DOLAR 17,9635 0.09%
EURO 18,5464 0.01%
ALTIN 1.031,36-0,12
BITCOIN 430914-2,41%
İstanbul
24°

AÇIK

FATİH DADAŞOĞLU

FATİH DADAŞOĞLU

12 Ağustos 2022 Cuma

İslam ve Bilim

İslam ve Bilim
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Özellikle halklarda tarih bilincinin yer edinmesi, arkeolojinin gelişmesi ve müze kültürünün yaygınlaşmasıyla insanlar geçmişe merakla bakmaya başladı.

İnsanlar merak ettikçe aradı, aradıkça da yeni uygarlıkları keşfetti, gün yüzüne çıkardı. Arkeolojinin uygarlıklara; Mısırlıların, Hititlerin, Aramilerin kültürlerinin de geçmişe ışık tutmasıyla görünen farklı yollar; Batı’nın düşünmek istediği gibi; Yunanların bilim ve teknolojide işgal ettiği yerin başlangıç olmadığı, en fazla başa yakın bir orta olacağı görüşünü ortaya çıkardı.

Batı’nın neredeyse günümüze kadar bilimi başlatan uygarlık olarak Yunanları düşünmesinin bir diğer sebebi ise, Antik Uygarlığın bilim tarihinde işgal ettikleri 800 yüzyıl kadar muazzam yapıcı safhada öncüllerine dair çok az iz bırakmış ve kaynaklara işaret etme geleneğinde çok zayıf kalmalarıydı.

İslam bilim tarihi anlayışında ise bu tam tersiydi.

Kaynak zikretmede diğer kültür dünyalarında olduğundan çok daha fazla gayret gösteren İslam bilim adamları Aristo’yu “Büyük Üstad” Galeni “Faziletli Galen” olarak anıyordu. Bu kaynak gösterme gayreti ise; Müslümanların 711 yılında İber yarımadasına ayak basmasıyla ve 10. yüzyılın ortalarından itibaren İspanya üzerinden Batı Avrupa’ya geçmeye başlayan İslam kültür dünyasının kitapları, aletleri ve ilaçları Batı tarafından “Yunan Uygarlığı ile başlayan bilimin tekrar Batı’ya gelmesi” için bir ara geçiş güzergâhı olarak görüldü.

Oysaki bilim ve teknolojinin İslam dünyasından Avrupa’ya ulaşma safhası en az 500 yıl sürdü. Bu süreçte Arapça kitapların birçoğu Latinceye tercüme edildi. Avrupa’da gerçek manada bilim üretilmesi 16. yüzyıl ortalarını buldu. Aynı yüzyılın ikinci yarısında İslam dünyasında bilimler duraklamaya başlamadan önce Müslümanlar 800 yıl boyunca bilime ışık tuttu ve onu geliştirdi.

Ama Avrupalılar bu çeviri sürecinde bir hatayı tekrar ettiler. Yunanların Antik uygarlıklardan edindikleri eserler için kaynak belirtmede göstermediği özeni kendileri de göstermediler. Tercüme ettikleri kitaplarda müelliflerin adlarını kaybettiler. Müslümanların hemen hemen her şeyini tekrarlayan Avrupalılar, kaynak zikretme alışkanlığı edinmek istemediler.

Bunun sonucu olarak Avrupalılar 17. yüzyılda önderlik durumuna nasıl geldiklerini bilemediler.

Önderliği vermeden önceyse bilimlerin İslam dünyasında ulaştığı yaratıcılık safhası ile İslam bilim adamları 8. ve 9. yüzyıldan 16. yüzyıl sonlarına kadar bir çok alanda var olan bilimleri geliştirdiler. Yüzyıllar sonra ortaya çıkacak bir çok yeni bilimin yollarını döşediler.

Araştırmanın ve tecrübenin önemi nedeniyle bilimin sadece kitaptan öğrenilemeyeceği, bu yönde hocadan ve kitaptan öğrenilmesi gerektiği düşüncesi ile buna bağlı olarak ilk üniversiteleri kurdular.

