logo

Günümüzün tellalları

EMİRHAN HINISLIOĞLU

EMİRHAN HINISLIOĞLU
emirhan.hinislioglu@sonsaat.com.tr

Dün, bugünkü gibi anlık iletişim araç ve gereçlere sahip olunmadığı için basın tarihinde de okuduğumuzda görürüz ki;  insanoğlu iletişimi sağlayacak argümanlar bulmuşlar. Batıda Jurnalist (çığırtkan), tarihimizde de tellâl sektörel hale getirilmiş. İlk önceleri o günkü, imparatorluk, kral ve padişah gibi ülke yöneticileri bünyesinde oluşturulan bu kadro, halkını bilgilendirmek için vazifelendirilmiş. Bu birim o bölgedeki halkın bilgilendirilme anlamında meydanlarda ellerinde ferman, halka kibar hitapları ile hani ‘Duyduk duymadık demeyin’le başlayan bilgiyi, halka tebliğ ederlerdi. Halkta bu konuda bilgi sahibi olurdu. Bu bilgi birebir aktarılan ve dosdoğru gerçek bilgilerdi. Çünkü okuduğu fermanın altında o yerin mülki amirinin mührünü taşırdı ve yorumsuz şerhi konurdu.  Yine bugünkü gibi o günlerde de birde ‘felaket tellâlları’ vardı.  Onların işi de gerçekleri çarptırıp toplumun huzurunu kaçırmak, her bilgiyi didikleyip halkın o konuya düşmanca ve kuşku ile bakmalarını sağlamak, kin ve nefretten beslenen şeytanın felaket yayıcılarıydı.

Asıl işi olan tellallık, uzunca bir süre değişik dönemler geçirerek,  varlıklarını sürdürmek için kurumsallaştılar. Hatta bağımsız kuruluşlar oluşmuştur. İşte bugün o tellallerin ve felaket tellallığı yapanların teknolojiyi kullanarak, meydanlarda bağırıp yüzlerce kişiye haberi duyurmak yerine, oturduğu evinde teknolojinin iletişim aletleri ile bir tuşla milyonlara ulaşabiliyorlar. Bilgi edinme ve tehlike de bu noktada daha hızlı yayılıyor. Gerçekleri veya gerçeklerin karşısında aslından uzaklaştıran ve sadece kin, nefret, ayrıştırma, kardeşi kardeşe düşman etme, hoşgörü ve mütevaziliği çöpe atan, aile hayatını, mahremi hele hele namus ve ar kavramlarını ayaklar altına alan yazılarla oldukça maharetli oldular.

Bugün eli kalem tutan ve medyada farkındalık oluşturmak adına veya egolarını tatmin etme adına veya içlerindeki saklı kin ve nefretlerini bir yerlere kusmak için zemin ve mekan aramadan bu işi teknoloji ile yapıyorlar. Hem de öyle bir yapıyorlar ki, topluma olumsuz enerji yaymak için her türlü şeytanlığı dahi düşünüyorlar.

Vatandaşın beynine, inancına hatta yaşantısına dahi etki edecek bu paylaşımlar artık hepimizin olmazsa olmaz dediğimiz ve her fırsatta ‘yine ne olmuş?’ diye göz attığımız olaylara dönüşüyor. Savunmamızda da çağımızda ‘haber alma özgürlüğü’ olarak görüyoruz. Yetmiyor, doğruluğunu bilmediğimiz bu olayları paylaşımlarla yayıyoruz.

İletişim adına bugün hayatımıza giren gazeteler. TV’ler, dergiler, kitaplar, İnternet, cep telefonlar kötü niyet ellerinde ‘medya’ adı altında en büyük felaket tellalı olarak topluma olumsuz enerji yayıyor. Bunun zararını öncelikle aile hayatımızda sonra işimiz, arkadaşlarımız ve çevremizde yaşıyoruz.

Aslında farkında olmadan yaptığımız bu hareketlerle: niyeti yılan gibi akrep gibi zehir üreten hiçbir olumsuzluğu göz ardı etmeyen, her olumlu hali görmezlikten gelenlerinde yardımcısı bizler oluyoruz.  Nasıl mı? Zehirleri bilgisayarın veya cep telefonunun tuşlarına her bastığımızda karşımıza çıkan; zehirleri. Kullandığı kalemlerin uçlarında, yazdıkları makale ve kitaplarda, çizdiği resimlerde, rol aldığı tiyatroda, filmlerde, dizilerde, müziklerinde, arkadaşlar arasındaki yazışmalarında, toplantılarda, siyaset arenasında, oditoryumlarda, spor müsabakalarında, belediye meclis kürsülerinde, görsel, işitsel ve yazılı metinlerdeki envanterleri paylaşımlarla boy boy gösterir ve bundan da hoşlanırız akıttıkları zehirden de zevk alırız.

