logo

ÜMMÜ ŞERİK (R.ANHA)

MESUT ÇOBAN

MESUT ÇOBAN
mesut.coban@sonsaat.com.tr

Ümmü Şerik (r.anha) Kureyş’e mensuptur. Mekke’de müslüman oldu. Asıl adı “Guzeyye binti Cabir İbn Hakim” ’dir.“Ümmü Şerik” künyesiyle meşhur olmuştur. Bu künye ile anılan birkaç hanım sahabi olduğu rivayet edilmektedir.

Ümmü Şerik (r.anha) imanının tadını alan, heyecanını duyan ve İslâm’ı yaymak için canla başla uğraşan bahtiyar bir hanımdı. Kureyş kadınlarının evlerine sık sık ziyaretler yapar ve onları İslâm’a davet ederdi. İslâm’ı hanımlar arasında anlatmayı kendine vazife bilmişti. Bu hizmeti gizli gizli yürütürdü. İnsanların şirk bataklığından kurtulup hak yola gelmesinden büyük zevk duyardı. Bu sebepten bu vazifeyi büyük bir aşk ve heyecanla yapardı. O, Zira bir insanın karanlıktan çıkıp, cehaletten kurtularak hidayete kavuşmasını, putları bırakıp Allah’a yönelmesi ve Kur’an’la buluşmasını, dünya ve içindekilerin kendisine verilmesinden daha hayırlı görürdü.

Ümmü Şerik (r.anha) İslâm’ın güzelliklerini Kureyş’li hanımlar arasında yayabilmek için canhıraş bir şekilde çalışıyordu. Müşriklere yakalanmamak için de elinden gelen gayreti gösteriyordu. Fakat ne çare ki, azgın müşrikler onu takip ediyorlardı. Gün geçtikçe de İslâmiyet hızla yayılıyordu. Mekke dışından da İslâm’a koşanlar çoğalmaya başlamıştı. Müşrikler yeni müslüman olan kimsesiz, gariplere işkence etme kararı aldılar. İslâm adına yapılan faaliyetlerin önünü almak için eza ve cefalarını artırdılar. Ümmü Şerik (r.anha)’yı önce tehdit ettiler. Sonra hapsettiler. Kızgın güneşin altında bir lokma ekmek bir yudum su vermeden üç gün boyunca eziyet ettiler.

Kureyş’li müşriklerin işkencelerine dayanamayan müslümanlar Mekke’yi terketmek zorunda kaldılar. İnançlarını yaşayabilecekleri yeni yurtlar aradılar. İki Cihan Güneşi Efendimiz önce Habeşistan’a hicret etmelerini işaret buyurdu. Daha sonra Medine’ye hicret izni verildi. Bir müddet sonra da Resul-i Ekrem(s.a.v) Efendimiz ile Hz. Ebu Bekir Sıddik (r.a) birlikte Medine’ye hicret ettiler.

Ümmü Şerik (r.anha) da artık Mekke müşriklerinden kurtulmak istiyordu. Medine’ye giden kimse bulamayınca bir yahudi ailesine katıldı. Yolculuk esnasında imanda sabır ve sebat etmenin mükâfatı olarak Allah Teâlâ’nın özel ikramına mazhar oldu. Şöyle ki: “Ümmü Şerik’in yanındaki suyu bitmişti. Bunu fırsat bilen yahudi ona dininden dönmedikçe su vermeyeceğini söyledi. Hanımına da; ona su vermemek üzere sıkı sıkıya tenbih etti.

Hava çok sıcaktı. Güneş adeta kavuruyordu. Yolculuk bir hayli zor geçiyordu. Ümmü Şerik (r.anha) iyice halsiz düştü. Hararetten, susuzluktan gücü kuvveti kesilmişti. Zorlukla yürüyor ve konuşuyordu. Onun bu hali yahudiyi ümitlendirmişti. Tam fırsatı yakaladığını hatta onun dininden dönmekten başka çaresi kalmadığını tahmin etmişti.

