logo

KÜFRÜN ORTAK ÖZELLİĞİ HAKARETTİR

NURTEN LÖKBAŞ

NURTEN LÖKBAŞ
nurten.lokbas@sonsaat.com.tr

İslam’a ve Müslümanlara kin besleyen kafirlerin sergiledikleri ortak siyasi tavırlar vardır. Asırlar boyu izledikleri bu siyasi tavır dün olduğu gibi bugün de  aynıdır. Değişen sadece araçlar, isimler ve zamandır.

Dün Peygamber Efendimize ve getirdiği İslam dinine düşmanlık besleyen müşrikler , çeşitli caydırma ve yıldırma politikaları izliyorlardı. Peygamber Efendimizin sesini kesmek, önüne geçmek ve mesajını yok saymak için, sayısız yöntemler uyguluyorlardı. İlk olarak başvurdukları yöntem Hz. Peygamberimiz ’in davasından vazgeçmesi  için yapılan tekliflerdi. “ Gel bu davadan vazgeç, seni başımıza lider yapalım. Sana mal verelim. Gel en zenginimiz ol. En güzel kızlarımızı sana verelim. Hasta isen en iyi hekimlere tedavi ettirelim. Yeterki bu davandan vazgeç” dediler.

Bu teklif karşısında aldıkları şu âlemşümul cevap tüm Müslümanlara özellikle de idarecilere örnek olmalıdır. “Güneş’i sağ elime, Ay’ı da sol elime verseniz bu davamdan vazgeçmeyeceğim. Ya bu din yeryüzüne hakim olacak, yada bu baş bu gövdeden ayrılacak”.

Bugün  sömürgeci kafirler tarafından paramparça edilerek parçalanan İslam topraklarının yöneticilerine, aynı tekliflerin yapılmadığını düşünmek safdillik olur. Halkından kopuk, kafirlerle elele pozlar vererek, lüks içinde yaşayan İslam topraklarının sözde idarecilerinin, yapılan bu tekliflere ne cevap verdiklerini anlamak zor olmasa gerek. Hakkın adamı olduğunu iddia eden hiç kimse veya hiçbir zihniyet, mal, makam ve geçici dünya menfaati karşılığında dinini satamaz. İktidarımı sağlamlaştırıp biraz güç elde edinceye kadar küfrün dediğini yapayım, daha sonra dinim için çalışırım düşüncesi İslam’ın düşünce ve hareket metoduna aykırıdır. Peygamber Efendimizin küfrün teklifleri karşısında takındığı tavır bellidir. O, Allah’ın  Resulü (sav) heva ve hevesi ile hareket etmez. O’nun (sav) her hareketi vahiydir.

1400 sene evvel küfrün merkezi, güç ve iktidarın sahibi Ebu Cehil ve avanesi idi. Günümüzde ABD,Avrupa ve yandaşlarıdır. Zamanında Peygamber Efendimize yaptıkları teklif karşısında başarısızlığa uğrayan Mekke müşrikleri taktik değiştirip işi hakaret boyutuna taşıdılar. Bir gün küfrün aklına şeytanca bir fikir gelir ve “ kim secdeye vardığı vakit şu bağırsakları Muhammed’in boynuna geçirir “ dediler. Kızgın Arabistan güneşinin altında  kokuşmuş olan bağırsakları sevgili Peygamberimizin sırtına koydular. O sırada küçük bir kız olan Fatıma annemiz babasının sırtından bağırsakları sıyırır. Hz. Muhammed namazını bitirir ve o sırada kahkahaları hâlâ  devam eden o sefihlere karşı “ Allah’ım!” der. “Bu topluluğu sana havale ediyorum. Allah’ım Ukbe’yi sana havale ediyorum. Allah’ım Ümeyye’yi sana havale ediyorum. Utbe’yi, Şeybe’yi, Velid’i, ve Umare’yi sana havale ediyorum” diye niyazda bulunur. Efendimiz hareket etmeden sadece niyazda bulunur. Zira o tarihte, güç elinde değildir. O dönem Müslümanların pişme ve olgunlaşma dönemidir. Müslümanlar dinlerinden  taviz vermeden, küfrün karşısında eğilip bükülmeden nihai hedefe ulaşma gayreti içinde imtihana tabi tutulmuşlardır.

