DOLAR 17,9131 0.02%
EURO 18,2474 -0.72%
ALTIN 1.022,09-0,85
BITCOIN 4148920,77%
İstanbul
28°

AÇIK

FATİH NUMAN TURAN Evlilik ve Aile Danışmanı

FATİH NUMAN TURAN Evlilik ve Aile Danışmanı

07 Ağustos 2022 Pazar

ÇOCUK BÜYÜTMEK DEĞİL, ÇOCUK YETİŞTİRMEK!

ÇOCUK BÜYÜTMEK DEĞİL, ÇOCUK YETİŞTİRMEK!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir çocuğun hayatındaki en büyük şans iyi bir anne babaya sahip olmaktır. Bu ömrü boyunca her ilişkisinde ve iletişiminde işlerini kolaylaştıracaktır. Çünkü yaşamın çok büyük bir kısmını anne ve babamızdan öğreniyoruz.

Çocuk sahibi olmak; kimisine göre dünyadaki en güzel nimet, kimine göre varlığıyla yokluğu bir olan, kimine göreyse çocuk demek sorun demek. Büyüklere göre hal böyleyken bunların hiçbirinden haberdar olmayan çocukların suçu ne? Yani dünyaya gelmek için hiçbir çabası olmayan, anne ve babasını seçme şansı da bulunmayan çocuk için tüm bunlar ne ifade ediyor?

Bugün çocuklarla ilişki kurmakla ilgili birçok kitap yazılmış, birçok televizyon programı yapılıyor ve sosyal ağlarda içerikler üretiliyor. Burada gözetilmesi gereken en temel nokta ne? Yani toplumda sorunlu olarak algılanan, parmakla gösterilip kötü arsız, huysuz olarak gösterilen bu çocuklar toplumumuza ithal mi edildi? Hayır, bu çocukların hepsi bizim çocuklarımız; madde kullanan da, hırsızlık yapan da, ailesiyle ciddi anlamda iletişim sorunu yaşayan da bizim çocuklarımız.

Peki anne ve babalar olarak bu yolculukta bize düşen görevler nedir diye baktığımızda; iyi bir anne baba olmak hedefine çocuk daha anne karnındayken başlamak, onun saygılı bir şekilde iletişim kurmasını bekliyorsak önünde en büyük örnek olarak biz eşimizle iyi bir iletişim kurarak başlamamız gereklidir. Çocuktan beklediğimiz diğer tüm hasletleri de sabırla ve merhametle aktarmak, çünkü insan yetiştirmek dünyadaki en güzel ve önemli sanattır.

Bu sanatı icra ederken yaratılmışların içindeki o en değerli varlığı, insanı sadece evimiz içerisinde değil, dış dünyada da sorumluluğunu almak oldukça önemledir. Çocuğumuz kiminle arkadaşlık kuruyor, okuldaki arkadaşları kimler, gerekli noktalarda bu çocukların aileleriyle de tanışarak çocuğumuzun gittiği yerlerden haberdar olacağız. Velhasıl insan yetiştirme yolculuğumuz sabır ve hoşgörü çerçevesi içinde bir ömür boyu devam edecek bir süreçtir.

Anne ve baba olarak dikkat etmemiz gereken en önemli hususlardan birisi de çocuklarımızla olan iletişimimiz ve yakınlığımız; çocuğumuz hangi yaş grubu içerisinde ise ona uygun iletişim kurarak, oyunlar oynayarak onlarla vakit değerlendirmek ve özellikle ergenlik dönemi öncesinde bulunan çocuklarımızdan yetişkin gibi davranmasını beklememek. Çünkü adı üstünde çocuk olarak ifade ettiğimiz varlıklar oyun oynar, hayatı oyunla öğrenir, koşar, kardeşiyle kavga eder. Yani çocuklarımızdan yetişkin gibi davranmasını beklemek onlara yapmış olduğumuz en büyük haksızlıklardan birisi olacaktır.

Çocuk yetiştirmek; dünyanın en eski ve kıymetli mesleğidir. Başta kendim olmak üzere ülkemize ve insanlığa iyi insanlar yetiştirmek ümidiyle diyorum, haftaya görüşmek dileğiyle…

 

Devamını Oku

İŞİNE GELİRSE BEN BÖYLEYİM !!!

İŞİNE GELİRSE BEN BÖYLEYİM !!!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Evlilik ilişkisi; birbirinden farklı iki ailede dünyaya gelen, farklı çocukluk süreci yaşamış, farklı öğrenmeleri olan, farklı aile kuralları bulunan iki insanın bir araya gelmesi ve oluşan bu yeni ailenin kurallarını beraberce oluşturdukları bir süreçtir.

