12 Mayıs 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 25.358.155 kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
İBRAHİM ERDEM KARABULUT

İBRAHİM ERDEM KARABULUT

10 Mayıs 2021 Pazartesi

BİR YİĞİT ARTIK ORTAYA ÇIKMALIDIR.

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yasalara göre 30 kişiyle bir siyasi parti kurmak mümkün. Ailesi ve yakın arkadaşlarından 30 kişiyi bir araya toplayan biri kendisine bir parti kurabiliyor.

Sadece egosunu tatmin etmek adına kendisini genel başkan olarak görmesi Ülkemizde artık yaşanmamalıdır. Siyasetin ciddiyetten uzak bu hali bu milletin rahatsız olmadığı bir davranış olmayıp sadece sıralama önceliği fazla olan konulardan dolayı sessiz kaldığı unutulmamalıdır.

Ülkeyi yönetmekmi amaç, yoksa bireysel egoları tatmin etmekmidir maksat, bunu bu millet çok iyi bilmektedir.

Bu nedenle topluma mikrofon tutulup kurulu 106 mevcut siyasi partileri sayarmısınız? sorusuna yanıt olarak günlük siyasetin içerisinde olanların dahi 10 siyasi partiyi saymakta zorlandığı bir ülkede bu parti çöplüğüne dönüşen kurulu olan 106 parti içerisinde hiçbir işlevi olmayan partiler kapatılmalıdır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler bürosunda aktif olarak görülen siyasi partilerin sadece 20 kadarı seçimlere katılabilmektedir.
Diğerleri  yani kalan 86 parti sadece sosyal medya veya tabela partisi konumundan ileri gitmemektedir.

Bazı partilerin adı ve Genel Başkanı var ama teşkilatı hatta üyesi bile yoktur.
Partiler çöplüğünden kurtulmanın çeşitli yolları vardır.

Yetkililer artık bir çözüm üretmelidir, bir siyasi partinin kuruluşundaki 30 kişi yeterli maddesini  en az 3.000 kişi ayrıca üye yapma şartı getirmelidir. Kurulduktan sonra yapılan Genel Seçime katılma hakkı elde edemeyen partinin otomatikman kapatılma kararı vermelidir.

En az %1 alan parti için bir sonraki seçime katılma şansı verilmelidir.
Ülkemizi yöneten siyasi iktidar partisi ve muhalefet partilerin üye sayılarına bakıldığında ise;
10 milyon 211 bin 596 üyesi bulunan AK Parti’nin üye sayısı 15 bin 692 kişi azalarak 10 milyon 195 bin 904 olarak kayıtlara geçmiş.

Cumhur İttifakı ortağı Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) üye sayısı ise geçen bu süreçte artmış olarak görülmektedir. Son açıklanan verilere göre 468 bin 585 bin üyesi bulunan MHP’nin 4 Şubat itibariyle üye sayısı 10 bin 614 artarak 479 bin 199’a yükselmiş.

İYİ PARTİ’YE 42 BİN YENİ ÜYE

2020 yılı sonunda 400 bin üye hedefiyle kampanya yürüten İYİ Parti, geçen 19 günde üye sayısını 42 bin 533 arttırarak 266 bin 440 kişiye ulaştırmış.

Muhalefette üye sayısını arttıran partiler arasında yer alan CHP 4 bin 230 üye artışıyla toplam üye sayısını 1 milyon 257 bin 753’e ulaştırırken HDP ise 412 üye artışıyla 39 bin 334 üyeye kavuşmuş.

YENİDEN REFAH 50 BİNİ GEÇTİ

Eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan öncülüğünde kurulan Yeniden Refah Partisi’nin üye sayısı da dikkat çekti. Kasım 2018’de kurulan parti geride kalan yaklaşık bir buçuk yılda üye sayısını 57 bin 175’e çıkardı.

BİRDE HİÇ ÜYESİ OLMAYAN PARTİLER VAR…

Aralık 2019 itibariyle kuruluşu resmileşen Ahmet Davutoğlu’nun genel başkanlığını yaptığı Gelecek Partisi Ocak ayı başında üye kayıt başvurularını almaya başladı. Ancak Gelecek Partisi’nin üyeleri henüz sisteme işlenmedi. Başsavcılığın verilerine göre hiç üyesi bulunmayan diğer siyasi partiler şu şekilde sıralandı:
“Anadolu Birliği Partisi, AS Parti, Ayyıldız Partisi, Demokratik Genç Parti, Engelsiz Türkiye Partisi, Gelecek Partisi, Genç Anadolu Partisi, İşçi Demokrasi Partisi, Kadın Partisi, Milli Mücadele Partisi, Ötüken Birliği Partisi, Sağduyu Partisi, Sosyalist Emekçiler Partisi, Türk ve Dünya Birliği Partisi ve Yeni Dünya Partisi.” kısacası ülkemiz resmen parti çöplüğüne dönüşmüş bir durumdadır.

