logo

KİBİR BATAĞI

NAZLI KÖSEOĞLU

NAZLI KÖSEOĞLU
nazli.koseoglu@sonsaat.com.tr

Kibir  kişinin kendini üstün görmesi ve bu duyguyla başkalarına aşağılayıcı davranışlarda bulunması demektir; ancak kelimenin daha çok birinci anlamda kullanıldığı, büyüklenme ve böbürlenme şeklindeki davranışların dışa yansımasıdır aslında.

Kibirlenmenin sonucunda insan kendisinin de içerisinde bulunduğu toplumda her daim baskın olma, kendince üstünlük taslaması gibi davranış zincirleri ortaya çıkarmaktadır.

Aşırı kibir ise  kişinin kolayca alınmasına, incinmesine ve basit kabul edilebilecek davranışlara sürüklenmesine sebep olabilir.

Zaten toplumda adım başı kibirli insana rastlamak çok kolay. Kimi güzelliğine güvenir kibre girer bilmez ki o güzellik geçici…

Kimi insan da kendinde var olan kudret, servet ve marifetten dolayı gurur ve kibre giriyor, bu da pek manasızdır ve büyük bir  cehalettir.

Özellikle bu konuda bir çok ayet ve  hadis, kibrin ne kadar kötü bir his olduğunu gösteren delillerdir.

Bu hadislere göre kibir gerçeği inkâr etmek, hakkı kabul etmemek ve insanları küçümsemek, hor görmektir. Kibir insanı zalimler arasına sokar.

Size Cehennemliklerin kimler olduğunu haber vereyim mi ?  Bütün katı kalbli, kaba, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimselerdir.” (Buhârî, Edeb, 61; Eymân, 9; Tefsîr, 68/1; Müslim, Cennet, 47. Ayrıca bkz. Tirmizî, Cehennem, 13; İbn-i Mâce, Zühd, 4)

Kibir, Allah’ın hiç sevmediği ve şiddetle yasakladığı büyük günahlardan biridir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Kibirlenip de insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.” (Lokman 31/18)

“Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma!” (İsrâ 17/37)

Kibir ile alakalı bir çok hadis ve ayeti kerimeler  bizim kibirden uzak durmamız gerektiğini açık ve net bir şekilde bildirilmiştir.

Kibir, Allahü teâlâyı unutmanın alametidir. Kibir her iyiliğe engeldir, her kötülüğün anahtarıdır. Kibir şeytanın sıfatı ve kovulma sebebidir. Güçlü insan mütevazı, âciz insan kibirli olur. Kibirle küfür arasında çok ince bir zar vardır. Kibrin bir adım ötesi küfürdür. Âciz insan, noksanlığını tamamlamak için kibirli olur. Faziletli kimsenin kibirlenmeye ihtiyacı yoktur. Bütün kötülüklerin başı kibirdir.

Ben yaptım.

Ben başardım.

Ben kazandım.

Ben istedim oldu.

Ben, ben hep ben …

Her birimizin dilinde bu laflar  dolaştığı sürece kibrimizi yenemeyiz. Allah ‘ın emri ile olur her şey o isterse biz yaparız o isterse biz kazanırız bunu bir anlasak. Veren de Allah alan da Allah.

 

Biz vereni de alanı da unutmuşuz , kibrin kol gezdiği bir toplumda yaşıyoruz. İşlenmedik suç kalmıyor. Her gün farklı farklı olaylar cinayetler , şiddet içerikli haberler ile gözümüzü açıyoruz.

Etrafımız çok bilen cahiller ile dolu ne yazık ki.

Aslında herkes kibirli olup olmadığını kendini  muhasebeye çekerek bulabilir.

Mesala şu huylar bizde varsa;

Herkeste kusur, kabahat arıyorsak onları bilgisiz, cahil, kendimizi onlardan üstün görüyorsak. Veya  danışıp ,soramıyorsak  hatamızı hiç bir zaman kabul etmiyorsak,herşeye öfkeleniyorsak, başkalarını beğenmiyorsak….