İki insanın bu yeni ailenin temellerini atma sürecinde birtakım farklı bakış açıları, farklı fikirlerinin olması o açıdan çok normal ve doğaldır. Fakat bu farklı bakış açıları karşı tarafın fikirlerine değer vermemek, her konuda benim düşündüğüm doğrudur, bir iş yapılacaksa böyle yapılmalıdır, aksi kesinlikle kabul edilemez demek olduğunda ya da aile düzeni ve kuralları oluşturulmaya çalışılırken eşlerden birisi; “İşine gelirse ben böyleyim, değişemem” deyip olayı kestirip attığı vakit orada ailenin temeli ciddi anlamda etkilenebilmektedir.

Bu sorun sadece evliliğin ilk yıllarında yaşanan bir problem olmasının ötesinde uzun süreli evlilikleri olan ailelerde de görülebilen yıkıcı etkiye sahip bir söylemdir. Çünkü bu söylemin özelinde aslında birçok altyapı da barındırır; ben böyleyim işine gelirse ifadesi, sen benim bu hallerimi kabul etmek durumundasın, ben de sorun yok senin değişmen gerekiyor, sorunlu olan sensin sen değişsen her şey düzelecek gibi birçok algı ortaya çıkarabilmektedir.

Peki hakikaten böyle midir? Yani evliliklerde sadece bir taraf mı problemlidir, o kişi sorunu çözdüğünde her şey düzelebilecek midir aslında? Elbette bu sorulara evet diyemeyiz, evlilik ilişkisi tek taraflı yürütülebilecek bir ilişki türü olmadığından bununla ilgili çözüm ürütme sürecinde de her birimize düşen ayrı görevler vardır.

Evet değişim süreci çaba ve sabır isteyen bir süreçtir. Evimizde, ailemizle birlikte huzurlu bir şekilde yaşamak istiyorsak, karşı taraftan nasıl değişmesini beklediğimiz noktalar varsa bizim de değişmemiz, taşın altına elimizi koymamız gereken noktalar elbette vardır.

Kişi yedisinde neyse yetmişinde odur sözüne katılmayanlardanım çünkü insanın yaratılmışlar içerisinde en muhteşem varlık ve gelişime, değişime açık olan bir yapısı vardır. Bu bakımdan değişimin bizim çabamıza bağlı olduğunu bilerek, en başta evet bir şeyler değişebilir, değişmek istiyorum, değişeceğim diye yolculuğa çıkmak gerek. Bu değişim sürecini bazen yalnız yürütemeyebiliriz o zaman aile olarak profesyonel anlamda destek almak bizler için önemli faydalar sağlayacaktır, lütfen ailemiz için bu yolu deneyelim; çünkü insan insanın ilacıdır…

Devamını Oku

NE ZAMAN OKUYACAĞIZ?

NE ZAMAN OKUYACAĞIZ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ülkelerle ilgili coğrafi bilgiler paylaşıldığında birçoğumuzun aklında şu bilgi kalmıştır; “Türkiye gelişmekte olan ülkeler arasında yer almaktadır.” Peki, yıllar geçiyor, dünya değişiyor, evrenin sırları ile ilgili çok önemli bilgilere ulaşılıyor da biz ülke olarak neden hala bu kategori içerisinde değerlendiriliyoruz diye sorarım hep kendime.

Global English Editing isimli araştırma şirketi tarafından 2021 yılında ülkelere göre okuma oranlarına dair bir araştırma yayınlandı; Türkiye araştırma yapılan 180 ülke arasında maalesef 140. sırada yer alıyor, araştırmaya göre Avrupa’da yaşayan insanlar kitap okumaya günde ortalama 1 saat ayırırken, ülkemizde kitap okumaya ayrılan ortalama sürenin 1 dakika olduğu belirtilmiştir. Buna karşın TÜİK’in verilerine bakıldığında ülkemizde televizyon izlemeye 6 saat, internet kullanımına ise günde ortalama 3 saat ayırdığımız görünmektedir.

Bir başka çarpıcı araştırma UNESCO tarafından yayınlanmış; araştırmada Türkiye kitap okuma oranlarında dünyada 86. sırada Afrika ülkeleriyle aynı kategoride yer alırken, insanlarımızın kitabı ihtiyaç listelerinin 235. sırasında yer aldığı belirtilmiştir. Ülkemizde satılan kitapların türlerine bakıldığında; yüzde 65 oranında aşk kitapları, yüzde 24 siyaset ve yüzde 13 oranında düşünce kitaplarının yer aldığı belirtilmiştir.