Bir ittifaklar, ortaklıklar hali almış başını gidiyor. Her kurulu parti %1 oyu dahi olmadığı halde kendisini dev aynasında görerek barajı geçebilecek olan partilerle genç kız misali cilveleşerek meclise kendisini ve çok yakın bir arkadaşını sokma çabasına girmesi ise bu milletin beklediği birşey değildir.

Kişilikleri tartışmasız önemli olan bazı siyasi parti kurucularını örnek göstermek gerekirse ülkemizde Sadettin Tantan dendiğinde herkesin takdir ettiği bir kişi olduğu halde başlattığı siyasi hareket hüsranla sonuçlanmıştır. Bu örnekleri Abdullatif Şener, Mustafa Sarıgül, Mustafa Destici, Tuğrul Türkeş, Oktay Öztürk, Yaşar Nuri Öztürk, Doğu Perinçek, AliMüfit Gürtuna, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Abdurrahim Karslı, Öztürk Yılmaz, bu isimleri 86 kişi olarak sıralayabileceğimiz gibi kurulduktan sonra fesh olanlarıda katarsak liste uzadıkça uzar.

İşin en ilginç olanı ise parti tüzüklerine bakıldığında ise neredeyse hepsi birbirinden kopya çekmiş gibi aynı.

Madem ülkede yönetim şekli belli, yapılacaklar ve yapılamıyacaklar zaten siyasi parti kanununa göre açık ve net yazılıysa o zaman bu ben ben benlik neden.
Ben… Ben… Ben demekten kurtulmalı biz demenin yolunu bulmak gerekir.

Türk milletine yakışan iri, diri, güçlü ve çözüm üreten ekip ve ekipler kurmaktır.Az olsun temiz olsun ama benim olsun mantığından kurtulmalıdır. “Bir elin nesi var iki elin sesi var” mantığı ile hareket edilmelidir. “Birlikten kuvvet doğar” ifadesi unutulmamalıdır….
Bir Yiğit Ayağa Kalkmalıdır…

Ben diyen 86 Partinin genel başkan koltuğunda oturanların karşısındaki “Dev Aynası”nı kırarak gerçek halini görmesini sağlamalıdır.

İşe yarayacak bir siyasi karakter ve kabiliyeti varsa bir çatı altında toplanmaya zorlanmalıdır. Bunu anlatırken makul, mantıklı nedenler sıralanmalıdır.

Kırılan “Dev Aynası” karşısında olmayan ve sadece kendisi kendisini Genel başkan sayan bu birçok kişinin “evet ben bu ekipte olmalıyım, benim yerim genelbaşkanlık makamı değil, benim bu oluşum içindeki yerim, görevim ancak bu olabilir” detirtebilecek ve bu erdemliliğine gelmesi için ciddi bir çaba harcanmalıdır.

İşte böyle bir düşünce ile ayağa kalkacak bir yiğit çıktığı zaman ülkemiz ve bu ülkenin yüz yıldır ezilen milleti Ülkemizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün istetiği bir yönetim şekline dönüştürmeyi başarabilir.

Bu millet yaşadığımız coğrafya öyle bir coğrafyadırki Bir bakarsınız Alparslan bütün hesapları alt üst etmiştir. Bir Bakarsınızki Fatih Sultan Mehmet çağ kapatıp çağ açmıştır, Bir bakarsınızki hasta ölüm döşeğinde dendiği bir dönemde Osmanlının genç bir  Sarı saçlı mavi gözlü bir Yiğidi çıkıp yedi düele meydan okuyup Cumhuriyeti milletimize armağan etmiştir.

Umutluyum, Umutluyuz Bir yiğidin çıkıp biz geldik diyeceği gün çok yakındır.
İstiklal marşımızın onurlu şairi M.Akif Ersoy’un dediği gibi “Belki Yarın, Belki Yarındanda Yakın.” Unutmuyoruz, unutmayacağız  çünkü ne demişti Gazi Mustafa Kemal “muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur”

 

Devamını Oku

Biz Türk’ler Soy Kırım Yapmışız!..

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Joe Biden ” Bidon Kafa”  Bizde “Yalancının ” derler ama ben bu ifadeyi kullanmayacağım.

Nedeni ise çok basit, seni gidi bunak seni gidi. Aklınca biz Türklere ders vermeye kalkıyorsun.Yıllarca PKK-YPG-PYD ve nice terör örgütlerini besleyip maşa gibi kullanarak yaklaşık kırk yıldır ülkemizde terör estirdin ses çıkarmadık…

Kıbrısta Türk soydaşlarımız katledilirken sadece izledin sustun ses çıkarmadık,Kıbrıs çıkarmasında bize ambargo uygulayarak yağa, şekere, tuza muhtaç ettin ses çıkarmadık, sustuk içimize attık, biz sustukça sen zulmünü hep ilerlettin…

İncirlik üssünü kullanarakTürk subayı gözlemciyken gözünün içine baka baka  Peşmergeye yardım atıyorum diyerek PKK denen alçak örgüte mühimat atıp pardon yanlışlukla attık dedin ses çıkarmadık, elbet hatasını anlayacak bizim müttefikik olduğumuzu hatırlayacak dedik, ne hatırladın nede anladın….