Müslümanlar MEDİNE’ye ulaştıktan ve gücü elde ettikten sonra bir yahudinin, Müslüman bir kadının eteğini kaldırması karşısında Hz. Peygamber Beni Kaynuka savaşını başlatmıştır.

Bugün Doğu Türkistan’da, Filistin’de, Suriye ve diğer İslam beldelerinde Müslüman kadınların namusları ayaklar altında ezilirken, onların ırzlarına geçilirken idarecilerinin sesi neden çıkmıyor?

En sevgilimiz, Rasulullah Efendimizin şahsi manevisi üzerinde karikatürler çizilip hakaret edilirken İslam beldelerindeki sözde yöneticiler neden suskun ?

Müslümanların sessizliğinden, ezikliğinden cesaret alan küfür cenahı hakaretlerinin şiddetini daha da artırıyor. Halbuki Peygamber Efendimize hakarette bulunan Ebu Cehil’e karşı, henüz Müslüman dahi olmamış olan amcası Hamza sahip çıkarak “kardeşimin oğluna hakaret eden, sen! Bende Müslümanım, gücün yetiyorsa ona yaptıklarını banada yap” deyince, Ebu Cehil yanındakileri uyararak “O’na ilişmeyin. Hamza Müslüman olursa İslam güç kazanır” diyerek onları susturmuştur. Bu, Müslümanın, kafirlerin kalbine korku salmasıdır. Dikkat ediniz, günümüz Müslümanlarının cılız sesleri kafirin kalbine bırakın korku salmayı, bilakis onları cesaretlendirmektedir.

Bugün Peygamber efendimize hakaret eden Fransa , Kanuni Sultan Süleyman dönemini çabuk unutmuş görünüyor. Çok değil bundan 400 sene evvel Fransa Kralı Fransuva Roma- Cermen imparatoru Şarlken’e esir düşer ve Osmanlıdan yardım ister. Bu hususta İbn-i Kemal Tevarih-i Ali Osman isimli eserinde karşılıklı mektuplardan bahseder. Fransa Kralı Fransuva’nın Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı mektup şöyledir.

“ Dünyanın mamur köşelerinden bir çok ülke ve şehirlerin hakim ve padişahı ve bütün mazlumların koruyucusu olan sultan-ı muazzam ve hakan-ı mufahham hazretlerine arzım budur ki , Avusturya kralı Ferdinand üzerine hücum ettiğinizde biz dahi himmet ve inayetinizle hapisten kurtulup Almanya kralı Sarlken’in üzerine hücum edip öcümüzü alırız. Siz ki, şehinşah-ı celilü’ş- şanssınız, onun hakkından gelmek için bize yardım buyurulduğu taktirde bundan böyle size ebediyyen minnettarlık duyacağımıza emin olabilirsiniz.”.

Kanuni’nin cevabı muhteşemdir, ” Ben ki Sultanlar Sultanı, hakanlar burhanı, yeryüzündeki hükümdarlara taç bahşeden , Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” diye başlayan mektubu ile ferman buyurarak Fransuva’yı hapisten kurtarmış ve Osmanlı devletinin o zamanki gücünü ortaya koymuştur.

Bu olaydan 12 yıl sonra bir başka Fransız Kralı 2. Henri talep ettiği yardımı kanuni’den alınca yazdığı tesekkür mektubunda her şeyi açıklıyor.

“Pek yüksek, pek muazzam, pek muhteşem, namağlub hükümdar,Müslümanların büyük padişahı, bizim pek aziz ve muhterem dostumuza” başlığı ile yazılan mektup.

Bİlinmeilidir ki Osmanlı bu gücünü İslam’ın hakimiyyetinden almıştır.

Yine aynı şekilde, Osmanlı’dan yardım isteyen Hollandalılara Kanuni’nin verdiği cevap çok manidar olmuştur.” Oralara kadar yeniçerimi göndermeyi lüzumlu görmüyorum. Size göndereceğim yeniçeri kıyafetlerini askerlerinize giydirip sınırda nöbet tutturun”.

İşte İslam ile izzet bulan idarecilerin gücü böyle olur. Yeryüzünde adaletin timsali olurlar.