Kitap okuma oranları ile ilgili ülkemizin maalesef iyi anlamda istatistikleri bulunmuyorken çözüme yönelik olarak neler yapılabilir? En başta neden okumamız gerekir? Okumanın bize ve çevremize ne gibi faydaları vardır sorularına baktığımızda;

  1. Okumak; yoğun ve yorucu bir günün ardından stres atmamızı sağlar, bizi dinlendirir,
  2. Kelime bilgimizi artırır ve kendimizi daha iyi ifade etmemizi sağlar,
  3. Hafızamızı sürekli canlı tutar ve Alzheimer gibi hastalıklara yakalanma riskini önemli ölçüde azaltır,
  4. Gerçek yaşamın yorgunluğundan edebiyatla birlikte farklı dünyalara açılma ve ferahlama fırsatı buluruz,
  5. Uyumadan önce birkaç sayfa okumak daha rahat bir şekilde uykuya geçişimizi sağlar,
  6. Çocuklarımıza ve çevremize örnek olur onların da kitap okuma alışkanlığı kazanmasına vesile oluruz,
  7. Olaylara pratik çözüm üretmemizde fayda sağlar,
  8. Olaylara farklı açılardan bakabilmeye olanak tanımamızı sağlar,
  9. Kendimizi bir konu ile ilgili ya da alanımızla ilgili geliştirmemizi sağlar,
  10. Okuma yaparken beyni aktif bir şekilde kullanmamız nedeniyle daha zeki bir birey olmamızı sağlar.

Bahsedilen tüm bu durumlar okumanın sadece temel kazanımlarını oluşturuyor, bunun yanında okumanın bireyler ve toplum üzerinde daha birçok faydasından bahsedilebilir. Her yıl ülkemizdeki kitap okuma oranlarının olumsuz sonuçlarına odaklanmak ve hayıflanmaktan ziyade en başta kendimizin iyi bir okuyucu olmak için çaba içerisinde olması önemli bir başlangıç olacaktır.

Asırlar öncesine baktığımızda medeniyetimizde sadece tıp ve ruh sağlığı alanında dahi dönemine göre çok ileride bir bilgi birikimine sahip bilim insanlarımız varken, biz bugün okumak ve araştırmaktan vazgeçtiğimiz için batının bu anlamda geliştirdiği ilimleri takip eder ve onların kaynaklarından çeviri yapar hale geldik. Tüm bu açılardan bakıldığında her birimize düşen büyük görevler var; hangi yaşta ve konumda olursak olalım, ülkemizin daha iyi konumlarda olabilmesi için okumaya, araştırmaya ve öğrenmeye ihtiyacımız olduğu muhakkak.

“Kitap okumayı sevmeyen yoktur, aradığı kitabı henüz bulamamış olan vardır.”

 

Devamını Oku

KENTLERİMİZİ DÖNÜŞTÜRÜRKEN AHLAKIMIZI ÇÖKERTİYORUZ

KENTLERİMİZİ DÖNÜŞTÜRÜRKEN AHLAKIMIZI ÇÖKERTİYORUZ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Deprem gibi bir felaket için ülke olarak ciddi önlemler alıyoruz, tatbikatlar yapıyoruz, hatta hasarlı meskenleri tespit edip gerekirse kentsel dönüşüm başlatıyoruz. Tüm bunlar sağlıklı bir yaşam için oldukça kıymetli çalışmalar. Fakat tüm bunları yaparken o şehirde yaşayan insanların ahlaki olarak yaşadıkları depremler ve içlerinde kalmış oldukları yıkıntılar için neler yapıyoruz?

Ülkemizde son dönemde yaşanan olaylar toplum olarak bizim de acilen ahlaki dönüşüme girmemiz için ciddi sinyaller vermiyor mu? Ne zaman uyanacağız ne zaman bu yaşanılan haz dünyasının bir seraptan ibaret olduğunu anlayacağız?

Asırlar önce ecdadımızın ahlaki gelişimi; insana, hayvana, tüm mevcudata yaklaşımı tüm hakların ilgisini çekmiş ve kendisine hayran bırakacak nitelikte bir toplum olmayı başarabilmişken, bugün yaşanılan tüm bu durumlar toplum olarak derin bir uykuda olduğumuzun göstergesi değil midir?

Dünya tarihinde çok yakın bir zamana kadar adaletiyle, merhametiyle ,mimarisiyle ve daha birçok meziyetiyle insanlığa önder olmuş ecdadımızın bu halini gören diğer ülkeler, biz ancak böyle bir toplumun inancını elinden alabilirsek onlar karşısında başarılı olabiliriz diye düşünmüş, planlamışlar.

