DOLAR 15,5526 0.46%
EURO 16,2235 0.62%
ALTIN 900,33-0,14
BITCOIN 460954-0,32%
İstanbul
20°

AZ BULUTLU

13:05

ÖĞLE VAKTİ

ASLI ÇELİK KARABIYIK

ASLI ÇELİK KARABIYIK

16 Haziran 2021 Çarşamba

Çocuğunuzla Bağlantı Kuruyor musunuz?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Her birey gibi çocuklar da potansiyelini gerçekleştirmek, kendini bir şekilde dışa vurmak, çevresindekiler tarafından anlaşılmak ve kabul gördüğünü hissetmek ister.

Çocukların doğal merakı, keşfetme isteği, kendini çeşitli yönlerle yansıtma ihtiyacı bazen ortak yaşam kurallarını zorlayabilir ve bu da iletişim dengesini bozabilir.  “Bunların yanı sıra çocuğunuzun içinden geçtiği yaş dönem özelliklerinden dolayı çocuğunuz zor duygular, öfke patlamaları yaşarken ebeveyn olarak kendimizi çaresiz de hissedebiliriz. Hatta bazen çocukların güvenliğini tehdit ettiği için ebeveynler olarak korktuğumuz, öfkelendiğimiz ve duygularımızı kontrol etmekte zorlandığımız durumlar da olabilir” diyor ve ekliyor “Bu durumlarla başa çıkmak için çocuklarımıza yaklaşım ve üslup önerilerini bu yazıda bulabilirsiniz. Ancak her konuda olduğu gibi ilişkilerin çok öznel olduğunu ve bu önerileri değerlendirirken aile özelinizdeki süzgeçten geçirmenizi isteriz”

Çocuklarımızla doğru ve sağlıklı iletişim kurmanın ilk adımı onlarla bağlantı kurmaktır. Tüm duygularını; neşesini, öfkesini, kırgınlığını hissettiğimizi çocuğa hissettirmemiz çok önemlidir. Ağlayan çocuğa odana git, sakinleştikten sonra konuşalım gibi cümleler kurmak zihinlerinde yanlızca “iyi bir çocuk” olduğum zaman sevilirim hissini oluşturabilir. Dolayısıyla içinde bulunduğu durumu yönetemeyen çocuk için öncelikle “çok öfkeli hissediyorsun” gibi duygu yansıtması yapılarak onu anladığımızı hissettirmeliyiz. Anlaşılmadığını hisseden çocuk daha da hırçınlaşabilir.

Öncelikle iletişimde ve özdeğerlendirmede olumlamanın etkili olduğu bilimsel gerçeğinden yola çıkarak odağınızı çocuğunuzun olumlu davranışına vermek olumsuz davranışların düzenlemesine yardımcı olabilir. Örneğin ‘odanı toplamadan dışarı çıkamayız’ yerine ‘odanı topladıktan sonra dışarı çıkabiliriz’ diyebiliriz.

Ortak yaşam kuralları ve prensipleri birlikte belirenmelidir

Ortak yaşam kurallarını ve prensipleri birlikte belirlemek önemlidir

Örneğin ekran kullanım süresi konusunda sınırları zorlayan çocuğunuzla bağlantı kurup, duygusunu anladıktan ve onu dinledikten sonra “Ekran kullanım süresinin pek çok kez uzadığını görüyorum. Bu konuda zorlandığını düşünüyorum. Sence ne yapmalıyız?” ifadesi karşılıklı diyaloğa açık olduğumuzu bununla birlikte ekran kullanım süresi ile ilgili kurallarımız olduğunu açıklar. Çocuğumuzun sakinleştiğine ve artık bizi duyabileceğine emin olduktan sonra ona öğretmek istediklerimizi öğretmek için tüm bu yaşananları iyi birer fırsat olarak değerlendirebiliriz. Tüm bunları yaparken en başta davranışa odaklanmak yerine ihtiyaca odaklanmalıyız. Bu davranışı ‘neden yaptı ve aslında neye ihtiyacı vardı’ sorularını sorabiliriz.Sorun yaşadığımız durumlara yaratıcı ve oyuncu biçimde yaklaşmak, mizah dili kullanmak genellikle çocukları şaşırttığı için içinde bulundukları duruma dikkat vermelerini sağlayacaktır. Çocukların sert ve kesin hayırları kabul etmeleri genellikle zordur ve tepkisel yaklaşabilirler. Bunun yerine koşullu evet yöntemini tercih edebiliriz. Yani “Evet sana bir hikaye daha okumayı isterim ancak bunu yarın akşam yapabiliriz.”

