logo

AK Parti Sözcüsü Çelik: Süleymani’nin öldürülmesi Orta Doğu’da ilişkiler denklemini etkileyecek sonuçlar doğurdu

AK Parti Sözcüsü Çelik: Süleymani’nin öldürülmesi Orta Doğu’da ilişkiler denklemini etkileyecek sonuçlar doğurdu

AK Parti Sözcüsü Çelik, İranlı Komutan Süleymani’nin öldürülmesi ile ilgili, “Orta Doğu coğrafyasındaki ve uluslararası ilişkiler denklemini doğrudan etkileyecek sonuçlar doğurdu.” dedi.

ANKARA (AA) – AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısı devam ederken, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

Ömer Çelik, toplantıda iç politikaya dair kapsamlı bir gündem bulunduğunu ve bunun değerlendirildiğini söyledi. 

Yeni yıla girilmesinin ardından Irak’ta gerçekleşen hadiselerle birlikte dış politika gündeminin de daha karmaşık ve uzun vadeli krizleri barındıran bir hale geldiğini anlatan Çelik, bu konunun da kapsamlı bir şekilde değerlendirileceğini ifade etti. Şehit cenazesi

Pençe-3 harekatı kapsamında Irak’ın kuzeyinde şehit düşen sözleşmeli piyade er Berkay Işık’ın cenaze töreniyle ilgili haberlere ilişkin, “Alevi askerin cenazesine devletin zirvesi ve Genelkurmay katılmadı” şeklinde bir haber yapıldığını hatırlatan Çelik, “Son derece çirkin bir haberdir. Tipik bir yalan haber örneğidir, her şeyden önce şehadet mertebesine erişmiş kardeşlerimizi Alevi-Sünni ya da herhangi bir etnik aidiyetle ya da mezhepsel mensubiyetle tanımlamak şehitlik makamına bir saygısızlıktır. Ne devlet geleneğimizde ne milletimizin adetlerinde şehitler arasında böyle bir ayrım yapmak şeklinde bir yaklaşım söz konusu değildir. Kesinlikle de hiçbir şehit cenazesinde bu olmamıştır.” diye konuştu. 

Anayasada belirtilsin ya da belirtilmesin, kanunla tanımlansın ya da tanımlanmasın devlet geleneği olarak hiçbir şekilde şehitle ilgili ayrım yapılmasının söz konusu olmadığına vurgu yapan Çelik, “Milletimizin bütün şehit cenazelerine sahiplenmesi konusunda da şehidimizin hangi etnik mensubiyeti olduğu, hangi mezhepsel aidiyeti olduğu şeklinde bir ayrımı kesinlikle söz konusu değil. Maalesef o sebeple baştan aşağı yalan bir haber, son derece provakatif bir haber ve şehitlik makamına karşı da son derece saygısızca yapılmış bir haber.” şeklinde konuştu.

Bu konuda yaptıkları açıklamalara karşı, “Ama şunlar şunlar katılmadı” şeklinde bir açıklama daha yapıldığını hatırlatan Çelik, “Yani hangi ismin katılacağına bu haberi yapanlar mı karar verecek? Hükümet adına Aile Bakanımız Zehra Hanım oradaydı, partimiz adına Genel Başkan Yardımcımız Fatma Hanım oradaydı. Nitekim Valimiz yönetici olarak, amiral ve generallerden toplam 9 kişi olmak üzere her kademeden subay, astsubay, er ve erbaş katıldı.” ifadesini kullandı.

Milletin sahiplenmesi konusunda herhangi bir eksiklik, herhangi bir sıkıntının söz konusu olmadığını dile getiren Çelik, şunları kaydetti:

“Şehitlerimizin uğurlanması ile ilgili bütün şehitlerimize devlet töreni olarak aynı tören uygulanmaktadır, hiçbirinde bir farklılık yoktur. Dolayısıyla neredeyse nefret suçu kapsamına girebilecek bir yalan haberle bir şehidimizin cenazesi vesilesiyle karşılaşmak son derece üzücü olmuştur. ‘Camiden kaldırıldı, cemevinden kaldırıldı’ gibisinden vurguların yapılması bile yanlıştır. Devlet, millet şehidimiz nereden kaldırılmasını istiyorsa talebi ne ise ona göre riayet ederek, ailesinin talebine saygı duyarak o cenaze törenini her zamanki genel uygulamalara, usullere uygun bir şekilde gerçekleştirmektedir.” Diyarbakır anneleri

Diyarbakır anneleriyle ilgili gündemin MYK ve MKYK açısından son derece canlı bir gündem olduğuna değinen Çelik, Diyarbakır annelerine heyetleri adına selamlarını iletti. 

