01 Mart 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 8.897.418 kişiye ulaştı.

a Yatsı Vakti 02:00
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
İBRAHİM ERDEM KARABULUT

İBRAHİM ERDEM KARABULUT

26 Mart 2020 Perşembe

KARA EYLÜL’ÜN YİTİK KUŞAĞI…(4)

0

BEĞENDİM

ABONE OL

İbrahim Erdem KARABULUT

Anayasaya ekledikleri geçici 15.ci madde ile bu işlemi gerçekleştiren 12 Eylül’cüler kendilerini güvence altına  almış olmaları nedeni ile yargılanmalarının önünü de kesmişlerdi.
Asmayalım da besleyelim mi diyen zevat ilk idamı soldan Necdet Adalıyı idam ederek göz dağı verirken sağdan Mustafa Pehlivanoğlu’na yağlı ilmek takmıştı. Asker zaten ihtilal öncesi sıkıyönetim ile güvenlik kendisine teslim edilmişken akan kan durmuyor, durdurulmuyor fakat tüm devlet yönetimine el koyduğu gün bir gecede olaylar son buluyordu.
İşte bu kara Eylül’ün talihsiz kuşağı, birçok ihtilal daha ve bir çok e muhtıra atlatsa da hatta post modern darbeler görse de kara 12 Eylül’de öyle piştiler ki, bu kahpe 15 Temmuz ihanetinde dahi tanklara kafa atan ya onlardı ya onların yetiştirdiği kuşak ve  onların  genlerini taşıyan evlatlarıydı.
Kimse asil bir milletin asil evlatları bu millet bu hain kalkışmayı durdurdu demesin sakın. Bu kahpe girişimi yapan hain Fetö’nün hain evlatlarının karşısına dikilen işte o kara eylülü yaşamış yitik kuşağın ya kendisidir ya onlardan olan çocuklarıdır.
Yarından tezi yok inanmayan doktora tezi olarak sokağa çıkan her bir bireyi kare kare tesbit ederek araştırabilir.
İşte sonuç olarak bu kuşak bu kara eylülün ezip silindir gibi üzerinden geçtiği kuşak yitik, bitik olarak adlandırılmış olsa da, Bu kuşak inanılmayacak kadar merttir.
Bu kuşak serttir.  Bu kuşak biraz deli biraz dolu ama sevdiğini vatan gibi seven bayrak gibi  ülke gibi seven bir kuşak ve ömrünüz boyu göremeyeceğiniz kadar merttir..
Bu kuşak gözyaşı döktüğünde kayayı eriten, kızdığında dağları yürüten, öfkelendiğinde göğsü kafesten fırlayan, deli dolu bir kuşak. İşte bu kuşak kadifeye sarılı mermer kadar sert olsada dosta sırdaş,kardeş,arkadaş, şimdiki gençlerin samimiyetsiz deyimiyle “Kanka” değil kardeş gibi kankardeş olacak kadar mert ve yürekli bir kuşak.
Şimdilerde bu kuşak küçüğü 55- Büyüğü 65 yaşında eğer bu kara Eylül’ü yaşayan bir akrabanız var ise, Bu solcu olmuş sağcı olmuş farketmez her ikisi de bu ülkeyi karşılıksız ve çıkarsız sevdi…                                                                                                    Elinizin altında varsa eğer bu kuşaktan biri bu anneniz, babanız, amcanız, dedeniz, dayınız, her kiminiz varsa ona iyi bakın, onlar özel bir kuşak, kimine göre iyi kuşak kimine göre yitik kuşak ve nesli tükenmekte olan bir kuşak…
İşte bu kuşak benzeri bir daha bu ülkede olmayacak bir kuşak yoklukla yoğrulmuş, işkencelerle kavrulmuş, sürgünlere savrulmuş, insanlıktan evrilmeye çalıştırılmış, fakat hiç bir işkence, hiç bir hücre, hiç bir idam, hiç bir yargıç, hiç bir ihtilal onun vatan bayrak millet ebet devlet sevgisini törpülemeye yetmemiş.
Her işkence, daha yürekten vatan demesine vesile olmuş.
Ha eğitim mi, şu anki nesli akademik kariyerleriyle öğünerek ders veren üniversite hocalarını ceplerinden çıkaracak kadar taş medresede eğitim görmüşlerdir.
Ha siz yeni nesil gençler sakın diplomasız görüp onun aklıyla sakın alay etmeye kalkmayasınız, o neslin en cahilinin hafıza belleğinde Meydan Larousse vardır.
Yapacağınız şey ondan faydalanmak olsun, onlar ayaklı kütüphane, türlerinin son örneğidirler.
Bilirseniz değerini kıymetini, paha biçilmez kıymetli bir hazinedirler.
İstemeyi bildiğinizde yüreklerindeki volkanı patlatarak yapamayacakları hiç bir şeyin olmadığını gösterebilecek güce kudrete sahip olduklarını anlarsınız.
İyi ki varsınız, Kara Eylül’ün kara kaderli yiğit yılmaz cesur çocukları…
Hoşça kalınız…