Hani dinimizde bize öğretilenler, hani Kur’an’ın emri, hani hadisler, hani anne ve babalarımızın bize adaletle ilgili büyüdüğümüz her yaşta öğrettikleri öğütler? Hani kalplerindeki sevgi? Hani terbiye adına bize öğretilen adaplar? Ama ötelenen nefretimiz her fırsatı değerlendirmede yine geç kalmaz. İçimizde serbest dolaşıma giren saldırganlıklar ifade özgürlüğüne takılır. İnançlarımız dayatmacı bir zihniyetin prangalarına takılır. Akıllarımız başkalarının maddi kazançlarına takılır. Sürekli isyan, yıkım, şiddet, nefret, korku ve kaygının tellalı olmayı en büyük şeref ve benlik tezahürü olarak görürüz.

Asıl meselemiz Kur’an ve sünnet çizgisinden uzaklaşınca başlamıyor mu? Felaketin tellâllığıyla ehil olmadığımız mevzularda fikir beyan eden, 3-5 satır güzel yazı yazan içi boşalmış insanların şatafatlı sözlerine kanmıyor muyuz? Her söyleneni doğru zannedip, Hakk’a ve adalete dayanmayan taraftarlığı gözlerimizi kör etmedi mi?

Dinimiz İslam’da farz, vazip ve sünnetlerini anlamada ne kadar çok zorlanıyoruz. Halbuki biz kullarını uyaran Allah’ın ayetleri, Peygamber Efendimizin hadis ve sünnetleri, ulemanın ve alimlerin mesajları hala bizi bize yaklaştırmıyorsa yine de ümidimizi kesmememiz, geç kalmış demememiz gerekiyor.

DÜNYAYI KURTARACAK SEVGİDİR.

Sevmeyi öğrendiğimiz günde bu argümanların çöpe atıldığı gün olacaktır.

Hz. Mevlana’mız dahi 7 öğüdünde asırlar öncesinden uyarmış bizleri:

“ Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.

Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.

Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.

Hoşgörülükte deniz gibi ol.

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”

Kurban Bayramınız Mübarek olsun…

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ÜSAME BİN ZEYD (R.A)

    09 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    Ömrünün 20 seneye yakın bir zamanını Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) çok yakı­nında ge­çiren ve onun ahlakıyla ahlaklanan kahraman bir sahabi de Üsame bin Zeyd’dir (r.a.). Babası, Peygamberimizin azatlı kölesi ve vefakar hizmetçisi Zeyd bin Hari­se (r.a), annesi ise Re­su­lul­lah’ın mübarek evlatlarının mürebbiyesi Ümmü Eymen’dir (r.anha). Bu itibarla Hz. Üsame, Re­su­lul­lah’ın hususi şefkat, himaye ve terbiyesine mazhar olmuş, çocukluğunu Yüce Peygamber’in dizi dibinde geçirmişti. Üsame, Resul-i Ekrem’in birçok iltifatına nail olmuştu. Bir la...
  • NAÇİZANE ÖNERİ

    09 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    Takdir edilmek, çevremizdekileri gururlandırmak veya “aferin delisi” olmak... Bu insanın içgüdüsünden gelen duygulardır. Kim takdir edilmeyi sevmez ki? Hele ki başarımız takdir ediliyorsa, veya yaptığımız herhangi bir şey başarı olarak görülüyorsa. Hepimizin gururu okşanır böyle bir durumda ve bize sonsuz güven verir. Esasen kararında egomuzun okşanması gereklidir. Çünkü insan değerlidir. Zira Allah yaratırken bize değer vermiştir. Tüm canlılardan üstün kılmıştır başta. Buna karşın biz nasıl değer vermeyelim kendimize? Değerliyiz, özeliz, takdi...
  • ZEYD BİN HARİSE (R.A)

    08 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    Küçük Zeyd daha sekiz yaşındayken gurbete düşmüştü. Annesiyle birlikte de­delerinin ve ninelerinin türbelerini ziyarete gittikleri bir sırada düşmanlar tara­fından esir alınmış ve Ukaz Panayırı’nda satışa çıkarılmıştı. Orada Hakim ibni Huzam 400 dirhem karşılığında Hatice validemiz için satın almıştı onu. İlahi kudret, Zeyd’in maceralarını daha çocukluğunda iken çileli başlatmıştı. Ancak bu çilelerin arkasından büyük saadetler gelecekti. Hz. Peygamber’le (a.s.m.) evlenen Hz. Hatice (r.anha), Zeyd’i Hz. Peygamber’e köle ve hizmetçi olarak hed...
  • BEYRUT’UN FİŞİ ÇEKİLDİ

    08 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    Lübnan tarih boyunca altı kez yıkılıp yedi kez inşa edilen bir bölge.  Şimdi yedinci kez yıkıldı. 2013 yılında Batum’dan Mozambik’e giden Amonyum Nitrat yüklü bir gemi, seferi engellenerek Beyrut limanında tutuluyordu.2750 ton Amonyum Nitrat altı yıldır Beyrut limanında depolardaydı. Yıllardır bekleyen bu madde neden şimdi patladı veya patlatıldı? Tamda buradan çıkaralım dedikleri zamanda. Tam da Afrika’ya sevk edilmek istenirken. Patlamanın şiddetinden otomobiller takla attı,binalar yıkıldı.Patlama bir buçuk saatlik mesafeden hisse...