Annelerin vicdan eyleminin 126’ncı gününe girdiğini, bazı annelerin çocuklarına kavuştuğunu, bazılarının da kavuşmayı beklediğini dile getiren Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın anneleri ziyaret ettiğini hatırlattı. 

Anneliğin ideolojisi ve siyasetinin olmayacağını vurgulayan Çelik, “Annelerin bu vicdan çağrısı etrafında kalbi olan herkesin, vicdanı olan herkesin kenetlenmesi ve Diyarbakır annelerinin bu çağrısına destek vermesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Biz bir kere daha onlara buradan selamlarımızı, saygılarımızı iletiyoruz.” dedi. Kadına şiddet

Kadına şiddet konusunun yılın ilk günlerinde de çeşitli haberlerle gündeme geldiğini anımsatan Çelik, “Bunun siyasetin üzerine düşen, vazifesi olan kısımları var kadına şiddetin önlenmesi açısından bir de tabii kültürel, ahlaki duyarlılıkların artırılması ile ilgili yapılması gereken çalışmalar var.” değerlendirmesinde bulundu.

Hukuki düzenleme noktasında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunu çıkardıklarını anımsatan Çelik, “Bu alanda tabii aktif olan sivil toplum örgütlerinin de fikirleri alınarak bu aşağıdan yukarıya oluşturulmuş bir çerçeveydi, son derece takdir gördü.” diye konuştu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya ilişkin ne gerekiyorsa yapılması konusundaki talimatını sık sık yinelediğini belirten Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“En son Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız, Adalet Bakanlığımız ve İçişleri Bakanlığımız, diğer bakanlık ve paydaşların bir araya gelmesiyle 75 maddelik bir eylem planı ortaya koydular. Parti olarak bu 75 maddelik eylem planını son derece önemsediğimizi belirtmek isterim. Bütün taraflarla görüşülerek, devlet içerisindeki kurumların görüşleri alınarak, sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınarak bu noktada ortaya koyulmuş bir eylem planıdır bu. Diyanet İşleri Başkanlığı da burada rol üstleniyor. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının koordinasyonunda ve sorumluluğunda bu çalışmalar yürütülecek.”

Her can kaybında büyük bir üzüntü yaşadıklarına değinen Ömer Çelik, şöyle devam etti:

“Aynı zamanda da bu şiddet eyleminin gerçekleşmesi safhasına kadar ailelerinin çeşitli beyanları oluyor, işte başvuru yaptıklarını, çeşitli kademelerde kendilerine ilgi gösterilmediğini, bunlarla ilgili konuların hepsi masaya yatırılmıştır ve masaya yatırılarak nerede boşluk var, zincirin hangi noktasında zayıflık varsa bunun giderilmesiyle ilgili olarak son derece hassas çalışmalar yürütülmektedir. Örneğin İçişleri Bakanlığımız tüm kaymakam ve emniyet müdürlerine ve yaklaşık 28 bin ilgili polis memuruna bu konuda eğitim vermiştir, jandarma görevlilerine eğitim verilmiştir. Yani kadına şiddet konusuyla karşılaştıklarında nasıl davranacaklar, nasıl hızlı bir şekilde harekete geçecekler. Bu yıl sonuna kadar İçişleri Bakanlığı bünyesinde 250 bin polisimiz ve jandarmamız bu eğitimden geçmiş olacaktır. Yine İçişleri Bakanlığımızın yayınladığı genelge çerçevesinde emniyet teşkilatı psikolog ve sosyolog alımları ile kadrolarını kadına karşı şiddetle, aile içi şiddete karşı daha duyarlı ve daha etkili hale getirecek.”

Konunun sürekli takip ve mücadele edilmesi gereken bir konu olduğunu dile getiren Çelik, şu bilgileri verdi:

“Nitekim 25 Kasım’da Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü münasebetiyle bu konudaki hassasiyetler bir kere daha belli bir planlama çerçevesinde masaya yatırılmıştı ama şimdi bu 75 maddelik eylem planıyla bu aile içi şiddete, kadına karşı şiddete karşı farkındalığı artırmak, bunu önlemek için yeni bir aşamaya geçmiş oluyoruz. Bu koordinasyon sağlanarak en üst düzeyde illerde ilgili birimlerde bu takip edilecek ve gerçekleştirilecek.” 

