logo

07 Ağustos 2020

ENES BİN NADR (R.A)

MESUT ÇOBAN

MESUT ÇOBAN
mesut.coban@sonsaat.com.tr

Enes bin Nadr (r.a.), Medine’liydi. Meşhur sahabi Enes bin Malik’in amcasıydı. Me­dine’de İslam güneşinin doğduğu ilk yıllarda Müslüman olmuştu. Onun Re­su­lul­lah’ın yanında ayrı bir yeri vardı. Peygamberimiz kendisini çok se­ver, zaman zaman iltifatta bulunurdu.

Bir defasında kız kardeşi, bir kadının birkaç dişini kırmıştı. Enes bin Nadr’ın (r.a.) ricasına rağmen kısas yapmada direndiler. Mesele Peygamberimize inti­kal etti. Peygamberimiz de kısasla emretti. Hz. Enes, Re­su­lul­lah’a, “Ya Re­su­lal­lah! Sizi hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ve Allah’tan ümit ederim ki, kız kardeşimin dişi kırılmaz!” dedi. Gerçekten de davalılar kısastan vazgeçerek di­yete razı oldular. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurdu:

“Allah’ın kullarından öyleleri vardır ki, Allah’a yemin etse, Allah yeminini doğru çıkarır.”

Hz. Enes bin Nadr, her nasılsa Bedir Muharebesi’nde bulunamamıştı. Bunun için de kendisini suçlu sayıyordu. Allah’ına ve Resulüne karşı mahcuptu. Rabb’ine hep dua ederdi:

“Ey Rabb’im! Önüme bir Bedir daha aç, ta ki kusurumu affettireyim, borcu­mu ödeyeyim!”

Bu duygular içinde bir gün Re­su­lul­lah’ın huzuruna çıktı, “Ya Re­su­lal­lah, müş­riklerle yaptığınız ilk muharebede hazır bulunamadım. Eğer Allah beni müşrik­lerle karşılaştıracak olursa, onlara ne yapacağımı Allah bilir!” diyordu.

Nihayet Enes bin Nadr’a (r.a.) gün doğmuştu. Allah ona Uhud kapılarını açmıştı. Sevincine diyecek yoktu. Düşmana karşı nasıl mücadele vereceğinin he­saplarını yapıyordu. “Bu İslam düşmanlarına fırsat vermemeli, genç İslam fida­nı kestirilmemeli.” diyordu, “İcabında biz kesilmeliyiz, ama bu fidan kesilmemeli. Hepimiz onun için varız!”

Gerçi bu sözleri onun dilinden kimse duymamıştı. Ama onun hali bunlardan daha yüce manaları ifade ediyordu.

Savaş kızışmıştı… Enes (r.a.) cansiperane döğüşüyordu. Bedir’e katılmamanın açığını fazlasıyla ödeyecekti. Onu gören düşmanlar kaçacak delik arıyordu. O ve onun gibi gözüpek erler sayesinde kısa zamanda müşrikler darmadağın oldu. Bayram yapma zamanı gelmişti.

Fakat bu sevinç fazla sürmedi. Re­su­lul­lah’ın vadiye yerleştirdiği okçular onun emrini unutup, “Nasıl olsa düşman mağlup oldu!” diye yerlerini bırakmış­lar, ganimet toplamaya başlamışlardı. Okçuların yerlerini bıraktıklarını gören pusudaki düşman ise, arkadan hücum etmiş, Müslümanlar neye uğradıklarını anlayamamış, dağılmışlardı. Tam o sırada Peygamberimize çok benzeyen Mus’ab bin Umeyr (r.a.), müşrikler tarafından şehit edilmişti. “Re­su­lul­lah’ın öldürüldüğü” haberi yanlışlıkla yayılmaya başlamıştı. Müslümanlar çok mahzun­du.

Hz. Enes, elindeki kılıçla düşmana doğru koşuyordu. O esnada bir grup Müslü­man’ın bir kenarda oturduklarını gördü. “Ne oturuyorsunuz?!” diye sordu “Re­su­lul­lah şehit edilmiş!” dediler. Hz. Enes, “Re­su­lul­lah’tan sonra siz sağ kalıp da ne yapacaksınız?! Muhammed öldürüldüyse, onun Rabb’i de öldürülmedi ya! Kalkınız, Re­su­lul­lah’ın çarpışarak canını feda ettiği şey üzerinde siz de canınızı feda ediniz!” dedi. Sonra da dağılan Müslümanları göstererek, “Ya Rabbi! Bun­ların yaptıklarından dolayı senden af dilerim!” diye mahcubiyetini ifade etti. Müşriklere de işaret ederek, “Bunların yaptıklarından da Sana sığınırım, ey Rabb’im!” diyordu.

O anda vazifenin adeta kendi omuzları üzerine düştüğünü hissediyordu. Bu yolda şehit oluncaya kadar vuruşmalı, geri dönmemeliydi. Bir daha bu fırsat ele geçmeyebilirdi.

