DOLAR %
EURO %
ALTIN 928,101,90
BITCOIN 4709111,44%
İstanbul
°

02:00

İMSAK VAKTİ

AYFER GÜVEN

AYFER GÜVEN

04 Mayıs 2022 Çarşamba

BAYRAM TEMİZLİĞİ

BAYRAM TEMİZLİĞİ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Çok geç kaldım, annem bekler. Nasıl da söylenip duruyordur, dedi Sabiha aceleyle çıkarken evden.

  • Alo Taliha, geliyor musun? Aldın mı annemin istediklerini? Tamam kardeşim, yarım saate kadar annemde buluşalım.

İki kardeş kapıda buluştular. Sarmaş dolaş kucaklaştılar. Refika’nın kızları annelerinin bayram temizliğini yapmak için yıllardır sözleştikleri gibi geldiler arife gününden. İş bölümü yaptılar ki zamandan kazansınlar. Annelerinin kızlarına öğrettiği hayat derslerinden biriydi bu. Çer çöpü süpürüp temizlediler, güzel kokulu deterjanlarla misler gibi yıkadılar. Pek beğendiler yaptıkları temizliği.

  • Annem çok severdi bayram temizliğini, dedi kardeşine Sabiha.

Taliha, gözleri nemli bir şekilde annesinin sevdiği sardunyaları toprağa ekerken ablasına bakmadan:

  • Çoook çook, dedi.

Kabristan pek kalabalıktı bugün, yıllardır olduğu gibi. Kiminin kızı, kiminin oğlu, kiminin eşi, kiminin de annesi babası gelmiş can parelerini görmeye. Bayramdan önce bir prova yapılıyor sanki burada. Hüzün ve özlem dolu bir temizlik…

10-11 yaşlarında oğlan çocukları, ellerinde mavi plastik ibrikler:

  • Başınız sağ olsun abla, su lazım mı?, diyor.

Gelen sularla mermer kısımlar son bir kez daha yıkanıyor. Çocuklara bahşişleri verilip, dualar ediliyor.

  • Hatırlıyor musun abla? Annem masanın üzerinde bir sürü bozuk para biriktirir bayramda gelen çocuklara şeker ile birlikte para da verirdi. Sokağın afacanları, paraları bittikçe tekrar bayramlaşmaya gelirdi. Annem her defasında yine verir, çocukları sevindirirdi.

 

  • Hatırlamam mı? Bazen o görmeden paralardan aşırdığım da olmuştur.

Yıllar sonra gelen büyük itiraf, iki kardeşi tebessüm ettirdi.

  • Anneciğimin komşularının mezarlarını da temizleyelim, dedi Sabiha.

Çöp poşetine doldurdular kağıt ve dal kırıklarını. Bir güzel suladılar mor ve beyaz zambaklarını. Ama özellikle annelerinin sağ cenahındaki şehit mezarına daha bir ihtimam gösterdiler. Ne de olsa annelerini koruyordur diye safiyane bir hisse kapıldılar. Yasin-i Şeriflerini okuyup, bilinmez bir dil ile dertleşip selamlaştılar. Kurban Bayramının arifesinde buluşmak üzere vedalaştılar.

Devamını Oku

ŞIP SEVDİ ŞIP USANDI

ŞIP SEVDİ ŞIP USANDI
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Sude:

  • Bugün hangi yörenin hangi lezzetiyle tanışacağız acaba, diyerek gülümsedi. Hızlıca hazırlanıp merdivenleri üçer beşer inerek evinden çıktı.

O bir devlet memuruydu, çalıştığı kurumda her daim vaktinde işinin başındaydı.

Çalışma arkadaşları, Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinden gelmiş, sanki özellikle oluşturulmuş bir kadroydu. Öğle paydoslarında mesai arkadaşları kendi yöresini özlemle anlatır, tanıtırdı. En meşhur yemeğini, tatlısını, böreğini…

Remziye:

  • Ah, bir görseniz Trabzon’u ne çok beğenirsiniz arkadaşlar! Yeşili ayrı güzel, mavisi ayrı güzeldir. Bir de muhlaması var ki yemeğe doyamazsınız.

Memure hanımlar, “Yap da yiyelim, gerçekten söylediğin gibi mi?” dediler gülüşerek.

Berfin, kömür karası saçlarını geriye doğru savurdu:

  • Ben Vanlıyım. Size bir gün Keledoş yapayım da parmaklarınızı yiyin, dedi.

Yeliz:

  • Tabii, herkesin doğduğu yer güzeldir. Yiyecekleri, içecekleri en özeldir. Fakat ben İzmir sadece Türkiye’nin değil Dünya’nın en güzel şehridir diyorum. Uygun bir zamanda zeytinyağlı börülce yemeği yapacağım size. Bunu daha önce niçin yemedik diye hayıflanacaksınız çok.