Konuya ilişkin sivil toplum örgütlerine, belediyelere ve herkese büyük görevler düştüğüne dikkati çeken Çelik, “Esas olan gündelik hayatta kullandığımız dilin fazla ataerkil olmasından, fazla maço olmasından, kadın karşıtı bir dil olmasından başlayarak gündelik hayattaki bazı davranış biçimlerine kadar gözden geçirilmesi gereken çok önemli safhalar var.” dedi.

Dilin aynı zamanda zihin dünyasını dışarı vuran bir çerçeve olduğunu aktaran AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Gündelik hayatta kullandığımız dil maalesef bu ‘sözel şiddet’ diyebileceğimiz bu şiddete fazla yatkın, kadına karşı gereken hassasiyeti göstermeyen fazla maço, fazla ataerkil ifadeler içeren bir dil. Tabii bu dil konusundaki dil meselesi bir sonuç olarak önümüze geliyor, hem zihnimizi belirliyor hem zihnimizin çerçevesini dışarıya vuruyor. Bu konuda da çok hassas olmak gerekiyor. Hem siyasetçilerin konuşmalarında hem medyanın haber dilinde ve çeşitli alanlarda kullanılan dilde maalesef bu son derece maço, ataerkil, kadına karşı gereken saygıyı göstermeyen dili gündelik hayat içerisinde fazlasıyla görüyoruz. Mücadelenin belki de en yüksek hassasiyetle buradan yürütülmesi gerekiyor. Diğer konulardaki eğitimler tabi ki devam edecek.” İranlı Komutan Süleymani’nin öldürülmesi 

2020 yılının büyük siyasi krizlere, problemlere ve uluslararası ilişkilerde girift meselelere ev sahipliği yapacağını gösteren bir olayla başladığını belirten Çelik, Süleymani ile Haşdi Şabi örgütünün Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis’in bir suikast sonucu öldürüldüğünü hatırlattı.

Bu suikastın, Orta Doğu’yu ve uluslararası denklemi doğrudan etkileyecek sonuçlar doğurduğuna dikkati çeken Çelik, bunun her gün yeni açıklamalarla artçı depremlerinin olduğunu, Türkiye olarak gelişmeleri takip ettiklerini söyledi.

Çelik, Irak sahasının gerilimin çok yoğunlaştığı, yüksek tansiyonun, şiddetin güçlü olduğu bir saha olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

“Saldırıyla bambaşka şiddetin daha büyük safhalarını bir tehdit olarak önümüze getiren, yeni birtakım şiddet oluşumlarını önümüze getirecek bir safhaya geçildiği görülmektedir. ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesiyle İran ile ABD arasındaki gerginlik yükselmeye devam etmişti ama her şeye rağmen İran, AB ile nükleer anlaşma çerçevesindeki masaya oturma, müzakere etme çerçevesini koruyordu. AB de pozitif yaklaşıyordu, çeşitli anlaşmazlıklar olmasına rağmen. Bu eylemden sonra İran’ın nükleer anlaşmadan tamamen çekildiğini duyurması, Irak’ta havaalanında gerçekleşen bu eylemin sadece bölgeyi değil, dünyayı da nasıl etkileyebileceğini göstermesi açısından sembol bir açıklama olmuştur. Dolayısıyla hem Irak’ın hem bölgemizin hem dünyanın güvenliği ve istikrarı açısından son derece olumsuz sonuçlar doğuracak gelişmeler bu şekilde tetiklenmiştir.”

Bu saldırının bölgedeki istikrarsızlığı daha çok artıracağına işaret eden Çelik, karşılıklı tehditlerin her geçen saat tırmandığına dikkati çekti.”Irak dış müdahaleden arındırılmalı”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın taraflara itidal çağrısında bulunduğunu anımsatan Çelik, “Birisinin aşırı bir şekilde atacağı bir adım, beraberinde herkesi peşinden sürükleyerek hiç istenmeyen gelişmelerin doğmasına yol açabilir.” ifadesini kullandı.

Çelik, Irak’ın istikrarı ve güvenliğinin, bütün bölgenin istikrarı ve güvenliği anlamına geldiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Irak merkezli olarak İran ile ABD arasında ortaya çıkan bu gerilimde nükleer anlaşma meselesinde gördüğümüz gibi tüm dünyayı etkileyecek bir sonuç doğabilecektir. Bu itidal telkini çerçevesinde Cumhurbaşkanımızın birincisi ‘Irak siyasetinin, Irak’taki gelişmelerin ya da bölge siyasetinin suikastlarla şekillenmesine karşıyız’ ifadesinin altını çiziyoruz. İkincisi, uzun zamandır Sayın Cumhurbaşkanımız ‘mezhepsel çatışmaların ve aykırılıkların doğurduğu sıkıntılara’ dikkati çekmektedir. Mezhepsel düzeyde ortaya çıkan bu fay hatlarının yeniden tetiklenmesi tehlikesi söz konusu olabilecektir. Belli devletler belli mezhepler üzerinden, rakipleri başka mezhepler üzerinden maalesef siyasi fay hatlarını tetikleyebilmektedir. Bunun da maalesef şiddete dayanan çok kötü sonuçlarını çok kısa zaman içerisinde görebilmekteyiz.”

