logo

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Türkiye’nin güvenliği Misak-ı Milli sınırlarının ötesinde başlar

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Türkiye’nin güvenliği Misak-ı Milli sınırlarının ötesinde başlar

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, “Küreselleşme çağında Misak-ı Milli sınırlarının güvenliği sınırların ötesinde başlar. Yani Türkiye’nin güvenliği, bu çağda Misak-ı Milli sınırlarının ötesinde başlar.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Kanal 7’de yayınlanan “Başkent Kulisi” programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Dış politika açısından 2019’a yönelik değerlendirmeleri sorulan Kalın, 2019’un küresel dengeler içinde değerlendirildiğinde birçok olaya şahitlik ettiğini anlatarak, 2019’da ABD ve Çin arasında ticaret savaşlarının yükselişe geçtiği bir dönemi gördüklerini söyledi.

Kalın, hem ABD’nin kendi sistemi içindeki iç hesaplaşmalar hem de Trump’ın temsil ettiği siyasi görüşün Avrupa, Ortadoğu ve diğer bölgelerin siyasetine etkisinin olduğu “Trump etkisi” denilen bir fenomenin oluştuğunu dile getirerek, bunun yanı sıra 2019’da çok farklı saiklerle birçok yerde sokak gösterilerinin ortaya çıktığını ifade etti.

Rusya’nın yükselen bir güç olma trendini koruduğunu belirten Kalın, Rusya’nın ilk defa Gürcistan kriziyle başlayan yükselişi, Kırım’da, Ukrayna’da, Suriye’de devam ettirdiğini ve şu anda Libya’da da bunun ilk örneklerini görmeye başladıklarını aktardı.

İbrahim Kalın, 2019’un Türkiye açısından hem sahada hem de masada güçlü olduğu bir yıl olduğunu aktararak, “3 tane çok önemli hadise bunun altını doldurdu. Bunun birincisi, Fırat Kalkanı Harekatı’ndan sonra Barış Pınarı Harekatıyla ‘Suriye’de sahada Türkiye olmadan plan yapamazsınız’ mesajı çok net bir şekilde verilmiş oldu. İkincisi Doğu Akdeniz’le ilgili bu arama tarama sismik sondaj çalışmalarıyla ilgili çok önemli bir hamle yapıldı. Bizim Akdeniz’e en uzun sahili olan ülke olduğumuz gerçeğini dikkati aldığımız zaman Türkiye’yi adeta Antalya Körfezi’ne hapsetmeye çalışan bir doğu Akdeniz tasavvuru var, birkaç yıldır ortalıkta dolanan… Buna karşı Cumhurbaşkanımızın girişimi ile çok önemli bir hamle yapıldı. ‘Hayır biz de sahadayız’ denildi. Şu anda iki sismik, iki sondaj gemimiz Doğu Akdeniz’de bu araştırmalara devam ediyor. ” ifadelerini kullandı.

Üçüncü olayın Libya’yla ilgili olduğunu ifade eden Kalın, “En son yaptığımız iki anlaşma, Libya krizine dönük önerilerimiz, getirdiğimiz perspektif ve siyasi duruş, bizim açımızdan 2019 bağlamında Türkiye’nin hem sahada hem masada güçlü olduğu bir yıl oldu. Bunun etkilerini Barış Pınarı Harekatı’ndan sonra ABD ile Rusya ile yaptığımız anlaşmalarda gördük. Cumhurbaşkanımız NATO Zirvesi’ne giderken sahada gücünü ispatlamış bir lider olarak gitti, masaya da böyle oturdu ve NATO ile ilgili bir perspektif ortaya koydu.” diye konuştu.

Kalın, 2019’un NATO ittifakının sorgulandığı bir yıl olduğuna vurgu yaptı. Küresel belirsizlik çağının 2019’de zirve yaptığını dile getiren Kalın, muhtemelen bunların 2020’de de devam edeceğini belirtti.”Türk ordusu asli misyonuna geri döndü”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Suriye’de herkesin kendine göre bir hesap yaptığına işaret ederek, “Türkiye, Barış Pınarı Harekatı’yla bu hesapların birçoğunu boşa çıkarttı. Cumhurbaşkanımızın o dirayetli liderliği sayesinde orada kurulmak istenen terör koridoruna müsaade edilmedi. Orada ABD’nin Obama döneminden beri devam ettiği PYD/YPG’ye yatırım politikası çok ciddi bir akamete uğradı ve bundan sonrası ciddi bir inişe geçtiğini söyleyebiliriz. Bundan sonra zaten o hayali gerçekleştirme şansları yok. Türkiye’ye rağmen orada böyle bir yapıyı kurmalarının imkan ve ihtimali artık yok. Karşılarında Türkiye’yi göreceklerini biliyorlar ve Türkiye bu konuda kendi ulusal çıkarları için sahaya inmekten çekinmeyen bir ülke. Bunu da gösterdi.” değerlendirmesinde bulundu.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin de bu imkan ve kabiliyete sahip olduğunu bir kez daha gösterdiğini anlatan Kalın, şunları kaydetti:

“15 Temmuz darbe girişiminden sonra, ‘Türk ordusu büyük bir darbe aldı. Darbe girişimi önlenince bir sürü üst düzey komutanlar amiraller, generaller görevden alındı. Türk ordusu artık hem NATO içinde hem de milli bir ordu olarak eski imkan ve kabiliyete sahip değildir’ propagandası da yapılıyordu. Halbuki 15 Temmuz’dan sonra şunu gördük ki tam tersine bu FETÖ’cü unsurlardan temizlendiği oranda Türk ordusu asli misyonuna geri döndü. Daha disiplinli daha güçlü ülkenin çıkarları için sonuç alabilen bir askeri güç haline geldi. Bunu da en son olarak Barış Pınarı Harekatında çok net bir şekilde ortaya koydu. PKK’nın terörüyle mücadelede hem Türkiye’de hem de Irak, Suriye ve İran’da çok ciddi mesafeler alındı. 15 Temmuz’dan sonra olması bir tesadüf değil son 2-2,5 yıldır terörle mücadelede çok başarılı bir döneme girdik. Öncesinde TSK içine sızmış olan FETÖ’cü unsurların terörle mücadeleyi nasıl akamete uğrattığını defalarca gördük. Şimdi terör örgütü Türkiye topraklarında eylem yapamaz hale geldi, nefes alamaz hale geldi. İnşallah Irak’ta da harekatlar devam ediyor. Kandil’e kadar uzanacak. Şu ana kadar terörle mücadele noktasında başarılı bir yıl oldu diyebiliriz.””Merkel’le telefon görüşmesi olacak”

Libya’yla ilgili soruları da yanıtlayan Kalın, Libya’daki krizin devam ettiğini anlatarak, Türkiye’ye birçok defa gelen ve uluslararası toplumun tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayez Al Sarraj’ın 27 Kasım ziyaretinde Türkiye ile iki anlaşma imzaladığını söyledi.

İbrahim Kalın, bunlardan birinin askeri güvenlik ve iş birliği anlaşması diğerinin de deniz yetki alanlarını tespit eden, belirleyen anlaşma olduğunu söyledi.

Uluslararası toplumun Hafter’e “dur” demediği taktirde orada yeni iç savaşın başlamasının kaçınılmaz olduğuna dikkati çeken Kalın, “Çok daha kanlı bir iç savaş yaşanabilir orada. Şimdi süreç giderek yaklaşık 3 yıl önceki Suriye’deki tabloya benziyor. Bir siyasi stratejik boşluk gören oraya giriyor. En son Rusya oradaki sürece dahil olmak istiyor.” dedi.

Kalın, bütün bu arka plan çerçevesinde Libyalıların kendilerine bir talepte bulunduğunu anlatarak, “Tezkere meclise gelecek, geçecek ondan sonra şartlara, durumlara gene bir bakılacak. Onların böyle bir talebi daveti söz konusu. Bütün şartlar değerlendirildikten sonra Cumhurbaşkanımız da nihai bir karar verecek. Biz de bu arada siyasi ve teknik anlamda Ulusal Mutabakat Hükümetini desteklemeye devam edeceğiz. ” ifadelerini kullandı.

Asker güç gönderme konusunun bir süreç olduğunu ifade eden Kalın, “Askeri değerlendirmeler yapılacak, onların talepleri tekrar değerlendirilecek, o yardımın ne şekilde olacağına dair bir süreç var orada yürüyen. Şu anda orada da onlar kendilerini savunuyorlar. Ağırlıklı olarak hava savunma sistemlerine ihtiyaçları var, meşru yollardan silah temin ediyorlar bir şekilde. Orada zorluklar da var. Hafter’e silah yardımı Rusya, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün üzerinden ve başka yerlerden devam ediyor. ” diye konuştu.

