12 Mayıs 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 25.358.391 kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Dr.Mehmet Rıza DERİNDAĞ

Dr.Mehmet Rıza DERİNDAĞ

09 Mayıs 2021 Pazar

Hüsnü Bayramoğlu Ağabeyden Genç Kardeşlerimize Tavsiyeler

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hüsnü Ağabeyi ziyaret eden genç kardeşlerimize Hüsnü Ağabey şu tavsiyelerde bulunmuştu. Ve suallerini şöyle cevaplamıştı;
Hüsnü Ağabeyimiz kendisini ziyaret eden gençleri kabul ediyor, kemal-i memnuniyetle yoğun programı arasında bu genç kardeşlerimize vakit ayırıyordu. Hem kendilerini dinliyor hem onlara Nur hizmetinin düsturları, meslek ve meşrebimizin esaslarını ders veriyordu. Hüsnü Ağabey şefakatiyle daima nazarları Risale-i Nur’a ve Nur hizmetinde Hz. Üstadımızın müstakim cadde-i kübrasına çekiyor ve daima Nurlu hizmetteki muvaffakiyetin sırrı bu düsturlara ittiba ile mümkün olacağını ifade ediyordu. Kısaca başlıklar halinde Hüsnü Ağabey ziyaretine gelen genç kardeşlerimizle neleri konuşuyor hangi ders ve lahikaları nazara veriyor arzetmek istedik;

1- Risale-i Nurun ehemmiyet ve kıymetini bilmek…
Bediüzzaman kimdir, nasıl bir dava içerisinde bulunuyoruz, nasıl bir hizmetin mensubuyuz.. Risale-i Nur’a sadakat ve kanaatle talebe olmanın bize kazandırdığı neticeler nelerdir diye soran Hüsnü Ağabey cevabı ise Kastamonu Lahikası Envar Neşriyat sahife 122’de ki mektupla veriyor… “Risale-i Nur, kendi sâdık ve sebatkâr şâkirdlerine kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymettar neticeye mukabil fiyat olarak, o şâkirdlerden tam ve hâlis bir sadakat ve dâimî ve sarsılmaz bir sebat ister. Evet, Risale-i Nur onbeş senede kazanılan kuvvetli îman-ı tahkikîyi onbeş haftada ve bazılara onbeş günde kazandırdığını, yirmi senede, yirmibin zat tecrübeleriyle şehadet ederler. (Kastamonu Lâhikası/122)
2- Zamanın dehşeti içerisinde Nurların fevkalade muhafaza ve müdafası…
bu manayı ifade sadedinde Hüsnü Ağabey; “ Evet, bu asrın dehşetine karşı taklidî olan îtikadın istinad kal’aları sarsılmış ve uzaklaşmış ve perdelenmiş olduğundan her mü’min –tek başıyla dalâletin cemaatle hücumuna mukavemet ettirecek gayet kuvvetli bir iman-ı tahkîkî lâzımdır ki– dayanabilsin. Risale-i Nur, bu vazifeyi en dehşetli bir zamanda ve en lüzumlu ve nazik bir vakitte, herkesin anlayacağı bir tarzda, hakaik-i Kur’âniye ve imaniyenin en derin ve en gizlilerini gayet kuvvetli bürhanlar ile isbat ederek, o iman-ı tahkîkîyi taşıyan hâlis ve sâdık şâkirdleri dahi, bulundukları kasaba, karye ve şehirlerde –hizmet-i imaniye itibariyle– âdeta birer gizli kutup gibi mü’minlerin mânevî birer nokta-i istinadı olarak, bilinmedikleri ve görünmedikleri ve görüşülmedikleri halde kuvve-i mâneviye-i îtikadları cesur birer zâbit gibi, kuvve-i mâneviyeyi ehl-i imanın kalblerine verip mü’minlere mânen mukavemet ve cesaret veriyorlar. (Şualar/746)
3- iman hizmeti Kuran nurlarının neşir ve intişarıyla oluyor …
“ Bütün makasıd-ı hayatiye içinde en büyük, en mühim maksadları, o nurlu Sözler vasıtasıyla Kur’ân’a hizmet biliyorlar. (Barla Lâhikası/21) baştan sona Barla Lahikasındaki Mukaddimeyi okuyarak işte Risale-i Nur talebesi Hulusi Bey ve Sabri Efendiler gibi olmalı diye buyurdular.