Irak’ın dış müdahalelerden arındırılmasının önemine işaret eden Çelik, bu ülkede dış müdahaleler çerçevesinde belli grupların etnik veya mezhebi grupları yanına çekmeye çalıştığını, bu süreçte olanın Irak’a olduğunu anlattı.”Meşru siyasi güçlerle görüşüyoruz”

“Irak, Iraklılarındır. ‘Irak’ın geleceğine sadece Iraklılar karar vermelidir’ düsturuyla yaklaşılması gerekiyor. Irak halkının her zaman yanındayız.” diyen Çelik, parti olarak Irak’taki bütün siyasi gruplarla ilişkilerinin olduğunu dile getirdi.

Çelik, hiçbir mezhepsel, etnik aidiyete bakmadan meşru bütün siyasi güçlerle görüştüklerini belirterek, Irak’ın istikrarına önem verdiklerini, kuşatıcı, bütünleyici hükümet yapılarını savunduklarını kaydetti.

En tehlikeli şeyin belli grupların Irak’ı kendilerine bağlı bir uydu devlet haline dönüştürmek için ortaya koydukları tasarruflar olduğunu vurgulayan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu tasarruflar devam ettiği müddetçe aslında bu devletler de kendileri açısından Irak sahasında bir istikrar anı yakalayamayacaklardır. Bunlar çıkar hesaplarıyla yapılıyorsa, Irak’ın istikrarından ve güvenliğinin sağlanmasından daha büyük çıkar hiç kimse için yoktur. Dolayısıyla aklıselim hareket etmek, burada şiddeti tırmandıracak, şiddet döngüsünü artıracak eylemlerden uzak kalmak gerekiyor. Suikastlar, hizip çatışmaları, mezhep çatışmaları ve dış müdahaleler ilk olarak Irak zemininden uzaklaştırılması gereken siyasi yaklaşımlardır. ABD’nin bölgeye bakarken tüm bölgenin güvenliği üzerinden bakması gerekiyor. ABD bütün bir bölgeye ve bütün bir dünyaya tek bir devletin güvenliği üzerinden, Orta Doğu’ya, tek bir devletin güvenliği üzerinden, Akdeniz’e tek bir devletin çıkarları üzerinden bakarsa, o zaman burada istikrarın yakalanması ve burada bütünsel, herkesi kuşatan yapıların ortaya çıkması mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla orada kullanılan dilin de makul bir seviyeye çekilmesi son derece önemli olmaktadır.” “Serrac meşru bir zeminde oturuyor”

Çelik, Libya tezkeresiyle ortaya çıkan gelişmeleri yakından takip ettiklerine değinerek, 2015’te Fas’ta yürütülen süreç çerçevesinde Libya siyasi anlaşmasının imzalandığını anımsattı.

Bu anlaşmaya dayalı olarak oluşturulan başkanlık konseyinin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2259 sayılı kararıyla uluslararası toplum nezdinde onaylanıp, Libya’yı temsil eden meşru hükümet olarak kabul edildiğini aktaran Çelik, Libya’daki Serrac Hükümetinin bu karara dayanan meşru bir zeminde oturduğunun altını çizdi. 

Ömer Çelik, şöyle devam etti:

“Şimdi maalesef bizim içimizde de bazı siyasi parti temsilcileri çıkıyorlar, bilgisiz bir şekilde ‘Hafter’in seküler olduğunu, Serrac’ın birtakım radikal grupları temsil ettiğini’ söylüyorlar. Yani 2259 sayılı BM kararının tutup da radikal bir yapıya meşruiyet verecek hali yok. Ortada meşru bir yapı var. Libya’nın doğusunda Hafter komutasında sözde Libya ordusunun desteklediği birtakım güçler ve Abdullah es-Sini’nin başkanlık ettiği hiçbir uluslararası meşruiyeti olmayan, geçiş hükümeti olarak adlandırılan bir yapı var. Bu gayrimeşru ve kendinden menkul bir yapı. Libya ulusal ordusu olarak kendisini adlandırmış ama herhangi bir BM tanımasına sahip değil. Halbuki Ulusal Mutabakat Hükümeti böyle bir tanınmaya sahip.”

