logo

HİND BİNT-İ UTBE (R.ANHA)

MESUT ÇOBAN

MESUT ÇOBAN
mesut.coban@sonsaat.com.tr

İslam ordusu Mekke’yi fethetmiş, küçük gruplar halinde devam eden sokak ça­tış­maları sona ermiş ve Kabe putlardan temizlenmişti. Re­su­lul­lah’ın engin şef­kati ve mü­samahası yine kendini göstermiş, kılıçlarını terk edip Kabe’ye sığı­nanlara eman veril­mişti.

İslam ordusunun haşmeti ve Re­su­lul­lah’ın müsamahası karşısında kalplerinin katılıkları erimiş, hakkı görmüş olan birçok kimse, hatta müşriklerin ileri gelen­lerinden bazıları teker teker İslam’a girmeye başlamıştı. Resul-i Ekrem her bi­rinden teker teker biat alıyor, sanki aralarında hiçbir düşmanlık geçmemişcesine, şefkatle İslam’ın sinesine ka­bul ediyordu. Çünkü İslam, samimi tövbe ve ne­dametten sonra geçmişten hesap sor­mazdı.

Fetih gününün gecesi Müslümanlar, yıllardan beri Kabe’de ibadet edebilme ar­zu­suyla yanan gönüllerinin hasretini dindirmek, çileli, işkenceli ve ıstıraplı günlerden sonra “fetih müjdesi”ne nail kılan Rab’lerine minnet ve şükranlarını sunabilmek maksadıyla Beytullah’ı doldurmuşlardı. Kimi yalnız başına kimi de cemaatler halinde ibadet ediyorlardı. Kimi rükuda, kimi secdede, kimi kıyamda idi. Kabe cıvıl cıvıl kaynıyordu. Tıpkı bir mahşer gibiydi. “Lebbeyk”ler, “Allahü ekber”ler yeri göğü çınlatıyor, gönüllerden kalplerden süzülen dualar du­daklarda şekilleniyor, berraklaşıyor ve semaya açılan ellerden Rab’lerine ulaşı­yordu.

Bu ulvi manzarayı yüksekçe bir yerden seyreden birisi vardı. Manzara bu seyircinin heyecanını gittikçe artırıyordu. Bu seyirci, Uhud Harbi’nde İslam kahramanı Hz. Hamza’yı (r.a.) Vahşi’ye öldürten, daha yeni müslüman olmuş müşrik reislerinden Ebu Süfyan’ın karısı Hind bint-i Utbe idi. Kabe’deki kutsi manzara Hind’in kalp katılığını gidermiş ve şirki bertaraf etmişti. Hind gece yarısına doğru kocası Ebu Süfyan’a kesin kararını açıklamıştı: “Ben Muhammed’e (a.s.m.) biat etmek istiyorum!” Karısının bu sözüne şaşı­ran Ebu Süfyan şöyle karşılık verdi:

“Ama sen İslam’ı inkar ediyordun!”

Hind de kocasına şöyle cevap verdi:

“Evet. Vallahi öyle idim. Ancak şimdi, ben şuna kesinlikle inanıyorum ki, bu geceden önce bu mescitte [Kabe’de] Allah’a hakkıyla kulluk edilmemiştir. Ye­min ederim ki, Müslümanlar bütün geceyi namaz kılarak, ayakta, rükuda ve secdede geçirdiler.”

Karısının kesin kararlı olduğunu gören Ebu Süfyan şöyle dedi:

“Öyle ise akrabandan birisini yanına al ve Muhammed’e git.”

Ertesi günü Hind’in kardeşi Ebu Huzeyfe, Hind ve diğer kardeşi Fatıma’yı da alarak Re­su­lul­lah’a geldiler. Re­su­lul­lah onlara İslam’ı anlattı ve bazı şartlarda biatlarını kabul edeceğini bildirdi. Hind tam Re­su­lul­lah’a biat edeceği sırada şöyle dedi:

“Ben sana hırsızlık etmemek üzere biat edemem! Zira sen Ebu Süfyan’ın cim­riliğini bilirsin. Bana kafi derecede mal ve yiyecek vermez, ben ise onun malın­dan çalarım!”