Gökyüzünü merak edip İstanbul’a, Semerkant’a, Rey’e Delhi’ye rasathaneler inşa ettiler.

 

İslam’ın insana verdiği önemi görüp Tıp alanında çağ açıp günümüzde dahi kullanılan yüzlerce tıbbi aleti icat ettiler ve bunları tedavilerde kullandılar.

Robotik bilimini kurdular eşsiz robotlar inşa ettiler. Bunları su ile sistematik bir şekilde çalıştırdılar.

Bilimi hayatla buluşturarak Geometri, Fizik, Felsefe, Optik, Kimya, Matematik, Coğrafya ve daha birçok alanda eşsiz eserler ortaya koydular.

Ama aradan geçen yüzlerce yıl, onlarca savaş ve günümüze ulaşamayan binlerce eser nedeniyle İslam bilim adamlarının bu yaratıcı safhada neler kazandırdığının hepsini veya büyük bir kısmını bilmesekte bugün bildiklerimiz; bilimler tarihinin en büyük safhalarından bir kaçında şüphesiz ki İslam bilim adamları, bilimler tarihine eşsiz katkılarda bulunmuştur.

Devamını Oku

Cennetin kokusunu dahi alamayacak kadınlar.!

Cennetin kokusunu dahi alamayacak kadınlar.!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

«Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Yanlarında sığırkuyruğu gibi kamçılar taşıyıp onu insanlara vuran insanlar ve de giyinmiş, çıplak kadınlar ki, bunlar Allah’a itaatten dışarı çıkmışlardır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahi almazlar. Hâlbuki onun kokusu şu kadar uzak mesafeden duyulur.»
“Kadın sadece kocası için olmak üzere kına kullanması yüzüne allık pudra sürmesi, sürme çekmesi ve güzel kokular sürünmesi başlıca ziynetlerindendir. Bunları kullanmasında bir mahzur olmayıp bilakis sevap vardır. Hz. Aişe (r.a.) validemizden buna dair hadis rivayet edilmiştir.”
Sokağa çıkan, gezmeye giden kadınların koku sürünerek dışarıya çıkması memnüdur. Güzel kokunun cinsi teheyyüçler üzerindeki tesiri malumdur. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.) bir Hadis-i Şeriflerinde:

“Harama bakan her göz, göz zinası yapmış olur. Bir kadın güzel koku sürünüp – erkekler arasından geçerse, yahut erkeklerin bulunduğu yere gelirse, göz zinası günahı kazanır.” buyurmuştur.

“Kadın efendisinin karşısında güzel elbiselerini giyerek, ziynetlerini takınıp, güzel kokular sürünmeli, lüzum eden tuvaletini yaparak kendisine ve evinin içerisine çeki düzen vermelidir. Bunu evinin içinde yaparak hürmet ve muhabbetini yalnız efendisine ve yalnız yuvasına hasretmelidir. Zira bu hak efendisine aittir.”

“Evinde eski, yağlı, kirli ve pis kokulu iş elbiselerini giyerek efendisinin karşısına çıkmamalıdır. Çünkü böyle hallerde kocanın tiksinerek aralarındaki muhabbet ve sevgisinin zail olmasına sebep olur.”

“Kadınlar daima süslenecekleri zaman şer’i şerifin tarifi üzere süslenmeli ve bunu da evinin içerisinde yaparak Peygamber Efendimizin menettikleri şeylerden de sakınmalıdır.”

Peygamberimiz buyuruyorlar ki:

“Cennete muttali oldum (baktım). Gördüm ki, cennet ahalisinin en azını kadınlar teşkil ediyorlar. Bu durum karşısında sordum:

Kadınlar nerede?

Cennet hazini bana şu cevabı verdi:

Onları, iki kırmızı, yani altın ve boyalı elbiseler cennetten meşgul etti.”

Allah’ın Resülü (s.a.v.) bu sözüyle ziynet takılarını ve süslü elbiseleri kastetmektedirler.