AK Parti Sözcüsü Çelik, nisan ayından bu yana Trablus’a yönelik saldırıların yoğunlaştığını, bu saldırıların arkasında bazı devletlerin desteğinin olduğunu ifade etti.

Libya’da tehlikeli şekilde, yeni bir aşamaya gelmiş, iç savaşa dönüşme ihtimali olan bir çatışma yoğunlaşması olduğunu vurgulayan Çelik, “Tabii ki buradaki sivil ölümlere, yıkımlara karşı bir sorumluluğumuz var. Akdeniz’de ortak bir kaderi paylaşıyoruz. Ortak çıkarlarımız, tarihimiz ve kuşkusuz ortak geleceğimiz olan bir ülkeden bahsediyoruz.” diye konuştu.”Seküler dedikleri yapının arkasında kim var?”

Ulusal Mutabakat Hükümetinin tek meşru hükümet olarak ateşkesin sağlanması için yürütülen bütün çabaları desteklediğini dile getiren Çelik, “Libya Ulusal Ordusu” denilen ve Hafter’e bağlı güçlerin, siyasi çözüm çabalarına destek vermediği gibi BM Genel Sekreterinin Özel Temsilcisinin önerilerini de yanıtsız bıraktığına işaret etti.

Ömer Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Şimdi bizim içimizde birileri çıkıyor, bu BM’nin çağrılarını bile yanıtsız bırakan yapıyı seküler kabul ediyor, arkasından BM’nin onayladığı yapıya Türkiye’nin destek vermesini siyaset adına eleştiriyor. Peki ‘seküler’ dedikleri bu yapının arkasında kim var? Birleşik Arap Emirlikleri en baş destekçisi. Mısır var arkasında, Suudi Arabistan var, Rusya özel bir güvenlik şirketi olan Wagner üzerinden bu işin içinde. Örtülü bir şekilde de Fransa buraya olan desteğini sürdürüyor. 

Burada Libya’nın toprak bütünlüğünün korunması ve siyasi bütünlüğünün sağlanması Türkiye’nin milli çıkarları açısından elzemdir. Öyle ‘burası Fizan’dır, çok uzak bir yerdir’ gibisinden 400-500 sene önceki teknolojik imkanlar söz konusuymuş ya da o zamanki Akdeniz coğrafyasının içindeymişiz gibi bir yaklaşımla ya da şu anki savaş teknolojisi açısından baktığınızda bize son derece uzak bir yerden bahsediyormuş gibi ele alınacak bir konu değil bu.”Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias’ın darbeci General Hafter’e yaptığı ziyaret

Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’ın darbeci General Hafter’e yaptığı ziyaretin iyi düşünülmesi gerektiğini belirten Çelik, “Çünkü Serrac, yani Birleşmiş Milletlerin meşru kabul ettiği yapı, Türkiye ile anlaşmaya imza atan yapı, herhangi bir şekilde zaafa uğradığı andan itibaren Yunanistan orada yine tek taraflı, o Sevilla Antlaşması denilen aslında bir bakıma Akdeniz’de yeni bir Sevr Anlaşması anlamına gelen o haritayı yeniden uluslararası toplumun merkezi, gündemi haline getirmeye çalışacak. Neredeyse bizi Antalya Limanı’na hapseden, Akdeniz’deki bütün egemenlik haklarımızı, kıta sahanlığı haklarımızı, oradaki bütün doğal gaz, petrol üzerindeki haklarımızı ortadan kaldırmaya çalışan bir hareketlilik var.” ifadelerini kullandı.

Çelik, “Libya ile imzaladığımız bu anlaşma, Akdeniz’deki haklarımızın perçinlenmesi olduğu gibi bize karşı oluşturulan bu haritanın da yırtılıp atılması, bu yapının da darmadağın edilmesi anlamına geliyor. Neden Türkiye bu anlaşmayı imzalar imzalamaz hemen Yunanistan Dışişleri Bakanlığının hiçbir meşruiyeti olmayan Hafter ile bir araya geldiğini iyi değerlendirmek gerekiyor.” diye konuştu.”Türkiye’nin milli çıkarlarına destek veren yapıyı desteklemiş oluyoruz”

CHP sözcülerinin Hafter’e sahip çıktığını ve “seküler bir kişi” dediğini hatırlatan Çelik, şöyle devam etti:

“Bu, Hafter’in Türkiye açısından değerlendirmesi neye göre yapacağız? Türkiye’nin egemenlik haklarına, Akdeniz’deki haklarına ve Libya ilişkilerine dönük olarak, Türkiye’nin milli çıkarlarına dönük olarak nasıl davrandığıyla bakacağız. Fakat bu kişinin açıklamalarında ne var? Libya’da iş yapan Türk şirketlerini, Libya’da ikamet eden Türk vatandaşlarını ve Akdeniz’de seyreden Türk bandıralı gemileri hedef olarak gösteriyor. 