4- Nur talebesi vatanının milletinin müsbet hükümetinin yanında daima müsbet hareketi esas alır ve asayişi muhafaza ile vazifelidir.
5- risalei nur a kalbinde muhabbet olan istihdam oluyor … “bizi istihdam eden sâhib-i inayet tatmin etmek için, fevkalme’mul bir sûrette ihsan ediyor ve hâkezâ… İşte bu hal gayet kuvvetli bir işaret-i gaybiyedir ki, biz istihdam olunuyoruz. Hem rızâ dairesinde, hem inayet altında bize hizmet-i Kur’âniye yaptırılıyor. (Barla Lâhikası/18)
6- Tesir Risale-i Nurd’a. Hizmeti yapan Risale-i Nur. Biz görünerek, kendimizi göstererek hizmet ettiğimiz sanılmasın. İşte Üstadımız diyor; “Risaleti’n-Nur gittikçe parlak, hârikane fütuhat-ı îmaniye yapar. Kendi kendine, inşâallah her görenin kalbinde yerleşir, muannidleri susturur. Bir hıfz-ı gaybî altında düşmanları şaşırtmış kör gözleri onu görmüyor. İzini bulamadığı halde, parlak faaliyetini müşahede ediyorlar.”(Kastamonu Lâhikası/15)
7- Üstadımız daima terk-i enaniyet, mahviyet dersi veriyor.
“ Birisi: Said, tam toprak gibi mahviyet ve terk-i enaniyet ve tevazu-u mutlakta bulunmak şarttır; tâ ki Risaleti’n-Nur’u bulandırmasın, te’sirini kırmasın.