Devamını Oku

KARA EYLÜL’ÜN YİTİK KUŞAĞI…(3)

0

BEĞENDİM

ABONE OL

İbrahim Erdem KARABULUT

Nihayetinde bu kayıp kuşağın gençleri sağcısı ve solcusuyla toplanıyor karakollarda, okullarda, statlarda anlık mahkemelerle ceza evlerine atılıyor, faili meçhul cinayetler ,olaylar sağcıların işleyebilecekleri sağcılara yükleniyor solcuların işleyebilecekleri cinayet ve faili meçhul olaylar solculara yükleniyor, itirafçılar bulunarak aldatılıp, ifadeleri doğrultusunda iftira attıkları gençler suçlu görülüp cezalara çarptırılıyordu.
İşkenceler sorgular idamlar bir birini kovalarken akıl tutulması yaşanıyor, zamanla aynı suçu ortaklaşa işlemiş olan en yakın arkadaşlar dahi bir birlerini satmak zorunda bırakılıyordu. Aylarca hatta yıllarca izleri bulunamayan bir mahkumiyet sonunda idamla yargılananların berat ettiği görülürken, iftiradan yatanların sayısının ise analizi dahi yapılmıyordu. Keyfe keder bu uygulamalar yıllar yılları kovalarken idam edilenlerin dışında içeride işkenceden ve sorguda ölenlerin yanında adları anılmaz duruma geliyordu. Yıllarca süren bu işkencelerde kurtulmanın yolunun bir sağdan asın bir soldan asın diyerek uygulamaya geçiren zihniyet bu işkenceleri yaşamış iki ayrı taraf için ise karıştırın barıştırın diye uygulama başlatıyordu.
Akıl tutulması demiştik ya adına gece solcunun vurduğu silah sabah sağcıyı vuruyorsa bu silah kimin kimlerin kumpasıydı çözülmesi mümkün olmadı olamaz da.
İşte bu ceza evindeki bu yitik kuşak eşini,aşını,yavrusunu, annesini,babasını velhasıl her şeyini cezaevinde kaldığı süre içinde kaybetmişti..
Yuvalar dağılmıştı. Bir çok genç eşinden bir çoğu nişanlısından koparılmıştı..
Çünkü en az yatanı 10 yıl ceza yattı.
Paçayı yurt dışına atan ülkeye dönemedi. Ülkeden sürülen ülkeye alınmadı. Vatandaşlıktan çıkarılan, pasaportuna el konan ve hatta bunca yıl geçmiş olduğu halde hala ülke dışına çıkış yasağından etkilenenler var.Fişlenen, göz hapsine tutulan, devlet memuru olma şansını yitiren derken bu kara eylülün üzerinden silindir gibi geçmediği 60-ve 61 doğumlular.
Onların şansımı şanssızlığımı ne dense bilmiyorum fakat onlar bu kara eylülü uygulayanların emrinde olan askerlerdi.
Sonuç 10 yılda yaratılan 15 milyon gençlerin çocuklarının önünün kesilmesi gerekti.
Kara 12 Eylül’ü bize yapan kudretli generallerin babaları bizim çocuklar ihtilali yaptı diye okyanus ötesinde Pentagon’dan Beyazsaray’a bilgi veriyordu. Yani ihtilali yaptıran ABD yapanlar ise onların ülkemizdeki piç çocuklarıydı…
Sonuç 650 bin kişi göz altına alınmış 52 bin kişi tutuklanmış 14 kişi açlık grevinde ölmüş 171 kişi sorguda işkenceyle öldürülmüş ibret olsun diye bir sağdan bir soldan asın denerek 49 kişi idam edilmişti. 210 bin dava açılmış 230 bin kişi yargılanmış 517 kişi idama mahkum olmuştu. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarılmış, 100 bin kişi örgüt üyeliği ile fişlenmiş, 30 bin kişi sakıncalı denerek işinden atılmış, 4000 öğretmen işten çıkartılmış yüzlerce gazeteci cezaevlerine atılarak haber vermeleri engellenmiştir.