Gelin şimdi hep beraber Medineli Müslümanların CENNET karşılığında yaptıkları akabe biatini hatırlayalım. Hz. Peygambe’e (sav) şöyle söz vermişti Medineli müslümanlar. Canlarımızı, mallarımızı, eşlerimizi evlatlarımızı koruduğumuz gibi Seni de koruyacağız ya Rasulullah.

Bizde Müslümanlar olarak peygamberimizin şahsi manevisini koruyacak mıyız?

Daha dün bizden yardım isteyenler bugün en sevgilimize hakaret etme cür’etine sahip olamazlar.

Peygamberimiz onurumuzdur.

Ey Fransa, Kanuni’yi unutma !!!

Fi Emanillah

Etiketler: » » » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • TARİHİ DEĞİŞTİREN KADIN CEVRİ KALFA

    27 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Cevri kalfa, çocuk yaşta cariye olarak saraya alınıp usta hocalar tarafından eğitilen Çerkez asıllı kahraman bir kadındır. Bu kadın sarayın en cesur kadınlarından biri olup, tarihin seyrini değiştirmesi ile ünlüdür. Gelin kahramanlığıyla ün salmış Cevri Kalfa’yı tanıyalım. Dönem III. Selim devri. Çöküşte olan Osmanlı için Nizam-ı Cedid’i kurmuş ve sonrasında muhteşem zaferler kazanarak Osmanlı’yı yeniden toparlamıştır. Dış devletler III. Selim’e karşı bir darbe girişimi planlamışlardır. Kabakçı Mustafa ve yandaşları tarafından bir isyan ç...
  • İSMAİL HAKKI BURSEVİ

    27 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Anadolu’da yetişen büyük velîlerden. Babası Mustafa Efendi, aslen İstanbulludur. Mustafa Efendi, 1650 (H.1061) senesinde İstanbul Esir Hanında çıkan büyük bir yangında evi ve eşyâsı yandığından maddî sıkıntıya düştü. İstanbul’u terk ederek Trakya’da bulunan Aydos kasabasına yerleşti. İsmâil Hakkı Bursevî, 1652 (H.1063) senesinde Pazartesi günü Aydos’ta doğdu. İsmâil Hakkı Efendi üç yaşına girince, babası onu Celvetiyye yolunun büyüklerinden Seyyid Atpazarlı Osman Fadlî Efendiye götürdü. Osman Fadlî Efendi, elini öpen İsmâil Hakkı’ya; “Sen do...
  • “AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ” *

    26 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    Vuslat Platformu’nun düzenlediği "Savunma Sanayiinde Milli Ve Özgün Projelerin Önemi " konulu panelde; sayın Cumhurbaşkanımızın damadı, yerli İHA ve SİHA'ların yerli mucidi, sayın  Selçuk Bayraktar, o gurur verici, ℅93'ü yerli sermaye ile üretilen, yazılımı tamamen,kendisine ait olan, İHA ve SİHA, ( İnsansız Hava Aracı ve Silahlı İnsansız Hava Aracı) ları tanıttı. Bir Türk gencinin neler başarabileceğini, gururla izledik. Yaşadığı bir çok bürokratik engellere rağmen. Allah'ın yardımıyla ,İHA ve SİHA'yı Türk Savunma sanayiine nasıl kazandırdı...
  • OYUNCAKLARLA SÜRDÜRÜLEN OPERASYON

    26 Eylül 2020 Köşe Yazıları

    İçinde yaşadığımız yüzyılda,” sınırsızlık” anlamına gelen” özgürlük” anlayışının uzantısı, çocuklara sunulan oyuncaklarla devam ediyor. Yıllardır çocuklara sözde oyuncak bebek diye pazarlanan dünyaca ünlü bir marka, yavrularımızı esir almış durumda. Bebek demek masumiyet demektir.Bebek ve kadınsı bir vücut hatları bir arada olamaz. Bebek ve makyaj bir arada olamaz. Bebek ve dekolte kıyafetler bir arada olamaz. Bebek ve cinsellik bir arada olamaz. Oyuncak bebek cümlesinden anladığımız, gözümüzde canlandırdığımız asla bu değildir. Geçtiğimi...