logo

HER DERDİN DERMANI SABIR

NAZLI KÖSEOĞLU

NAZLI KÖSEOĞLU
nazli.koseoglu@sonsaat.com.tr

Günlük hayatımızda monoton bir yaşam şeklini benimseyen bizlerin en çok sabra ihtiyacı var. Sabır beklemektir ,teslimiyettir ,nefsimizi törpülemektir. Her birimizin mücadele ettiği zorluklar var. Kimi hastalık ile kimi evladı ile kimi eşi kimi yokluk ile sınanır. İmtihana tabi tutulduğumuz, dünya hayatında en büyük sınavı sabrımız ile vereceğiz. Bizim zor dediğimiz ve bize karanlık görünen her şeyin aslında aydınlık olacağı aklımıza bile gelmez. Başımıza gelen her musibette yüreğimize bir acı çöreklenir, sanki dünya başımıza yıkılmış sanırız zaman hiç geçmiyor gibi gelir. Oysa ki zaman geçtikçe şer görünen şeyin hayır olduğunu anlarız bu kadar şekva (şikayette) bulunduğumuz için üzülürüz. Bizi yaradan yüce Allah yolumuzu çizmiş bize düşen bu yolda ondan gelene başım üstüne demek ve sabır etmektir. Ondan geldiyse vardır elbet bir sebebi demeli, teslimiyet ile bağlılığımızı göstermeliyiz. Allah’ın sevgili kulları peygamberlerimiz ne kadar çok zorluklara katlanmışlar sabır kahramanı Eyüp peygamberin hayatı bize sabrın Allah’a nasıl bir teslimiyet ile bağlı olduğunun göstergesidir.

Eyüp Aleyhissellam kıssasından bahsedeceğim.

Pek çok yara, bere içinde epey müddet kaldığı halde, o hastalığın azîm mükâfâtını düşünerek, kemâl-i sabırla tahammül edip kalmış. Sonra, yaralarından tevellüt eden kurtlar kalbine ve diline iliştiği zaman, zikir ve marifet-i İlâhiyenin mahalleri olan kalb ve lisanına iliştikleri için, o vazife-i ubudiyete halel gelir düşüncesiyle, kendi istirahati için değil, belki ubudiyet-i İlâhiye için demiş: “Yâ Rab, zarar bana dokundu. Lisanen zikrime ve kalben ubudiyetime halel veriyor” diye münâcât edip, Cenâb-ı Hak o hâlis ve sâfi, garazsız, lillâh için o münâcâtı gayet harika bir surette kabul etmiş, kemâl-i âfiyetini ihsan edip envâ-ı merhametine mazhar eylemiş(risale-i nur lemalar)

Nasıl güzel bir sabır nasıl muhteşem bir teslimiyet sübhanallah.Bizler yaşadığımız sıkıntılarda hemen karalar bağlamaya şikayet etmeye başlıyoruz. Sınandığımızı hiç düşünmüyoruz sabrın sonunda selamete kavuşup ahireti kazanacağımızı bile aklımıza getirmiyoruz.Oysa Eyüp peygamberimiz malı, evladı ve sağlığı ile sınandığı halde şikayet etmemiş ta ki yaralar kalbine diline ilişince kulluk vazifesini yapamayıncaya kadar. Tertemiz bir yürek ile ellerini açıp kulluk vazifesine zararı dokunduğu için sağlığına kavuşmak için dua etmiş.

Biz başımıza gelene sabır etmek yerine neden ben de niye başkası değil ,neden o rahat ve lüks içinde ben bu yokluğa sabır edeyim yada o eşi ile mutlu neden ben değilim gibi uzayan istekler ve başkalarının hayatına özentiler içine giriyoruz…

Bitmek tükenmek bilmeyen isteklerimizi bir kenara bırakıp bize çizilen yolda önümüze çıkan taşa, ayağımıza batan dikenlerin acısına takılmadan yolu çizene şükür ederek ondan gelmiştir dersek tam kalbimiz ile teslimiyetimizi ispatlamış olur ve sabır sınavını geçeriz.Mevlana’nın çok güzel bir hikayesini yazacağım hepimize ders niteliğinde.

Lokman Hekîm, zengin bir adamın kölesiydi. Bir gün Lokman Hekîmin efendisine bir meyve getirdiler. Efendisi, Lokman Hekîmi sevdiği için, onu çağırdı ve meyveyi kesip ona bir dilim verdi. Lokman, o dilimi bal gibi, şeker gibi yedi. Hem de öyle lezzetle yedi ki Lokman’ın efendisi, ikinci dilimi de kesip sundu. Böyle, böyle meyveyi tekmil yedi; yalnız bir dilim kaldı.

Efendisi “Bunu da ben yiyeyim; bir bakayım, nasıl şey, herhalde tatlı bir meyve” dedi. Çünkü Lokman, öyle lezzetle, öyle zevkle, öyle iştahlı yiyordu ki görenlerin de iştahı geliyordu. Efendisi o dilimi yer yemez meyvenin acılığından ağzını bir ateştir sardı, dili uçukladı, boğazı yandı. Bir eyyam acılığından adeta kendisini kaybetti.

Sonra Efendisi:

“A benim canım, böyle bir zehri nasıl oldu da tatlı tatlı yedin, bu ne sabır? Niçin ben yiyemem demedin” dedi.