Bunlar yetmezmiş gibi, 5000 Tır ile silah ve 2000 uçakla mühimmatı Suriye ve Irak sınırına getirttiğin eli kanlı teröristlere gözümüze soka soka verdin ses çıkarmadık…

3 Milyonluk Ermenistan 12 Milyonluk Azerbaycanın %20 topraklarını 30 yıldır işgal etmişti biz haklıyız dedik gözümüzün içine baka baka sustun biz yine ses çıkarmadık…

Uluslar arası mahkemelerde aradığımız haklara engel oldun ses çıkarmadık. Yunanistan bize ait adalara kanun ve kural dışı yerleşti sakınha Ege’de problem istemem dedin ses çıkarmadık. İşgal edilen adalara bir orduyu donatacak silah ve mühimatı Yunanistan’a hibe ederek adaları kendi üssün haline getirdin ses çıkarmadık…

Sınırımızda kafana göre devlet kurmaya kalkıp bizim kendi sınırlarımıza komşu olan Irak ve Suriye içerisinde şeytanca oyunlarına ses çıkartmadık. Mısırda libya ile ilgili oynadığın sisi dostluğu ile ülkemizin ekonomik geleceği ile oynadın yine ses çıkarmadık…

Mazlum onlarca ülkeyi kan gölüne çevirerek iliklerine kadar sömürdün sadece Dünya beşden büyüktür yapma dedik, anlamamzlıktan geldin yine ses çıkarmadık…

Kandili söndüreceğiz kararlıyız dedik, Başta Suriye olmak üzere terör örgütlerine adeta tünellerle yeraltı şehirleri kurdun yine ses çıkarmadık…

Ülkemize hain bir kalkışma yaşatan Askerimizin, polisimizin içine sızan alçak Fetö terör örgütünün lideri pozisyonundaki ihtiyar imam kılıklı FBİ beslemesi Papazı istedik, yüzlerce sayfalık dosya gönderdik baktın,sustun biz yine sesimizi çıkarmadık..
.
Parasını peşin ödediğimiz F35 Uçaklarımızı keyfe keder gerekçelerle ipe un sererek size vermiyorum dedin yinede sesimizi çıkarmadın…

Bol bol karşılıksız bastığın dolarlarla belli merkezlerden ülkemiz ekonomisini yok etmek için manipülasyonlar yaptın, sustuk ses çıkarmadık…

Türkiyede bulunan Büyükelçiliğinizden Ülkemizin hertürlü içişlerine maydanoz oldunuz yine sustuk ses çıkarmadık…

Halk bankası Müdürünü görev gezisinde alıp cezaevine atarak Reza Zerrap davası ile vay İran ile ambargoyu delmiş ticaret yapmışsınız diyerek güya ülkemize ayar vermeye kalktın yine ses çıkarmadık…

Ülkemizin seçilmiş Cumhurbaşkanını seçimle darbe yaparak muhalefeti destekleyip devireceğiz dedin, bunada sustuk sesimizi çıkarmadık…

ABD’ye sizin davetinizle gelen Cumhurbaşkanlığı korumalarına tutuklama kararı çıkardınız yine de ses çıkarmadık…

Çin uygur Türklerine zulmü dünyanın gözüne soka soka yapıyorken Dünyanın jandarması gibi her bölgeye atlarken Çin’e tek kelime etmedin biz yine sustuk ses çıkarmadık.

Azerbaycan umudunu kestiği uluslararası mahkemelerin 30 yılda sonuçlanmadığı Karabağ davasını sabırla hala beklerken Ermenistanın roketlerle saldırması sonucu “Ben göbeğimi kendim keseyim” diyerek kendi göbeğini kesip Ermenistanın işgal ettiği Karabağı alınca şok yaşadın değilmi?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar Türkiyesiz asla deyince şok yaşadın değilmi?

Türk savunma sanayiinin başarıları artık sizi çıldırtma noktasına getirdiği için ne yapacağınızı şaşırdınız değilmi?

Türk ayağa kalkıp Osmanlı tokadını daha göstermedi, Hasta adam dediğiniz Osmanlı ölmedi . Cumhuriyeti kuran irade o ruhla kurdu, O ruh hala diri ve hasta adam iyileşti, eskisinden daha iri, daha diri…

Şimdi Turan kurulmuş, Kızıl Elma oluşmuştur hatırlamanda yarar vardır.
Bak Joe Biden denen ” Bidon Kafa”  Türk’ün Ayranını kabarttın.  Türkün Ayranı kabarmaktan taşarsa ne 250 milyonluk nüfusun ne dünyayı yönettiğin Doların sizi, seni kurtaramaz…

Barbaros ruhu ayağa kalkar tekrar donanmamız Virjinya kıyılarına demir atar, Tarihe bir dönüp bak anlarsın, yine sahillerde endamlarıyla dolaşan güzel kızlarınızdan beştepe saraya garson olarak alıp getirir, haberin olsun…

Hoşça kalınız…

 

Devamını Oku

BATI HAYRANLIĞIMIZ SON BULMALIDIR!..