Gibi örnekler ile kendimizin de kibirli olup olmadığını test edebiliriz.

Eğer kişi ilim ve faziletinden dolayı kibre giriyorsa, bilmelidir ki, o ilim de Cenab-ı Hakk’ın bir ihsanıdır. Kibir ile ilim bir arada bulunmaz.

İlim silah gibidir. İlmi ile kibirlenmek, büyük bir felakettir.” Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: “Âlimin afeti, kendini büyük görmesidir.

Bu asırda hacı hoca diye geçinen bir çok sahtekar yüzünden insanların  kimseye de güveni kalmayınca dini konularda eksik bilgiler ile herkes bildiğini yaparken kibre kapıldığının farkında bile olmuyor.

Ben o hoca diye geçinenlerden iyi bilirim diyor ve kibrin batağında debeleniyor.

Allah’ın razı olduğu kulun kibirden arınmış hali tavrına sirayet etmeli.

Konumuz ile alakalı güzel bir menkıbeyi sizinle paylaşmak istiyorum.

 

Yeni gelmiş bir talebe, bir gün dergâha girmek isterken, dergâhın köpeği hırlayarak girmesine engel olur. Ne yapsa fayda yok. Köpek, hiç kimseyi içeri sokmaz. Müridin hocası durumu gizlice takip eder. Mürid, köpeğe yaklaşıp, (Sen de, ben de bu kapının birer köpeğiyiz. Çekil de içeriye gireyim deyince, köpek, kuyruğunu sallayıp çekilir ve mürid de içeri girer. Hocası buna hemen icazet verir. Yıllarca dergâhta hizmet eden talebeler duruma taaccüp edince, hocaları der ki:

O, kibretmedi, kendisini köpekten üstün görmedi.

Burada bulunuş maksadını anladı ve maksadına kavuştu.

Hepimiz Allaha kul olmak için yaratılmışız gayemizi bilmeli imtihanımızı unutmamalı ebedi hayat için kibirden uzak bir şekilde hazırlıklarımızı yapmalıyız.

Bir insanın gurur ve kibir hastalığından kurtulmasının bir çaresi de hüsn-ü zan sahibi olmasıdır. Hüsn-ü zan bir kimse hakkında iyi niyetli olma halidir. İnsanlar hakkında hüsn-ü zanda bulunmak  sünnettir. Hüsn-ü zan muhabbetin en büyük vesilesi olduğu gibi, kişinin kibir ve gurudan kurtulmasının da çaresidir. Çünkü insan kendi hatalarını ve günahlarını çok iyi bildiği halde, karşıdaki insanın işlediği günahlarından tam manasıyla emin değildir

Allah bizleri tevazu sahibi salih ve saliha kullarından  etsin inşallah.

Değerli okurlarıma hayırlı sağlıklı haftalar diliyorum.

Share
#

SENDE YORUM YAZ

#

KİBİR BATAĞI” için 6 Yorum

  1. Raife Ceylan : diyor ki:

    Mükemmel bir anlatım emeğine sağlık

  2. Meczub : diyor ki:

    İçimizi aydınlatıp bizi kibire nasıl karşı geleceğimizi çok güzel anlatmışsınız teşekkür ediyor devamını bekliyoruz

  3. Fatih Baydur : diyor ki:

    Kaleminize Sağlık Çok Güzel Bir Yazı Olmuş. Herkesin Kendi Nefsine Pay Çıkarması Dileğiyle. Başarılarılarınızı Dilerim

  4. Mehmet Gökçe : diyor ki:

    Kuran’da güzel ahlakı ile takdir edilen Elçi’nin adil yaşamını izleyeceğimize, Musa As. karşısında çöp olan, ceberut Firavun ve benzerlerine hayranlık duymaktayız. Oysa onlar kibirlerinin esiri idiler. Mesela Kanuni’nin Macar Kralına yazdığı mektubun 1,5 sayfası kendi soyunu övmekten ibaret. Keza, Muaviye’nin Abuzere yaptığı da muadil.

