logo

HALİD BİN SAİD (R.A)

MESUT ÇOBAN

MESUT ÇOBAN
mesut.coban@sonsaat.com.tr

Halid Bin Said (r.a.) ilk Müslümanlardan ve Hz. Peygamber’in kâtibidir.

Babası Cahiliye döneminde Mekke’nin ileri gelenlerinden, daha sonra da İslâm’ın tanınmış düşmanlarından biri olup Ebu Ühayha künyesiyle tanınırdı.

Halid’in Hz. Ali ve Ebubekir’den (r.a.) önce veya Ebubekir’le (r.a.) beraber yahut ondan hemen sonra İslâm’ı kabul ettiği, fakat babasından çekindiği için bunu açıklayamadığı söylenmekteyse de kızı Ümmü Halid’in belirttiğine göre Hz. Ali, Ebubekir, Zeyd Bin Harise ve Sa‘d Bin Ebu Vakkas’tan (r.a.) sonra beşinci Müslümandır.

Bir gece rüyasında korkunç bir ateşin kenarında bulunduğunu, babasının kendisini ateşe atmaya çalıştığını, Resul-i Ekrem’in de onu belinden kavrayıp kurtardığını görmüştü. Rüyasını anlattığı Hz. Ebubekir (r.a.) Resulullah’a iman etmesini tavsiye edince Halid, Resul-i Ekrem’in yanına gidip daveti hakkında bilgi aldıktan sonra Müslüman oldu. Ancak babası diğer kardeşleri vasıtasıyla onu yakalatarak feci şekilde dövdü, güneş altında günlerce susuz bıraktı, kardeşlerinin kendisiyle konuşmasını yasakladı.

Halid’in (r.a.) dininden vazgeçmeyeceğini anlayınca da onu evinden kovdu. Habeşistan’a hicret başlayıncaya kadar Hz. Peygamber’in yanında kalan Halid, yine ilk Müslümanlardan olan karısı Ümeyme (Ümeyne yahut Hümeyne) bint Halid (Halef) el-Huzaiyye ile birlikte ilk kafile ile Habeşistan’a hicret etti. Onun ikinci kafile ile hicret ettiği de rivayet edilmektedir. Sonraları Zübeyr Bin Avvam ile evlenecek olan kızı Eme ile oğlu Said Habeşistan’da dünyaya geldiler.

Resulullah’ın Halid’i bir heyetle birlikte Habeşistan kralına gönderdiği ve onun on yıldan fazla bir süre orada kaldığı da söylenmektedir. Hz. Peygamber, Habeşistan’da kocası dinden dönen Ümmü Habibe’yi kendisine nikahlaması için Necaşî’ye haber gönderdiği zaman Ümmü Habîbe nikâh için Halid’i kendine vekil tayin etmiş, Halid de Ümmü Habibe’yi Resul-i Ekrem’e nikâhladığını belirtmişti. (İbn Hişam, IV, 295; İbn Hacer, VII, 652)

Halid Bin Said (r.a.), ikinci muhacir kafilesiyle Habeşistan’a hicret eden kardeşi Amr, Ca‘fer Bin Ebu Talib (r.a.) ve diğer Müslümanlarla birlikte 628 yılında Medine’ye döndü. Resulullah’ın Hayber’in fethiyle meşgul olduğunu öğrenince Hayber’e gitti. Hz. Peygamber, cihada katılanlardan izin alarak Hayber ganimetinden Halid’e (r.a.) de pay verdi. Halid (r.a.) daha sonra Resul-i Ekrem’le birlikte Umretü’l-kaza’da, Mekke’nin fethinde, HuneynTaif ve Tebük gazvelerinde bulundu.

Halid Bin Said’in (r.a.) besmeleyi ilk yazan kimse olarak bilinmesi Hz. Peygamber’e nazil olan ilk ayetleri yazdığını, hatta Habeşistan’a hicret edinceye kadar vahiy kâtipliği yaptığını göstermektedir. Onun Resulullah’ın bazı fermanlarını kaleme aldığı, Sakif heyetine verilen fermanı yazdığı bilinmekte, dört halife ile Halid ve kardeşi Eban’ın en fazla kâtiplik yapanlardan olduğu kaydedilmektedir. (Zürkanî, III, 390) Hz. Peygamber, Mekke fethinden sonra henüz Müslüman olmayan kabilelere askeri birlikler göndermeye başlayınca Halid Bin Said’i (r.a.) 300 kişiyle birlikte Urene taraflarına gönderdi (Vakıdî, III, 873). 10 (631) yılında Medine’ye gelerek İslâmiyet’i kabul eden Yemen’in Murad kabilesi reisi Ferve Bin Müseyk geri dönerken Resul-i Ekrem onunla birlikte gitmek üzere Halid’i (r.a.) Yemen’e (San‘a bölgesine ve Mezhic kabilesine) zekât tahsildarı olarak görevlendirdi.