İkincisi: Şimdiki bataklığa ve manevî tâuna sukutun sebebi ise; terakki fikrinden neş’et ettiği cihetle, onların hatalarını gösterip, suud ve terakki, müslüman için ancak İslâmiyette ve îmanlı olmakta olduğuna işaret etmektir. (Kastamonu Lâhikası/17)
Hüsnü Ağabey nihayet bu düsturlar ve buna benzer bir çok lahikaları okuttuktan ve hizmetimize mütevakkıf Bediüzzaman’dan bazı hatıraları anlattıktan sonra Hüsnü Ağabey; “Kardeşlerim Risale-i Nur ehl-i dalaletin karşısında onların bin seneden beri teraküm etmiş hücumatını durduruyor, ehl-i imanın manevi yaralarını tedavi ediyor, Cenab-ı Hakk’ın rahmetiyle ve fazlıyla bu millete bir ihsanı olan Risale-i Nur doğrudan doğruya eczahaney-i Kuraniyeden bu şifabahş edviyeleri tedarik etmiş, bizim vazifemiz Kur’andan gelen nurlu ilaçları evvela kendimizin sonra bütün insanlığın yaralarını tedavi için istimal etmek gayretinde olmaktır. Allah muhafaza nasıl bir ilaca dozunun haricinde bir fazlalık ilave edilse yahut başka bir madde karıştırılsa onun şifa hasiyetini izale eder, Kur’an ayetlerinin bu asrın hastalıklarına devası olan Nurlara da bir şey ilave etmek, lüzumsuz izahata girişmek ondaki tesiri kırıyor, hasiyetini izale ediyor. Risale-i Nur dersi nasıl yapılmalı ve Nurlarla nasıl muhatap olup nasıl okumalıyız diye soruyorsunuz, kardeşlerim, Üstadımız talebelikte, dostlukta ve kardeşlikte Hulusi Bey birinci diyor, o halde birinciye bakmak lazım, işte o Zat diyor ki “ İğtinam edebildiğim kısacık vakitlerde zihnimi safîleştirip Nurların karşısına, dolayısiyle Kur’ân’ın mu’cizeleri mecmuasına ve aziz, muhterem Üstadımın medresesine ve ol Seyyidü’l-kevneyn Peygamberimiz Efendimiz (A.S.M) Hazretlerinin ravza-i saadetlerine ve nihayet Rabbü’l-Âlemîn Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin huzur-u lâmekanîsine çıkıyorum. Barla Lâhikası/36” O halde dikkat buyurun madem hakikat böyledir, Üstadımızın medresesinde edepsizlik olur mu, Efendimizin (asv) ravzasında lakayıdlık, Cenab-ı Hakk’ın huzurunda laubalilik haşa şaklabanlık olur mu, bir müslümana yakışır mı? Ben de sizi ikaz ediyorum, islamiyet bizden mümin sıfatına layık ciddiyet, vakar ve izzet istiyor. Şaklabanlıkla etrafımıza etba toplamak şeytanın tuzağıdır. İnsanları güldürmek, ağlatmak, hitabet ile etkilemeye çalışmak bunlar ihlası zayi eden şeylerdir. Hizmet etmeyin demiyoruz, usul olmazsa vusul olmaz diyoruz, Üstadımızın bir tarzı var diyoruz, Üstada muaraza etmeyin, dikkat edin, aldanmayın ve aldatmayın diye Üstadımızından aldığımız ders gereği ihrataratta bulunuyoruz. Bunu da amirane değil fakat Üstadımızın bize emanet ettiği ve tavzif ettiği ve vasiyetnamelerle teyid ettiği hususlar muvacehesinde yapıyoruz. Daha evvel neşrettiğimiz lahikalara bakınız. Şimdi artık zaman değişti gençler şöyle böyle demeyiniz zira “Risaleti’n-Nur, gerçi umuma teşmil suretiyle değil fakat her halde hakikat-ı İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velâyet ve esas-ı takva ve esas-ı azîmet ve esâsât-ı Sünnet-i Seniyye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hâdisatın fetvalarıyle onlar terk edilmez. (Kastamonu Lâhikası/77)”
Cenab-ı Hak hepimizi Risale-i Nur dairesinde ihlas, takva, sadakat, sebat ve kanaat ile istihdam etsin.
Bizler de şahid olduk ki Hüsnü Ağabey fevkalade müşfik, misafirleriyle tek tek alakadar oluyor, dertleriyle ilgileniyor, hizmete teşvik ediyor, yaptıkları hayırlı hizmetleri tebrik ediyor, bilmeyerek yapılan yanlışları tashih ediyor. İnşaaAllah Nur dairesinde bilhassa genç kardeşlerimize ulaşmak, Nurları onlara ulaştırmak için gayret gösterenlere bu ders, tenbih, izah ve ikazlar ulaşır, onlarda intibaha gelirler temenni ediyoruz.

 

Devamını Oku

Bir Dünya Cenneti Tanzanya; Faaliyetlerimiz ve Türkiye-2

3

BEĞENDİM

ABONE OL

1958’den beri düzenli olarak Doğu Afrika’yı ziyaret eden Hindistanlı Şeyh Ahmed-Şah Kadiri Buhari’nin önderliğinde Kadiri tarikatı yayılmış mesela. Tanzanya’da bu tarikatın temeli, Somali şeyhi Üveys bin Muhammed’in 1880’de Zengibar sultanının daveti üzerine adaya gelmesiyle başlamış. Sevahililer arasında “Şehu Awesu” olarak bilinen Şeyh Uveys, Zengibarlılara ve oradan da ana kara Tanzanya’ya Kadiriyye yolunun usullerini tanıttığı pek çok ziyaret yapmış ve bu tarikat, Tanzanya içlerinden Kongo’ya kadar ulaşmıştır. Çare Derneği olarak medreselerini tefriş ettiğimiz, eğitim programları sunduğumuz, başta gıda yardımı olmak üzere çeşitli ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığımız medreselerden birisinin de bu tarikata mensubu olduklarını öğrendik.

