DOLAR 17,9131 0.02%
EURO 18,2474 -0.72%
ALTIN 1.022,09-0,85
BITCOIN 414902-0,36%
İstanbul
30°

PARÇALI AZ BULUTLU

KUBİLAY MUHAMMET ÖZDEMİR

KUBİLAY MUHAMMET ÖZDEMİR

07 Ağustos 2022 Pazar

KPSS SKANDALI

KPSS SKANDALI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

31 Temmuz’da binlerce kişinin girdiği KPSS sınavında adı geçen bir yayınevinin deneme soruları birebir çıkınca sınav iptal edildi. KPSS sınavına giren binlerce kişi devletin bazı kurumlarında memur olmak veya kimi adaylarda öğretmen olarak atanmak için bu sınavlara girmektedir. KPSS sürecini yaşayan bir köşe yazarı olarak da bu sürecin ne kadar sancılı ve uzun soluklu olduğunun birebir tanığıyım. İnsanlar aylarca zamanından, aktivitelerinden, uykusundan hatta parasının bir kısmından feragat edip birçok konu anlatımlı kitaplar ve soru bankaları alıp çalışarak bu sürece hazırlanmaktadır. Kimisi kurslara giderek kimisi de ailesine yük olmamak için hem bir işte çalışarak hem de işten kalan vakitte KPSS çalışmaya çabalayarak ve üzerine bir de bu sınavlara yüksek ücretler ödeyerek hazırlanmaktadır.

İşte bu zor şartlar altında sınava girip bir de soruların çalındığı skandalıyla karşılaşılınca ister istemez sınava girenlerin ÖSYM’ye güveni azalmaktadır. Çünkü bir tarafta bir sürü emek verip de sınava hazırlanan bir kısım var. Diğer tarafta ise yıllarca soruların sızdırıldığı iddiasıyla sınavdan yüksek puanlar alarak atananların olduğu iddia edilen bir kısım var. Bunu neden böyle yazıyorum. Çünkü geçmiş yıllarda ÖSYM’nin yaptığı sınavlarda FETÖ Terör Örgütü bağlantılı şaibeler ortaya çıkmıştır. Özellikle 2005 ve 2013 yılları arasında yapılan KPSS, ALES, Dışişleri Bakanlığı memurluğu, Hakim ve Savcı Adaylığı sınavı, Polis Akademisi sınavı, Polis Koleji sınavı, Komiserliğe geçiş sınavı ve Kaymakamlık sınavı gibi sınavlarda da bu soruların çalındığı anlaşılmıştır. Hatta 2009 yılında ve kim bilir daha hangi yıllarda askeri lise soruları dahi çalınmıştır. Bununla birlikte mülakat sorularının dahi sızdırıldığı başta devletimizin yaptığı operasyonlarda ortaya çıkmıştır. Ayrıca TRT’nin yaptığı belgesellerde ve Emekli Tümamiral Cihat Yaycı’nın geliştirdiği FETÖMETRE ile milletimize anlatılmıştır.

Tüm bu yaşanan şaibelere bir de bu yıl yapılan KPSS sınavındaki soruların birebir bir başka yayınevinin denemesiyle aynı olması da eklenince yine akıllara sınav sorularının sızdırılmış veya çalınmış olabileceği akıllara gelmiştir.