Kalın, BM’nin de yönettiği bir Libya sürecinin olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

“Orada tarafları bir araya getirecek, siyasi sürecin önünü açacak, ateşkesi sağlayacak bir süreç var. Bunun için Almanya ev sahipliği yapmak istiyor. Onun hazırlık toplantılarına katıldım. Şimdi ocak ayının ikinci yarısına doğru bu zirvenin yapılması planlanıyor. Göreceğiz nasıl şekilleneceğini, Cumhurbaşkanımız da haklı olarak ‘tabloyu tam görelim’ dedi. Normalde BM’nin 5 daimi üyesi ve Türkiye, Almanya, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve İtalya’nın katıldığı, ayrıca Avrupa Birliği, Afrika Birliği ve Arap Ligi’nin katılması öngörülen bir zirve olacak. Berlin’deki toplantılarda da hep söyledim. Eğer Hafter saldırılarına devam ederse bizim Berlin’de toplanmamızın bir anlamı kalmayacak. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımız, bu soru işaretlerini de giderecek bir çalışmanın yapılması talimatını da verdi bize. Şimdi onunla ilgili de görüşmeler devam ediyor. Bugün Cumhurbaşkanımızın öğleden sonra Merkel’le bir telefon görüşmesi olacak. Onların talebi üzerine. Onlar da bu konuyu tekrar istişare edecekler.”

Önceliklerinin orada çatışmaların durup siyasi sürecin hemen harekete geçmesi olduğunu belirten Kalın, öyle bir zeminin de bulunduğunu aktardı.

Kalın, Berlin Zirvesi, BM süreci ve Libya Siyasi mutabakatının hayata geçirebilmesi için herkesin nisan ayındaki pozisyonuna geri dönmesi gerektiğini söyledi.”Türkiye’nin güvenliği Misak-ı Milli sınırlarının ötesinde başlar”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Libya’da ne işimiz var?” diyerek eleştirilerde bulunduğu bu konuyla ilgili görüşü sorulan Kalın, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Küreselleşme çağında Misak-ı Milli sınırlarının güvenliği sınırların ötesinde başlar. Yani Türkiye’nin güvenliği, bu çağda Misak-ı Milli sınırlarının ötesinde başlar. Siz hattı geniş çizmezseniz, bu küreselleşme çağında ülkenizin ulusal sınırlarını dahi koruyamazsınız. Biz bunun örneklerini defalarca gördük. Libya birilerine çok uzak gelebilir. Libya bizim deniz komşumuzdur. Libya bizim sadece tarihi bağlarımız olduğu bir yer değil aynı zamanda Kuzey Afrika’nın en belirleyici ülkelerinden biridir. Kuzey Afrika’da bir kriz olduğunda bütün Akdeniz ülkeleri bundan etkilenir Türkiye bundan etkilenir. Bu, ‘Libya’da ne işimiz var?’ sözü çok dar bir bakış açısının cümlesidir. ” 

Akdeniz’de bir fiili durum yaratılarak Türkiye’nin dışarıda bırakılmaya çalışıldığını anlatan Kalın, Türkiyesiz olamayacağını kendilerinin de bildiğini aktardı.

Kalın, değişik yerlerden, resmi, gayri resmi kanallardan bazı bilgiler geldiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

“Libya ile imzaladığımız bu deniz yetki alanları anlaşmasından aslında Mısır’da son derece memnun. Mısırlı yetkililer bunu söylediler. Onların sahası genişledi. Şu anda biz Mısır yönetimiyle bir temasımız yok ama uzun vadede baktığınız zaman bölgenin zenginliği açısından baktığınız zaman onların da Türkiyesiz bir Doğu Akdeniz planı yapmaları mümkün değil. Kendileri de biliyor bunu.””Türkiye Libya’nın taleplerine karşılık verdi”

Anlaşmalar çerçevesinde Türkiye’nin Libya’nın taleplerine karşılık verdiğini anlatan Kalın, “Türkiye gidip Libya’yı işgal etmiyor, oraya gidip kimsenin toprağını ele geçirmek gibi bir güdüyle hareket etmiyor. Burada maalesef başkaları bu tür hamleler yaptığında ses çıkartmayanlar, Rusya’nın, İtalya’nın, İngiltere’nin, Fransa’nın ne işi var diye sormayanlar, Türkiye devreye girince ‘Türkiye’nin orada ne işi var?’ İçeridekiler ‘Bizim orada ne işimiz var.’ diyorlar, dışarıdakiler de Arap milliyetçiliğini tekrar tahrik etmek için Türkiye karşıtı bir söylemle, ‘Türkiye buraları işgal etmeye geliyor, Osmanlı mirasını yeniden canlandıracak.’ Böyle bir güdüyle hareket etmediğimiz açık değil mi? Biz Suriye’nin hangi toprağını işgal ettik?”