Tüm bu süreçte ebeveynliğin ve ilişki yaratmanın tek taraflı bir durum olmadığını hatırlamak, olumsuz durumlarla karşılaştığımızda genel yargılara varmadan durumsal değerlendirmeler yapmak ve  ilişkimizi geliştirmek için her zaman fırsatımız olacağını kabul etmek yapıcı ve çözüm odaklı olacaktır.

 

Devamını Oku

ÖZGÜVENLİ NESİLLER İÇİN 6 YÖNTEM

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Öz güven, pek çok diğer özellikte olduğu gibi sadece akademik alanda değil, sosyal ve duygusal alanda da mutlu ve başarılı olmak için büyük önem taşır. Öz güveni desteklerken öncelikle çocuğun mizacını anlamak, daha sonra yaşına uygun sorumluluklar vermek, kendi görüşüne ve duygularına değer vermesini sağlayarak öz değerlendirme yapması için fırsatlar yaratmak, bireysel geri bildirim vermek, kendini tanıması ve duygularını ifade etmesi için alan  yaratmak çok önemli. Geri bildirim verirken de önemli nokta, ödül vermek yerine gayretini, çabasını takdir etmektir”

  1. Çocuğun mizacını ve ilgi alanlarını tanımaya çalışalım: Çocuğun öz güveni öncelikle ona en yakın olan ve en çok güvendiği kişilerin onun öz kaynaklarına saygı duymasıyla başlar. Onun karakteristik özelliklerini, güçlü yönlerini, gelişim ve ilgi alanlarını tanımaya gösterdiğimiz çaba, çocukta tanınmaya ve anlaşılmaya değer görülme hissi yaratır. Tabii ki çocuklarımız için her zaman en iyisini istiyoruz ancak bu ‘iyilik’, iyi oluş hali ile bağlantılı olmalı. Çocuğumuza onun güçlü olduğu ve ilgi alanları keşfetmemizi sağlayacak fırsatlar yaratalım.2. Yaşına uygun sorumluluklar verelim:Çocukların öz güven gelişiminde en önemli adımlardan birisi yaşına uygun sorumluluklar alarak başarma hissini tadabilmesidir. Her bireyin güçlü olduğu alanlar olduğunu ve ne kadar çeşitli fırsat yaratıp, alan yaratırsak, bunları keşfetmenin o denli kolay olduğunu unutmayalım. Yaş- dönem özellikleri her ne kadar genel olsa da, çocukların beceri gelişim hızı birbirinden çok farklı olabilir. Onun yapabileceğini öncelikle kendisinin hissedebilmesi için başarıyı tadabileceği  fırsatlar yaratalım. Tabii ki herkes sürekli rahatlıkla yapabildiği işlerden tatmin olamayabilir, bu sebeple sorumluluklarının zorluk derecesini onu yakından gözlemleyerek, dengeli bir ölçüde artıralım.

    3. Öz değerlendirmeye fırsat yaratalım: Öz güvenin önemli unsurlarından biri de iç motivasyondur. Dış motivasyon itici bir güç olabilir ancak kalıcı ve sağlıklı bir öz güvenden bahsediyorsak birey önce kendi yaptığı işten memnun olmalıdır. Bunun için de düzenli bir şekilde yaptığı işleri, gününü ve kendini değerlendirmesi için fırsat yaratalım, onun görüşünü alalım. Bu noktada unutmayalım ki bir çocuğun bilgi ve deneyim repertuarı yaşadıkları ile sınırlıdır. Bu sebeple çocuğun bir kez deneyimlediği bir durumu, o hoşnut olmadığı için başarısız veya olumsuz olarak değerlendirmek doğru olmaz. Örneğin günü sonlandırırken ‘Bugün neyi iyi yaptım? Beni ne mutlu etti? Ne şaşırttı? Neyi daha iyi yapabilirim? Bunun için ne yapmalıyım?’ gibi soruları kendine yöneltmesi için fırsat yaratmak ve bu süreçte yargılamadan onları dinlemek önemli bir başlangıç olacaktır.