Bu KPSS sürecine hazırlananlardan biriside ben olduğum için o günü şöyle ifade edebilirim. KPSS Genel Yetenek – Genel Kültür oturumuna girdiğimde Türkçe sorularının çok kötü hazırlanmış olduğu dikkatimden kaçmadı. Çünkü sorularda çok cümle düşüklüğü ve anlatım bozukluğu vardı. Ayrıca cevaplarda çok çelişkiliydi. Genel itibariyle kötü hazırlanmış bir sınavdı. Sınavdan çıktıktan sonra bazı soruların birebir başka yayınevinden çıkmış olduğu iddiasıyla sosyal medya sallandı. Bunun üzerine ÖSYM Eski Başkanı Halis Aygün’ün “Bazı sınav sorularının bir yayınevinin deneme sınavı sorularıyla aynı olduğuna ilişkin sosyal medya platformlarında ortaya atılan iddiaların incelememiz neticesinde asılsız olduğu anlaşılmıştır” açıklamasını yaparak sınavın güvenli geçtiğini iddia edince tüm KPSS adayları bu kadar kısa sürede nasıl incelendi diye tepki gösterdi. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklama yaparak Devlet Denetleme Kurulu’nun bu konuyu inceleyeceğini ifade etmiş ve bu olayın akşamına da ÖSYM Eski Başkanı Halis Aygün görevden alınmıştır. Bunun üzerine Devlet Denetleme Kurulu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş ve savcılıkta soruşturma kapsamında adı geçen yayınevine polis ekiplerince baskın yaparak dokümanlara el koymuştur. Ayrıca Mali Suçlar Araştırma Kurulu da devreye girerek adı geçen yayınevi ile ÖSYM çalışanlarının hesaplarındaki para akışının da incelendiğini belirtmiştir. Yine adı geçen yayınevinin kurslarına gidip de KPSS’ye girenlerinde cevap anahtarları incelemeye alınmıştır. Tüm bu yaşanan gelişmeler çerçevesinde KPSS’nin 31 Temmuz’da gerçekleşen oturumları iptal edilerek diğer oturumlarda ertelenmiştir.

Bu şaibeler devletimizin kurumlarının incelemeleri sonucunda hiç şüphesiz ki ortaya çıkacaktır. Eğer bu şaibeler ispatlanırsa FETÖ artıklarının halen devletin kurumlarında varlığını sürdürdüğü ve yeni kumpaslarla devletin içine yeniden kendi adamlarını yerleştirerek yapılanmaya çalıştığını göstermiş olacaktır. Bunun için ÖSYM, YÖK ve MEB başta olmak üzere tüm kurumlarımızda ve bu kurumlara bağlı yerlerde çalışanlarda dâhil olmak üzere herkes güvenlik soruşturmalarından geçirilmelidir.

Tüm KPSS adayları olarak hep beraber moralimizi bozmadan devletimizin yürüttüğü soruşturmanın sonucunu bekleyip görelim. Bu sırada da yeni sınav gününe kadar motivasyonumuzu düşürmeden çalışmalarımıza devam edelim.

Devamını Oku

CÜBBELİ AHMET HOCA UYARIYOR

CÜBBELİ AHMET HOCA UYARIYOR
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü Türkiye’de Selefilerin 2000 dernek kurduklarını ve silahlandıklarını iddia etmiştir. Ayrıca bu kişilerin Türkiye’de iç savaş çıkaracakları yönünde de iddiaları vardır.

Ahmet Mahmut Ünlü, Suriyeli Müslümanlardan göç edenlerin hoca olmadığını camilerde konuşturulan Osman Hamis adlı kişinin Vehhabi olduğunu ve Bin Abdülvahab’ın kitabının tercüme edilerek Türklere dağıtıldığını ayrıca Osman Hamis’in, Maturidileri ehlisünnet görmediğini iddia etmiştir. Bununla birlikte Selefilerin Osmanlı’yı şirk devleti olarak gördüklerini, şefaat istemenin, evliya ziyaret etmenin ve tarikata girmenin şirk olduğunu yine askere gidilmemesi ve rey verilmemesi gibi söylemlerde bulundukları da Ahmet Mahmut Ünlü’nün diğer iddiaları arasında yerini almıştır.