Dolayısıyla bir meşru hükümeti destekliyoruz. İki, Birleşmiş Milletlerin 2259 sayılı kararıyla meşru kabul ettiği Libyalıların temsilcisi olarak kabul ettiği bir yapıyı destekliyoruz. Üçüncüsü de bize düşmanlık eden, bir meşruiyet olmayan paramiliter bir yapının zarar vermek istediği, Türkiye’nin milli çıkarlarına destek veren bir yapıyı desteklemiş oluyoruz. Libya’daki bahsettiğim bu olumsuz gelişmeler gerçekleşirse o zaman Akdeniz’deki ve Kuzey Afrika’daki bütün çıkarlarımız, Türkiye’nin milli çıkarları olumsuz yönde etkilenecektir. Dolayısıyla deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dönük mutabakat muhtırası ile yaptığımız şey milli çıkarlarımızı korumaktır. Bunu da meşru güçlerle yapıyoruz.””Faaliyetlerimizi sürdüreceğiz”

Türkiye’nin, Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin istediği desteği vereceğini vurgulayan Ömer Çelik, “Bu Türkiye’nin milli çıkarları açısından, Akdeniz’deki ve Kuzey Afrika’daki hak ve menfaatlerimiz açısından son derece gerekli bir adımdır. Ateşkesin sağlanmasına katkıda bulunmak üzere orada olacağız, meşru yapının gayrimeşru yapılar tarafından yok edilmesini engellemek üzere orada bulunacağız ve bu desteği vereceğiz.” şeklinde konuştu.

Çelik, “Ateşkesin sağlanması ve istikrarın tesis edilmesine dönük bir katkı sağlamak üzere hem diplomatik faaliyetlerini hem de sahadaki faaliyetlerimizi sürdüreceğiz.” dedi.

Türkiye’nin herhangi bir işgal gücü olarak bulunmadığını vurgulayan Ömer Çelik, “Meşru bir gücün, meşruiyeti olan hükümetin daveti üzerine orada bulunuyoruz. Ayrıca burada Türkiye’ye düşmanlık eden Hafter’i destekleyen Fransa, Mısır, Suud, Birleşik Arap Emirlikleri ya da Rusya’yla herhangi bir çalışmamız söz konusu değil. Onların yaptığı bu işin yanlış olduğunu ifade ederiz ama biz meşru bir yapıyı desteklemek üzere oradayız. Kimseyle çatışmak üzere orada değiliz.” değerlendirmesinde bulundu.”İtidal tavsiyesi”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Libya konusunda diplomasi trafiğini yürüttüğüne değinen Çelik, şunları kaydetti:

“Biliyorsunuz Sayın Putin, Türkiye’ye gelecek, tabii ki bu konular da görüşülecek. Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanımızın son günlerdeki diplomatik trafiğinin içerisinde tabii ki Süleymani’nin öldürülmesinden sonra ortaya çıkan bu gerginlikle ilgili olarak yürütülen bir diplomatik trafik var. Tansiyonun düşürülmesi, itidal tavsiye edilmesiyle ilgili. Aynı zamanda da kuşkusuz Libya meselesi de gündeme geliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız buradaki tezlerimizi de muhataplarına ısrarlı bir şekilde anlatıyor. Önümüzdeki günlerde de bu gelişmeler takip edilecek. ‘Doğu Akdeniz’de niye yoksunuz?’ diyenler, anlaşmayı imzaladığımız zaman ‘anlaşma iyi oldu’ diyorlar.