Bugün hakikaten toplumumuza baktığımızda en başta aile yapımızın derin yaralar aldığını, birçok ailenin huzursuz ve mutsuz evlilikler yürüttüğünü, boşanma sayılarının her geçen yıl ciddi oranda arttığını, gayrimeşru ilişkilerin sayısının ve birlikte yaşama modasının yaygınlaştığını, toplumda depresyon, agresyon ve öfke patlamalarının yoğun bir şekilde yaşandığını görmekteyiz.

Maalesef tüm bu yaşananlar tesadüf değil, bahsedilen ve belki daha ismini saymakta ar ettiğimiz birçok durumun nedeni bizim aslımızdan uzaklaşmamız, fıtratımıza uygun yaşamı terk etmemizden karşımıza çıkmaktadır.

 

Bugün sağlıklı bir ailede yetişmeyen bir çocuktan sağlıklı bir yetişkin olmasını beklemek ne kadar makul ve haklı bir beklenti olacaktır. O bakımdan kentlerimizin dönüşmesi kadar önemli hatta çok daha elzem bir dönüşüme ihtiyacımız var; ahlaki olarak toparlanmaya, uyuduğumuz derin gaflet uykusundan uyanmaya ihtiyacımız var.

Aksi halde çok güzel evlerde, çok iyi paralar kazanıp, çok güzel elbiseler giysek de huzurun olmadığı bir yerde tüm bunlar anlamsız kalacaktır.

Toparlanmaya başlamak için tarihimizi okuyarak sürece başlamak en kıymetli başlangıç olacaktır, çünkü tarihini bilmeyen bir millet geleceğe yön veremeyecektir. Unutmayalım; “Bütün uyuyanlara uyandırmaya bir tek uyanık yeter”. (Malcolm X)

Devamını Oku

BU BAYRAM TÜM GÜZELLİKLERİN MİLADI OLSUN

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bayram denilince aklımıza çocukluğumuzun bayramlarının gelmemesi mümkün değildir herhâlde; annemin birkaç hafta öncesinden heyecanla bayram temizliklerine başladığı, perdelerin mis kokulu sabunlarla yıkandığı, evin her bir köşesinin detaylıca temizlendiği, yaz kış fark etmeksizin camların silindiği, bir yandan da bayram için baklavaların açıldığı, yaprak sarmaları ve mantıların özenle kapatıldığı heyecanlı bir hazırlık süreci.

Evdeki hazırlıklar böyle devam ederken, bizde babamla birlikte misafirlere ve çocuklara ikram etmek için şeker ve çerez dükkânlarına gider, alınan tüm o şekerlerin bizim olmasının hayalini kurardık,

Bayramın hatırladığım en heyecanlı kısmı ise eğer alabildiysek o bayramda giyeceğim yeni kıyafetler, annem tarafından ütülenir, odamızdaki dolaba özenle asılırdı,  yatmadan önce kardeşimin ve benim arefe günü banyomuz yaptırılır “şifa olsun diye”, annem ellerimize kına yakardı; kız kardeşimin ellerinin içine, benim ise serçe parmağıma, tüm gece acaba kınalarımız tutacak mı diye heyecandan uyuyamazdık. Tabi benim bir başka heyecanım da sabah babamla birlikte bayram namazına gitmekti, babam bayram sabahlarında çok ayrı heyecanlı olur, sevinçli olur, bu sevincini tüm aile hissederdi.

İşte bugün tüm bu güzel hasletleri yaşamak ve çocuklarımız için de yaşatmak bizlerin ellerinde, bir ülke kültürü ve değerleriyle ayakta kalabilmekte ve güçlenmektedir, o bakımdan bizde çocuklarımıza bu güzel değerleri yaşatmaya çalışalım, bayram günü uyandığımızda güler yüzlü ve neşeli olalım, bu açıdan bile evdekiler o günün bayram olduğunu fark etsin. Bu zamana kadar ailemizde olan yanlış anlaşılmalar ve üzüntüleri bir kenara bırakmaya çalışalım, bunu en başta kendimiz için yapalım, birbirimizi suçlayarak yaşamak sonsuz ve tükenmez bir şekilde devam edebilir fakat bundan hiçbir ilişkinin fayda sağladığı bu zamana kadar görülmemiştir. Gelin bu bayram bizim için, ailemiz için tüm güzelliklerin miladı olsun. Birbirimize kocaman sarılalım, öpelim, sevdiğimizi söyleyelim, bayram o zaman bayram olsun.

 

 

 

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.