logo

“YARATILANI HOŞ GÖR YARATAN’DAN ÖTÜRÜ”

MESUT ÇOBAN

MESUT ÇOBAN
mesut.coban@sonsaat.com.tr

İnsan, yaratılışı ve ihtiyaçları gereği toplum halinde yaşamaya mecburdur. Çünkü insan, bütün ihtiyaçlarını bireysel olarak karşılama imkanına sahip değildir. Ayrıca dinimiz müminleri bölünme yerine birlik ve beraberliğe davet eder. İnancı, sosyal ve kültürel yapısı her ne olursa olsun toplum halinde yaşamanın insana yüklediği belli bir takım sorumluluklar vardır. Bu sorumlulukların temel dayanağını kamu yararı, başka bir ifadeyle toplumsal fayda oluşturmaktadır. İnsanlara bireysel olarak yüklenen sorumluluklar, onların faydaları içindir. Toplum olarak yaşamanın belli ilke ve kuralları vardır.

Dinimizde, başta insan olmak üzere bütün canlılara karşı iyi davranmak genel kuraldır. Bu iyi davranış sadece insanları değil diğer canlıları da kapsar. Yunus Emre’ nin ;

‘Elif okuduk ötürü

Pazar eyledik götürü

Yaratılanı hoş gör

           Yaratan’dan ötürü’                                                                                                                                                                     mısralarında dile getirdiği gibi bizler bütün yaratılanları yaratandan ötürü severiz, onların haklarına riayet ederiz.Canlı-cansız hemen her şeyin Yüce Yaratıcının eseri olduğunu biliriz.Tüm insanlı farklı etnik kökenleriyle, inanç ve kültürleriyle büyük bir aile konumundadır.

İnsanlar, değişik renklerde farklı isimlerde ve kişiliklerde olabilir. Bu geniş yelpaze içinde herkesin birbirine karşı yakınlık ve ilişki derecesi farklı farklıdır. Davranışlar, bu yakınlık ve ilişki derecesine göre şekil ve anlam kazanır. İnsana en yakın olanlar; anne, baba, dede-nine, kardeşler, torunlar, amcalar, halalar, teyzeler ve diğer yakınlardır. Bunlar bir ağacın ağacın kökleri, gövdesi ve dalları gibidirler. Ağacın gövdesi, dalları ve kökleri arasındaki ilişki neyse akraba arasındaki ilişki de odur. Bu ilişkinin koparılmayıp, aksine sağlamlaştırılması gerekir.Yakınlar arasındaki bu bağa, sıla-i rahim denir.

Sıla-i rahim;  gerek kan, gerekse evlilik sebebiyle oluşan hısımlara, ve yakınlara iyilikte ve yardımda bulunma, onlarla ilgilenme, akrabalık bağlarını güçlendirip, koruma şeklinde tanımlanabilir. 

İslam dini, yakınlar arasındaki bu bağın koparılmasını, büyük günahlar arasında saymıştır. Çünkü nsanın diğer insanlarla olan ilişkileri,   yakınları  ile olan ilişkilerine göre şekillenmektedir.Yakınları ile iyi ilişkiler içinde olmayan insan, diğer insanlarla nasıl iyi ilişkiler  kurabilir?

Toplumdaki sevgi ve dayanışma bağlarının çözülmesi aileden başlar, komşulara ve diğer kesimlere sirayet eder, sonuçta kişi ve toplum bazında uyum ve düzen  bozulur.

Gerek akrabalarımız gerekse diğer insanlarla ilişkilerimiz gün geçtikçe zayıflıyor. Kendimizin dışındaki insanları ve onların problemlerini gün geçtikçe umursamaz oluyoruz. Huzuru, sevinci, üzüntüyü, varlığı, yokluğu bireysel olarak yaşıyoruz.

Oysa problemler, üzüntüler paylaşıldıkça hafifler, aynı şekilde de sevinçler de paylaşıldıkça daha büyük bir anlam kazanır.

Ahlakımız, ticaretimiz, sanatımız, dinlenme ve eğlence kültürümüz, insani ilişkilerimiz maalesef  gittikçe yozlaşmaktadır. Bunun en önemli sebebi modern dünyanın bizlere sunduğu hayat tarzı ve kendi değerlerimizden uzaklaşmamız olsa gerek.  Özellikle büyük şehirlerde  akraba ilişkilerinin zayıfladığını, hatta kaybolma noktasına geldiğini görmekteyiz. Oysa dinimiz, bir taraftan akraba ilişkilerini olabildiğince kuvvetlendirmemizi, onlardan muhtaç konumda olanları koruyup kollamamızı emrederken, diğer taraftan da yakınlarla ilişkilerimizi koparmamızı yasaklamaktadır.Dinimizde sıla-i rahimin, bu derece önemli görülmesinin temelinde, bu tür kaygılar vardır. Bu sebeple  sıla-i rahimin, bu tür problemlerin çözümünde etkin bir yol olduğunu söyleyebiliriz.