Re­su­lul­lah, gidip Ebu Süfyan’dan helallik dilemesini, aksi takdirde biatını kabul edemeyeceğini bildirdi. Hind doğruca Ebu Süfyan’a gitti ve durumunu anlattı. O da kendisine helallik verdi. Hind sevinç içinde Re­su­lul­lah’a geldi. Bu gelişi öncekinden farklıydı. Örtünmüştü. Re­su­lul­lah biatını kabul etti. Sonra Hind, Re­su­lul­lah’a karşı içinden geçenleri şöyle ifade etti:

“Ey Allah’ın Resul’ü! Burada senin çadırından daha çok hiçbir çadıra kin duy­mazdım. Senin çadırından daha fazla hiçbir çadırın yağmalanmasını istemez­dim. Fakat Allah’a yemin ederim ki, bugün Allah’ın, senin çadırını mamur et­mesini ve mübarek kılmasını temenni ediyorum.”

Bu sözlere karşı Re­su­lul­lah’ın cevabı şu oldu:

“Allah’a yemin olsun ki, beni çocuklarınızdan, anne ve babanızdan daha çok sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız.”

Eve döndüğünde Hind’in (r.anha) ilk işi, oradaki putu kırıp parçalamak oldu. Pu­ta vurduğu her bir darbede Hind’in ağzından şu sözler dökülüyordu:

“Biz seninle beraberken aldanmıştık!”

Artık o da İslam’ın sonsuz saadetine kavuşmuştu.

 

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • EBU ALİ SEKAFİ

    25 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Büyük velîlerdendir.. İsmi, Muhammed bin Abdülvehhâb, künyesi Ebû Ali Sekafî’dir. Nişâbur’da doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. 939 (H. 328) senesi Nişâbur’da vefât etti. Zamânındaki âlimlerden ilim tahsîl edip, hemen hemen bütün ilim dallarında ihtisas sâhibi oldu. Sonra tasavvuf yâni mânevî bilgileri tahsil için evliyânın büyüklerinden Ebû Hafs Haddâd ve Hamdûn Kassâr’ın sohbetlerine katıldı. Kısa zamanda velîlik bilgilerinde de yükselip kâmil, olgun bir zât oldu. Güzel konuşması ile insanları cezbedip kendine çekerdi. Ona; kişi için ...
  • ASIRLARDIR DEVAM EDEN ÖN YARGI

    25 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Ön yargı bir kimse veya bir şeyle ilgili olarak belirli şart, olay ve görüntülere dayanarak önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz yargı demektir Günlük yaşantımızda   karşılaştığımız bir davranış ve yıkamadığımız bir tabudur önyargı. Asırlardır din, dil ,ırk fark etmeden devam eden kısır bir döngü. Zaten biz önce kendimizi muhasebeye çeksek her şeye önyargı ile yaklaştığımızın farkına varacağız. Toplumda karşılaştığımız insanı sadece dış görünüşüne bakarak değerlendirebiliyoruz. Bazen baktığımız bir insanı veya hayvanı çirkin görüyoruz am...
  • İlk Osmanlı Halifesi Yavuz Sultan Selim

    24 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    I.Selim, bilinen adıyla Yavuz Sultan Selim Han, 9. Osmanlı padişahı ve 88. İslam halifesidir. Aynı zamanda ilk Türk İslam halifesi ve Hâdim'ul-Harameyn'uş-Şerifeyn unvanına sahiptir. Bu yıl vefatının (22 Eylül 1520) 500.Yılı. Yavuz Sultan Selim Han, vefatının 500. Yıldönümü nedeniyle İstanbul Fatih’teki türbesi başında bir anma programıyla yâd edildi. Programda Evrensel Hafızlar Derneği hafızları tarafından okunan 500 Hatm-i Şerif’inde duası yapıldı. Dokuzuncu Osmanlı padişahı ve şair (Doğumu 10 Ekim 1470, Amasya. Vefatı 21/22 Eylül 1520, Çorl...
  • HAKİM-İ TİRMİZİ

    24 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Alim ve evliyanın büyüklerinden. İsmi Muhammed bin Ali bin Hasan bin Bişr, künyesi Ebû Abdullah’tır. Hakîm lakabıyla tanındı. Tirmiz’de doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. 932 (H.320) senesi Nişâbûr’da şehîd edildi.Hakîm-i Tirmizî küçük yaşta tahsil hayâtına başladı. Babasından teşvik ve destek gördü. Doğduğu şehir olan Tirmiz’de Kuteybe bin Saîd, Sâlih bin Abdullah Tirmizî, Sâlih bin Muhammed es-Sa’dî, Hasan bin Ömer bin Şakîk, Yahyâ bin Mûsâ, Utbe bin Abdullah Mervezî, İbâd bin Yâkûb Ravagânî, Muhammed bin AliŞakîk, Süfyân binVekî’, Yâkûb bi...