0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEMNUNİYETSİZLİĞİMİZ MUTSUZLUĞUMUZDUR…

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK İçinde yaşadığımız ülkemizin kurucu cumhurbaşkanı olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş ve bu devletin ilelebet kalması,ebedi yaşaması ve yaşatılması için gençlere emanet etmiştir.

Tıpkı daha önce kurulup yıkılan her defasında kendi küllerinden doğan devletler gibi.
Geçmiş tarihe gitmeden mevcut yakın tarihimize baktığımızda geçmişi tarihimizide anlamış olacağız.

Kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK için dahi kurulduğu o zorlu dönemlerde dahi çatlak sesler hiç eksik olmamıştır.

Sürekli bazı yanlışlıkların yapıldığı ifade edilmiştir.

Hala günümüze kadar gelen söylemler arasında Dilimizi birgünde değiştirmesi doğru değildi.

Laiklik din ile devlet işlerinin birbirinden ayrı olması ilkesi için Laik vatandaşım değilim tartışmaları.

İstiklal mahkemelerinin yanlı ve yanlış kararları hala tartışılarak kendi eforumuzu tüketip sürekli Batı hayranlığı ile kendimizi kültürümüzü,töremizi, örf ve adetlerimizi kıyaslamaya kalkışıyoruz.
Avrupada, batıda medeniyet bizden daha iyi tezini savunuyoruz.
Batıdaki insan haklarının bizden daha iyi olduğundan dem vuruyoruz.
Memnuniyetsizliğimiz had safhada.

İlk lider olarak görmemiz gereken Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü eleştirenlerimiz hala azımsanmayacak kadar çok.
Keza ondan sonra siyasetçi olarak gelen ülkemizi yöneten hiçbir siyasi lideri beğenmemişiz.
Hep bir memnuniyetsizlik.

Küçümsediğim için ifade etmiyorum, sakın yanlış anlaşılmasın;Simitçimizden tutunda boyacı, sanatçı, sporcu, bakkalı ve kasabına kadar herkes siyasetin içinde ve kendini siyasi deha gibi görmekte.

Konuştukları zaman mangalda kül bırakmayacak kadar siyaseti ezber etmiş bir toplum ve dünyada var olan üç beş siyasi yöntemi silip yüzbinlerce yönetim şeklini ortaya koymaları
şaşkınlık verici olsada bu tutum neredeyse son yüz yıldır devam etmekte.

Yakın tarihe baktığımızda Menderes, Demirel,Ecevit, Özal,Yılmaz, Çiller,Erbakan, çeşitli koalisyon hükümetleri dahil son Erdoğan hükümeti içinde olmak şartıyla hep memnuniyetsizlik ve karalama ile geçiyor.

Ülkemizi yöneten ateşten gömlek giymiş değerlerimize hep bir saldırı, hep bir karalama içerisindeyiz.

Dünya Türklerinin hayranlıkla baktığı Türkçülüğün esaslarını yazan Alparslan Türkeş için onun aslında bir Rum olduğunu ifade edenler olmadımı?

Ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal için o Ateistti Allah’a inancı yoktu diyenler hala günümüzde yokmu?

Bülent Ecevit için ABD denen ülkede okudu o bir ABD projesiydi diyenler azmı?
Demirel,Çiller, Yılmaz,vs ülke yöneticilerinin hangisinden memnun olduk.

İhtilal yapan ordunun yönetim şeklini asla beğenmediğimizi ifade ettiğimiz darbeciler için hep alkış tutup sonra hep birden karalamadıkmı?

60 İhtilalini yapanlara alkış tutulup Menderes, Polatkan, zorlunun idamlarına sessiz kalmadıkmı? 80 İhtilalini gerçekleştiren Evren ve arkadaşlarının getirdikleri Anayasayı rekor bir EVET ile kabul eden biz değilmiyiz?

Türk milleti derhal siyaseti siyasetçilere bırakmalı sadece gözlemlemelidir.

İzlemeli ve seçimlerde hür iradesiyle kendisini seçeceği siyasi oluşuma oy vermelidir.

Siyaseti yüksek perdeden dillendirerek konuşmak sadece konuşmak için yapmamalıdır.

Siyaset yapmak isteyenlerin siyasetin yapılacağı bir eğitim alması ve siyaseti sergileyeceği siyasi partilerin mahalle, semt, ilçe, il olmak üzere temelden yapma yolunu seçmelidir.

Kahve, çayhane , ve aile içerisinde Allame-i Cihan siyasetinden vazgeçmelidir.

Seçilmişlere saygı, atanmışlara sevgi göstermelidir. Siyasi hesaplaşmasını sadece sandıkta gösterme erdemliliğine ve olgunluğuna kavuşmalıdır.

Hatırlayalım son ikdidar olan ve Cumhurbaşkanlığı yönetim şeklini yargılayan, sorgulayan, irdeliyen kimler yok.

Sivil toplum örgütleri, Gençlik platformları, Barolar, Ünüversiteler, Emekli Askerler ve yukarıda ifade ettiğim gibi simitçi, gazozcu herkes bir siyasi yorum yaparak eleştirmiyormu?
Eleştirmenin yıkıcı şekli ile birlikte takdirin yapıcı bir şekilde yapılmasındanda aynı şekilde uzak durmalıyız.