Hamd olsun şu anda Türkiye’den birçok STK Tanzanya’da programlar düzenliyor, Çare Derneği de ülkedeki faaliyetlerini arttırmış durumda. Bu gelişimizde kırsal bölgelerde su kuyuları açılışları yaptık. Bu su kuyuları sadece bölge halkının su ihtiyacını karşılamakla kalmıyor misyonerlik faaliyetlerinin de önünü alıyor. Su kuyusu açılışı sırasında içinden geçtiğimiz bir köyde etrafı çalılarla çevrilmiş bir medresede 60 kadar küçük çocuğun sıcak kum üstünde tedrisatta bulunduğunu görünce gözlerimiz nemlendi. (Köyde 90 çocuk varmış orada eğitim alan) Aman Ya Rabbi dedik. Mehmet Südlü Abi fasih Arapçasıyla Müderris’e bizden bir isteğiniz var mı deyince o zatın tebessümle ve utangaç bir hal ile üstü kapalı bir yer ve küçük bir mescidimiz olsa burada 90 çocuk var hem namazlarını kılar hem medrese hem okul olarak kullanırız demesi bizleri duygulandırdı. Oracıkta birkaç gönüllü abimize durumu mesaj attık. Ve hamd olsun cami projesine başlandı. Yani daha biz ülkeden ayrılmadan çalışmalara başlanmış oldu… Akademisyen bir hocamız ve bir doktor abimiz medresenin bir aylık gıdasını daha biz oradayken yetiştirdiler bizlere. Allah kabul etsin.

Ülkede faaliyet gösteren İslami STK’lar tarikatlar yanında Müslümanları muhafazaya matuf çalışmalar yapan bazı kurumlardan da bahsedeyim:

  1. The Dar es-Salaam University Muslim Trusteeship (Darüs-Selam Üniversitesi Müslümanlar Vakfı): Akademik İslami çalışmaları teşvik etmekte çeşitli istatistik çalışmalarla hükümet kararlarında söz sahibi olmaya çalışarak Müslümanların hukukunu muhafaza etmekteler.
  2. Baraza Kuu la Jumuia na Taasisi za Kiislam (İslami Kuruluşlar Üst Konseyi):1992’de akademisyenler tarafından kurulmuştur. Müslüman kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak ve faaliyetlerini birleştirmek amacıyla çalışmalar yapar.
  3. Warsha ya Waandishi wa Kiislam (İslami Yazarlar Çalışma Grubu):1975’ten Müslümanların eğitimine yönelik çalışmalar yapmaktalar.
  4. BALUKTA Baraza la Uendelazaji Koran Tanzania (Tanzanya Kuran Konseyi):1987’den beri faal bir cemiyet. Özellikle Kur’an öğretimi ve Hafızlık üzerine çalışıyorlar. 90’lı yıllarda hükümetin bazı eylemlerini protesto eden kuruluşun liderleri hapis cezası da almış ama faaliyetlerini durdurmamışlardır.

 

Türkiye STK’larının yanı sıra ülkede büyük devlet ihalelerini alan inşaat şirketleriyle de sokaktaki çocuklardan devlet erkanına kadar tanınırlığı artmış bir ülke konumunda. Bilhassa Demiryolu Projelerini üstlenmiş olan Yapı Merkezi ülkede adeta Türkiye’nin bayraktarı olmuş.

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Merkezi de Tanzanya’da tebliğ ve temsilde mühim vazife ifa ediyor. Geçtiğimiz sene Juma Yasaıle ve Musa Kımamıle adında iki kardeşimiz bu merkezde Müslüman olmuşlardı.

Elhasıl: Afrika’da Tanzanya ve Swahili (sahilliler) toplulukları Hicri birinci yüzyıldan itibaren İslamiyet’i kabul etmiş ve Afrika’da İslam’ın yayılmasına öncülük etmişlerdir. Türkiye’nin Tanzanya ile ilişkileri artarken bu bölgenin tarihi ve Afrika’daki önemine dair çalışmaların hiç yok denecek kadar az olması bir eksiklik olarak göze çarpıyor. Ankara Üniversitesi ilahiyattan bir kardeşimizin burası ile alakalı bir yüksek lisans tezini bitirmiş olduğunu öğrenmek beni sevindirdi. İnşAllah bilhassa akademisyenlerimiz bu konulara eğilirler. Çünkü İslam Tarihinde Doğu Afrika çok önemli bir yere sahiptir ve İslam koca kıtaya Tanzanya’dan bilhassa Zengibar’dan yayılmıştır.