Ümmü Şerik (r.anha) ise dünya nimetleri için dininden vazgeçmeyi asla düşünmüyordu. Geçici hayatı ebedî hayata asla tercih etmeyecekti. Yüce Rabbine olan imanı tamdı. O’nun her şeye gücü yeteceğine ve kendine yardım edeceğine inancı sonsuzdu. Nitekim çarelerin tükenmiş gibi gözüktüğü bir gece yarısı Allah Teâlâ’nın yardımı yetişti. Rabbi’sinin özel ikramına nail oldu.

O herkesin uyuduğu bir sırada göğsünün üzerine bir miktar suyun konduğunu hissetti. Sunulan bu suyu kana kana içti. Üstüne başına dökerek serinledi. Biraz sonra yol arkadaşlarını uyandırmak için seslendi. Onun sesinin gür çıkmasından su bulup içtiği anlaşılmaktaydı. Suyu hanımının verdiğini zanneden yahudi hanımına çıkıştı. Kızdı, bağırdı ve: “Suyu sen mi verdin?” dedi. Ümmü Şerik (r.anha) bunun kendisine Allah Teâlâ’nın bir ikramı olduğunu hanımının su vermediğini söyledi. Yahudi su tulumlarına koştu. Onların da ağızlarının bağlı ve çözülmemiş olduğunu görünce hayretler içerisinde kaldı. Nasıl olurdu? Bu büyük bir işti. İnsan üstü bir hadise idi. Bunun mucize olduğunu nerden bilecekti. Ümmü Şerik’in samimiyeti ve saf imanı ona çok tesir etmişti. Onun sözleri gönlünde bir sıcaklık oluşmasını sağladı. Kalbi İslâm’ın nuruna açılıverdi ve senin Rabbına inandım dedi. Ailecek İslâmiyetin kendi dinlerinden daha hayırlı olduğunu söyleyerek hep birlikte kelime-i şehadet getirip müslüman oldular.

Ümmü Şerik (r.anha) imanda sebat etmenin mükâfatını peşin gördü. Hem inancından taviz vermedi. Hem de bir ailenin İslâm’a girmesine sebep oldu.

Ümmü Şerîk (r.anha) hicret yurdu Medine’de zaman zaman İki Cihan Güneşi Efendimize imkânları nisbetinde ikram etmeyi çok severdi. Kendisi yemez, biriktirdiği yiyecekleri Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimize yedirmeyi tercih ederdi. Bir defasında bir miktar yağ biriktirmişti. Onu hizmetçisi ile gönderdi. Onun bu candan ikramı Efendimizin hoşuna gitti. Yağı boşaltıp tulumu verirken hizmetçiye tulumun ağzını bağlamadan bir yere asmasını tenbih etti. Ağzı açık bir yere asılan tulumun tekrar yağla dolduğu görüldü. Ümmü Şerik bu hali Fahr-i Kainat (s.a.v) Efendimize arzetti. Efendimiz bunun Rabbimizin bir bereketi, ikramı olduğunu hatırlattı. Yağ tulumunun ağzını bağlamamalarını tekrar tenbihledi. Sevinçle oradan ayrılan Ümmü Şerik (r.anha) bu ikramın Resulullah (s.a.v)’e olan muhabbetinin peşin mükâfatı olarak gördü.

Ümmü Şerik (r.anha)’nın Medine-i Münevvere’de Resul-i Ekrem (s.a.v) ile evlenmeyi arzu ettiği, hatta ona nikahlandığı, fakat evlenmenin gerçekleşmediği söylenmektedir. Rivayet ettiği birkaç hadis-i şerif Kütüb-i Sitte’de yer almaktadır. Bir tanesi şöyledir:

“Bir gün Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz Ümmü Şerik’inde bulunduğu bir mecliste deccal’den söz etti ve: “İnsanlar deccalden kaçıp dağlara sığınırlar” buyurdu. O yiğit İslâm mücahidlerinin deccal karşısında tutunamayıp kaçmaları Ümmü Şerik’i hem üzmüş hem de meraklandırmıştı. Dayanamayıp Efendimize: “Ya Resulallah! O gün Araplar nerede olacak?” diye sordu. Efendimiz de: “Onlar o gün pek azdır.” buyurdu. Deccal’in karşısında duramayacaklarını, onun şerrinden ve fitnesinden kaçıp kurtulmaya çalışacaklarını ifade buyurdu. (Riyazussâlihîn Terc. ve Şerh. c.7. s,460)

Ümmü Şerik (r.anha)’nın ne zaman vefat ettiği bilinmemektedir.

 

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ÜSAME BİN ZEYD (R.A)

    09 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    Ömrünün 20 seneye yakın bir zamanını Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) çok yakı­nında ge­çiren ve onun ahlakıyla ahlaklanan kahraman bir sahabi de Üsame bin Zeyd’dir (r.a.). Babası, Peygamberimizin azatlı kölesi ve vefakar hizmetçisi Zeyd bin Hari­se (r.a), annesi ise Re­su­lul­lah’ın mübarek evlatlarının mürebbiyesi Ümmü Eymen’dir (r.anha). Bu itibarla Hz. Üsame, Re­su­lul­lah’ın hususi şefkat, himaye ve terbiyesine mazhar olmuş, çocukluğunu Yüce Peygamber’in dizi dibinde geçirmişti. Üsame, Resul-i Ekrem’in birçok iltifatına nail olmuştu. Bir la...
  • NAÇİZANE ÖNERİ

    09 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    Takdir edilmek, çevremizdekileri gururlandırmak veya “aferin delisi” olmak... Bu insanın içgüdüsünden gelen duygulardır. Kim takdir edilmeyi sevmez ki? Hele ki başarımız takdir ediliyorsa, veya yaptığımız herhangi bir şey başarı olarak görülüyorsa. Hepimizin gururu okşanır böyle bir durumda ve bize sonsuz güven verir. Esasen kararında egomuzun okşanması gereklidir. Çünkü insan değerlidir. Zira Allah yaratırken bize değer vermiştir. Tüm canlılardan üstün kılmıştır başta. Buna karşın biz nasıl değer vermeyelim kendimize? Değerliyiz, özeliz, takdi...
  • ZEYD BİN HARİSE (R.A)

    08 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    Küçük Zeyd daha sekiz yaşındayken gurbete düşmüştü. Annesiyle birlikte de­delerinin ve ninelerinin türbelerini ziyarete gittikleri bir sırada düşmanlar tara­fından esir alınmış ve Ukaz Panayırı’nda satışa çıkarılmıştı. Orada Hakim ibni Huzam 400 dirhem karşılığında Hatice validemiz için satın almıştı onu. İlahi kudret, Zeyd’in maceralarını daha çocukluğunda iken çileli başlatmıştı. Ancak bu çilelerin arkasından büyük saadetler gelecekti. Hz. Peygamber’le (a.s.m.) evlenen Hz. Hatice (r.anha), Zeyd’i Hz. Peygamber’e köle ve hizmetçi olarak hed...
  • BEYRUT’UN FİŞİ ÇEKİLDİ

    08 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    Lübnan tarih boyunca altı kez yıkılıp yedi kez inşa edilen bir bölge.  Şimdi yedinci kez yıkıldı. 2013 yılında Batum’dan Mozambik’e giden Amonyum Nitrat yüklü bir gemi, seferi engellenerek Beyrut limanında tutuluyordu.2750 ton Amonyum Nitrat altı yıldır Beyrut limanında depolardaydı. Yıllardır bekleyen bu madde neden şimdi patladı veya patlatıldı? Tamda buradan çıkaralım dedikleri zamanda. Tam da Afrika’ya sevk edilmek istenirken. Patlamanın şiddetinden otomobiller takla attı,binalar yıkıldı.Patlama bir buçuk saatlik mesafeden hisse...