  2. Geri bildirimlerde bulunalım: Yetişkinlerin verdiği geri bildirimler çocukların öz güven duygusu geliştirmesinde çok önemli bir rol oynar. Burada kullandığımız dilin ve üslubun yapıcı olması, yargı ifadelerinden uzak olması ve uygun zamanda, doğru bir ortamda verilmesi çok önemlidir. Burada geri bildirime ve dış onaya bağımlılık yaratmamak adına önce çocuğun kendini değerlendirmesi için fırsat yaratmaya, daha sonra görüşümüzü ve gözlemlerimizi somut olarak ifade etmeye ve ona yaptığı şeyi geliştirmek için inancımızı hissettirebilmeye özen gösterelim.

    5. Duygularını ifade etmesi konusunda cesaretlendirelim: Duygularımızı tanımak ve doğru ifade edebilmek öz güven duygumuzu arttırıcı bir etmendir. Anne baba olarak önce bizlerin duygularımızı ifade ediyor olması, çocuklar için rol model teşkil edecektir. Belki akşam yemeğinde ‘Günün nasıl geçti? Neler yaptın? Ne hissettin?’ gibi soruların öncesinde kendi günümüzün nasıl geçtiğini, neler yaptığımızı, bizi nelerin şaşırttığını, nelerin üzdüğünü paylaşmamız, onun da bizimle ve diğer kişilerle duygularını paylaşması için kapı aralayabilir.

    6. Çabalarını takdir edelim:Çocuğunuz oyun sırasında veya günlük aktivitelerinde bir şeyi başardığında ‘Harikasın, aferin!’ demek yerine ‘Ne kadar uğraştın bunu yapabilmek için’ gibi cümleler kurmak onu motive ederken başarısızlığa olan tahammülünü de artırır. Ondaki doğal merakı uyanık tutacak olanaklara açık olmak ve onun ilham alacağı kişilerle tanıştırmak, her ne yapılıyorsa yaptığı işte veya alanda gayret sonucunda kazanılan başarı öykülerini paylaşmak  bunlardan bazıları olabilir.

 

 

Devamını Oku

ÇOCUĞA KARŞI EBEVEYN ARKADAŞLIK İLİŞKİSİ NASIL DENGELENMELİ?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaşamdaki pek çok rolde çeşitli modeller vardır. Ebeveynlikte de literatürde: Otoriter, demokratik, izin verici, ilgisiz ebeveynlik modelleri vardır. Bunların pek çoğu ebeveynlerin kendi ebeveynlerinden görüp modelledikleri, çevreden gördükleri ve kendi ideallerindeki ebeveynlikle birleşir ve ortaya benzersiz bir ebeveyn modeli çıkar. Aslında her ne kadar modeller olsa da her çocuğun bilişsel alanları, sosyal duygusal yönleri ve ilgi alanları güçlü olduğu gibi ebeveynlik modeli de birbirinden farklı ve özgündür. İşin içine bir de çevresel ve eğitim faktörleri girince ortaya kendi içinde benzersiz bir ebeveyn modeli çıkar.

“Her ebeveyn çocuğuna elindeki imkanların en üstünde ve hatta belki kendi deneyimlerinin de çok üstünde fırsatlar yaratmak ister

Elbette sağlıklı büyüme koşullarının, eğitim imkanlarının çocuğun sağlıklı gelişiminde etkisi büyüktür ancak en az onlar kadar önemli olan da çocukların ebeveynleri ile olan ve koşulsuz sevgiye dayanan ilişkidir” Bu konuda literatürde pek çok değerli yayın olduğu için bu yazının devamında daha çok kendi uygulamalarımızı tekrar değerlendirmeye yer vermek daha doğru olacaktır

Günümüzde sıkça dile getirilen, içinde modern, demokratik ve izin verici ebeveynlik modellerinden özellikler de barındıran ‘arkadaş- ebeveynlik’ tanımını birlikte değerlendirelim. Öncelikle bir ebeveynin temel sorumluluklarını düşünelim; koşulsuz sevgi, güven, düzen, sağlıklı yaşam ve gelişme koşulları…Peki bir arkadaşın tanımında hangi kavramlar yer alır? Sevgi, paylaşım, ilgi ve onay.