    Farkederek güzel bir dil ile kaleme aldığınız bu kusurdan kaçınması gereken öncelikle yöneticilerdir.

    Bir sohbetimizde;
    Allah cc sevmediği yöneticilerin yanına, korkak yağcı danışmanlar verir. Sevdiklerine ise kusurunu yüzüne söyleyebilen dobra, cesur yardımcılar verir, demişti Burhan Özfatura.

    Parmak bastığınız bu hastalığa müptela kişilerin islahını ve yazılarınızın devamını dilerim.

  5. Mehmet gökçe : diyor ki:

    Yazdım ama, azıcık uzundu..

  6. Mehmet Gökçe : diyor ki:

    Yorumum yayımlanmadı. Neden..?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • MUHAMMED PARİSA HZ.

    23 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Evliyânın büyüklerinden. İsmi, Muhammed, lakabı Hâfız-ı Buhârî ve Pârisâ'dır. 1355 (H.756) senesindeBuhârâ'da doğdu. 1419 (H.822) senesinde Medîne-i münevverede vefât etti. İlim öğrenmek için medrese tahsîline başlayıp, zamânının âlimlerinden ders alarak, hadîs ve fıkıh ilmini öğrendi. Bu ilimlerde yetişip âlim olduktan sonra, tasavvuf ilmini öğrenip, büyük bir velî olarak yetişti. Muhammed Pârisâ hazretlerinin tasavvufta hocası, evliyânın en büyüklerinden olan meşhûr İslâm âlimi Şâh-ı Nakşîbend Behâeddîn-i Buhârî'dir. Ona talebe olduktan so...
  • ŞÜKÜR ETMEK

    23 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Günümüz şartlarında konfor içinde yaşayan yediği önünde yemediği ardında olan biz insanlar ne kadar şükür ediyoruz? Etrafıma  bakıyorumda  hepimiz şükürden çok şikayet ediyoruz. Eşimizden çocuğumuzdan işimizden dostumuzdan hayatımızdan hastalığımızdan şikayet. Yağmur yağıyor şikayet ,hava sıcak olur şikayet soğuk olur yine bir şikayet. Şikayet ettiğimiz  nedenleri say say bitiremiyoruz. Her şeyden ve herkesten şikayetçiyiz, gardımızı almış savaşa hazır pozisyonda bekliyoruz. Kimsenin kimseye tahammülü kalmamış bahane arar duru...
  • UBEYDULLAH-I AHRAR HZ.

    22 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    İnsanların i’tikâd, ibâdet ve ahlâk husûsunda doğruyu öğrenip yapmalarını sağlayan ve Allahü teâlânın rızâsına kavuşturmak için rehberlik eden ve kendilerine “Silsile-i âliyye” denilen İslâm âlimlerinin onsekizincisidir. İsmi, Ubeydullah bin Mahmûd bin Şihâbüddîn’dir. 806 (m. 1403)’da Taşkend’de doğdu. 895 (m. 1490) senesinde Semerkand’da vefât etti. Babası, o zamanın büyük âlimlerinden evliyâ bir zât idi. Annesi ise Hazreti Ömer’in soyundandır. Ubeydüllah-i Ahrâr hazretleri doğduğunda, kırk gün annesini emmemiştir. Annesi nifasdan temizlend...
  • Karabağ’a adım adım yürüyorlar

    22 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Azerbaycan topraklarını işgal eden ve tarihi utanç vesikalarıyla dolu Ermenistan bugün Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin harp sahasında güçlü ve teknolojik üstünlüğünün altında ezildikçe çıldırıyor. Çıldırdıkça yine katilliğini gösterip Azerbaycanlı sivillere saldırıyor. Masun siviller evlerinde uykuda iken üzerlerine füzeler yağdırıyor, Gece uykuda iken sivil halkın evlerini başlarına yıkıyor. Can kardeşler çoluk çocuk kan kusan katil bir milletin attığı bombalarla şehit düşüyor. Ermenistan savaş suçu işliyor. Bir hayvanın ölümünden sokaklara ...