Seçilmiş hükümeti protestolar, kalkışmalar, darbeler, gezi protestoları gibi hareketlerle kendi devletimize, kendi milletimize, kendi öz vatanımızın öz çocuklarına zarar vererek yapmamız bize hiçbirşey asla kazandırmayacaktır.

Tıpkı 12 eylüle gelinen süreçte kardeşin kardeşi vurduğu dönemlerde olduğu gibi.
Seçimimizi beğenmediğimiz iktidarı, iktidarları kovma yönetimden el çektirme biçimini demokrat bir şekilde sağduyu ile hareket ederek sandıkta göstermeliyiz.
İstanbul Büyükşehir belediyesi, Ankara Büyükşehir belediyesinde olduğu gibi.

Hatırlamamız mümkün değil çünkü yakın tarih dahi denmeyecek kadar yakın olan son yerel yönetimler seçiminde iktidar partisine sadece bazı yanlışlarını kabul etmiyoruz diyen toplum olarak nasıl tek yürek olunarak ilk seçimde değişikliğe gidildiyse aynı şekilde hareket etmelidir.
Sonuçta doğru tektir.

Bunu anlamayan iktidar nasılki seçim sonuçlarını kabul etmeyip yeni bir seçim için gücünü kullanarak yenilenmesini istediği seçimlerde bu kez çok ezici bir üstünlükle seçim sonucunu muhalefet lehine çevirip iktidara yanlış yaptığında iktidarında gideceği mesajını verdiyse toplum olarak, millet olarak siyasete ancak bu şekilde müdahale etmenin yolunu seçmeliyiz.

Siyaset ülkemizin ve siyasetçiler bu toplumun içinden çıkan bu vatanın öz evlatlarıdır.
Siyasetin içerisine millet olarak bukadar çok girersek provake edenler çok olacaktır.

Falan lider ABD casusu.
Filan Lider aslen Rum.
Filanca aslında Gürcü, Araştırın bakın şu lider Kürt kökenli Bu Lider Ermeni Kökenli vs. Sonu gelmeyen iftira, karalama, tuzaklarla dolu söylemlerle mücadele etmek yerine bir bakmışsınız-ki bir tarafın söylemi sizin dilinizde.

Hani hep kullanırız. “Biri bir yalan söyler sonra döner kendiside o yalana inanır” misali.
Memnuniyetsizliklerden kurtulma yöntemimiz Ajan, provaketör, Bozguncuların söylemleri ile hareket etmekten geçmez…

Memnun olmanın tek bir yolu vardır oda kendi seçtiğimiz iktidarlara destek olmak, yön vermek, proje üretip sunmak, muhalefet olarak sahada eksik olanları bulup iktidara yani seçtiklerimize sunmaktan geçer.

Muhalefetin görevi “Herşeyi çok iyi yapsa dahi biz iyi yaptı demeyiz” demek değildir.
İktidarda olmayan siyasi otoriteye muhalefet denmesinin adı bu olmamalıdır.

Muhalefet gerçekten yanlış yapılanı kendisinin isteğine göre değil toplumun isteğine göre bellirlemeli ve iktidara o şekilde sunmalı iktidarın direttiği bu müdahaleye ise halka anlatarak seçimlerde yön vermelidir.

Ekranlarda kendilerini siyasi otorite, uzman, dahi görenlerin gazeteci, yorumcu sıfatı taşıyanların sürekli iktidarları eleştirmeleri, anlamadıkları, bilmedikleri konularda
dahi mutlaka yapılan şeyin yanlış olduğu yönündeki tutum ve davranışları toplumumuzun yönlendirilmeye çok açık olduğu düşüncesini asla unutmadan hareket etmeli, bu davranışlardan kaçınması gerekmektedir.

Mevcut iktidar olarak tanımladığımız Cumhurbaşkanlığı sisteminin başkanlığını yapan Erdoğan daha henüz İBB başkanlığına aday olduğu dönem söylemlerle yapılan karalama ve iftiralara bir bakılırsa konu net anlaşılır.

Hatırlayalım sadece adı yerel yönetim olan İBB başkanlık adaylığı döneminde Recep Tayyip Erdoğan şayet İBB başkanı olursa neler olacaktı.

İBB sınırları içerisinde içki satışı yasaklanacaktı.
İBB araçlarında Bayanlar arka kapıdan erkekler ön kapıdan binecekti.
İBB araçlarının muavinleri önde erkek arkada bayan olacaktı.(o dönemde İBB araçlarında biletçi ve muavinler vardı)
İstiklal caddesinde (Beyoğlu) barlar ve pavyonlar kapatılacaktı.
İstiklal caddesinde (Beyoğlu) mini etekli gezen kadınların bacaklarına virüs enjekte edilecekti.
(o dönem dünyayı saran “Aidis” virüsü vardı)
Bunlar ekranlarda konuşuluyor hatta birçok gazete manşetlerinde bu başlıklar atılıyordu.
Tıpkı yakın dönemde “326 el kaosa kalktı gibi ” Meclisimizin 500 milletvekili olduğu dönemde.