Halid ve Amr (r.a.), diğer kardeşleri Eban ile birlikte hem Resulullah hem Hz. Ebubekir (r.a.) devrinde önemli hizmetler yaptılar. Hz. Peygamber Amr’ı Hayber, Tebük, Fedek ve Vadilkura gibi yerlere zekât tahsildarı, Eban’ı da Bahreyn’e vali tayin etti.

Hz. Ebubekir devrinde yapılan Suriye savaşlarına üç kardeş birlikte katıldı. Ridde savaşlarında Suriye’nin doğu taraflarına gönderilen orduya Ebubekir’in Halid Bin Said’i (r.a.) kumandan tayin ettiği belirtilmektedir. Daha sonra Bizanslılara karşı yapılan Ecnadeyn Savaşı’nda (13/634) üçünün birden şehid düştüğü, Halid’in (r.a.) o sıralarda elli yaşlarında olduğu kaydedilmektedir.

Halid Bin Said’in (r.a.) Yermük Savaşı’nda (15/636) vefat ettiğine dair rivayet zayıf kabul edilmiştir.

 

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • FİLLER TEPİŞİRKEN ETRAFINA BAKAR

    28 Kasım 2020 Köşe Yazıları

    Türkiye zor bir süreçten geçiyor;Rus’tan vazgeçsen olmuyor,ABD’den vazgeçsen olmuyor,AB’den uzaklaşsan yine olmuyor. İngiltere’yi hiçe sayamazsın,İsrael’den vazgeçemezsin… Popülist politika iç dinamiği sağlamakta yararlı olabilir belki ancak dış politikanın gerçekleri farklıdır.İçerde İsrael düşmanlığını pompalayıp seçim kazanabilirsin ama seçimden sonra stratejik anlaşmalarını da yaparsın. Halk buna çok dikkat etmez , o liderine bakar.Devlet ise dengelere ve eksen kaymalarına göre hesap yapar. Aslında Türkiye’nin ekseni kaymamış,ka...
  • İMAM NABLÜSİ

    28 Kasım 2020 Köşe Yazıları

    Meşhur Osmanlı âlimlerindendir. İsmi, Abdülganî bin İsmâil bin Abdülganî en-Nablüsî ed-Dımeşkî‘dir. 1640 (H.1050) senesinde Şam’da doğdu. 1731 (H.1143) senesinde Şam’da vefât etti. Kabri Şamda’dır. Abdülganî Nablüsî’nin annesi ona hâmile iken, babası İsmâil binAbdülganî İstanbul’a gitmişti. O zaman, Şam’da bulunan evliyâdan Şeyh Mahmûd adında bir zât, İsmâil bin Abdülganî’nin hanımına bir dirhem gümüş hediye gönderip, bir erkek çocuğu olacağını müjdeledi ve; “Bu çocuğun ismini Abdülganî koysun. Çünkü o, Allahü teâlânın ihsânına ve iltifâtına...
  • NEDEN HUZURSUZUZ?

    27 Kasım 2020 Köşe Yazıları

    Günümüz şartlarında  evlerimiz konforlu ama ruhumuz konforsuz. Rahat , ferah bir yaşantı içinde çoğu insanın huzuru yok herkesin ruhu kafese sıkışmış çırpınmakta. Her gün bir sonra ki günün tekrarı gibi. Monoton bir hayat tarzını benimseyen biz hiç mutlu olamıyoruz. Mutsuzluk ve huzursuzluk had safhada olduğu için kimsenin kimseye tahammülü kalmadı.  Herkes karşısında ki insana saldırmak için küçük bir hamle bekler durumda. Evlerimiz geniş kalplerimiz dar. Misafirleri evimize insanları kalplerimize sığdıramıyoruz. O kadar benc...
  • BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ

    27 Kasım 2020 Köşe Yazıları

    Son devirde yetişen âlim ve velîlerden. Milâdî 1876 (H.1293) da Bitlis’in Hizan kazasına bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde dünyâya gelmiştir. Babasının adı Mirzâ, anasının adı Nûriye’dir. Çocukluk yıllarını, dokuz yaşına kadar,anne ve babasının yanında geçiren Said Nursî, keskin zekâsı, hârikulâde hâfızası ve üstün kâbiliyetleriyle çok küçük yaşlardan itibaren dikkatleri üzerinde toplamıştır. Normal şartlarda yıllarca süren klasik medrese eğitimini kısa bir zamanda tamamlamıştır. Gençlik yıllarını alabildiğine hareketli tahsil hayatı il...