21 Nisan 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 20.421.634 kişiye ulaştı.

a Öğle Vakti 13:08
İstanbul 14°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
https://www.filbox.com.tr/

ADALET – LİYAKAT – EŞİTLİK

Adalet, bu coğrafyanın en büyük problemlerinden biri olmuştur hep. Geçmişten günümüze adalet çığlıkları maalesef hiç bitmemiştir.

Adaletsizliğin en büyük kaynağı Liyakatsizliktir. Herhangi bir kurumda liyakat olmadığı zaman oradan adalet beklemek mümkün değildir.

Osmanlı`nın yıkılışından tutun da bugüne kadar süregelen ülkemizdeki bir çok sorunun temel kaynağı bu üç kavramdır.

Bu kavramların babası ise adalettir. Zira bir insanın hak arama mücadelesinde en önemli kurum mahkemelerdir. Adil bir mahkeme devlete güven halka huzur verir. Adaletsiz bir mahkeme mazlumun hakkını gasp edenlerin kılıcı olur. Mazluma zulüm, zalime cesaret verir.

Adalet, bağımsız ve tarafsız olursa işlevini yerine getirir ve toplumsal sorunlara ilaç olur. Ama maalesef adalet mekanizmasının karnesi hiç parlak olmamıştır. Yargı siyasetin gölgesinde varlığını sürdürmeyi adalet sanmıştır.  Siyasetin serin gölgesinden çıkıp halkın canını yakan kavurucu cehennem sıcağına benzer güneşi göğüslemeye pek cesaret edememiştir.

Liyakat ise adaletin oluşumuna ve toplumun refahına katkı sağlayacak mühim meselelerin başında gelir. Liyakatli bireylerden oluşan toplum, adaletin sağlanmasında büyük önem taşır.

Tüm devletlerin şahlanışında olduğu gibi yıkılışında liyakatin  önemi büyüktür. Koçi Bey, Osmanlı’nın çöküş dönemlerinde padişahlara sunduğu risalelerinde adalet ve liyakate geniş yer vermiş, devletin önemli makamlarına getirilen kişilerin torpille yükselmesine isyan etmiştir.

Liyakatsiz kişilerin iş başına getirilmesi devletin kendi bünyesine zarardır. Devlet, liyakatsiz kişilerin iş bilmezliğiyle yönetilirken, çağdaşlaşma yerine gittikçe çağa ayak uyduramayan geri kalmış bir ülkeye dönüşür. Buna rağmen liyakatsiz kişilere hiç bir şey olmaz. Onlar ceplerini doldururken kendi ikballerini memleketin istikbalinden önde tutar ve torunlarının geleceğini dahi garantilemiş olur. Nitekim Osmanlı’nın son demlerinde alim kişilerin çocukları, Beşik Ulemalığı  denen bir uygulamayla, kendi ikballerini devletin batışına rağmen sürdürmüşlerdir.

Bugün de durum çok farklı değildir. Hiç bir yeteneği olmayan kişiler siyasi akrabaları sayesinde en tepelerde, en güzel makamlarda hiç bir liyakat şartı aranmaksızın yerleşebiliyor. Öyle ki işe göre eleman değil ; elemana göre ilanlar vererek bu kişileri rakipsiz kılıp ayrımcılığın, adam kayırmanın, torpilin dibini sıyırıyorlar. Tüm başarılarına rağmen sınavda başarılı olan gençler, mülakatlarda elenip işsiz kalıyor ve ekmeğinden oluyor.

Torpilin yaygın olduğu toplumlarda liyakat son derece önemsizdir. Maalesef Doğu toplumlarının genel özelliği kendisi için her şeyi mübah gören bir anlayışa sahip olmasıdır. Bu gün en dindarımız bile torpilin günah olduğunu bilmesine rağmen ilk başvurduğu iş için torpil aramaktır. Üstelik bu durumu savunan mütedeyyin insanlar torpilin kul hakkı olduğunu, başkalarının hakkını gasp ettiğini bildiği halde kendi işine öyle geldiği için kafasını deve kuşu misali kuma gömmeyi tercih ediyor.  