Türkiye’nin Suriye’deki müdahalesine de bazı Arap ülkelerinin benzer tepki verdiğini dile getiren Kalın, şöyle devam etti:

“Güvenli bölgeyi kendimiz için oluşturmuyoruz, Suriye için oluşturuyoruz. Kendi güvenliğimizi de garanti altına alacak bir hamledir bu ama asıl önemlisi 4 milyona yakın Suriyeli mülteci bizim ülkemizde, en az 4-5 milyon Suriyeli mülteci de Suriye içinde yerlerinden edilmiş durumda. Bunların güvenli bir şekilde yaşayabileceği bir bölge oluşturalım. Bakın Cumhurbaşkanımız bu çağrıyı ta 2015 G20 zirvesinde Antalya’da yapmıştı ilk defa. O zaman Obama Amerika Başkanıydı, Merkel gene Almanya’nın şansölyesiydi. O çağrıya kulak verilseydi, güvenli bölge o zaman kurulsaydı, bir terör bu noktaya gelmeyecekti, iki, bu kadar mülteci olmayacaktı, üç, muhtemelen binlerce insanın hayatı kurtarılacaktı, bu kadar insan ölmeyecekti orada.””Tunus’la orada (Libya) iyi bir işbirliği yapacağız”

Kalın, “Tunus’a gittiniz. Siz Tunus’a gidince haberimiz oldu. Neden aniden bir ziyaret oldu Tunus’a? Ani bir şey mi gelişti?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Tunus, Libya’nın önemli komşularından birisi. Tunus, Cezayir, Nijer, Çad, Sudan ve Mısır Libya’nın etrafındaki komşuları bunlar. Libya’daki bu süreç çok hızlanınca Cumhurbaşkanımız çok doğru bir tespitle, ‘Cezayir ve Tunus’la teması arttıralım.’ dedi. Çünkü bizim Libya’da yapmaya çalıştığımız şey son tahlilde bütün aktörleri bir araya getirerek, BM çatısı altında yürüyen sürece bir katkı sağlamak, ulusal mutabakat hükümetini korumanın yanı sıra. Dolayısıyla ‘Cezayir ve Tunus’la da temas edelim’ dendi. Tunuslularla kendisi görüştü, yeni seçilen cumhurbaşkanıyla. Tunuslu cumhurbaşkanı da çok memnun oldu bu telefondan, zaten daha önce bir tebrik etmek için aramıştı. ‘Bu konuları istişare etmek için gelebilirim.’ deyince Cumhurbaşkanımız, o da ‘Biz de çok memnun oluruz, zaten Libya bizim de çok yakından takip ettiğimiz, bizi de doğrudan ilgilendiren bir konu. Sizinle bu konuda işbirliği yapmaktan memnuniyet duyarız.’ dedi ve hemen ‘Yarın gelelim ve yüz yüze bu konuları konuşalım.’ diye telefonda mutabık kaldılar. Salı akşamı görüştük, çarşamba gittik, gayet, güzel, verimli de bir görüşme oldu. Tunusluların da o konuda bir perspektifi var, onlar da endişeliler sınır güvenliğinden, geçişlerden, düzensiz geçişlerden, terör hareketlerinden. Tabii onlar da ulusal mutabakat hükümetini destekliyorlar, BM çatısı altında. Dolayısıyla Tunus’la orada iyi bir işbirliği yapacağız. Aynı şekilde Cezayir’le de temaslarımız devam ediyor. Belki Cumhurbaşkanımızın Cezayir’e de böyle bir ziyareti söz konusu olabilir. Çünkü Cezayir’de orada çok önemli bir aktör.”

“Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri’nin yaptırımlarına hazır mı?” sorusu üzerine Kalın, Türkiye’nin hazırlıklarını yaptığını söyledi.