Süs erkeklerin şehvetini harekete geçireceğinden, kadın sadece kocası için süslenmeli ve bu süsle asla dışarı çıkmamalıdır. Çünkü süs aynı zamanda güzelliğini ortaya çıkarır. Böylece karı-koca arasında sevgiyi artırır. Kadın endamlı ve güzel olabilir. Buna rağmen yine de süslenmelidir. Temiz ve süslü kadın kocasının gönlünde taht kurar. Kocası nasıl beğeniyorsa evde öyle giyinmelidir. Onun hoşlanmadığı şeylerden şiddetle kaçınmalıdır. Süslenmedeki bir kusuru kocasının dikkatini çeker ve bunun neticesi olarak başka bir kadına gözü takılırsa, kusurun büyüğü kadına aittir. Süs güzeldir ama, onun aşırısı da kötüdür. Kirli paslı olmayıp tabi şekilde süslenmelidir. Bir yolculuktan gelecek olan kocasını dağınık bir elbise ile karşılayan kadına karşı kocasının ilgisi de ona göre olacaktır. Akıllı bir kadın asla böyle hareket etmez.

Başka bir hadis-i şerifte şöyle buyruluyor:

“Koku sürünüp camiye giden kadın o kokuyu yıkayıp gidermedikçe namazı kabul olunmaz.”

Kadının koku sürünmesinin yasaklanmasının sebebi bellidir. Koku, şehveti tahrike vesile olan şeylerdendir.

Mescide giderken haram olan koku; çarşıya, komşuya, pazara giderken de haramdır. Hatta günah bakımından öbüründen daha da büyüktür. İbni Hacer El-Heytemi şöyle demektedir.

“Kadının süslenerek, koku sürünerek evinden dışarı çıkması kocası müsaade etse de büyük günahlardandır.”
Cumanın Affı Huzuru ile

Devamını Oku

MUHSİN YAZICIOĞLU – 1

MUHSİN YAZICIOĞLU – 1
1

BEĞENDİM

ABONE OL

’’ Türk İslam Tarihinde İslamsız Türk’e, Türksüz İslam’a rastlayamıyoruz’’

Türk İslam tarihi asırlardır hep aynı yazılır, bir elmanın iki yarısı gibidir. Birini birinden ayırdığınızda bir insanın kafası ile gövdesinin ayrılması gibidir.

Türk İslam tarihinde;  ‘’İslamsız Türk’e, Türksüz İslam’a rastlayamıyoruz.’’

Türk İslam tarihi baştanbaşa kahramanlıklarla doludur, hiçbir millete nasip olmayan Fetihler, Zaferler ecdadımıza nasip etmiş Rabbimiz.

Fatih Sultan Mehmed 30 yıla sığdırdığı dünya çapındaki zaferleriyle…

 

Zîrâ, çağ açıp, çağ kapatan, 2 imparatorluk, 14 devlet ve 200 küsur şehir fetheden kaç hükümdar vardır dünya tarihinde? İşte ecdadımız adeta destanlar yazmış, ancak günümüzde bu tür zaferlerle karşılaşmak imkansız bir durum, günümüzde futbol şarkı vs gibi boş şeylerle tarih yazdık diye ortalığı ayağa kaldıranların amaçları ecdadın torunlarına zaferi unutturmak,

Ecdadımızın amacı yer yüzüne İslam’ı Hakim kılmaktı, böylede çalıştılar çarpıştılar zaferden zafere koştular, Fetih neslinin torunları zafer yerine paradan makama, makamdan şöhrete, şöhretten şehvete koşar oldular…

 

Para ile imtihanı kaybettik

Makam ile imtihanı kaybettik

Servet ile imtihanı kaybettik

Şehvet ile imtihanı kaybettik

 

Hacımız hocamız hepimiz faizle iş yapar hale geldik, parayı bulduk İmanımızı kaybettik, makamı bulduk özümüzü kaybettik, şehvetin esiri olduk insanlığımızı kaybettik, serveti bulduk ama Ailemizi kaybettik, velhasıl Fetih neslinin torunları olarak ruhumuzu ve neslimizi kaybettik

Bir asırdır her şeyimizi kaybettik, öylesine uyuttular ki çağımızın Hamzası Muhsin Yazıcıoğlu’nu kaybettik’ te sesimiz çıkmadı.