Fakat anlaşmayı imzaladımız gücü korumak için işin içine askeri destek gerektiği zaman ‘bu yanlıştır’ diyorlar. Yani böyle kağıt üzerinde hak ve menfaatlerini koruduğumuz bir dünyada değiliz. Sadece birtakım ifadeler üzerinden sadece retorik üzerinden hak ve menfaatlerinin korunduğu bir dünyada değiliz. Anlaşmaları imzalıyoruz, diplomatik çabalarımızı sürdürüyoruz. Politikalarımızın arkasına, Türkiye’nin sahadaki gücünü koymak gerektiğinde de Cumhurbaşkanımızın iradesiyle, talimatlarıyla tereddütsüz bir biçimde sahadaki gücümüz de bir irade olarak ortaya çıkmaktadır. Politikaları bu şekilde desteklenmektedir.””TSK, ihtiyaç duyulduğu takdirde eğitici unsurlar olarak orada bulunacak”

“Dün Sayın Cumhurbaşkanının sözleri üzerinden bugün bir tartışma devam ediyor ‘Dün Libya’da muhalif güç olarak farklı ekiplerimiz olacak’ ifadesi dikkat çekti. Askerimiz koordinasyon sağlayacak.’ dedi. Bu çerçevede, farklı ekip olarak tanımlanan sosyal medyada daha önce gördüğümüz Suriye Milli Ordusu’ndan daha önce Barış Pınarı Harekatı’nda ya da benzer harekatlarda görev almış Suriyeliler midir acaba?” sorusu üzerine Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Şu ya da bu güç değil, Suriye’ye gittiğimizde orada bizimle beraber hareket edenler orada türevi unsular değildi. Oranın zaten halkı olan kendi canlarını, hak ve menfaatlerini korumak için var olan kimselerdi. Kuşkusuz Libya’da da meşru hükümet dediğimiz Serrac hükümeti var. 2259 sayılı BM kararıyla tanınmış ve tabii ki bunlara bağlı güçler de var. Bu güçlerden, coğrafya zaten karışık bir coğrafyadır. Biliyorsunuz pek çok kabileden oluşan coğrafyadır. Bizim anladığımız anlamda bir ulus devlet coğrafyası gibi kendi içerisinde tek tip bir coğrafya ve tek tip bir insan unsuru gibi düşünmeyin. Orada Serrac hükümetine destek vermek isteyen pek çok unsur bulunmaktadır. Tabii ki bunlar Türk Silahlı Kuvvetleri, bu davet çerçevesinde ihtiyaç duyulduğu takdirde eğitici unsurlar olarak orada bulunacaklardır.”

Ömer Çelik, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Libya’da vereceği eğitime ilişkin, “Tabii ki meşru yapıyı korumak isteyen ve hukuk içerisinde hareket etmek isteyen unsurlara Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından eğitim bu verilecektir.” ifadesini kullandı.Adalet Bakanı Gül’ün açıklamaları

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün FETÖ ile mücadele konusundaki açıklamalarının sorulması üzerine Çelik, şu değerlendirmede bulundu:

“Biz Fetullahçı Terör Örgütü’ne bağlı bütün unsurların devlet hayatından muhakkak suretle uzaklaştırılması gerektiğini, bu terör örgütünün elemanı olanların cezalandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Burada tabii önemli olan bu esası korurken de belli bir mücadele unsurunu korumamız gerekiyor. Devlet bu yapıyla mücadele ederken tabii ki hukuk içerisinde mücadele edecek ve Fetullahçı Terör Örgütü’ne dönük bu mücadeleyi verecek.” 

AK Parti Sözcüsü Çelik, FETÖ’nün terör guruplarının içerisine sızabilen bir yapı olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:

“Meşru yapıların içerisine girip 10, 20 ve 30 yıl kendi kimliğini belli etmeden belli bir takiye mantığıyla saklanabilen bir yapı. Bazılarının bu mücadele sırasında bu kararlar verilirken FETÖ’nün zaman zaman bu mücadeleyi kendisinden uzaklaştırmak için, çerçeveyi dar tutmaya dönük ya da zaman zaman bu mücadelenin sulandırılması için çerçeveyi geniş tutmaya dönük çeşitli taktikleri var. Karşımızda dünyadaki pek çok terör örgütünün taktiklerini kullanan bir yapı var. Bütün bunlar gözetilerek yargı kararları konusunda doğrudan herhangi bir şekilde mevcut yapıyı ıskalamayacak ama bu mücadeleyi de sulandırmayacak şekilde bir sürecin izlenmesi konusunda hassasiyet var.” 

