logo

AMR İBNİ ABESE ES-SÜLEMİ (R.A)

MESUT ÇOBAN

MESUT ÇOBAN
mesut.coban@sonsaat.com.tr

Amr İbni Abese (r.a.) Süleym oğulları kabilesinin Becile boyuna mensuptur. Ebu Zer Gıfari (r.a.) ile ana bir kardeştir. Ebu Necih veya Nüceyh künyesiyle anılır. Babasının adı Halid, annesinin Remle’dir. O’nun İslam’la şereflenişini, Resulullah (s.a.v) Efendimizle buluşmasını kendisi şöyle anlatmıştır:

“Ben Cahiliye devrinde iken halkın sapıklık üzere bulunduğunu, doğru bir yolda olmadığını biliyordum. Çünkü onlar putlara tapıyorlardı. Halbuki putlara tapmak ne kadar anlamsız ve yanlış bir hareketti. Bundan bir kurtuluş yolu arıyordum. Bir ehl-i kitap adamla görüştüm. Bana: “Mekke’de biri çıkacak, kavminin putlarını reddedecek. O, Putlardan başka bir ilaha davet edecek, sen onu bul.” diye nasihat etti. Bir müddet sonra Mekke’de bir kişinin çıktığını ve kendisinin Allah’ın elçisi olduğunu söylediğini ve yeni din konusunda önemli haberler verdiğini duydum. Bineğime atlayıp derhal o zata geldim.

Kureyşin eza ve cefasından dolayı onun ortalıkta görünmediğini öğrendim. Onunla görüşmenin yollarını aradım. Nihayet kendisine Ukaz tarafında ulaştım. Yanına vardım ve: “Sen kimsin?” dedim. O da: “Ben Peygamberim” dedi. “Seni kim gönderdi?” dedim. “Beni, Allah gönderdi” dedi “Ne ile gönderdi?” dedim. O da: “Tek ve ortağı olmayan Allah’a ibadet etmek, kan dökmemek, putları kırmak, hısım ve akrabaları gözetmek, Allah’ı bir bilip O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak vazifesiyle gönderdi.” diye cevap verdi.

Amr İbni Abese aradığını bulmuştu. Gönlünde iman nuru parlamıştı. İki Cihan Güneşi Efendimize bir soru daha sordu: “Bu konuda sana yardımcı olacak kimler var?” dedi. “Ebu Bekir ile Bilal yanımda” buyurdu. Amr ibni Abese’nin gönlü ışıdı ve kelime-i şehadet getirerek İslam’a girdi. Böylece, ilk müslümanlardan olma şerefini elde etti.

Amr İbni Abese (r.a.) bundan sonraki hayatını yine kendisi şöyle anlatıyor:

“Ben İslam’a girince Resulullah (s.a.v) Efendimizin yanından ayrılmak istemedim. Ya Resulullah! Sana yardım etmek üzere yanında kalmak istiyorum” dedim. Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz yaşadığı mevcut şartları dikkate alarak; “Şimdi sen memleketine dön. Ne zaman benim meydana çıktığımı, İslamiyeti açıkça tebliğ etmeye başladığımı duyarsan o zaman yanıma gel” buyurdu.

Ben ailemin yanına döndüm. Süleym oğulları içinde uzun süre kaldım. Gelen giden yolculardan haber almaya çalışıyordum. Bir ara Resulullah (s.a.v)’in Medine’ye hicret ettiğini duydum. Medine’den bizim taraflara gelenlere: “Medine’ye gelen o zat ne yaptı?” diye sordum. Onlar da: “Halk hep ona koşuyor, onun dinine giriyor. Kavmi onu öldürmek istemiş, başaramamış” diye cevap verince gönlüm rahat etmedi. Derhal Medine’ye gitmek üzere hareket ettim. Resulullah’ın huzuruna vardım ve: “Ya Resulullah! Beni tanıdınız mı?” dedim. Efendimiz: “Evet!.. sen Mekke’de bize gelen kişi değil misin?” buyurdu. Bana şunları sormuştun, ben de sana, şöyle şöyle cevap vermiştim diyerek kendisini unutmadığını gösterdi. Bu sevgi ve yakınlığı görünce tekrar Efendimize: “Ya Resulallah! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret; bana namazı öğret!” dedim. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) bana şunları öğretti:

“Sabah namazını kıl. Sonra güneş doğup bir mızrak boyu yükselinceye kadar namaz kılma. Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından doğar. Kafirler de o zaman secde ederler. Sonra dikilmiş mızrağın gölgesi azalıp bitinceye kadar nafile namaz kıl. Çünkü namaz isbatlı şahitlidir. Sonra ara ver. O vakitte cehennem kızdırılır. Gölge döndüğü zaman öğle namazını kıl. İkindiye kadar kılmaya devam et. İkindiden sonra güneş batıncaya kadar ara ver. Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından batar, kafirler de o zaman güneşe secde ederler.” buyurdu.

