logo

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ!

BÜLENT SARIDİKEN

BÜLENT SARIDİKEN
bulent.saridiken@sonsaat.com.tr

Son zamanlarda yeniden alevlenen İstanbul Sözleşmesi meselesi gündemimizi yeniden işgal etmeye başladı ve işgal etmeye de devam edeceğe benziyor. Ak Parti içerisinde gruplaşmalar olduğu gibi toplum içerisinde de farklı görüşler ortaya çıktı. Hükümetin yaptığı açıklamalar da olmasına rağmen, yine de hem parti içerisinde hem de parti destekçileri içerisinde, farklı destek grupları oluşmaya devam etti. Peki, neden böyle algı oluştu da, kendi içerisinde bölünmelere neden oldu? Çoğu muhafazakâr kesim yazarlar, bu sözleşmenin toplumsal ve aile yapımıza dinamit koyduğunu, kendi kültür yapımızdan uzaklaşarak manevi değerlerimizin yok edildiğini öne sürdüler. Açıkçası bende bu görüşü savunanlardan biriyim.

Muhafazakâr kesim içerisinde özellikle iki isim ön plana çıkarak hükümeti açık bir şekilde uyardı. Bunlar, Abdurrahman Dilipak ve Yusuf Kaplan. Özellikle Yusuf Kaplan ‘’Erdoğan, İstanbul sözleşmesini çöpe atmalı, bizim insanı yücelten asıl medeniyet değerlerine dayalı dünyaya model olabilecek kadına cinayeti, şiddeti önleyecek örnek bir yasa yapılması talimatı verilmeli! Eğer İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırıp çöpe atmazsa, sonunu hazırlamış olur iktidar!’’ dedi.

Biz de, daha evvel bu kadar ağır olmasa da İstanbul Sözleşmesi’nin, bizim toplumsal yapımıza uymadığını, bizim asli değerlerimizi oluşturan kültürün, İslam ve Türklük ’ten geldiğini; başka ülkelerden gelen ısmarlama sözleşmeler başka amaçlar için kullanılabilir şeklinde uyarılarda bulunduk. Bu uyarıları devam ettiren Kaplan, uyarılarına şu şekilde devam etti:

‘’ İstanbul Sözleşmesi, çok büyük sosyo-kültürel yarılmalara ve ailevî yıkımlara yol açacak toplumda. Çok büyük yaralara yol açtı daha şimdiden…

Özetle Kadem’in ve diğer kadın derneklerinin durdukları yerin bu toplumun medeniyet dinamiklerinin ürünü Müslümanca bir yer olmadığını, ailenin ve toplumun altını oyan, erkek-kadın ilişkilerini düşmanca kurgulayan, söylemsel şiddet üreten, o söylemsel şiddetle eylemsel şiddeti kışkırtan ve meşrulaştıran seküler, İslâm-dışı, fıtratı hiçe sayan, fıtratı metamorfoza uğratan büyük ontolojik, kültürel ve sosyal yıkımlara yol açacak bir yer olduğunu, çok vebale girildiğini hatırlatıyor, bir Müslüman fikir adamı olarak uyarıyorum.

Kadınların bazı haklar elde etmesinde önemli rolleri ve işleri oldu Kadem’in, elbette ki. Ama durduğu yer Müslümanca bir yer değil. Belki farkında olmadan bizim değerlerimizin altını oyan bir yer. Ailenin ve toplumun geleceği açısından da, AK Parti’nin geleceği açısından da çok sorunlu hatta tehlikeli bir yer!