Böyle bir yaptırım sürecinin olmamasını beklediklerini, bunu da ABD’ye ilettiklerini dile getiren Kalın, şöyle devam etti:

“Trump yönetimi de bundan son derece rahatsız ama kongrede oluşan böyle bir hava var. ‘Ne yapalım, ne edelim de Türkiye’yi cezalandıralım.’ Son hazırladıkları yaptırım tasarısı henüz daha gündeme gelmedi, oylanmadı, ocak ya da şubat ayında oylanması öngörülüyor veya planlanıyor. Adeta bir bohça gibi her şeyi içine koymuşlar. S400 var, Doğu Akdeniz var, Türk akımı var, bir sürü şey var. Bunun merkezinde S400 olduğunu söylüyorlar. Biz onlara S400’lerle ilgili öneri götürdük, Cumhurbaşkanımız beni görevlendirdi. ‘S400’le ilgili gelin teknik komisyon kuralım, bunlar çalışsınlar uzmanlar. Çünkü onlar F-35’lerin hassas bilgilerinin S400’ler üzerinden ele geçirileceği ile ilgili bir tezle ortaya çıktılar. Biz de uzmanlarımıza, hava kuvvetlerine, savunma sanayideki arkadaşlara sorduk, böyle bir riskin olmadığını, bunun rahatlıkla çözülebileceğini söylediler. Dedik ki ‘Gelin o zaman bunu uzmanlar paylaşsınlar. Bunu istiyorsanız ikili yapalım, istiyorsanız NATO şemsiyesi altında yapalım.’ Çünkü F-35 programının bir ortağı olarak biz de F-35’lerin herhangi bir şekilde zarar görmesini istemeyiz. Daha da önemlisi S400’leri Türk askerleri kullanacak. Biz kullanacağız, biz istediğimiz zaman açacağız, biz istediğimiz zaman kapatacağız. Adı üstünde bu bir savunma sistemi, herhangi bir ülkeye tehdit oluşturması söz konusu değil. Bize bir saldırı olduğunda kullanacağımız bir sistem. Bu kapıyı kapattılar, orada muazzam bir ön yargı var. Bunun sadece S400’le ilgili olmadığı çok açık. Barış Pınarı Harekatı’ndan rahatsız olan, PYD’ye, YPG’ye, PKK’ya vurduğumuz darbeden rahatsız olanlar, Doğu Akdeniz’de bayrak göstermiş olmamızdan rahatsız olanlar, Libya’da bayrak gösteriyor olmamızdan rahatsız olanlar, FETÖ ile mücadeleden rahatsız olanlar, bütün bunlar bir paket halinde kongrede yaptırım söylemine ya da yaklaşımına dönüşmüş durumda. Tasarıya baktığınız zaman her şey var.”

İbrahim Kalın, yaptırım paketi geçse bile Türkiye’de ekonomi üzerinde şok etkisi olmayacağını, Türkiye’nin ekonomi ve savunma sanayi alanlarında alternatifler üretmeye devam edeceğini anlattı.

Türkiye’nin Rusya ile yakınlaştığı eleştirilerine Kalın, şöyle karşılık verdi:

“Türkiye’yi buraya iten kim? Siz PYD, YPG, FETÖ konusunda adım atmayacaksınız, geleceksiniz bizim sınırımızda bir terör koridoru kurulması için adımlar atacaksınız, bölgedeki attığınız hiçbir adımda Türkiye’yi hesaba katmayacaksınız, Suriye’de, Irak’ta, Doğu Akdeniz’de diğer yerlerde, bütün Bunlarda Türkiye’yi dışarıda bırakan, Türkiye’yi alternatif aramaya mecbur bırakan adımlar atacaksınız ondan sonra dönüp de bize ‘Siz niye Rusya’yla yakınlaşıyorsunuz, niye şurayla yakınlaşıyorsunuz?’ diye soru soracaksınız. Bu yaptırım söylemi tam da o kaçınmak istediğiniz, ‘Türkiye Rusya’ya yakınlaşmasın.’ gibi bir kaygınız varsa onu daha da hızlandıracak bu yaklaşımınız. Türkiye alternatif bakmaya devam edecek. Nasıl Türkiye enerji kaynaklarını çeşitlendirmek zorundaysa aynı şekilde savunma sanayi kaynaklarını da çeşitlendirecek.””2 yıl sonra bu arabaya bineceğiz”

Kalın, otomobil tanıtımında Türkiye’nin teknoloji ekonomi tarihinde yeni bir sayfa açıldığını dile getirerek, “İnşallah 2 yıl sonra kendi otomobilimize bineceğiz. O nasıl tarihi bir an ise 2 yıl sonra bu gerçek hale gelecek. 2 yıl hiçbir şeydir böyle bir teknolojinin üretilmesinde. 2 yıl sonra bu arabaya bineceğiz, inşallah. Bu nasıl tarihi bir dönüm noktası ise Doğu Akdeniz’de yaptığımız hamleler, Suriye’de attığımız adımlar da Türkiye’nin konumunu yeniden şekillendiren, tanımlayan tarihi adımlar olarak tarihe geçecek.” dedi.

