logo

Ayasofya’da namaz kılmayı nasip et Allah’ım

EMİRHAN HINISLIOĞLU

EMİRHAN HINISLIOĞLU
emirhan.hinislioglu@sonsaat.com.tr

İstanbul dünyanın en güzel şehri…eski kaynaklarda bu şehrin ilk kurucusunun Hazreti Süleyman (aleyhisselam) olduğu yazıyor. Ayasofya Camiinin yerinde ilk mabedi Hazreti Süleyman (aleyhisselam) inşa etmiş. Daha sonra oğlu Melik Rac’im babasının yapıları üzerine mabetler inşa etmiş. Yıllar içerisinde yıkılan mabetlerin yerine şehri yöneten hükümdarlar aynı yerde mabetler yapmaya devam etmiş. Her yeni mabed yapılırken de eski mabetlerin taşları kullanılmış. Bugünkü Ayasofya Camii’nin sütunlarında ilk mabedin taşları olduğu gerçektir.

Ayasofya Camii’nin her bir köşesinde İslam’dan bir iz taşıyor. Mübarek gün ve gecelerde Osmanlı Sultanları ve büyük devlet adamları Ayasofya’da ibadet ederlerdi, Birçok padişah her sabah namazını cemaat ile Ayasofya’da kılardı. Dördüncü Murad Han, Evliya Çelebi ile Ayasofya içinde tanışıyor. Sultan İkinci Selim Han, Üçüncü Murad Han, Üçüncü Mehmed Han, Sultan Birinci Mustafa Han ve Sultan İbrahim Han Ayasofya avlusunda kendi türbeleri içinde yatıyor. Avlusunda Sultan Birinci Mahmud Han’ın yaptırdığı İstanbul’un en büyük şadırvan yine Sultan Birinci Mahmud Han’ın yaptırılan bir kütüphane var. Kaynaklara göre burada 5 bin kitap bulunmaktaydı. Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Budin Fethi’nden getirdiği iki büyük şamdan mihrabın iki yanında hâlâ duruyor. Bir kısım eserlerde Sultanahmet Camii’ne nakledilmiş.

Ayasofya niye mi önemli; Tarih yazan Fatih Sultan Mehmet Han ordusuyla; Kılıçlarının hakkı ile girdikleri şehirde yüzlerce şehitler vermedi mi? Allah yolunda cihad etmediler mi? Fatih Sultan Mehmed Han İstanbul’a girdiğinde ilk gittiği yer Ayasofya değil miydi?  İki rekat namazını kılıp ilk Cuma namazına yetiştirilmesi için emir vermedi mi? Ve o günden sonra Ayasofya yüzyıllarca yıl cami olarak İslam tarihinde bir simge olmadı mı? Keza Kanuni Sultan Süleyman’ın Reisü’l-Küttab’ı (Divan-ı Hümayun’da katiplerin başkanı) Koca Nişancızade Mustafa Efendi’nin eserinde; Peygamber Efendimiz’e (sallalahu aleyhi ve sellem) Miraç Gecesi cennetin makamlarından olan Firdevs makamında büyük bir mabed gösterdiğini ve bu mabedin dünyadaki benzerinin Ayasofya olduğu anlatılıyor. Orada namaz kılmanın faziletini Hz. Muhammet peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem) bu bilgileri Sahabe-i Kiram’a anlatılmadı mı?

