererek, Kudüs’ün ihmal edilemeyeceğinin mesajı vermiştir. Kutsal Kudüs’ün sosyal veya siyasi manada sıradan bir mekân olarak değerlendirilemeyeceği gerçeği, 21. yüzyılda dünya egemen güçlerinin siyasetlerinin önemli bir alanı olmayacağını da ifade edilmiştir.

Bugün Kudüs’te aradığımız tamda budur: Kudüs’te aranan ve özlenen Osmanlı adaleti, Yavuz Sultan Selim Han’la başlayan Kudüs’teki İslam egemenliği, dünya tarihine Müslümanlar ve Türk Milleti adına parlak bir sayfayı tarihi miras olarak bırakmamızı sağlamaktadır. Günümüzde Kudüs’te yaşanan adaletsizlik ve zulüm, Yavuz Sultan Selim’le başlayan Osmanlı dönemine olan hasreti gün geçtikçe artırmakta ve ecdadımızın daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Ayasofya-i Kebir Camii’de olduğu gibi Kudüs’te de zincirlerin kırılması en büyük duamız, hasretimiz ve temennimizdir.

Kalın sağlıcakla.

 

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Otokratik Üniter mi ? Üniter Otokrat mı ?

    16 Ocak 2021 Köşe Yazıları

    Üç yıl önce olabilirliğini ön gördük. Dillendirmedik sadece istişare ettik Geçen sene Mayısta  fikir bazında düşüncemizi ifşa ettik. O zamanlar şiddetle eleştiren dostlarım oldu.Dedim ki onlara; bu gerçek,sen alkışının sesinden yangının gürültüsünü duymuyorsun aramızda ki fark o kadar anlayacağınız. SOSYAL KAPİTALİZM Mİ, "ÜNİTER OTOKRASİ Mİ" Yoksa Kissinger modeli liberal politikalar mı öne çıkacak? Bence ikincisine koşar adım ilerliyoruz. "Üniter Otokrasi" terimi şahsıma ait ikisi ayrı ayrı rejimler. "Otokratik Ulus devletler...
  • MOLLA GÜRANİ

    16 Ocak 2021 Köşe Yazıları

    Osmanlı âlimlerinden ve büyük velî. Dördüncü Osmanlı şeyhulislâmı. İsmi, Ahmed bin İsmâil bin Osman Gürânî, lakabı Şerefüddîn, Şihâbüddîn ve Molla Gürânî’dir. Daha çok Molla Gürânî lakabıyla tanınıp, meşhûr oldu. 1410 (H.813) senesinde, Sûriye’nin Gürân kasabasına bağlı bir köyde doğdu. Doğduğu yere nisbetle “Gürânî” denilmiştir. Molla Gürânî, küçük yaşta Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Sarf, nahiv, beyân, meânî gibi âlet ve kırâat ilmini öğrendi. Sonra ilim öğrenmek için Bağdât, Diyarbakır, Hıns ve Hayfa şehirlerine gitti. On yedi yaşında iken d...
  • EL ALEM NE DER?

    15 Ocak 2021 Köşe Yazıları

    Asırlardır devam eden ve hiç bitmeyecek olan “El alem ne der? “algısı... Her birimizin aşina olduğu en olumsuz cümle. Bazen her birimizin hayatına yön verdiği zamanlar da olmuştur. Bizler dünyaya geliş gayemizi unutup el alem ne der diye düşünerek hareket eden insanlar olduk. Aile ve sosyal hayatımızda bize dayatılan bir algı aslında. İnsan yaşamında toplum ve çevre önemlidir. Çevrenin dayattığı bir yaşam tarzını hiçbirimiz inkar edemeyiz. Başkalarının dedikleri üzerine kurulu hayatlar. Dünden bugüne değişmeyen bir tabu ...
  • ÇALIŞ(A)MAYAN ÖĞRENCİYE MEKTUP

    15 Ocak 2021 Köşe Yazıları

    Sevgili öğrencim; Bu mektup sana. Sen hatırlamazsın. Annen ve baban senin dünyaya gelmeni tatlı bir heyecanla bekliyorlardı. Acaba kız mı erkek mi? Diye düşünürlerken bir yandan da sana kıyafet, beşik hazırlama ve seni en güzel şekilde büyütme derdine düşmüşlerdi. Sen doğduğunda dünyalar onların olmuş tarif edilemez bir mutluluk yaşamışlardı. Seni imkânlarınca beslediler büyüttüler ve kendini koruyamadığın zamanlarda seni koruyup kollamaya çalıştılar. Bebeklikten çocukluk yıllarına, çocukluktan okul yıllarına kadar hiçbir menfaat gözetmed...