Kayserili Şehnaz:

  • Tabii mantımız hepinizi saygı duruşuna kaldırır. Görüp duymuşsunuzdur fakat içinizde orijinal Kayseri mantısı tadan var mı acaba? Bakışlarınızdan yemediğinizi anlıyorum. O iş bende arkadaşlar, sözüm söz sizi bu lezzetten mahrum etmeyeceğim.

Coğrafi lezzet tanıtımı Sude’ye geldiğinde ise yalanların en zararsızını beğenip güzelce kurguladı.

  • Şıp sevdi şıp usandı yemeği, lezzet10 numara hikayesi 100… Araştırıp yöresini bulmak da size ödev olsun arkadaşlarım, dedi.

Neden söylesin ki sevgi evinde büyüyen bir buluntu bebek olduğunu, nerede doğduğunu bilmiyordu ki yöresini yemeğini anlatsın. Geçmişine dair en berrak hatırası, kurumdaki Ceylan annesiydi. Şefkat timsaliydi bu kadın, dünyanın en güzel annesinden bile daha güzel bir anneydi Sude için. Diğer çocuklardan kıskanırdı onu.

Sude, sevgi evine gelen hediye oyuncakların hepsini çok sever küçücük kollarıyla hepsini sarmalar, bir süre elinden düşürmez çabucak da sıkılıverirdi. Bu huyundan dolayı Ceylan annesi ona “şıp sevdi şıp usandı” lakabını takmıştı.

  • Ne olmuş ki? Ben de yemek ismi yaptım en tatlı hatıramı. Doğduğum şehri bilmiyor olabilirim ama çok şükür ki vatanım Türkiye.

 

Devamını Oku

BEN KİM MİYİM?

1

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Okul aile birliği kadınlar gününe özgü bir faaliyet yapma amacıyla toplanır.

Başkan:

– Arkadaşlar, neler düşünüyorsunuz? Nasıl yaparız, fikirlerinizi öğrenmek isterim.

Başkan yardımcısı:

-Çay partisi yapalım. Canlı müzik ile beraber ikram da olsun, der ve masadakilerin yüzlerini okumaya göz süzer.

Sayman:

-deal bir fikir fakat salon kiralamak, ikram ve canlı müzik ekonomik olmalı. Bütçemiz sınırlı, der ve parmaklarıyla para işareti yapar.

Yazman:

-Davetiyeler ucuz olsun ki dar gelirli velilerimiz de iştirak edebilsin. Sonuçta kadınlar günü hepimiz için önemli.

Üye:

-Arkadaşlar, benim de bu özel günde size âcizane bir sürprizim olacak, der ser ve sır vermeden.

 

Okul aile birliği, planladıkları gibi çay partisini gerçekleştirir. Eğlencenin sonuna doğru, bir veli elinde mikrofon, kadınlar gününü kutlar ve “Size hediyemdir” diyerek aşağıdaki şiiri bir salon dolusu hanımefendiye okur:

 

DÜNYALARA BEDELİM

İçimde kopan fırtınaların aynasıdır gözlerim

Sözcükler ele verir hislerimi, bazen de titreyen ellerim

Yokluğu da çok iyi bilirim, giyinip süslenmeyi de severim

Çoğu zaman affederim bazen de af beklerim

Anamın kınalı kuzusu, eşimin yâriyim

Ben dünyayım, ben her şeyim, kadınım, dünyalara değerim

 

Giyerim şalvarımı, tarlamı eker biçerim

Sıcacık tarhanamı sevdiklerime sevgi sevgi içiririm

Öğretmenim, gelecek bana emanet, bunu en iyi ben bilirim

Doktorum, hastamın dermanıyım, şifa vermek mesleğim

İş yerinde memurum, amirim, mühendisim

Eviminse en sağlam direğiyim

Rabbimin emaneti, yavrumun meleğiyim

Ben dünyayım, ben her şeyim, kadınım, dünyalara değerim

 

Esmerim, kumralım, sarışınım

Ben her halimle barışığım

Kınalı elim, ojeli tırnağım

Boyalı saçlı da benim, allı güllü yemeni de kıymetlim

Ayşe’yim, Fatma’yım, Güldünya’yım, Özgecan’ım

Ben kim miyim?

Ben her şeyim, kadınım, dünyalara bedelim

 

 

Devamını Oku

LÜTFEN EVİNİZE GİDİN

0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Öğleden sonra okuldan eve gelen Bahattin pencereleri açıp evi havalandırdı. Komşuya emanet ettiği küçük kız kardeşini aldı. Mutfağa girip iki yumurta kırdı. Allah ne verdiyse küçük tepsiye hazırladı. Dünden kalan yarım ekmeği de itina ile dilimledi. İki kardeş hem konuştular hem de iştahla karınlarını doyurdular.

 

Anneleri çalıştığı için Bahattin kardeşiyle ilgilenir, basit ev işlerini yaparak anneciğine destek olurdu. Akşam olduğunda anneleri eli kolu dolu gelir, yavrularının sevdiği yiyecekleri almaya çalışırdı. Sıradan ve sade yuvalarında minicik bir aile hayatını kendilerince mutlu yaşamaya gayret ederlerdi.