İstanbul’un fethi ile ilgili hadis-i şerif’i de yok mu sayacağız.  Birçok sahih kaynaklardan nakil yoluyla bizlere ulaşan bilgilerde yine; Hazreti Ebu Eyyub El-Ensari Hazretleri ilerleyen yaşına rağmen İstanbul kuşatmasına katılmış, şehit olmadan evvel Ayasofya’da namaz kılma niyetine ulaşmış. Bunları efsane veya rivayet olarak değerlendirilemez çünkü birçok kaynakta bunlar mevcut.  Anonim Osmanlı tarihinde bu olay açıkça anlatılmıyor mu?  Şöyle ki;  Eyüp Sultan Hazretleri (r.a) diyor ki: “Bizim buraya gelmekten muradımız Ayasofya’ya girip iki rekât namaz kılmaktı. Çünkü Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) demiştir ki, her kim Ayasofya’da iki rekât namaz kılar, o cennetliktir. Fakat küffara üstünlük sağlayamadık, şehri alamadık. O günkü kale kumandanına gidip, “Bizler Ayasofya’da namaz kılıp çıkmak isteriz” derler. Bu isteklerine kale komutanı tarafından, Müslüman olan ve sadece bir gruba, en yaşlılarına izin verilir. Hazreti Eyüp Sultan 90 yaşını aşmış olarak, silahsız bir grup ile birlikte içeri girip namaz kılma şansını yakalar. Camiden çıktığında kapının açıldığını gören, dışarıdan bir grubun saldırısıyla sur dibinde şehit düşüyor. Bu olay. Dördüncü Murad Han’ın görevlisi Evliya Çelebi seyahatnamesinde; Eyüp Sultan Makamı’nın yerini belirtiyor. Bunlar da mı yeterli sayılmıyor.

O zaman işte o büyük müjdeli komutan Fatih Sultan Mehmed Han’ın Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünde muhafaza edilen vakfiyesinde de: “Kim bu vakfiyeye aykırı hareket ederse” diye başlayıp bir beddua bulunduğu da gün yüzünde değil mi. Bugün tapusu bize ait olan bir camiyi vakfettiğinizde oranın başka bir hizmette kullanılması kabul edilemez.

İslam devletlerinde sulh ile teslim edilmeyen şehirler harp yolu ile fethediliyorsa hem şehirden ganimet toplama hakkı doğar, hem de o şehrin en büyük mabedi camiye çevrilirdi. Buna kılıç hakkı denir. Bunu anlamada niye bu kadar zorlanılıyor anlamış değilim.

Düşmanlıklar taaa o günlerden başlıyor. Bizans Araştırmaları Enstitüsünden Thomas Whittemore isimli bir arkeolog Ayasofya’da bazı çalışmalar yapmak için Türkiye hükümetinden o dönem izin alıyor. Çalışmaya başlar başlamaz Camiye ve İslam’a ait ne kadar eser varsa dışarı çıkartıyor. Caminin halıları Selimiye Camii’ne gönderiyor. Öyle ki içerde bulunan Allahü Teâlâ’nın, Peygamber Efendimizin, Hulefa-i Raşidin’in (Dört Halife) ve Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin’in isimlerinin yazılı olduğu 8 dev levhayı dahi dışarı çıkarmak istiyorlar fakat beceremiyorlar. Onları bir köşeye atıveriyorlar. Yaklaşık 15 sene yerde kalıyor. 1934’te ibadete kapatılan Ayasofya Camii 1 Şubat 1935 tarihinde müze olarak açılıyor. Thomas Whittemore kubbedeki Nur suresi 35. âyetini kazıdığı yıllarda ölüyor. Ama Ayasofya Camii üzerine o kadar kirli planlar yapılıyor ki. Küçük Ayasofya Camii minaresi bu yıllarda yıkılıyor. Sıra büyük Ayasofya’nın minarelerinin yıkılmasına geliyor. Bu bilgiyi alan büyük tarihçilerimizden Merhum İbrahim Hakkı Konyalı hemen bir ihtar çekiyor ve olabilecekleri ihtarında açıkça belirtiyor. “Minareler yıkılırsa kubbe çöker. Çünkü büyük Mimar Sinan, minareleri desteklemek için yaptığı payandaların üstünden dikmiş yukarıya, tıpkı bir terazi gibi desteklemiş koca yapı bir anda yok olur…”.. İbrahim Hakkı Konyalı bu bilgi ile ihtar çekince planları suya düşüyor ve minareleri yıkmaktan vazgeçerler.

