20 Nisan 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 20.216.075 kişiye ulaştı.

a Öğle Vakti 13:08
İstanbul 12°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
ADEM ÖZKÜÇÜK

ADEM ÖZKÜÇÜK

19 Nisan 2021 Pazartesi

Toplumsal Gelişimin Demokrasiye Katkısı

6

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsan, toplumsal bir varlık olduğu için daima toplu halde yaşamıştır. İster göçebe ister yerleşik olsun toplumun can ve mal güvenliği için belirli kurallara uyması zorunlu olmuştur.

İlk yöneticiler maddi ve özellikle fiziki gücü elinde bulunduran kişilerdi. Bu sebeple onların her dediği kanun kabul ediliyordu.

Zamanla yöneticiler güçlerini pekiştirmek için dini de kullanmayı ihmal etmedi. Din ve siyaset ilişkisi gittikçe girift bir hal aldı. Yöneticiler Tanrı’nın görevlendirdiği kişiler olarak algılandı. Toplum, yöneticilerin yanlışlarına itiraz ederse Tanrı’ya itiraz etmiş olacaktı.

Bir çok kral veya padişah bu gücü pekiştirmek için kendisine tabi din adamları atadı. Din adamları siyasetin gölgesinde dinin değil; kralın (padişahın) emirlerini halka sundu. Halk bunlara karşı gelirse Tanrı’ya karşı gelmiş ve dinden çıkmış olacaktı. Böylece Tanrı-Krallar ortaya çıktı. Firavunlar, Nemrudlar en temel hak olan yaşam hakkını bile gasp edebiliyordu.

Ancak zamanla burjuva sınıfının artması ve zengin tüccarların ortaya çıkması din-siyaset tekelini ortadan kaldırdı. Yeni ayrıcalıklı bir zenginler zümresi oluştu.

Özellikle Reform ve Rönesans hareketlerinin din tüccarlarının foyasını ortaya koyması kilisenin etkisini kırdı. Gelirleri azalan Kilisenin günah çıkarma ve cennetten tapu adına Endülüjans Belgesi yayınlamaya başlaması din tüccarlığının boyutlarını ortaya koymaktadır. Martin Luther tarafından senetlerin yakılması ve dinin papazların tekelinde olmadığını söylemesiyle  din tüccarlığı büyük darbe aldı. Krallar da en büyük desteğini kaybedince normal bir insan olabilme hüviyetine kavuşarak eski itibar ve ihtişamlarını kaybetti.

Krallıkların zayıflaması prenslikleri harekete geçirdi. Her prens yanlarına zengin burjuva sınıfını alarak kendi bölgesinde egemenliklerini ilan edince kralların dini yetkilerinden sonra siyasi yetkileri de darbe aldı.

Sanayi devrimiyle burjuva sınıfı olarak kabul edilen sınıfa karşı işçi ve köylü sınıfı oluştu. Bugünkü demokratikleşme süreçlerinde Martin Luther kadar bu sınıfın da katkısı vardır. Zengin Lejyonerlere ve burjuva ya karşı sıradan şehirli insanların hak arama mücadelesi demokrasi çağını hızlandırdı. İlk defa gerçek anlamda güce, itibara ve paraya bağlı olmayan bir hak arama mücadelesi başlamış oldu.

İşçilerin mesai saatleri, iş yükleri, mali ve hukiki hakları sendikalaşma gibi demokrasinin en temel kurumsal örgütlerinin temelini oluşturdu.

Rönesansla başlayan sanat alanındaki gelişmeler ile basın sektörünün yaygınlaşması, özgürlükler konusunda sıradan insanları krallara ve diğer ayrıcalıklı zümrelere karşı koruyan bir kalkan oldu.

Fransız Devrimi ile insanlar, Devlet benim, ben devletim diyen kralların gerçekte sadece bir yönetici olduğu fikrini benimsedi. Kendilerinin ise devletin malı değil, devleti meydana getiren asli unsur olduğu fikrini kavramaya başladı. Böylece en temel yaşam hakkından, seçme ve seçilme hakkına, insan haklarından hayvan ve çevresel haklara kadar uzanan geniş bir bilincin ilk fitilini ateşlediler.

Bugün insanlar, yöneticilerin Tanrı tarafından gönderilmediğini, devletin kutsal bir varlık olmadığını bilmektedir. Yöneticilerin, halkın kendisine geçici süreyle verdiği yetkiyi kullanan kendileri gibi sıradan ve eşit kişiler olduğunu anlamıştır.

Asırlar boyunca kazanılmış olan demokratik kazanımların daha da ilerlemesini sağlamak tek tek bireylere sonra topluma hatta tüm dünyaya düşen büyük bir sorumluluktur.

Kazanılmış hakların ilerlemesi ise bilinçli insanların çoğalmasıyla mümkündür. Eğitim seviyesi arttıkça insanların ihtiyaçlar hiyerarşisi yer değiştirecek ve insan, sadece piramidin en altında kendisine lutfedilen İlkel hakları değil; en tepedeki haklar için de mücadele verecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Sitemizi kullanarak çerez kullanımını kabul etmiş olursunuz.