Maalesef hak, hukuk, adalet, eşitlik gibi kavramlardan herkes muzdarip olmakla birlikte kendi mahallesi dışındaki haksızlık ve hukuksuzluklara kulaklarını tıkıyor. Hal böyle olunca insanlar kamplara bölünüyor ve kendi mahallesindeki kişiler için torpil yapmak mücadelenin ön şartı olarak kabul ediliyor. Böylece günah olan bir kavram kutsal bir mücadelenin yöntemlerinden sayılan absürt bir duruma dönüşüyor. Örneğin seneler evvel bir arkadaşımın ağabeyi İstanbul’da bir belediyeye özel güvenlik için başvurmuş, mülakatta Kuran`dan bir aşir okuması istenmiş okuyamayınca da işe alınmamıştı. Mülakatı yapan bizzat belediye başkanı. Şimdi bu adam dindar sanıyor kendisini. Oysa dine en büyük zararı veren zihniyetin ta kendisidir.

Liyakati sağlamanın tek yolu, devlete alımlarda kişilerin inisiyatifine bırakılmayacak bir  mekanizmanın kurulmasıyla mümkün olabilir. Özellikle hemen her alımda neyi ölçtüğü belli olmayan, torpilliyi ayırt etmeye yarayan mülakat sistemi ortadan kaldırılmalı adil bir yazılı sınav şartı getirilmelidir.

Herkesin doğuştan gelen insan olmayla özdeşleşen temel haklarından bir diğeri de eşitliktir. Eşitlik sadece komünistlerin savunduğu ideolojik bir kavram değildir. Kendi Anayasamıza göre her vatandaş eşittir. Aslında Anayasa demese bile insan yaradılışta eşit yaratılmıştır. Bu sebeple kimse kimseden üstün değildir. Hiç bir kişi ya da zümre devletin kurumları önünde eşitlikten müstesna değildir.

Eşitlik ille de herkese eşit haklar verilsin demek değildir. Ama eşit şartlar ve imkanların sağlanmasıdır. Bir zenginle, fakir kimsenin yaşam tarzı farklı olabilir ama eğitimden adalete bu kişilerin elde ettiği imtiyazlar görünmez bir kast sistemi oluşturuyorsa burada bir sıkıntı var demektir. Cumhuriyetin diğer otoriter rejimlerden ayrılan en büyük özelliği en alttaki bir çobanın bile azimle çalışarak en üst mevkilere gelebilmesidir. Ancak yönetim şekli tek başına bir ülkeyi eşit ve adil yapamaz. Demokratik bir toplum olabilmenin yolu sürekli özgürlük ve demokratik adımlar atmasıyla mümkündür. Otoriter yönetimlerde ise kendi mahallesinden olan insanlar dışındakiler, yaşam hakkına dahi layık görülmeyen tahammül edilemeyen bir güruhtur. Bu toplumlarda gariban insanlar hiç bir zaman eşit şartlarda yarışmadığı bir mücadele içinde debelenip dururken, imkanları sınırsız olan kişiler kendilerine sunulan devlet imkanlarını kolayca elde edip fütursuzca bu imkanları alttaki insanların gözlerine sokabilirler. Bizde de çok eşitlikçi bir yapı olduğu söylenemez. Örneğin üniversite sınavları için köy okulunda okuyan bir çocukla özel kolejlerde okuyan çocuğun şartları aynı mıdır ki aynı sınava tabi tutulur. İmkanları kısıtlı olana pozitif ayrımcılık yapması gereken sistemimiz parası olana biraz daha fazla imkan sunarak bu sınavlardan başarısız olanlara özel üniversite yoluyla bir eşitsizliğin daha kapısını ardına kadar açmaktadır. Barajı geçmeyi bile başaramayan bu gençler, paranın gücüyle özel üniversitede hukuk, siyaset, kamu yönetimi gibi alanlarda okuyup yine sistemin kendine verdiği güçle geride kaldığı yarışı önde bitirebiliyor.

Bir toplumun gelişmişliğini ne kaldırım taşlarının kalınlığı ne de yolların güzelliğiyle anlarsınız. Bir toplumdaki insanlar bir haksızlığa uğradığında ülkenin adalet sistemine güvenip hakkını alacağına kesin inanıyorsa, ülkeyi yönetenlerin gerçekten liyakatli ehil kişiler olup atamalarda torpil yerine liyakata yer verdiğine inanıyorsa, her kamu kurumunda her anlamda eşit saygı gördüğünü söyleyebiliyorsa o devlet gerçekten gelişmiştir.

 

 

 

1 1 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

HALİMİ ÇELEBİ

HIZLI YORUM YAP

1 1 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Sitemizi kullanarak çerez kullanımını kabul etmiş olursunuz.