Lokman dedi ki:

“Ey marifet sahibi efendim! Elinle sunduğun bir şeye nasıl olur da “bu acıdır” diyebilirim! Senin ihsan ettiğin her şey bana şifadır. Senin nimetler bağışlayan elinden o kadar rızıklandım ki, utancımdan adeta iki kat olmuşumdur. Çünkü vücudumun bütün cüzleri senin nimetlerinden meydana geldi”

Mevlana Celaleddin-i Rûmî hazretleri “kuddise sirruh” Mesnevi’de anlatır:

Bu hikaye öyle güzel anlatıyor ki bizlere inşallah her yaşadığımız zorluğun aslında ebedi hayatımıza yatırım ve mükafat olduğunu unutmayalım. Kahrında hoş lütfunda hoş diyen kullardan olalım inşallah.

Değerli okurlarıma sağlıklı, hayırlı haftalar diliyorum.

Share
#

SENDE YORUM YAZ

#

HER DERDİN DERMANI SABIR” için 3 Yorum

  1. Esra Aksari : diyor ki:

    Nazlı hanım inaninki tam da ihtiyacım olan bir yazıydı çok iyi geldi fikrinize sağlık başarılarınızın devamini dilerim siz hep yazmaya devam edin

  2. Gökçe Aktaş : diyor ki:

    Ne güzel bir konuya değinmişsiniz yine Nazlı hnm!
    Zamanımızın en büyük sınavıdır sabır,
    Bir bankta oturup öylece geçen insanları seyre dursak nekadar sabırsız olduğumuzu fark edeceğiz
    Hep bir şeylere yetişme telaşından insanoğlunda ne sabır var nede anlayış
    Aslında sabır gösteremeyen bir kul en ince ipte yürüyen Allah ile arasına uzun yollar çizen bir kul olduğunun farkında bile değiliz
    Sabır taşlaşmış kalbin ilacıdır aslında
    Her işte inşallah, nasip demeden yol almanın bedeli sabırla ödenmektedir
    Sabır ruhu özgür bırakmaktır aslında
    Ne güzel teslimiyettir sabır
    Allah sabredenlerle beraberdir.
    Yüreginize kaleminize sağlık
    Sağlık ve afiyetle
    Hayırlı haftalar diliyorum

  3. Meryem : diyor ki:

    Nazlı hanım kaleminize sağlık. Allah yolunuzu açık etsin inşallah. Çok bilgili bir yazınızı daha okuduk devamını bekliyoruz.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ALAEDDİN-İ ATTAR HZ.

    19 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Buhârâ’da yetişen en büyük velîlerdendir. İnsanları Hakk’a dâvet eden, onlara doğru yolu gösterip hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin on altıncısı. İsmi Muhammed bin Muhammed Buhârî, lakabı Alâeddîn’dir. Doğum yılı belli değildir. 1400 (H.802) senesinde Buhârâ’nın Cağanyân nâhiyesinde vefât etti. Alâeddîn-i Attâr’ın babası, Buhârâ’nın zengin eşrâfından idi. Üç oğlu vardı. Bunlardan büyük oğullarının isimleri; Şehâbeddîn ve Hâce Mübârek’tir. Alâeddîn en küçükleri idi. Babası vefât edince, ...
  • ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKIYOR

    19 Ekim 2020 Köşe Yazıları

      Türkiye İstatistik Kurumu,(TÜİK) temmuz ayına ilişkin işgücü istatistiklerini açıkladı. İşsizlik oranı, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre 0,5 puanlık azalışla yüzde 13,4 oldu. Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2020 yılı Temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 369 bin kişi azalarak 4 milyon 227 bin kişi oldu. Haber bu, fakat bu bu kadar kolay söylenemeyecek kadar basit değil, çünkü ateş düştüğü yeri yakıyor. Nerdeyse her 100 kişiden 14’ü işsiz. Genç nüfusta dört kişiden biri boşta. Ö...
  • ŞAH-I NAKŞİBEND HZ.

    18 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Evliyânın büyüklerinden ve müslümanların gözbebeği olan yüksek âlimlerden. Seyyid olup insanları Hakka dâvet eden, doğru yolu göstererek saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin on beşincisidir. Muhammed Bâbâ Semmâsî ile Emîr Külâl’in talebesidir. İsmi, Muhammed bin Muhammed’dir. Behâeddîn ve Şâh-ı Nakşibend gibi lakabları vardır. Allahü teâlânın sevgisini kalplere nakşettiği için, “Nakşibend” denilmiştir. 1318 (H.718) senesinde Buhârâ’ya beş kilometre kadar uzakta bulunan Kasr-ı Ârifân’da doğdu. 1389...
  • GÜNDÜZ KUŞAĞI BELASI

    18 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Ev hanımlarına göre, çalışan kadınlar, kendilerinden birkaç gömlek alttadır. Haklılar mı? Günümüzde evet kısmen haklılar. Çalışan kadın, sorumluluğundaki mali, maddi tüm işleri hallederken, ev hanımı, sonsuz saygı duyulması gereken ev, yemek, çocuk bakımı gibi işleri yapmakta. Buraya kadar önünde şapka çıkarılası tabii. Fakat bazı hemcinslerim bu işlerden sonra geçiyor televizyon karşısına gündüz kuşağı programlarını izliyor. İşte sorun burası. Gündüz kuşağında her kanalda ayrı bir fiyasko! Kim daha iyi temizlik yapıyor, kim daha iyi giyiniy...