Devamını Oku

KARA EYLÜL’ÜN YİTİK KUŞAĞI…(2)

0

BEĞENDİM

ABONE OL

İbrahim Erdem KARABULUT

Bu nesil açtı ve açıktaydı.
Ne ikinci bir ayakkabısı oldu ne yedek parkası, Ne dershane gördü nede özel okul.
Bu nesil kreş, ana okulu, okul öncesi eğitimde görmedi.                 Bu nesil beş kilometre yolu tabanvayla gitti ne tramvay ne de okul servisi tanımadı. Bu nesil beslenme çantası kullanmadı. Ailesinden gizli tatlı niyetine bazen kesme şeker ile cebinde gezdi öyle çikolata gofretle de büyümedi.
Bu nesil öyle cebinde marllboro sigarası ve dupont çakmak ta taşımadı haftalık sigara istihkakı tekel kuyruğunda saatlerce bekleyip iki paket Samsun ve iki paket Maltepe’den ibaretti. Tabi sıra kendisine gelene kadar süre dolmaz ve sigara bitmez ise.
Öyle sabahları okkalı kahvaltı falanda yapmadı bu nesil çünkü 74 Kıbrıs savaşı ambargosu yemiş ülkede yağ yok, şeker yok, dolayısıyla kahvaltı da yoktu.Ekmeğe sürülen ekşi salça en iştahlı kahvaltı,öğlen ayrana doğranan kuru ekmek parçaları ise midenin en güzel dostuydu.Anadolu’da hemen hemen her ahırda bir sarıkız organik süt verirken bu nesile ABD dayatmasıyla  gönderilen süt tozu içiriliyordu.
Doğal gaz yoktu desem belki şimdiki nesil ne diyorsun diye sorabilir, Evet işte doğal gaz olmadığı için tüp vardı ama Tüpraş’taki  grev, boykot, lokavtlardan dolayı ülkede tüp te yoktu.
Kokar yakıt tezek köylerin kurtarıcısıydı, şehirler de ise bir ton kömür ile bir ton odun başlıca ısınma gerecimizdi.Kuzine gözlü sobalarda pişen patatesle yan komşumuzdaki siyah beyaz TV de renksiz film Vadideki hayat en önemli eğlenceleriydi.
İşte bunları yaşarken en büyük sevdaları ülkelerine bağlılıkları ve en önemli aşklarının vatan olduğuna inanmalarıydı.
Bu ülkeyi bu kuşak kadar kimse sevmedi.Bu kuşak karşılıksız, çıkarsız bir şekilde sevdi ülkesini. Can vererek, kan vererek sevdi, Öldürdü sevdi, öldü sevdi.
Oyun farklı, Tuzak farklı, Kural farklı, işler farklı gelişiyordu.
Bir milletin on yılda yarattığı 15 milyon genç artık tehlike olarak algılandı. Bir sağ bir sol olayı yaratılmıştı, Hatta faşist kominist diye isimlerde takılmıştı, bu oyun zaman zaman  alevi ve sünni olarak da işleme konuldu. Çünkü ülke dendiğinde mermiye kafa atan bir gençlik ve konu ülke olunca hiç arkasına bakmayan bir neslin varlığı artık tehlikeli görünüyordu.
O dönemin tabiri ile düğmeye basılmış ve olgunlaştığı düşünülen sokak kavgası yani kardeşin kardeşi vurduğu bir kavganın son bulması gerekiyordu.
Takvimler 11 Eylül gecesini 12 Eylüle bağladığında  Kara Eylülün planlayıcıları 60-61 doğumlu askerler ile sokak ve caddeler tanklarla doluşuyor sokağa çıkma yasakları başlıyor sokağa çıkanlar vuruluyor, çıkmayanlar toplanmayı bekliyordu.

Devamını Oku

KARA EYLÜL’ÜN YİTİK KUŞAĞI…(1)

0

BEĞENDİM

ABONE OL

İbrahim Erdem KARABULUT

12 Kara Eylül’ünün ‘Yitik Kuşağı’ sınıfında olan 1955 – 1965 arası doğmuş olan bu özel kuşak için en iyi adlandırma yitik kuşak adlandırmasıdır.
Bu on yıl aralığında bulunan 60-61 yıllarını ayrı tutarsak daha da güzel bir anlam kazanır.
Çünkü bu iki yaş kuşağı kara eylülde kara eylülü yaşatanların emrine girmiş askerlik yapan kuşaktı.
Peki kalan yaş dilimini özel kılan yitik kuşak olarak adlandırılmasına sebepler nelerdi gelin birlikte göz atalım.
Bu kuşak kutuplaştırılmanın doruğunu yaşamış bir kuşaktı.