Sınır koyarken çocuklarımızla birlikte ihtiyaç analizi yapmak önemlidir;

Bir ebeveyn düzen ve sınırları çocuğa öğretmeyip, çocuğun keşfetmesini beklerse, sonucunda sınırlarını bilmediği için karılaştığı olumsuzluklarda başarısızlık hisseden  ve çevresi tarafından da dışlanan mutsuz bir çocukla karşılaşılabilir. Her birey gibi çocuklar da düzensizlik ve belirsizlikten dolayı, kendileri bu şekilde anlamlandıramasalar da kaygı duyarlar. Arkadaşlarımız bize limit koymazlar, o halde bu anlamda arkadaş gibi davranan ebeveynleri, sınır koyduklarında kendilerine öfke duyan bir çocuk bulmak şaşırtıcı olmamalı. Tabii ki her konuda olduğu gibi ne yaptığımız değil, nasıl yaptığımız fark yaratır. Sınırları çizerken çocuklarımızla birlikte ihtiyaçları belirlemek, onların fikirlerini almak, demokratik ancak kararlı olmak bizleri sağlıklı ilişkiye götürecektir.

“iki farklı rolün ortak özellikleri de var; ilgi ve sevgi” Her çocuğun ilgi alanı ve güçlü yönleri farklı olacağı için, çocuğumuzla iyi bir ilişkiyi yaratmak için önce onun mizacını tanımaya çalışmak, onun hoşlandığı oyunlara eşlik etmek güzel bir başlangıç olabilir. Her çocuk oyun oynamayı sever. Oyun, hayal gücümüzü ortaya çıkaran, heyecanlandığımız ve pek çok zaman sosyalleşebildiğimiz bir araçtır.

Yeni keşifler her bireyi olduğu gibi çocukları da çok heyecanlandırır;

Bunların yanı sıra yeni keşifler yapmak her bireyi, özellikle de çocukları çok heyecanlandırır. Yapılan pek çok araştırma, çocukların unutamadıkları anıların genellikle ebeveynleri ile yaşadığı gerçek yaşam deneyimleri olduğunu gösteriyor. Onlarla yaptığımız bir gezi, bir kamp, bir yemek, bitki ekmek, bakımını yapmak hem birlikte eğlenceli vakit geçirmemizi hem de unutulmaz anılar biriktirmemizi sağlar.

Tüm bunlardan görebiliriz ki aslında arkadaşlık ve ebeveynlik, ortak özellikleri olabilen ancak farklı özellikleri de belirgin olan iki farklı roldür. Nasıl ki anneanne, öğretmen ve arkadaş farklı roller ise, ebeveynlikte de rolleri birbirine karıştırdığımızda bizleri tehlikeli ve dengesiz bir ilişki bekliyor olabilir. Ebeveynlik modelimizi belirlerken, çocuğumuza rehber olma rolümüzü unutmadan, güzel anılar biriktirecek şekilde deneyimler tasarlamak, çocuğumuzla sağlıklı ve sevgiye dayalı bir ilişki yaratmamıza yardımcı olacaktır.

Devamını Oku

Çocukla Doğru İletişim Dili Nasıl Olmalıdır?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Her birey gibi çocuklar da potansiyelini gerçekleştirmek, kendini bir şekilde dışa vurmak, çevresindekiler tarafından anlaşılmak ve kabul gördüğünü hissetmek ister. Çocukların doğal merakı, keşfetme isteği, kendini çeşitli yönlerle yansıtma ihtiyacı bazen ortak yaşam kurallarını zorlayabilir ve bu da iletişim dengesini bozabilir.