Ahmet Mahmut Ünlü “İç savaş” iddiasına karşılık olarak “Bunlar girdikleri her yerde savaş çıkarmıştır. Türklerde şu an Selefilik %3.6 ve ilerliyor. Birçok aile yıkıldı. Alt taban oluşunca dış güçler kıvama geldiğini gördüğü zaman oradan bir sıçrama yapar. Bunların gizli yerlerde silahları var. Kendilerini basılacakları hücre evinde bulundurmuyorlar. Kimlere ne zaman dağıtıldıkları belli, şu anda Türkiye’deki radikal selefi gruplar son derece tehlikelidir” değerlendirmesinde bulundu.”[1]

Daha önceden Ahmet Mahmut Ünlü’nün emniyete ismini verdiği selefi yapılanmaların liderlerinden birisi olan Murat Gezenler, “Türkler Müslüman değildir, askere gitmek küfürdür, oy atmak şirktir, kafa kesmek haram değildir” gibi açıklamalarda bulunmuştur.

Bu da selefiliğin Türkiye’de çok ciddi bir tehlike olmaya başladığını göstermekle birlikte diğer bağımsız Türk Cumhuriyetlerinde de tehlikeli bir boyuta ulaştığı gözlemlenmiştir. Bursa Uludağ Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Yüce’de büyük çoğunluğu Müslüman olan Orta Asya (Türkistan)’da Selefilik tehlikesine dikkat çekmiş ve “Özellikle ABD’nin desteğiyle Suudi Arabistan başta olmak üzere, Arap ülkeleri ve Afganistan üzerinden gelen Vehhabilik ve Selefilik akımı bölgede giderek güçleniyor” değerlendirmesinde bulunmuştur. Ayrıca bu anlayışın Türk – İslam kültürüne zarar verdiğini, özellikle bölge halkının Türkiye’ye bakışını olumsuz yönde etkilediğini belirterek, “Ameli bakımdan Hanefilik, itikat bakımından Maturidilik, tasavvuf ve ahlak bakımından ise Yesevilikten beslenen ehl-i sünnet ve Türk – İslam medeniyetini yeniden hakim kılmak için gerekli çalışmaların zaman geçmeden başlatılması gerekir” diyerek bu konuya dikkat çekmiştir.[2]

Selefilerin Müslüman olarak görmediği Türkler, İslam’ın koruyuculuğunu yapmış ve bu kutlu dini dünyaya yaymak için çetin mücadelelere girişmişlerdir. O dönemde İslamiyet’in siyasal mücadelelere, hırs ve menfaatlere alet edilmesine tepki olarak da “Sufîlik” yani Tasavvufu ortaya çıkararak mücadeleyi fikri boyuta da taşımışlardır.

Kanaatimce Türkiye’de kamuoyunda tanınan din adamlarından sadece devleti uyaran ve milliyetçi görüşü ile tasavvufi olarak mücadele eden bir tek tarikat mensubu bir hoca var o da Cübbeli Ahmet olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’dür.

Açık söyleyeyim ben Ahmet Mahmut Ünlü’nün hiçbir vaazına gitmedim. Şu ana kadar bir kez bile yüz yüze görüşmedim. Youtube kanalına ara sıra bakmışlığım önemli bir açıklaması varsa ve basın bunu haberleştirmişse o haberi okumuşluğumdan başka bir tanımışlığım yoktur. Bu köşe yazımı da onu korumak ve aklamak için de kaleme almıyorum. Ancak dikkatimi çeken hususlar var.

Mesela Ahmet Mahmut Ünlü eğer bir konuda bildiği, duyduğu ve gördüğü bir şey varsa bunu devlete ve millete anlatmaktan çekinmiyor. Sürekli sosyal medyada ve televizyon programlarında bildiklerini söyleyip uyarılarını sıralayarak milleti ve devleti uyanık olmaya davet ediyor. Ben kamuoyunda tanınan hiçbir hocanın çıkıp da milliyetçilik ruhuyla kendi milletini savunarak devletine bildiklerini anlattığını görmedim.