Sokaklar barut kokusu, ayrıştırılmış cadde ve sokaklar, kurtarılmış mahalleler, ele geçirilmiş okullar, hatta ayrı ayrı kahvehanelerde oturulmaya kadar birbirilerine kin ve nefretle bakıldığı bir siyasi kuşaktı.
Solcusu ve sağcısı olarak içlerinde işgal edilmiş bir devleti kurtarma sevdası taşıyan bu her iki düşünce birbirlerini kırarcasına ölümüne çarpışırken, kara eylülün kudretli generalleri darbe için şartların olgunlaşmasını bekliyordu.
Bu olgunlaşmanın adı ülkücülerin solcuları, solcuların ise ülkücüleri öldürmesinin artışı olacaktı. Akşam aynı silahla ülkücü vurulurken aynı silahla sabah bir solcunun vurulması olgunlaşmayı kimlerin sağladığının anlaşılması ise günümüzde dahi muammalığını koruma altına almıştır.                                                                                                                                             Sonuç olarak sokaklar ve caddelerde “kanımız aksa da zafer İslam’ın” ile “Ne Amerika ne Rusya tam bağımsız Türkiye ” sloganları aynı duvarları süslüyordu.
Bu kuşak sokaklarda bir birlerinin kanını dökerken binlerce genç toprağa düşüyor binlercesi taş duvarlarla örülü hücrelerde taştan yastık, soğuk ve ayazdan kendisine yorgan yapıp uyuyordu.
Okumaya çalışanlar TÖBDER ve ÜLKÜ BİR-ÜOB olarak ayrıştırılmış öğretmenlerden eğitim alıyor sağcı olan ağzıyla kuş tutsa TÖBDERLİ öğretmenden not alamazken bir solcunun ÜLKÜ BİR-ÜOB bir öğretmenden not alması ise imkansızdı.
Bu genç nesil sokakta hiç bir şeye bulaşmasa dahi ya sağcı olacak ya da solcu kimliği taşıyacaktı öyle arafta kalmak yoktu.
POL DERLİ bir polis muhitindeki solcu gençleri tanır diğerleri onun için sağcı sınıfına girdiğinden öyle fikrim yok ben ne sağcıyım ne solcu deme şansın yoktu. Paket karakola, öyle şimdiki gibi teli çevir sor yanıt al bunlar hayal dahi değildi. nerede hangi karakolda olduğunu o ilin valisi olsan dahi öğrenme şansın yok, çünkü sokakta toplanan bu gençler keyfe keder tutulur, güya olaylara karışmaması için tedbir olarak toplanır tabiri caizse ” Eşşek sudan gelene kadar dayağını yer ” otururdu.

Şimdiki gibi isimleri polis merkezi olmadığı gibi Ne avukat görüş hakkı nede telefon hakkı diye bir şey yoktu…
Çünkü cep telefonu yoktu masa telefonlarında numara çevirmek için numara yoktu olsada telefon santralı ya arızalı yada teller kopuktu..
POL BİR lisi karşı görüşe, POL DER lisi karşı görüşe indirirdi darbeyi.
Hatta öyle bir dönem yaşandı ki POL BİR ve POL DER bir birilerini kurşunladıkları suçlu olarak da yine bu yitik nesil gençlerden kurbanlar seçilirdi.

Devamını Oku

İSTANBUL VALİSİ OLDUM

0

BEĞENDİM

ABONE OL

İbrahim Erdem KARABULUT

APS Kurye ve site güvenliği birlikte kapıyı çaldı. Kuryenin uzattığı zarf Cumhurbaşkanlığından geliyordu. Alıp Acele ile açtım.

Cumhurbaşkanı Sn Recep Tayyip ERDOĞAN İstanbul il valisi olarak İbrahim Erdem Karabulut ‘u atamış bulunmaktadır. Üç gün içerisinde görevinizi teslim alınız.

Sayı/1453… Cumhurbaşkanlığı/Özel kalem.

Şaşkınlığımı attıktan sonra Cumhurbaşkanımızı arayarak kendisine şükranlarımı sunduktan sonra, neden sorusunu yönelttim. Aldığım cevap sadece size güveniyorum oldu… Ne diyeceğimi bilemiyordum. Görev zor ve bu güvene layık olmalıydım.

Hemen işe koyuldum…

İlk talimatım vali yardımcılarına bütün kamu kurum ve kuruluşların personel sayısını çıkartmaları oldu.

Sadece devlet memurunun sayısının yaklaşık 400bin kişi olduğunu gördüğümde şaşırıp kaldım.