Bugünlerde de birçok sinsi plan dışardan ve içerden pompalansa da İnşallah bunlara fırsat verilmeyecektir. Ayasofya için tüm İslam alemi ve Türkiye 2 Temmuz’u (bugün) verilecek kararı bekliyor. 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla müze yapılmış Ayasofya için Danıştay, yeniden ibadete açılması için kararını bugün verecek. İstanbul’un fethinin sembolü olan mabedin ibadete açılması için yıllardır bekliyoruz. Rabbim Ayasofya’da namaz kılmayı bizlere nasip et Amin. Hoşçakalın.

 

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İSTANBUL SÖZLEŞMESİ!

    04 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    Son zamanlarda yeniden alevlenen İstanbul Sözleşmesi meselesi gündemimizi yeniden işgal etmeye başladı ve işgal etmeye de devam edeceğe benziyor. Ak Parti içerisinde gruplaşmalar olduğu gibi toplum içerisinde de farklı görüşler ortaya çıktı. Hükümetin yaptığı açıklamalar da olmasına rağmen, yine de hem parti içerisinde hem de parti destekçileri içerisinde, farklı destek grupları oluşmaya devam etti. Peki, neden böyle algı oluştu da, kendi içerisinde bölünmelere neden oldu? Çoğu muhafazakâr kesim yazarlar, bu sözleşmenin toplumsal ve aile yapımı...
  • ULBE BİN ZEYD (R.A)

    04 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    Hicret’in 9. yılıydı… Rumlar Müslümanları tamamen ortadan kaldırmak için 40 bin kişilik bir ordu hazırlamışlardı. Peygamberimiz bunu haber alınca hemen hazırlığa başladı. Hava çok sıcaktı. Hasat mevsimiydi. Üstelik kıtlık da vardı. Böyle iken bir­kaç kişi hariç bütün Müslümanlar bu orduya iştirak ettiler. Ellerinden gelen maddi manevi desteği yapmaktan geri durmadılar. Katılmayanlardan bir kısmı vardı ki, bunların hiçbir mazereti yoktu. Fakat bazıları bu orduya sırf maddi imkânsızlıkları sebebiyle iştirak edememişlerdi. İşte Tebük Seferi’...
  • YAPAY ZEKA MI? ORGANİK ZEKA MI?

    03 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    İnsanoğlu taşları yontarak küçük kesici el aletleri, sürterek de ateşi keşfedip hayata tutunmaya çalışırken, kim derdi ki; bir gün bilgisayarlar, uzay keşifleri, bir kıtayı yok edebilecek güçte bombalar üretme aşamasına erişecek? Son yıllarda ise insanoğlu, yapay zeka bilimi ile daha da farklı bir boyuta geçiyor gibi görünüyor. Dünyanın birçok yerinde yapay zeka kullanımı her geçen gün artmaya devam ediyor. Google, Tesla ve Facebook gibi büyük şirketler yapay zekâ alanında çalışmalarına devam ediyor. YAPAY ZEKA NEDİR? Yapay zeka, adında da ...
  • ORHAN GAZİ (D. 1281, Söğüt – Ö. Mart 1362, Bursa)

    03 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    Orhan Bey 1280/1281 yılında doğmuş ve 80 yıl yaşamıştır. Bazı kaynaklarda doğum tarihi 1281 olarak verilmekle beraber, doğum tarihini 1274, 1279, 1287 olarak veren kaynaklar da  vardır. Orhan Bey'in çocukluğu ve gençliği çok bilinmemektedir. Nasıl yetiştiği, nasıl eğitim aldığı, konusunda net bilgiler yoktur. 1298'de Nilüfer Hatun (Yarhisar Tekfuru kızı Holofira) ile evlendirilmiştir. 1300'de Köprühisar'ın fethinde bulunmuş ve Karacahisar uç beyliği verilmiştir. İlk Osmanlı tarihçilerinden İbn-i Kemal tarihinde Orhan Bey'in ahi liderlerin...