logo

GÜNDÜZ KUŞAĞI BELASI

ZEYNEP ACAR

ZEYNEP ACAR
zeynep.acar@sonsaat.com.tr

Ev hanımlarına göre, çalışan kadınlar, kendilerinden birkaç gömlek alttadır. Haklılar mı? Günümüzde evet kısmen haklılar.

Çalışan kadın, sorumluluğundaki mali, maddi tüm işleri hallederken, ev hanımı, sonsuz saygı duyulması gereken ev, yemek, çocuk bakımı gibi işleri yapmakta. Buraya kadar önünde şapka çıkarılası tabii. Fakat bazı hemcinslerim bu işlerden sonra geçiyor televizyon karşısına gündüz kuşağı programlarını izliyor. İşte sorun burası. Gündüz kuşağında her kanalda ayrı bir fiyasko! Kim daha iyi temizlik yapıyor, kim daha iyi giyiniyor, kim daha iyi saç kesiyor, kim daha güzel, kim sabah programında daha çok kek yapıp doktor çağırıp konudan konuya atlıyor, kimin düğünü daha güzel olmuş, kimin yemeği daha güzel olmuş, daha, daha, daha ve daha…

Bu ‘’daha’’larla güzelim ülke kadınlarımızın beynini kısırlaştırdılar. Gelin kaynanayla, kaynana oğluyla, komşu komşuyla, yarışmacılar birbiriyle sürekli tartışıyorlar. ‘’Tartışma’’ onların yanında kaliteli bir kavram kalıyor aslında bildiğiniz ‘’çirkefçe’’ kavga ediyorlar. Hani nerde Türk kadınının zarafeti, merhameti, anaçlığı? Bu tip kurgu programlarla anaç, hamarat, saygılı, şefkatli ve zarif figürünü altüst ettiler resmen. Bunu maalesef kadın kadına yaptı. Reyting uğruna yayınlanan programları, izleyiciler, sosyal toplantılarında konuştular. Kadınlarımız ilmi, bilimsel, siyasi, tarihi sohbetler yapmıyorlar ne yazık ki!

Bu aptallaştıran programlarla savaşlara katılan vatansever, dindar kadınlarımız, mutasyona uğrayıp ‘’kim ne yemek yaptı’’ meraklarıyla TV karşısında vakit öldüren kadın haline geldi.

Sonuç itibariyle bir tarafta mesleklerini icra etmeye çalışan kadın modeli varken, bir tarafta eskiden ‘’vatansever, çalışkan, cesur’’ olan kadınlarımız yerine TV karşısında beynini kısırlaştıran kadın modelimiz var. Ve yıllar geçtikçe izleyerek daha da cahilleşen kadınlar çoğalıyor maalesef!

Yıllardır gelenek haline gelen gündüz kuşağı programlarının biteceği yok! Ama bizim yapabileceğimiz çok şey var. Ev işlerini bitirdikten sonra kitap okumak gibi, çocuklarla kaliteli zaman geçirmek gibi, üretmek gibi, araştırmak gibi, ibadet halinde ilim öğrenmek ve öğretmek gibi… ve daha birçok icraat gibi…

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ALAEDDİN-İ ATTAR HZ.

    19 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Buhârâ’da yetişen en büyük velîlerdendir. İnsanları Hakk’a dâvet eden, onlara doğru yolu gösterip hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin on altıncısı. İsmi Muhammed bin Muhammed Buhârî, lakabı Alâeddîn’dir. Doğum yılı belli değildir. 1400 (H.802) senesinde Buhârâ’nın Cağanyân nâhiyesinde vefât etti. Alâeddîn-i Attâr’ın babası, Buhârâ’nın zengin eşrâfından idi. Üç oğlu vardı. Bunlardan büyük oğullarının isimleri; Şehâbeddîn ve Hâce Mübârek’tir. Alâeddîn en küçükleri idi. Babası vefât edince, ...
  • ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKIYOR

    19 Ekim 2020 Köşe Yazıları

      Türkiye İstatistik Kurumu,(TÜİK) temmuz ayına ilişkin işgücü istatistiklerini açıkladı. İşsizlik oranı, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre 0,5 puanlık azalışla yüzde 13,4 oldu. Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2020 yılı Temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 369 bin kişi azalarak 4 milyon 227 bin kişi oldu. Haber bu, fakat bu bu kadar kolay söylenemeyecek kadar basit değil, çünkü ateş düştüğü yeri yakıyor. Nerdeyse her 100 kişiden 14’ü işsiz. Genç nüfusta dört kişiden biri boşta. Ö...
  • ŞAH-I NAKŞİBEND HZ.

    18 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Evliyânın büyüklerinden ve müslümanların gözbebeği olan yüksek âlimlerden. Seyyid olup insanları Hakka dâvet eden, doğru yolu göstererek saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin on beşincisidir. Muhammed Bâbâ Semmâsî ile Emîr Külâl’in talebesidir. İsmi, Muhammed bin Muhammed’dir. Behâeddîn ve Şâh-ı Nakşibend gibi lakabları vardır. Allahü teâlânın sevgisini kalplere nakşettiği için, “Nakşibend” denilmiştir. 1318 (H.718) senesinde Buhârâ’ya beş kilometre kadar uzakta bulunan Kasr-ı Ârifân’da doğdu. 1389...
  • SEYYİD EMİR KÜLAL HZ.

    17 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Resulullah Efendimiz’in neslinden geldiği için Seyyid ve Emîr, çömlekçilik yaparak geçimini temin ettiği için de Külâl diye anılmıştır. Tahmînen, hicrî 680 senesinde dünyaya gelmiştir. Babası, Emîr Hamza Efendi’dir. Annesi şöyle anlatır: “Emîr’e hâmileyken ne zaman şüpheli bir lokma yesem karnım ağrır ve onu istifrağ etmeden rahata kavuşamazdım. Bu hâl üç defa tekrarlanınca mübârek bir yavruya hâmile olduğumu anladım ve bundan sonra yediğim lokmalarda daha ihtiyatlı davrandım. Onun dünyaya gelmesini ümitle bekledim.” Gençliğinde güreşe...