Ya da Ahmet Mahmut Ünlü gibi FETÖ, PKK, IŞID Terör Örgütleri tarafından tehdit edilip bu örgütler tarafından öldürülmesi gerektiği söylenen bir hoca da görmedim veya PKK’ya, FETÖ’ye ve IŞID’e açıkça laf söylemeye cesaret eden bir hoca da görmedim. Bu nedenle Ahmet Mahmut Ünlü hocanın söylediklerinin önemsenmesi ve uyarılarının dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Kendisine karşı itibar suikasti düzenlemeye çalışanların bu girişimlerini yersiz bulduğumu ifade ediyorum.

YARARLANILAN KAYNAKLAR : 

[1] Cübbeli Ahmet Hoca’nın daha detaylı açıklamasını okumak için bağlantıya tıklayınız: https://www.cubbeliahmethoca.com.tr/tr/basinduyuru/turkiye-de-sakarya-muftusu-nezaretinde-konusturulan-osman-el-hamis-hakkinda-konusulmayan-tehlikeler

[2] Mehmet Yüce, “Türk Dünyasında Selefilik Tehlikesi”, https://www.hukukihaber.net/egitim/turk-dunyasinda-selefilik-tehlikesi-h274008.html, Erişim Tarihi: 27.07.2022

Devamını Oku

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ İFTİRA KISKACINDA

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ İFTİRA KISKACINDA
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Cumhurbaşkanı Erdoğan 4 yıl sonra İran’a ziyarete bulunmuş ve bu ziyarette Rusya Devlet Başkanı Putin ile birlikte İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi olmak üzere üçlü bir zirve gerçekleştirmiştir. Bu zirvede Cumhurbaşkanı Erdoğan Astana sürecini tekrar ayağa kaldırmak ve bunun yanında Irak’ın kuzeyine ve Suriye’ye karşı terörle mücadele için yapılacak sınır ötesi operasyonda Türkiye’nin kararlılığını vurgulamıştır. Bu kararlı duruş karşısında Türkiye’nin bölgesel aktör olmasını istemeyenlerin düşmanlığı daha da şiddetlendirmiştir.

Böylece bu yaşanan gelişmelerin ardından Irak’ın Kuzeyindeki Dohuk vilayetinin Zaho ilçesinde 20 Temmuz’da bir dere kenarında ikisi çocuk, dokuz kişinin hayatını kaybettiği olay basına yansımıştır. Irak Merkezi Hükümeti basına yansıyan bu olay ile ilgili havan topu saldırısı düzenlendiğini ve saldırıyı Türk Silahlı Kuvvetlerinin yaptığını iddia ederek Türkiye’yi ve Türk Silahlı Kuvvetlerini hiçbir delil olmadan suçlamıştır. Ülkede, Türkiye ve Türk askerine yönelik protestolar düzenlenmiştir.

Bağdat’ın bu suçlamalarına karşı Türk Dışişleri Bakanlığı saldırıyı reddetti. Yapılan açıklamada “Saldırının terör örgütü kaynaklı olduğu değerlendiriliyor. Türkiye gerçeğin açığa çıkması için her türlü adımı atmaya hazır” denildi.

Ancak o saatlerde olay daha yeniyken ve olayın sorumluları araştırılırken içeride HDP ve Diyarbakır Barosu sözde Kürdistan vurgusu yaparak sosyal medya hesaplarından Türkiye’yi ve onun kahraman Mehmetçiğini suçlamışlardır. Dışarıda ise Arap Birliği Türkiye’yi kınamış ve saldırıdan Türkiye’yi sorumlu tutmuşlardır. Bir yandan da Iraklı Şii milisler Türkiye’ye karşı savaş ilan etmiş ardından ABD, Türkiye’yi kınayan açıklamalarda bulunmuştur. Başta PKK Terör Örgütü olmak üzere Haşdi Şabi, FETÖ Terör Örgütü mensupları ve İran’a yakın Şii gruplar Türkiye’yi hedefe alarak aleyhinde kampanyalar başlatmışlardır.