Amr İbni Abese (r.a.) abid ve zahid bir hayat yaşadı. İstiğfar dilinden düşmezdi. Devamlı tevbe ederdi. Mekke Fethi’nden önce Medine’ye hicret etti. Resulullah (s.a.v) efendimizin yanından ayrılmadı. Mekke’nin fethine, daha sonra da Taif muhasarasına katıldı. Suriye üzerine gönderilen orduda görev aldı. Yermük savaşında Halid İbni Velid (r.a.)ın süvari birliklerine kumanda etti. 38 hadis-i şerif naklettiği rivayet edilmektedir. Büyük bir ihtimalle Hz. Osman (r.a.)’ın halifeliğinin son yıllarında Şam taraflarında vefat ettiği tahmin edilmektedir.

 

 

 

 

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İSMAİL HAKKI BURSEVİ

    27 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Anadolu’da yetişen büyük velîlerden. Babası Mustafa Efendi, aslen İstanbulludur. Mustafa Efendi, 1650 (H.1061) senesinde İstanbul Esir Hanında çıkan büyük bir yangında evi ve eşyâsı yandığından maddî sıkıntıya düştü. İstanbul’u terk ederek Trakya’da bulunan Aydos kasabasına yerleşti. İsmâil Hakkı Bursevî, 1652 (H.1063) senesinde Pazartesi günü Aydos’ta doğdu. İsmâil Hakkı Efendi üç yaşına girince, babası onu Celvetiyye yolunun büyüklerinden Seyyid Atpazarlı Osman Fadlî Efendiye götürdü. Osman Fadlî Efendi, elini öpen İsmâil Hakkı’ya; “Sen do...
  • “AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ” *

    26 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Vuslat Platformu’nun düzenlediği "Savunma Sanayiinde Milli Ve Özgün Projelerin Önemi " konulu panelde; sayın Cumhurbaşkanımızın damadı, yerli İHA ve SİHA'ların yerli mucidi, sayın  Selçuk Bayraktar, o gurur verici, ℅93'ü yerli sermaye ile üretilen, yazılımı tamamen,kendisine ait olan, İHA ve SİHA, ( İnsansız Hava Aracı ve Silahlı İnsansız Hava Aracı) ları tanıttı. Bir Türk gencinin neler başarabileceğini, gururla izledik. Yaşadığı bir çok bürokratik engellere rağmen. Allah'ın yardımıyla ,İHA ve SİHA'yı Türk Savunma sanayiine nasıl kazandırdı...
  • OYUNCAKLARLA SÜRDÜRÜLEN OPERASYON

    26 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    İçinde yaşadığımız yüzyılda,” sınırsızlık” anlamına gelen” özgürlük” anlayışının uzantısı, çocuklara sunulan oyuncaklarla devam ediyor. Yıllardır çocuklara sözde oyuncak bebek diye pazarlanan dünyaca ünlü bir marka, yavrularımızı esir almış durumda. Bebek demek masumiyet demektir.Bebek ve kadınsı bir vücut hatları bir arada olamaz. Bebek ve makyaj bir arada olamaz. Bebek ve dekolte kıyafetler bir arada olamaz. Bebek ve cinsellik bir arada olamaz. Oyuncak bebek cümlesinden anladığımız, gözümüzde canlandırdığımız asla bu değildir. Geçtiğimi...
  • EBU ALİ SEKAFİ

    25 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Büyük velîlerdendir.. İsmi, Muhammed bin Abdülvehhâb, künyesi Ebû Ali Sekafî’dir. Nişâbur’da doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. 939 (H. 328) senesi Nişâbur’da vefât etti. Zamânındaki âlimlerden ilim tahsîl edip, hemen hemen bütün ilim dallarında ihtisas sâhibi oldu. Sonra tasavvuf yâni mânevî bilgileri tahsil için evliyânın büyüklerinden Ebû Hafs Haddâd ve Hamdûn Kassâr’ın sohbetlerine katıldı. Kısa zamanda velîlik bilgilerinde de yükselip kâmil, olgun bir zât oldu. Güzel konuşması ile insanları cezbedip kendine çekerdi. Ona; kişi için ...