Hayatta her şey bizim hedeflediğimiz ve arzuladığımız şekilde gitmeyebilir. Yakınlar arasında da zaman zaman çeşitli sebeplerden hoş olmayan olaylarla karşılaşmak mümkündür. Böyle bir noktada akrabamız bizi terk etse , görüşmrk istemese hatta kötülük bile yapsa şuurlu bir Müslüman olarak akrabalık bağını koparmamalıyız.

Akraba ve dost ziyaretlerini küçümsememeli ve kesmemeliyiz. Sila-i rahimi Allah rızasını kazanmaya vesile olacak bir amel olarak görmeliyiz.

Bu düşünce ile öncelikle ana-babamız,kardeşlerimiz,ve diğer yakınlarımız olmak üzere imkanlarımız ölçüsünde ziyaret edip hal ve hatırlarını sormalı, sıkıntıve üzüntülerini paylaşmalıiproblemleri varsa imkanlar ölçüsünde çözümüne yardımcı olmalıyız. Bunun aynı zamanda dinimizin bir gereği olduğunu da unutmamalı akraba ile ilgiyi kesmenin ve onlara kötü davranmanın büyük günahlardan olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Fillerin Kralı Jumbo

    30 Mayıs 2020 Köşe Yazıları

    Hayvanlar aleminde beni en çok etkileyen , bir çok insanın da devasa kulakları ve hortumları , boyutları ve ürkütücülüğüne rağmen sevimli buldukları , ilgilerini çeken bir hayvandan bahsetmek istiyorum ; filler . Memeli hortumlu sınıfından sadece fillerin soyu tükenmemiş ve günümüze kadar gelebilmişlerdir. Beyinleri yaklaşık 5 kilodur ve dünyanın en büyük beyinli canlılarıdır. Aynı zamanda büyük enerjileri olan ve bu enerjiyi bize de geçirebilen hayvanlardır. Fil nüfusunun en fazla olduğu bölge Afrika ve Orta Asya’dır. Asya filleri diğ...
  • İMRAN BİN HÜSEYİN (R.A)

    30 Mayıs 2020 Köşe Yazıları

    İmran Bin Hüseyin, Huzaa kabilesine mensuptur. Hicretin yedinci yılında, Hayber senesinde Rasulullah (s.a.v) 'e biat etti. İslâmla şereflendikten sonra Efendimizin yanından ayrılmadı. Hizmetinde bulunmayı kendine şeref bildi. Sohbetlerini kaçırmadı. Onun huzurunda öğrendiği güzellikleri hayatında yaşamanın mutluluğuna erdi. Bir gün İki Cihan Güneşi Efendimizle birlikte otururlarken Temimoğullarından ve Yemen halkından bir gurup geldi. Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz onlara kâinatın yaradılışı ve kıyametin kopmasına dair konularda açıklamalar...
  • SALİM MEVLA EBU HUZEYFE (R.A)

    29 Mayıs 2020 Köşe Yazıları

    Ebu Huzeyfe'nin zevcesinın kölesi idi. Ebu Huzeyfe, Müslüman olunca o da İslâm'a girmek istedi. Çünkü Ebu Huzeyfe(r.a) 'da büyük değişiklikler görmüştü. Onun bir köleye karşı tavrı hemen nasıl değişivermişti? Bunu kim sağlıyordu? Ebu Huzeyfe'nin şefkatli, merhametli davranışı ona çok tesir etmişti. Birlikte Resulullah(s.a.v) 'e gittiler. Kelime-i şehadet getirerek İslâm'la şereflendi. Ebu Huzeyfe (r.a) da onu azad etti. İstediği yere gitmek hususunda onu serbest bıraktı. Fakat Sâlim ondan ayrılmadı. Ebu Huzeyfe nin kölesi iken şimdi onun evladı...
  • Gelecek Nesiller Kimin Olacak ?

    29 Mayıs 2020 Köşe Yazıları

    Hristiyan dünyasında bulunan teslis inancı , kilise ve din  adamlarının baskıcı uygulamaları, asli günahın nesiller boyu insanlara sirayet etmesi gibi tarihsel arka plana yönelik tepkisel bir alt yapıya sahip deizm, nasıl oldu da müslümanların çocukları tarafından kabul gören bir inanç haline geldi ? Halbuki İslam vahye dayalı bir tevhid akidesidir. İslam dininin kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim değişikliklere ve bozulmalara karşı Allah (c.c) tarafından korunmuş güvenilir bir kitaptır. Yüce Allah (c.c) En’am Suresi 38.ayette “Biz kitapta hiç bir şe...