Bunların hepsi Türkiye’nin İran ziyaretinden sonra ve yine Türkiye’nin dünyanın kıtlık krizini çözmek için tarafları İstanbul’da buluşturup anlaşma imzalanmasından önce olması çok manidardır.

Irak Meclisindeki en büyük Sünni Koalisyonun Başkanı milletvekili Hamis Hançer: “Duhok kentinde meydana gelen sivilleri hedef alan saldırıyı terör örgütü PKK yaptı. Biran önce bu terör unsurlarının önüne geçilmeli” dedi.

Türk milletinin, devletinin ve askerinin asırlık tarihine bakıldığında soykırım, katliam veya sivillere yönelik herhangi bir saldırı girişimi olmamıştır. Ancak ne tuhaftır ki Türk askerinin sivillere yönelik sözde katliam yaptıklarını iddia edenlerin tarihleri katliamlarla, soykırımlarla ve ihanetle dolu olduğu görülmektedir. Bunları sıralamaya kalsak ciltler dolusu kan ve gözyaşının tarihini yazmak mecburiyetinde kalırız. Çünkü Türk milleti ve onun bağrından çıkan Türk askeri hiçbir zaman masumlara yönelik eylemlerde bulunmamıştır. Terör Örgütü PKK kurulduğu günden beri bebek, çoluk çocuk demeden katlettiği zaman hiçbir devletten ses çıkmamıştır. Aynı şekilde Amerika, Irak’ı işgal ettiğinde orada masum binlerce sivili katlettiğinde yine oradaki yerli halkın namusuna göz diktiğinde Irak başta olmak üzere hiçbir Arap Birliği kınayıcı bir açıklamama yapmamıştır. Ya da Diyarbakır Barosu “Sözde Ermeni Soykırımını” desteklerken PKK Terör Örgütünün bu ülkenin askerini, polisini, vatandaşını şehit ederken yaptıkları caniliklere ses çıkarmamışlardır.

Irak’ın Kuzeyinde terör örgütüne karşı yapılan mücadele devam ederken ayrıca Suriye’ye yeni operasyon sinyallerinin verildiği sırada böyle bir karalama kampanyasının yapılması devletimize ve güvenlik güçlerimize karşı art niyetli yaklaşımlardan başka bir şey değildir. Bu art niyetli yaklaşımları biz daha öncede gördük. Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizin güvenliğini tehdit eden teröristlere karşı ne zaman bir operasyon yapsa hemen karalama kampanyaları başlamıştır.

Ancak Türk askeri hiçbir zaman sivilleri hedef almamıştır. Sivil yerleşim yerlerinde operasyon yapma mecburiyetinde kaldıklarında ise nasıl hassas davrandıklarını Diyarbakır Sur Operasyonlarında görülmüştür. Sivilleri kalkan yapan teröristlere karşı hassasiyetle ilerleyen Türk askeri kendi canını vermekten tereddüt etmeyerek sivilleri kurtararak burunları dahi kanamadan o teröristlerin elinden almıştır. Yine oradan çıkamayan yaşlılarımızı Mehmetçik sırtında taşıyarak çatışma bölgesinden çıkarmıştır. Yine sınır ötesi operasyonlarda aynı hassasiyeti göz ederek hiçbir yerleşim yerine ve sivillere zarar vermeden titizlikle terörist unsurlara karşı mücadele etmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin her operasyonu öncesinde ve sonrasında Türk askerine böyle iftiralar atılması anca düşmanın ne kadar aciz, korkak ve haysiyetsiz olduğunu göstermektedir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin tarihinde herhangi bir kara leke olmadığı için gurur duyuyor ve bu vesile ile tüm Türk Silahlı Kuvvetleri personeline teşekkür ediyor ve her zaman yanlarında olacağımı özellikle vurgulamak istiyorum.

Devamını Oku