Muhsin Yazıcıoğlu dediğimde kelimeler kifayetsiz kalıyor, hangi kelime hangi cümlelerle izah edeceğinizi bilemiyorsunuz, öyle ki.!  Sevgide aile duvarlarını aşmış, Türk İslam dünyasına mal olmuş bir lideri yazmak anlatmak bize düşmemeliydi, ancak o kadar gözlerimiz köreldi ve kalbimiz karardı ki Muhsin Yazıcıoğlu’nu dahi göremedik kendimize yazık ettik, ülkemize yazık ettik, Ailemize yazık ettik hulasa tüm Türk İslam dünyasına yazık ettik.

Şimdi sizi Muhsin Yazıcıoğlu’nun para ile imtihanını nasıl kazandığının örneği ile baş başa bırakıyorum

 

Muhsin Başkan’ın aksakallı, nur yüzlü bir Cemal amcası vardı.

Osman Gazi’nin Şeyh Edebali’si, Fatih’in Akşemseddin’i gibi…

Ülkü Ocaklarına Genel Başkan olduğunda daha makamına oturmadan:

“Oğlum Muhsin, şimdi derhal Sivas’a git ve yüz bin lira bulup bana getir” der Cemal Amca…

Muhsin Başkan,

“Ben bu kadar parayı nasıl bulurum” dese de laf anlatamaz ve gider…

Bulur, getirir, Cemal amcasına verir…

“Şimdi bu paraları Gölbaşı’na götür, barajın sularına serp ve ardına bakmadan geri gel” der…

Dediğini aynen yapar Muhsin Başkan.

Geri döndüğünde Cemal Amca odasının kapısında karşılar kendisini.

“Şimdi odana geç ve yerlerde serili paraları ayaklarınla ez” der…

Açar odasının kapısını, yerlerde paralar serpilidir. Çiğner ve ezer tek tek hepsini…

Bu görevi de yerine getirdikten sonra besmele ile makamına oturur Muhsin Başkan.

Para ile ilk imtihanı başarı ile geçmiştir…

 

Sonraki yıllarda da hep para ile sınandı o. Ve hepsini kazandı Allah’ın izniyle…

İşte biz onun bu dünyaya tenezzülsüzlüğünü sevdik…

İnanmışlığını, adanmışlığını, delikanlılığını…

Bütün sınavlardan başarı ile çıkmasını…

Yüzde bir buçuk oy aldığında da, Keş Dağları’ndan Sonsuzluğun Sahibi’ne ulaştığında da hep alnının ak olmasını…

 

Biz ondan hep razıydık, Rabbim de razı olsun…

Cumanın Affı tüm  Müminlerin üzerine olsun

Devamını Oku

Din ile donu ayıramayacak bir haldeyiz

Din ile donu ayıramayacak bir haldeyiz
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Yüce Allah Kur’an’ı Kerim’de Müminlere şöyle buyurmakta; Ey iman edenler; zannın birçoğundan kaçının. Çünkü bazı zan günahtır.  ‘’Birbirinizin kusurunu araştırmayın,’’  kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin. Hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Bundan tiksindiniz değil mi? Allah´tan korkun, şüphesiz ki Allah; Tevvab´dır, Rahim´dir. (el-Hucurât, 12).

Bu ayeti Kerime sanki yeni nazil olmuşçasına ruhumuzda derin bir iz bırakmaktadır. Rabbimiz bizleri açık açık uyardığı halde bazı İslam kisveli şahısların birbirlerini kaset şantajı ile, diğerleri karşı tarafı Müslüman’a yakışmayan cümlelerle cevap vermesi Müslümanlar açısından kabul edilir bir durum değil.

Müslümanın asli görevlerinden olan ‘’ TEBLİĞ’’ vazifesini unutarak tamamen birbirlerinin ayıplarını kusurlarını arşivlemekle meşgul olur hale geldik ve bunları yaparken de İslam adına yaptığımızı zannediyoruz.