Adalet Bakanı Gül’ün bu konudaki açıklamalarına destek veren Çelik, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Dolayısıyla muhakkak gördüğü bazı yargı kararları vardır onları tek tek konuşacak değil. Ya da yürütülen soruşturmalarla ilgili yürüttüğü bir hassasiyettir. Bu hassasiyetin dile getirilmesinden daha normal bir şey olamaz. Nihayetinde biz bunu muhalefet söylemiş başkası söylemiş… Kendi gördüğümüz bu mücadeleyle ilgili bir yanlış varsa bu yanlışı usul ve esas ile ilgili bir yanlış varsa mücadele daha etkili ve hedefe ulaşacak şekilde yürüsün diye ifade ederiz ve etmekteyiz de. Herhangi bir yerde tutup da bahsettiği şekilde bir karar söz konusu olursa ya da herhangi bir yerde bir yaklaşım söz konusu olursa örgütün elemanı olabilecek kimseler konusunda daha yumuşak bir yaklaşım ama örgüte çok daha uzak kimseler konusunda daha sert bir yaklaşım gibisinden yani basına düşen haberler üzerinden söylüyorum. Böyle bir şey olursa FETÖ ile mücadeleyi saptıracak, FETÖ ile mücadeleyi herhangi bir şekilde sulandıracak bu tip şeylere karşı olduğumuzu ifade eden bir şey. 

Esas olan bu örgütle mücadele herhangi bir safhada başlayıp herhangi bir safhada bitebilecek bir mücadele değil, çünkü bu örgüt çeşitli katmanlar halinde devlet hayatına yerleşmiş, toplum hayatının içerisine girmiş ve görünürde kendisine zıt birtakım kimlikleri temsil eden yapıların içerisine de yerleşmiş. Takiye yapma yeteneği, kendisini saklama yeteneği yüksek. Çocukluktan bu şekilde yetiştirilmiş elemanlara sahip bir örgüt. Bu konudaki teyakkuzun devlet katında en yüksek düzeyde devam etmesiyle ilgili bir hatırlatmadır diye düşünüyorum.”Kanal İstanbul Projesi 

“Savaş gemilerinin Kanal İstanbul’dan geçip geçmeyeceği, şayet geçecekse Montrö Anlaşmasına aykırı bir durum oluşup oluşmayacağı” sorusuna Ömer Çelik, şu yanıtı verdi:

“Burada kesin olan Kanal İstanbul, herhangi bir şekilde Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile herhangi bir şekilde çelişmiyor. Buradaki seyrüsefer serbestisi aynen korunacak. Geçişlerde Montrö ile sağlanan seyrüsefer serbestisine aykırı bir durumun hiçbir şekilde söz konusu olmayacağını ifade etmek isterim. Bu proje tamamlandıktan sonra da tabii ki boğazlar, Montrö Sözleşmesi temelinde gemi trafiğine açık olmaya devam edecektir. Kanal İstanbul’daki uygulamanın herhangi bir şekilde Montrö ile çelişmeyecek şekilde yönetilmesi konusunda irademiz vardır ve bu şekilde yönetilecektir.”

Televizyon kanallarında Kanal İstanbul Projesiyle ilgili çok sayıda tartışma programı olduğunu hatırlatan Çelik, konuşmasına şu şekilde devam etti:

“Bu tartışma programlarında da bir Montrö söyleniyor ama altında, içinde ne var çok kişi de bunu okumuyor. Murat Bardakçı Hocamız bir ironi yaparak ‘Aslında bu yapılan işler Kadeş Antlaşmasına da aykırı’ diye. Kadeş Antlaşması 1296’da. Yukarıdan aşağı maddeleri yazdı Ayastefanos dahil olmak üzere. Burada anlatmak istediği şey bu ironiyle ile bir sürü bir yaklaşımdan bahsediyor ama Montrö’nün içine bakıp da ‘buraya ne uygundur, ne değildir?’ diye bir analiz yapılmıyor.

Çoğu kez de ters bir şey söylendiğinde sadece bu proje yapılmasın diye, bütün gerekçeleri tükettikten sonra çevre ve diğer konularla ilgili bazı gerekçeler tükenince bu sefer ortaya Montrö ile ilgili bir konu getiriyorlar. Tabii Montrö meselesi devlet düzeyinde… Dışişleri Bakanlığının ilgili dairelerinin verdiği görüşler var, Milli Savunma Bakanlığının verdiği görüşler var. Bunların hepsi daha bu projeye başlarken tartışılmış, bununla ilgili kararlar verilmiş bir durumdadır. Bir, Kanal İstanbul’un yapılması Montrö Sözleşmesine aykırı değildir. İki, Kanal İstanbul yapıldıktan sonra da Montrö Sözleşmesine uygun olarak, Türkiye’nin herhangi bir hak kaybına uğraması gibi bir şey söz konusu olmayacak şekilde süreç yönetilecektir.”

Etiketler: » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