Bir ara düşmana doğru ilerlerken Sa’d bin Muaz’a rastladı. Ona, “Ey Sa’d! Nadr’ın Rabb’ine yemin ederim ki, cennet işte burada! Uhud’dan daha yakın bir yerden kokusunu alıyorum.” diyordu.

Enes bin Nadr’ın (r.a.) o heyecanla düşman üzerine saldırdığı görüldü. Savaş bitinceye kadar artık onu gören olmadı. Savaştan sonra da bulamadılar. Yalnız şehitler arasında kulağı, burnu kesilmiş, dudakları koparılmış, gözleri oyulmuş, vücudunda 80 kılıç, süngü ve ok yarası bulunan, yüzü gözü birbirine karışmış bir ceset vardı. Kime ait olduğunu kimse bilmiyordu. Nihayet kız kardeşi, ayak parmaklarından onun Enes bin Nadr(r.a) olduğunu tanıyabildi.

Enes bin Malik(r.a) der ki: “’Müminler arasında öyleleri vardır ki, Allah’a verdik­leri söze sadık kaldılar, bu uğurda onlardan bir kısmı can verdi.’ [Ahzab, 23] mealindeki ayetin, amcam Enes bir Nadr ve benzerleri hakkında nazil olduğu kana­atindeydik.”

Sa’d bin Muaz, kan gölünde yüzmekte olan yüce şehide bakarken gözyaşlarını tutamamış, Re­su­lul­lah’a şöyle demişti:

“Ya Re­su­lal­lah! Ben, Enes bin Nadr’ın yaptığını yapamadım!”(Üsdü’l-Gabe, 1: 131-132;Müsned, 3: 201.)

Kaynak : Sahabeler Ansiklopedisi

 

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • HAYAT YOLCULUĞU

    18 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Yaşam doğum ve ölüm arasındaki ince çizgidir. Dünyaya misafir olarak geldiğimiz hayat yolculuğuna  ailemiz ile başlarız. Ve zaman ilerledikçe hayatımıza yeni yolcular dahil olur kimini çok severiz  kimi dost olur kimi  yoldaş. Kimi ile anlaşamaz yaşanan kırgınlıklar ile güçlenir yollarımızı ayırırız.  Hayatımıza giren her bir yolcu bu yolculukta iyi ya da kötü birçok şey öğretir bize.  Geçmişten günümüze hayatımıza dahil olan insanları bir düşünelim? Dünya yolculuğunda  çocukluk arkadaşlarımız ile geçen keyifli vakitler. Öğretmenlerimizin  bize...
  • HZ. MARİYE (R.ANHA)

    18 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Hazret-i Mariye, Mısır’lıdır. Mariye el-Kıptıyye diye adı geçer. Asıl adı Mariye binti Şem’ün’dur. Mısır’ın Said bölgesinden Nil nehrinin doğusunda bulunan Hafn denilen köydendir. Kıpti bir baba ve hıristiyan bir Rum anneden dünyaya geldiği rivayet edilmektedir. Küçük yaşta Mukavvkıs’ın sarayına getirilmiştir. Resulullah (s.a.v) Efendimiz Hudeybiye antlaşmasından sonra komşu ülke hükümdarlarına mektuplar yazdı ve İslâm’a davet etti. Mısır hükümdarı Mukavkıs’a da Hatib İbni Ebi Belta’yı (r.a.) elçi gönderdi. Mukavkıs mektubu saygı ile açtı ve...
  • İmam-ı Malik bin Enes

    17 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Ehl-i sünnet vel-cemaatin dört büyük mezhebinden biri olan ‘Maliki’ mezhebinin kurucusudur. Cennet ile müjdelenmiş olan Malik bin Enes H. 90(M. 709) senesinde Medine'de doğdu. H. 179 (M. 795)’de yine Medine'de vefat etmiş,Baki mezarlığıne defnedilmiştir. Tebe-i tabiinden olan İmam-ı Malik, ilim ve hadis rivayetiyle meşgul olan bir ailede ve çevrede yetişmiştir. Dedesi Malik, babası Enes ve amcası Süheyl, hadis rivayeti yapmışlardır. Yaşadığı yer, Peygamber efendimizin yaşamış olduğu ve İslam’ın hükümlerinin vaaz edildiği Medine-i Münevvere idi....
  • 12 EYLÜL AMERİKA’NIN ESERİDİR

    17 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Gazeteciliğe 1984 Ocak ayında Tercüman da başladım. Daha sonra Güneş’e geçerek mesleğe devam ettim. Yeni Asır-Hürgün-Günaydın- Akşam ve Çeşitli Dergilerde çalıştım. Günaydın Gazetesi’ne 1985 Aralık ayında geldim ve 13’yıla yakın süre çalıştım. 1987 yılında ise 12 Eylül ile siyasi yasaklar getirilen Demirel-Ecevit-Türkeş ve Erbakan’ın politikaya dönmesi için referandum yapılacaktı. Yasakların sürmesini isteyen Anap Genel Başkanı ve Başbakan Turgut Özal hayır oyu için çalışırken, Türk Basınının da Günaydın Gazetesi yasakların kaldırılması için...