“Türkiye’nin Otomobili” projesinde yaklaşık 2 yıldır 100’e yakın Türk mühendisinin çalıştığını anlatan Kalın, şöyle devam etti:

“Çok başarılı bir iş yaptılar, iş çıkarttılar. Önemli olan burada yürüyüşün devam etmesi. Daha yürüyüşün bir fotoğrafını gösterdiler bize yani 2 yıllık bir çalışmanın sonucunda prototip üretildi. Şimdi inşallah bu devam edecek 2 yıl sona banttan ilk araç çıkacak, ondan sonra ilk yılda biliyorsunuz 175 bin araç üretilmesi öngörülüyor, planlanıyor. Muhtemelen zaten yetmeyecek. İhracata gideceğiz. Birkaç gündür bana da mesajlar geliyor İngiltere’den, Pakistan’dan, Katar’tan, başka yerlerden ‘Biz ne zaman sipariş verebiliriz?’ diye. Afrika dediğiniz 1 milyar insandan bahsediyoruz, Orta Doğu’da 250-300 milyon insandan bahsediyoruz.”

Dün Somali’deki terör saldırısında 2’si Türk vatandaşı olmak üzere 100’e yakın insanın hayatını kaybettiğini hatırlatan Kalın, haber gelir gelmez Cumhurbaşkanının herkesi arayıp harekete geçirdiğini vurguladı.

Bir uçağın dün gece Somali’ye yola çıktığını dile getiren Kalın, “İhtiyaç olursa da takviye de yapılacak. Bütün bunlar yaşandı, Doğu Akdeniz, Libya, otomobil. Mogadişu’da bir saldırı oluyor, buraya ilk tepkiyi veren, ilk hamleyi yapan Türkiye Cumhuriyeti. İşte mazlumun, mağdurun yanında olmak böyle bir şey. Bugün dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir Somaliliye sorun, ‘Somali’nin gerçek dostu kim?’ diye, verecekleri cevap çok nettir. Bu hem imkan ve kabiliyet meselesi hem de vizyon ve vicdan meselesi.” diye konuştu.

Kalın, “Cumhurbaşkanı yeni ittifak arayışları içinde mi?” sorusunu şöyle yanıtladı.

“Cumhur İttifakı, güçlü, sağlam bir şekilde yoluna devam ediyor. AK Parti burada büyük aktör ve Milliyetçi Hareket Partisi de bu ittifakın çok güçlü bir aktörü olarak, ortağı olarak şu ana kadar hamd olsun gayet başarılı bir süreç yönetiliyor. Sağolsun Sayın Bahçeli’nin bu ittifaka verdiği destek ortada ve bunu ben Sayın Bahçeli’nin sadece kendi partisinin çıkarları için yapmadığını da biliyorum. Burada ülkenin menfaati birinci önceliktir. Bunu çok açık bir şekilde gördük. Sayın Bahçeli’nin bugüne kadar ki bütün kritik hamlelerinde bunun çok açık bir şekilde gördük. Ülke menfaatini her zaman parti çıkarının önüne koymuş bir liderdir. Cumhur İttifakı’na destek vermesini de bu zaviyeden değerlendiriyoruz. Burada da sağ olsun hem bu Libya anlaşmasına olsun hem tezkere meselesine olsun, Barış Pınarı Harekatı ve diğer konularda Cumhur İttifakı’na çok güçlü destek veriyor, vermeye devam ediyor, bu devam edecektir. Cumhur İttifakı Türkiye’nin en büyük siyasi aktörü olarak, birinci aktör olarak öne çıktı ve siyasi konumunu muhafaza ediyor. Bir siyasetçinin amacı mümkün olan en geniş tabanı kucaklayabilmektir. İttifakın amacı da mümkün olduğunca hem ittifakı güçlendirmek hem tabanı kucaklamaktır. Cumhurbaşkanımız daha önce Türkiye İttifakı gibi bir şeyden de bahsetti ama şu anda böyle bir arayışı yok. Bugün Cumhur İttifakı son derece güçlü, temel milli meselelerde tam bir görüş birliği içerisinde.”

Share
#

SENDE YORUM YAZ