Gelinen noktada Beyoğlu o döneme göre daha yaşanabilir bir hal aldı. İstiklal caddesi trafiğe kapatılıp tarihi beyoğlu havasına döndürülerek bir tramvay devreye sokuldu.
Beyoğlu arka sokakları esrar, fuhuş, kadın ticareti, kapkaç, vs kabusundan kurtuldu gençlerimizin gidebileceği binlerce minik kafenin oluştuğu bir yere dönüştü.

Turistlerin akın ettiği yerli turistin mutlaka gittiği hayranlık uyandıran bir çehreye kavuştu.
Mevcut AKM binasının yıkım kararı ile neredeyse bütün ülke olarak ayağa kalkıldığı ve itirazda bulunduğu AKM binası Türkiye’nin değil Avrupanın hayran olduğu
bir eşi benzeri olmayan kültür merkezine dönüştü.

Taksimde neredeyse yüz kişinin namaz kılmasının mümkün olmadığı cuma günleri Fransa konsolosluğunun bitişiğinde olan bu minik tarihi caminin cemaati konsolosluğun sokağının arka kapısında sokakta kılınan namaz Fransızlarca işte İslam dini denerek Avrupa’ya servis edilirken iktidarın yıkıp cami yapımını yenilemeliyiz projesine Ülkemizde sanki hiç müslüman yokmuş gibi topyekün bir sesle ayağa kalkıldığı havası verilerek “Şeriatı getiriyorlar, İrtica hortladı” yaygarası koparılmıştı.

Gelinen noktada Taksim meydanına İslam’a, Müslümanlara, Ülkemize, Meydana yakışan bir cami olması nasıl takdir edilmez.

Türk sinema sanatçılarının hergün yaşama veda eden emektarlarının hayatları TV kanallarında açlıktan ölüyorlar, sokakta yaşıyorlar, kapılarını açan yok,
Devlet sahip çıkmıyor yaygarasını yapanlar AKM yapılıp sanatçıların hertür sanatçının kullanımına açık olmasını neden gündeme getirmiyorlar.
Birbir unutulan Tüek sineması sanatçıları için Tarihi Atlas sinemasının bulunduğu Atlas pasajını Türk sinema sanatçılarının
gururu haline getirilen müze için neden bir kelime ifade etmezler?

Vandallıkla ülkenin birçok şehrini tarımar eden gezi gösterilerinin devam ettiği süreçte bahanesi ağaç kesimi olan olaylar sonucu taksim parkının şekillendiği yeni hali neden anlatılmaz.
Çünkü biz millet olarak memnuniyetsizliğimizi sürekli bize enjekte edilen,edilmeye çalışanlardan aldığımız negatif enerji ile hareket ederek sürdürmekteyiz.
Ruh halimize yansımasına çanak tutmayı alışkanlık haline getirdiğimizden sürekli memnuniyetsizliğimizi mahallemizde komuşumuz ile, sokakta vatandaş ile, ilçede yerel yöneticilerimizle,
ülkede seçilmiş ve atanmışlarımıza gerekçe gösteriyoruz.

Bu ruh halimizi bilen birçok ülke sadece bazı dernek, vakıf, gazete ve TV yöneticileri, Ülkenin sahibi sizsiniz diye inandırılan bazı devlet kademesinde görev almış insanları iknaları, telkinleri ile sürekli karıştırmakta ve bu alışkanlıklarını sürdürmektedirler.
Gerekçe çok açık.
Biz millet olarak kendimizden memnusuzluğumuzu alışkanlık haline getirdik.
Kendimizden dahi bemnun olmayan bir hale geldik.
Kendisinden dahi memnun olmayan bir milletin kendi seçtiğ yöneticilerinden memnun olması beklenemez.

Hoşça kalınız…

Devamını Oku

Ahhh Şu “Sahte Müslüman’lar” Ah…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Müslüman Kılıklı Sahte Müslümanlar…

Hani İslamiyetin emrettiği gibi “komşusu açken tok gezen bizden değildir” ifadesini kendisine ilke edinmiş bir müslümanı görmenin mümkün olmadığı ülkemizde sözde müslümanların çokluğu arasında mumla aranan özde müslümanların oluşunu bilmek insana biraz huzur veriyor.

Yine İslam dininin emri olan “Yarın ölecekmiş gibi Ahiret için hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için” ifadesinin sadece hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için olan kısmını alıp yarın ölecekmiş gibi Ahiret için kısmını görmemezlikten gelen sözde müslümanlar biraz silkelenip kendinize gelin.

Zamanla bu riyakar sözde Müslümanların sık kullandığı bir söz vardır “Kefenin cebi yok. kazanıyorsak paylaşıyoruz” bu kocaman yalanla kendini avutan sözde Müslümanlar inanın bu dünyada dahi yatacak yeriniz yok. Ahir dünyada halinizi kimbilir ne olacaktır.