“Bunların yanı sıra çocuğunuzun içinden geçtiği yaş dönem özelliklerinden dolayı çocuğunuz zor duygular, öfke patlamaları yaşarken ebeveyn olarak kendimizi çaresiz de hissedebiliriz. Hatta bazen çocukların güvenliğini tehdit ettiği için ebeveynler olarak korktuğumuz, öfkelendiğimiz ve duygularımızı kontrol etmekte zorlandığımız durumlar da olabilir”

“Bu durumlarla başa çıkmak için çocuklarımıza yaklaşım ve üslup önerilerini bu yazıda bulabilirsiniz. Ancak her konuda olduğu gibi ilişkilerin çok öznel olduğunu ve bu önerileri değerlendirirken aile özelinizdeki süzgeçten geçirmenizi isteriz”

Çocuklarımızla doğru ve sağlıklı iletişim kurmanın ilk adımı onlarla bağlantı kurmaktır. Tüm duygularını; neşesini, öfkesini, kırgınlığını hissettiğimizi çocuğa hissettirmemiz çok önemlidir. Ağlayan çocuğa odana git, sakinleştikten sonra konuşalım gibi cümleler kurmak zihinlerinde yanlızca “iyi bir çocuk” olduğum zaman sevilirim hissini oluşturabilir. Dolayısıyla içinde bulunduğu durumu yönetemeyen çocuk için öncelikle “çok öfkeli hissediyorsun” gibi duygu yansıtması yapılarak onu anladığımızı hissettirmeliyiz. Anlaşılmadığını hisseden çocuk daha da hırçınlaşabilir.

Öncelikle iletişimde ve özdeğerlendirmede olumlamanın etkili olduğu bilimsel gerçeğinden yola çıkarak odağınızı çocuğunuzun olumlu davranışına vermek olumsuz davranışların düzenlemesine yardımcı olabilir. Örneğin ‘odanı toplamadan dışarı çıkamayız’ yerine ‘odanı topladıktan sonra dışarı çıkabiliriz’ diyebiliriz.

Ortak yaşam kuralları ve prensipleri birlikte belirenmelidir

Ortak yaşam kurallarını ve prensipleri birlikte belirlemek önemlidirÖrneğin ekran kullanım süresi konusunda sınırları zorlayan çocuğunuzla bağlantı kurup, duygusunu anladıktan ve onu dinledikten sonra “Ekran kullanım süresinin pek çok kez uzadığını görüyorum. Bu konuda zorlandığını düşünüyorum. Sence ne yapmalıyız?” ifadesi karşılıklı diyaloğa açık olduğumuzu bununla birlikte ekran kullanım süresi ile ilgili kurallarımız olduğunu açıklar. Çocuğumuzun sakinleştiğine ve artık bizi duyabileceğine emin olduktan sonra ona öğretmek istediklerimizi öğretmek için tüm bu yaşananları iyi birer fırsat olarak değerlendirebiliriz. Tüm bunları yaparken en başta davranışa odaklanmak yerine ihtiyaca odaklanmalıyız. Bu davranışı ‘neden yaptı ve aslında neye ihtiyacı vardı’ sorularını sorabiliriz.Sorun yaşadığımız durumlara yaratıcı ve oyuncu biçimde yaklaşmak, mizah dili kullanmak genellikle çocukları şaşırttığı için içinde bulundukları duruma dikkat vermelerini sağlayacaktır. Çocukların sert ve kesin hayırları kabul etmeleri genellikle zordur ve tepkisel yaklaşabilirler. Bunun yerine koşullu evet yöntemini tercih edebiliriz. Yani “Evet sana bir hikaye daha okumayı isterim ancak bunu yarın akşam yapabiliriz.”

Tüm bu süreçte ebeveynliğin ve ilişki yaratmanın tek taraflı bir durum olmadığını hatırlamak, olumsuz durumlarla karşılaştığımızda genel yargılara varmadan durumsal değerlendirmeler yapmak ve  ilişkimizi geliştirmek için her zaman fırsatımız olacağını kabul etmek yapıcı ve çözüm odaklı olacaktır.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.