Heyhat.!!! Ne İslam’dan ne dinden haberimiz yoktur öyle ki.? ‘’ Din ile donu ayıramayacak bir haldeyiz.’’

 

Yıllar önce akşam Namazını kılmak için Ataköy’de bir camiye girdim ve çabucak Namaza durdum, önümde genç bir kız da akşam Namazını eda ediyordu fakat üzerine giydiği eşofmanları vücut hatlarını belli ediyordu… Akşam Namazını eda eden genç kız çocuğu hem kilolu hem de uzun boylu biriydi, Namaz kılıp dualar etti duasını öylesine samimi bir şekilde yapıyordu ki, öylesine içten öylesine Allaha sığınıp yalvarıyordu ki kendi kendime ‘’ Bu genç kızın ne günahı olabilir ki bu kadar İhlâslı, bu kadar mahcup, bu kadar derin bir yalvarış içerisinde dua ediyor’’ diye düşündüm.

Duasını henüz bitirmemişti ki yanına birkaç kişi yaklaştı, yaklaşanlar şalvarlı cübbeli sarıklı tespihli kişilerdi muhtemelen İsmail ağa cemaatindendi, Grubun başındaki insan nezaketle genç kıza yaklaşarak; ‘’ Kızım Allah kabul etsin çok güzel genç yaşınızda namazınızı kılıyorsunuz Allah sizden razı olsun, ancak bu halinizle namaz kılmanız caiz değildir.’’ Diyerek genç kızı uyardı.

Akşam namazını bitirdim ve gruptaki insanlarla genç kızın sohbetine kulak verdim merak bu ya kızcağız kendisine tebliğ amaçlı gelenlere nasıl bir tepki verecek.?

Genç kız otururken birdenbire ayağa kalktı ve ‘’ Siz ne söylüyorsunuz.?!? Benim annem de babamda Allah’a Peygambere İslam’a inanmazlar akşam sporuna çıkıyorum diyerek eşofmanlarımı giyip akşam ve Yatsı Namazlarımı kılıyorum, yine sabah yürüyüşü adı altında eşofmanlarımı giyerek sabah namazını gizli gizli kılıyorum siz ne anlatıyorsunuz, siz hürsünüz istediğiniz gibi yaşıyorsunuz fakat ben istediğim gibi Allah’a İbadet edemiyorum, istediğim elbiseyi giyemiyorum, Oruç tutamıyorum başımı kapatamıyorum Kur’an’ Kerimi eve götüremiyorum ’’ diyerek iki gözü iki çeşme ağlayarak tebliğ etmeye gelenlere iyi bir tebliğ dersi verdi, dayanamadım genç kızın yanına gelip cebimden bir kağıt mendil çıkarıp ‘’ Ah be  kuzum senin göz yaşlarına kurban olayım, ne olur ağlamayın sizin ağlamanız arşı sallar’’ diyerek gen kızımızı teselli etmeye çalıştım tebliğ amaçlı gelenlerin başında ki hoca ‘’ Ey vah biz tebliğ edelim derken iyi bir tebliğ edildik’’ diyerek oradan ayrıldılar, sonra genç kızla uzun bir sohbet imkanım oldu o gün neler anlatmıştı neler.!!! Genç kızın anlattıkları beni hayrete düşürmüştü, binlerce şükretsek halimize yinede azdır, her şeyden önce hürüz sağlıklıyız, muhtaç değiliz istediğimizi alabiliyoruz…

Şimdi şu soruyu sorar gibisiniz bunu neden anlattınız ki, hemen söyleyeyim, bu günlerde bir kaset yayınlama fırtınası başladı tarikatların cemaatlerin içerisine çeşitli istihbarat örgütlerinin soktuğu elemanlar sayesinde kaset şantajı üzerinden bir operasyon yapılıyor bu operasyonları bizim saf ve temiz Anadolu insanı anlamıyor veya anlamak istemiyor, Müslümanların; hiç kimsenin uçkuruna bekçilik yapmak gibi bir görevi yoktur

Müslümanların; birilerinin iftirasını sahiplenerek kaset üzerinden bir cemaati hedef alma gibi bir görevi yoktur

Kasetler şantajlar montajlar münafıklara mahsustur Müslümanlar bu tür şantajlara montajlara güler geçer.