Kurban bayramlarında sadece desinler diye kurban keserek kestiği kurbanı ise site görevlisi vasıtasıyla komuşulara dağıt diyerek pay etmeden teslim edip kurban kestiğini bellirtmek için dağıtacağı adreslerin kendisinin bellirlediği isimlere verdiği mesaj net.

” Bakın ben kurban kestim ” amacından başka bir şey olmayan sözde müslümanlar vay halinize.

İstanbul ilimizin bir ilçesi olan Başakşehir ilçesinde (Genelde islami kesim olarak adlandırılır) 10 yıl oturup komuşularından kurban kesenlerden hiç kimseden kurban eti alamayan bir site sakinine apartman görevlisi kurban kesmediğini ve durumunun ekonomik olarak hiçte iyi olmadığını bildiği için  gelip “abi kurban kesen herkes bana kurban eti getirdi, dolaplarda yer kalmadı bir kısmını size getirebilirmiyim?” şeklindeki sorusuna şaşırır.

Site sakini görevliye şu cevabı verir.

” Bana şahsımıza getirilmiyen kurban etini sizden almamız bize helal olmaz.
Haram olur, bu nedenle kabul etmemiz mümkün değil.

Eğer ben bu kurbanı kesip böyle dağıtan müslümanlar gibi olsaydım bende kurban kesebilirdim, kurban kesmekte amaç ihtiyaç sahiplerinin yüzünü güldürüp onlara bayram yaptırmaktır” cevabını alan görevli bu sitede saygı duyulacak bir aile varsa o aile sizsiniz” diyerek ayrılır.

İslamiyet sadakanın, zekatın, Fitrenin nasıl ve kimlere verilebileceğini açık bir şekilde ifade etmiş olsada sözde müslümanların bu konuyla uzaktan ve yakından ilgileri olmadıkları için kendi mantık ve mantalitelerine göre İslamiyeti yaşarlar.

İslamiyetin emrettiği şekilde yaşamak şahsiyetçiliğini gösteremiyen sözde müslümanlar şahsiyetsizliklerini Siyasette, Ticarette hatta komuşuluk ilişkileri bir kenara kendi ailelerinde bile sürdürdüklerinin farkında değillerdir.

Girdiğimiz şu mübarek aylarda Ramazana sayılı günler kala sözde müslümanlar İslamın emrettiği şekilde zekat ve fitrelerini verseler, başta dünya olmak üzere ülkemizin yaşadığı Corona Covit 19 virüs belasından mağdur olan hiçbir dar gelirli insanımız mağdur olmaz.

Fakat dedikya bizim sözde müslümanlarımız Pandemi öncesi caka olsun diye saraylar gibi beş yıldızlı otellerde kişi başı neredeyse 500₺ olan iftar sofraları kurarken ve seçkin davetlilere iftar açtırırken belediyelerin sokak iftarlarına birlikte iftar etmenin keyfini birlikte dua etmenin faziletini bilen dar gelirlilerden birhaber yaşayanlara sözde müslüman demek çokta incitici olmasa gerek.

İslam paylaşmayı emreder.
İslam kardeşliği emreder.
İslam doğruluğu emreder.

İslam İnsana insan olduğu için değer vermeyi emreder.

Bizim sözde müslümanlarımız ise kerameti kendinden bilip, ben çalıştım kazandım.

Kimse malımın ortağı değil.

Kazancımı nerede nasıl harcayacağımı ben bilirim mantığı ile hareket ederek yukarıda anlatıldığı gibi zekat, fitre, sadaka gibi konuları yine bildikleri gibi yaparlar.

Müslümanlık İnsanoğlunun anlayabileceği en mantıklı kurallar ile bellirlenmişken hala orucu ne bozar, kime nasıl sadak verilir, zekat aslında verilirmi?

Verilmezmi gibi sorulara kendilerine göre hoca arayanların hatta islamiyeti kendilerine göre yorumlayan sahte sahtekar imamların ifadeleri ile kendilerini menun edecek ifade yakaladıklarında ise işte tam kendime göre bir hoca buldum diyen zavallı sözde müslümanlar ölüm tam ensenizde.

İşte o gün belki yarın hatta belki yarındanda yakın.

Kim bir dakika sonra yaşayacağına emin olabilirki.

Bir nefese hükmedilmediğini bilen sözde müslümanlar ticarette ve siyasette yaptığınız dahice kurnazlıkları kılı kırk yararak bulup servetinize servet katmayı beceriyorsanız!

İslamiyet neyi nasıl emrediyor bunu bir ömürboyu yaşayacağınız şeklin ne olduğunu öğrenmeniz sadece 1 saatinizi alır.

Yeterki islamiyeti öğrenme arzu ve isteğiniz olsun.

Kıt kanaat geçindiği halde vesveseye meydan vermeyecek şekilde üç aylara giren ve mübarek ramazan ayını sadece inançları gereği yaşayarak emrolunduğu şekilde hayatlarına çekidüzen veren gerçek müminlere selam olsun.