 

Fakat geceleri civardaki parkta içtikleri alkolün etkisiyle taşkınlık yapan adamlar olmasa ne iyi olurdu! Sesler bazen o kadar can sıkıcı ve gürültü sınırlarını aşardı ki Bahattin kulaklarına pamuk tıkardı. Defalarca polise şikâyet etseler de bu sorundan kurtulmak mümkün olmuyordu. Bazı geceler kız kardeşi gürültüden uykusundan ağlayarak uyanırdı. Komşular da aynı dertten muzdarip, polis ikazı ile kaçışan araçlar tehlike geçince hemen ortaya çıkardı ve kaldıkları yerden devam… Mahallenin insanları gecelerden korkar çabucak sabah olsun isterdi; gün ışıyınca gecenin çirkinliklerinden eser kalmazdı da ondan.

 

Bahattin kendince çözüm buldu. Kırtasiyeden büyükçe bir karton ve fosforlu kalem aldı. Büyük harflerle “AMCALAR LÜTFEN EVİNİZE GİDİN. ÇOCUKLARINIZ SİZİ BEKLER.” diye yazdı. Sabah olduğunda ağacın gövdesine sıkıca bantladı. Karşısına geçti yazısını okudu. Duygulandı küçük insan. Keşke benim babam da yaşasaydı ve ben onu bekleseydim, dedi. En azından bu amcaların çocukları babalarının geç de olsa geleceğini biliyor.

Devamını Oku

KIRMIZI PANTOLON

0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Oldukça varlıklı olan akrabamız kızı şişmanladığı için, daralan kırmızı pantolonunu bize verdi. Biz kim miyiz? Yaşları birbirine yakın dört kız kardeş. Evleri kira, babaları bir fabrikada çalışan, ay sonunu zor getiren, birçok elzem ihtiyacını gelecek günlere erteleyen sade ve sıradan bir aile. Lütfen, şikâyet ettiğimi düşünmeyin. Amacım kendimi tanıtmak.

Kırmızı pantolon o kadar güzeldi ki, üzerinde nakışları vardı, kumaşı da pırıl pırıldı. Annem beline lastik geçirdi, beli kim giyse ona göre ayarlanırdı. Onu hangimiz giysek çok yakışırdı. Aynada kendimize bakmaya doyamazdık. Üstelik arka cepleri de vardı. Yalnız kırmızı pantolon öyle her zaman giyilmezdi. Çünkü çabuk eskiyebilirdi, onu özel günlerde giymeliydik günlük değil.

Ablam arkadaşının doğum gününe gidecekti. Tabii ki kırmızı pantolonu giydi. Üzerine anneciğimin inci kültesi modeli ördüğü beyaz kazak da ne güzel oldu. El yapımı hediyesini de parlak defter kabıyla paket yapıp neşe içinde evden çıktı.

Arkadaşlarımla kütüphanede grup çalışması yapacaktık. Giydim kırmızı pantolonu, sanki masallardaki peri kızı gibi hissettim kendimi. Arkadaşlarım kıyafetimi çok beğendiler. Biri, “Nereden aldın, anneme söyleyeyim bana da alsın çok güzelmiş” dedi. Ben de kelimeyi oldukça uzatarak “Çarşıdaaaan” dedim.

Annem hastalanan kardeşimi doktora götürecekti. “Yardım edin kardeşinizi giydireyim” dedi. Hemen kırmızı pantolon imdada yetişti. Üzerine bir hırka, hastanenin yolu tutuldu.

Kırmızı pantolonumuz kirlenmişti. Annem onu beyaz sabunla tertemiz yıkadı. Çıtır çıtır yanan sobanın üzerindeki demir askıya astı. Yarın ablam giyecekti. Sabaha kadar kuruması gerekiyordu. Üzerine mandal takmayı ihmal ettiğimiz pantolon kayıp sobanın üzerine düştü. Yandı, hem de öyle böyle değil, sobaya yapıştı. Sobanın üzerinden maşa ile zor kazıdık.

Dört kardeş de hıçkıra hıçkıra ağladık. Bizi dışarıdan duyan, evden cenaze çıktı sanırdı. En güzel kıyafetimiz, biricik pantolonumuz artık yoktu.

Şimdi bir sürü pantolonum var. Birçoğu da kırmızı. Tüm samimiyetle itiraf ediyorum, hiçbiri beni çocukluğumdaki pantolon gibi mutlu etmiyor. Çok düşündüm bunu ve anladım ki yoklukta insanın gönül zenginliği ortaya çıkıyor. Adı da şükür ve kanaat… Ne tatlı şeyler. Bence mutluluğun şifreleri. Dostlarım içinizde kırmızı pantolon isteyen var mı? Çekinmeyin lütfen söyleyin, hemen alabilirim.

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.