Yüce Allah (cc) Kur’an’ı Kerimde “Müminler arasında kötülüğün ve hayâsızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette elim bir azab vardır ve Allah bilir, siz bilmezsiniz.’’ (Nûr sûresi, 19) buyurmuştur.

 

Peygamber Efendimiz’de (s.a.v)  bir hadisi şerifte; “Bir kul, bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse, kıyamet gününde Allah da onun ayıbını örter.” buyuruyor.

İç ve dış istihbarat örgütleri ülkemizde devşirdikleri elemanları vasıtasıyla Müslümanları birbirine düşürerek iç huzursuzluğa sebep olmaktadırlar. Esasen Müslümanın diğer bir Müslümanın hata ve kusurlarını örtmesi fazilettir.

Yine Resulullah (s.a.v) bir hadisi şerifinde  “İşlediği günahları açığa vuranlar dışında, ümmetimin tamamı affedilmiştir. Bir adamın, gece kötü bir iş yapıp Allah onu örttüğü halde, sabahleyin kalkıp: Ey falan! Ben dün gece şöyle şöyle yaptım” demesi, açık günahlardandır. Oysa o kişi, Rabbi kendisinin kötülüğünü örttüğü halde geceyi geçirmişti. Fakat o, Allah’ın örttüğünü açarak sabahlıyor.”  “Müslümanların ayıplarını (ve gizli şeylerini) araştırmayın…” diye buyurmaktadır.

Cumanın affı huzuru Müminlerin üzerine olsun.

 

 

 

Devamını Oku

“Tavaf” sonsuz acizliğin ifadesi…

“Tavaf” sonsuz acizliğin ifadesi…
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Tavaf  İmanın İbadete Bürünmüş Şeklidir.

Kâinatın dönüşüne ayak uydurmadır tavaf…

Atomlardan galaksilere, mikro sistemlerden makro sistemlere kadar tüm mahlûkat daireler çize çize adeta tavaf ederler yaradılış eksenlerinde…

Tavaf sonsuz acizliğin ifadesi…

Kâbe etrafında kocaman bir sıfır çizerek hiç olduğunun farkına varma adı.

Döne döne gidip Allah’ın çizdiği rotaya oturma…

İşte gerçek sıfırlama…

BİR’in farkına varma…

Tavaf ben bir hiçim demek…

Adım adım kulluk, kanat kanat cennete çırpınmak..

Sabit olan Allah’ın evi Kabe, ve bu ev etrafında tavaf edenler faniliklerini haykırır adım adım..

Bir anne gibidir Kâbe ellerinden tuttukları çocukları etrafında kulluk neşesi ile dönerler.

Cıvıl cıvıl dua yükselir semalara meleklerin eşlik ettiği..

Kozmik bir kameradır Hacer-ül Esved kaydeder tavaf edenleri…

Rivayetlere göre mahşerde şahit olur ve der ki;

“Rabbim davetine uydu geldi ve Evi’ni ziyaret etti”

İşlediği cürümlerle Rabbinin huzuruna çıkıp yürekteki telaşla ‘’AF’’ dilemenin şeklidir tavaf… “Rabbim Hz Âdem babamızı burada affettin bizi de affet” diyerek Rahman’a yürümenin değil kanatlanmanın şeklidir…

İlk tavafı Hz Adem (as) yapmıştır Kabe etrafında.. Ve evlatları bu sünneti devam ettirirler ki kulluğun, ahde vefanın, imanın ibadete bürünmüş şeklidir.

Rabbim yapılan tavaflar hürmetine, tavaf edenlerin her bir adımı hatırına Ümmeti Muhammed’e sünnet-i seniye yörüngesinde istikamet versin…

Ve Rabbim hakkın etrafında dönüp duran kullarından eylesin…

Haccınız ve Kurbanlarınız makbul olsun Selam ve Dua ile…

Devamını Oku