Hoşça kalınız…

Devamını Oku

Polis,Devletin Gülen Yüzü Olmalıdır…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk Polis Teşkilatı, Ülkenin Göz Bebeği Olup Vatandaş Polis ilişkilerine İtina ve Özen arttırılmalıdır. Polis Vatandaşa İpek Kadar Yumuşak Yüzlü Olmalı, Terörün, Teröristin, Suçlunun kabusu olmalıdır. Her Vatandaşa Suçlu Gözüyle Bakmamalıdır…

İç İşleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu çok sık emniyet il müdürleri ile toplantılar yaptığı bilinen ve bu konuda azami dikkat gösteren bir içişleri bakanı olarak sürekli onların moral ve motivasyonunu yüksek tutacak siyasi desteği vererek çalışmalarını korkusuzca yapmasını sağlıyarak her türlü imkanı sunan bir bakan olarak tüm siyasi otoritenin desteğini verdiği bilinmektedir.

Ekip ve ekipman olarak her türlü elektronik desteğin verilmesi için azami özen gösterirken, polisin eğitim olarak seviyesini yükselttiği gibi, yeni takviye Emniyet gece bekçilerinide neredeyse tamamını yüksek okul mezunlarından alınmasını sağlayarak yardımcı personel takviyesi yaparak iş gücünü hafifletmesi ise çeşitli itirazlar gelsede Türk polis teşkilatının daha güçlü olmasının sağlandığı amacı taşıdığı gayet net ve açıktır.

Polis teşkilatında ve diğer Devlet personelinde zamanla kötü örneklerin yaşanması Türk polis teşkilatının yapısına gölge düşürmese-de, zamanla polis hal ve hareketlerine yakışmayan taşıdığı üniformanın hakkını vermeyenlerin çıkması polis teşkilatını yıpratıyor.

Yaşanan corona Covit 19 pandemi sürecinde Beylikdüzü ilçe sınırları içerisinde görevli bir ekibin aracı ile otobüs durağında bekleyen bir yolcuya durağa araçla yaklaşıp araçtan inmeden ” dayı şu TC numaranı bir ver bakalım” demesi bir Türk Polisine yakışır davranış olmasa gerek.

Birincisi “TC kimliğini ver dayı” dediği adam eğer bir terörist ise araçlarından inmedikleri ve kendi can güvenliklerini korumadıkları için ilk hamlede mağdur olacakları aşikar olup tatsız sonuçlanan bir olay sonucu Türk milleti polisimiz şehid oldu diye kahrolacaktır.

Polisimizin vatandaşına yaklaşımı önce kendi can güvenliğini alması ve vatandaşa yaklaşımı ise kibar olmalıdır.

Kendisinin bu milletin bir ferdinin evladı olarak devlet görevlisi olduğunu unutmamalıdır.

Araçtan çıkmadan kimlik sorgulama kotasını doldurmak için durağa araçla yaklaşarak aracında oturarak dayı şeklinde olması incitici ve Polisimizden soğutucu bir davranıştır.

Polis eğitim merkezi ve polis akademilerimizde vatandaş polis ilişkisi konusunun biraz daha ağırlıklı çalışılması hususu neredeyse şart olmuştur.

Aynı ilçe sınırları içerisinde yine Beylikdüzü sınırları içerisinde Güneşli sokak kavşağında üçbeş sivilin iki kişiyi araçlara yaslayıp ceplerini, paketlerini uzun süre karıştırıp sokak ortasında onlarca kişinin camlara dökülerek izledikleri bir ortamda Polis ile daima iç içe çalışan bir gazetecinin olayın ne olduğunu anlaması için olay yerine yaklaşıp neler olduğunu anlamaya çalışmasına git buradan, kim olursan ol burada duramazsın.

Şuan soruşturmanın gizliliğini engelliyorsun, kaybol, ifadelerini kullanması ise garipsenecek bir durum.

Gizlilik içinde soruşturulan bir olay dakikalarca meraklı vatandaşların camlarından bir aracı çevirip didik didik arayıp dakikalarca toplumun film izler gibi camdan olayı izlemesine vesile olmaz.

Polis olup olmadıkları hiç bir şekilde belli olmayan ekipten hiç olmasa birisinin bir Polis yeleği giyerek vatandaşın olayın Polis ve şüpheli arasında geçtiği intibası uyandırması daha makul olmazmı?

Polisin görevini yapıp suçluyu yakalama görevi her nekadar onun görevi ise bir gazetecinin olayı öğrenmeye çalışıp kamuoyunu aydınlatma görevi olduğu Polis ve Gazeteci ilişkisinin daha çok iyileştirilmesi ile mümkün olacağı neden göz ardı edilmektedir.

Türk polis teşkilatının daha verimli çalışması ve vatandaş polis ilişkisinin güçlendirilmesi için zamanla tebdili kıyafet polis müdürleri ve amirlerinin kontrolleri ile dahada sağlamlaşacağı kanati taşıyan vatandaşlarımızn çoğunlukta olduğu bilinmelidir.

Her iki olayın Beylikdüzü ilçe sınırları içerisinde olması tamamen tesadüften ibaret olup Vatandaş Polis ilişkisi bütün il ve ilçelerimiz için aynı olmalıdır.

Hoşça kalınız…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Sitemizi kullanarak çerez kullanımını kabul etmiş olursunuz.