Çünkü yaklaşık 40 bin memur işte gözüküyor olup ama iş başı yapmıyordu. Nedeni ise sadece bürokratik karmaşaydı.

Nasıl mı? Bir öğretmen, bir bankacı, bir Asker, bir hemşire, bir doktor, hatta hatta bir polis dahi pasaportunu çıkarmak için mutlaka o gün işini bırakarak ya amirinden ya müdüründen izin alarak görevini terk edip pasaportu veren birime giderek pasaportunu çıkartabilecekti. Bu durum bütün Devlet daireleri ile aynıydı. Bir memur başka bir kurumdaki işini yapabilmek için hangi kurumda çalışıyor olursa olsun o gün işini terk edip rica minnet amirinden izin almazsa işini yapamaz. Çünkü! Mesai saatleri hep aynı saatte idi. Buna Savcı, Hâkim, Doktor, Noter, Vergi daireleri, Fabrikalar, imalathaneler, Bakkal, Kasap, Manav her kesim dâhil mesai saatleri içinde kendi mesaisini aksatmadan bir işlem yapamıyordu. İlk iş olarak bütün kamu kurum ve kuruluşların mesai saatleri dışında da bu görevin aksamadan yapılabilmesi için talimat verdim.

İstanbul bir anda nefes almıştı. Yaklaşık 40 bin sadece devlet memuru işini aksatmamış olması dahi kamuya ciddi bir verim getirmişti. Bu durum İstanbul trafiğine dahi yansımıştı. Trafik denince akla gelen İstanbul için buna-da bir çözüm üretmek gerekiyordu.

Bu İstanbul denen dünyanın göz bebeği şehrin trafik çilesi nasıl bitecekti? Sadece iki saatlik bir çalışmayla hem devleti daha kazançlı hale getirecek, trafiği ise en az bir 50 yıl rahatlatacak bir formül buldum. Hem de uçuk kaçık, rakamlarla yeni yollar, köprüler, tüneller, yapmadan. Milletin can ve mal güvenliğini sağlayan polis, Asker diğer kamu kurumları ile aynı saatte mesaiye başlıyor olması garipti… ilk olarak onların mesai saatlerini bir saat ileri aldığım, vatandaşa hizmet eden bütün belediyelerin mesai saatini iki saat ileri aldım, üretim yapan bütün fabrikaların mesai saatlerini üçe böldürdüm ve fabrikaların aralıksız çalışmasını istedim. Bir anda diğer kamu kurumlarındaki mesai saatlerinde sokaklara dökülen servis araçları hem görüntü, hem gürültü, hem trafik kirliliğinin yok olmasına vesile oldu.

İnsan sağlığı ile ilgilenen devlet hastaneleri ise 24 saat aralıksız çalışacak duruma getirdim. Memur akşam eve geliyor gündüzden çocuğu düşmüş veya yaralanmış, ya-da kulağı ağrıyor. Devlet hastanesinde çocuk doktoru yok yarın mesai saatinde getir bu saçmalıkların son bulması için gerekenin yapılması şarttı. Nöbetçi Doktor, Nöbetçi Noter, Nöbetçi Banka, nöbetçi, pasaportçu, nöbetçi emniyet, yani kısacası memurun ve sivilin işini mesai saatleri dışında yapabilecek duruma getirdim, gördüm ki İstanbul yaşanabilir bir kent halini aldı. İlkokul ile orta ve lise eğitiminde altı yaşındaki öğrencinin 12 ve 16 yaş öğrenci ile saat altıda kalkmasının doğru olmadığını görüp onların saat aralığını birer saat araya aldığımda ise trafik başta olmak üzere sağlıklı beslenme dâhil sağlıklı eğitimin önünü-de açmış oldum.

Benzeri yüzlerce projeyi hayata geçirmiştim ve İstanbul ad olarak dünyanın göz bebeği olmaktan çıkmış yaşanacak en güzel bir şehir olarak Berlin’in, Paris’in,  Londra’nın önüne geçmiş marka şehir olmuştu.

Cumhurbaşkanı Sn: Recep Tayyip ERDOĞAN özel kalemine bir talimat daha yazdırmış, beni Ankara-ya istiyordu.

Hazırlandım makam arabama binerek yola çıktım, Ankara il sınırına geldiğimde ise Ankara trafiğinde o kargaşayı görünce acaba Ankara içinde aynı projeyi uygulatacak diye düşünüyordum-ki bir öpücük ile uyandım… Oğlum Asil Birkan “ baba kalk! Beni okula götür “diyordu, daha şafak atmamış her yer karanlık, ”oğlum annen götürsün ben rüyaya dalacağım” diyordum.

Hoşça kalınız…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.