Genel olarak, toplum mühendisliği yapan yazarlarımız, bu sözleşmenin referans olmayacağını söylüyor ise, bu konuda hükümetin bir değerlendirmeye gitmesi uygun olacaktır. Çünkü bu devlet hepimizin ve başında da Ak Parti var. İstikrar yönetiminin devam etmesi adına, bu uyarıların önemli olduğunu düşünüyorum. Yarın toplumsal yaralarımızın artmaması, manevi değerlerimizin bir depreme uğramaması, Türkiye’nin lider bir ülke olarak önderliğine devam etmesi adına alacağı her kararı çok iyi düşünerek alması ve uygulaması gerekir. Çünkü Türkiye artık sadece kendinden sorumlu değildir. Filistin’den, Arakan’dan, Suriye’den, Irak’tan, Azerbaycan’dan kısacası bize ihtiyaç duyan tüm ülkelerden sorumlu ve alacağı karar onlar içinde örnek olacaktır. Daha güzel, daha refah bir dünya için yaşasın Türkiye…

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • HAYAT YOLCULUĞU

    18 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Yaşam doğum ve ölüm arasındaki ince çizgidir. Dünyaya misafir olarak geldiğimiz hayat yolculuğuna  ailemiz ile başlarız. Ve zaman ilerledikçe hayatımıza yeni yolcular dahil olur kimini çok severiz  kimi dost olur kimi  yoldaş. Kimi ile anlaşamaz yaşanan kırgınlıklar ile güçlenir yollarımızı ayırırız.  Hayatımıza giren her bir yolcu bu yolculukta iyi ya da kötü birçok şey öğretir bize.  Geçmişten günümüze hayatımıza dahil olan insanları bir düşünelim? Dünya yolculuğunda  çocukluk arkadaşlarımız ile geçen keyifli vakitler. Öğretmenlerimizin  bize...
  • HZ. MARİYE (R.ANHA)

    18 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Hazret-i Mariye, Mısır’lıdır. Mariye el-Kıptıyye diye adı geçer. Asıl adı Mariye binti Şem’ün’dur. Mısır’ın Said bölgesinden Nil nehrinin doğusunda bulunan Hafn denilen köydendir. Kıpti bir baba ve hıristiyan bir Rum anneden dünyaya geldiği rivayet edilmektedir. Küçük yaşta Mukavvkıs’ın sarayına getirilmiştir. Resulullah (s.a.v) Efendimiz Hudeybiye antlaşmasından sonra komşu ülke hükümdarlarına mektuplar yazdı ve İslâm’a davet etti. Mısır hükümdarı Mukavkıs’a da Hatib İbni Ebi Belta’yı (r.a.) elçi gönderdi. Mukavkıs mektubu saygı ile açtı ve...
  • İmam-ı Malik bin Enes

    17 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Ehl-i sünnet vel-cemaatin dört büyük mezhebinden biri olan ‘Maliki’ mezhebinin kurucusudur. Cennet ile müjdelenmiş olan Malik bin Enes H. 90(M. 709) senesinde Medine'de doğdu. H. 179 (M. 795)’de yine Medine'de vefat etmiş,Baki mezarlığıne defnedilmiştir. Tebe-i tabiinden olan İmam-ı Malik, ilim ve hadis rivayetiyle meşgul olan bir ailede ve çevrede yetişmiştir. Dedesi Malik, babası Enes ve amcası Süheyl, hadis rivayeti yapmışlardır. Yaşadığı yer, Peygamber efendimizin yaşamış olduğu ve İslam’ın hükümlerinin vaaz edildiği Medine-i Münevvere idi....
  • 12 EYLÜL AMERİKA’NIN ESERİDİR

    17 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Gazeteciliğe 1984 Ocak ayında Tercüman da başladım. Daha sonra Güneş’e geçerek mesleğe devam ettim. Yeni Asır-Hürgün-Günaydın- Akşam ve Çeşitli Dergilerde çalıştım. Günaydın Gazetesi’ne 1985 Aralık ayında geldim ve 13’yıla yakın süre çalıştım. 1987 yılında ise 12 Eylül ile siyasi yasaklar getirilen Demirel-Ecevit-Türkeş ve Erbakan’ın politikaya dönmesi için referandum yapılacaktı. Yasakların sürmesini isteyen Anap Genel Başkanı ve Başbakan Turgut Özal hayır oyu için çalışırken, Türk Basınının da Günaydın Gazetesi yasakların kaldırılması için...