Tanzanya inşaAllah Afrika İslam Kimliğinin öncü süvarisi olacak. Tanzanyalı Müslümanların takvası, samimi din hisleri, ümmet şuuru ve ehli sünnet akidesine bağlılıkları kara kıtayı nurlandıracak. Türkiye’nin Afrika’ya sahabetini ittihad-ı islam vizyonuyla okuyunca istikbalin nurlu Afrikası’nda hakim İman ve Kur’an hakikatlerinin ışığında hürriyet-i şeriyye, meyl-i insaniyetkarane, huzur-u daimi ve kalkınma olacaktır. Afrika asırlarca köleliğin sonrasında sömürgenin adresi olmuş ikisinin de kökünü İslamiyet kazımıştır. Hakiki medeniyetin menbaı olan İslam bize beşerin esir de ecir de edilemeyeceğini öğretmiyor mu?

Tanzanya’nın sömürgecilikten bağımsızlığa giden yolunda istinat ve istimdat noktası hep hiss-i dini olmuştur. Şimdi Türkiye’mizle Afrika arasında mili, dini, maddi ve manevi köprüler kuruluyor! Afrika ise özüne dönmeye gayret ediyor! Bu köprüler üzerinden dünyanın neresinde mazlum Müslüman varsa onlara destek konusunda, hepimize, tüm Müslümanlara, tüm gayrete aşık müminlere, gönül erlerine, ilim ve irfan neferlerine ihtiyaç vardır. O halde iştiyak ile koşmak aşk ile koşturmak vaktidir!

 

Devamını Oku

Bir Dünya Cenneti Tanzanya; Faaliyetlerimiz ve Türkiye-1

1

BEĞENDİM

ABONE OL

Ey evliya-yı umûr! Tevfik isterseniz; kavânin-i âdetullaha tevfik-i hareket ediniz. Yoksa; tevfiksizlikle cevab-ı red alacaksınız. Zira, mâruf umum enbiyanın memalik-i İslâmiye ve Osmaniyeden zuhuru, kader-i İlâhiyenin bir işaret ve remzidir ki; bu memleket insanlarının makine-i tekemmülâtının buharı diyanettir. Ve bu Asya ve Afrika tarlasının ve Rumeli bostanının çiçekleri, ziya-yı İslâmiyetle neşv ü nemâ bulacaktır.(Tarihçe-i Hayat/59)

Çare Derneği gönüllüleri ve dernek başkanımızla çıktığımız Afrika seyahatimizin Tanzanya durağındayız.

Çare Derneği Kenya, Burkina Faso ve Uganda’dan sonra Gana İstanbul Başkonsolosumuzun çağrısı ve arsa bağışı ile Gana’da, yetimlerin arzusu ve müderrislerin talepleriyle Kamerun ve Çad’da yetimhane, cami, medrese ve okul inşaatlarına başlıyor. Kıtada 16 ülkede çeşitli faaliyetler yürüten derneğin sahada ne kadar etkin ve müessir olduğunu, devlet kurumlarından elçiliklerimize mahalli halktan kanaat önderlerine kadar geniş bir kitlede kabule mazhar olduğunu müşahede etmek bizim için şükre vesile bir haldir.

Cenab-ı Hak dernek yönetiminden de; Afrika’da, Asya’da ve Uzakdoğu’da sahada koşturan kardeşlerimizden de ve bu hizmetlere sahabet eden gönüllülerimizden de razı olsun. Filipinler Moro bölgesinde dört yetimhane ve medreseler, Pakistan’da yetimhane ve medreselerle Yemen’de, Filistin’de sürekli devam eden projeler, Türkiye’de ihtiyaç sahiplerine mütemadiyen yapılan yardımlar ve nihayet Suriye’de kurulan köyler, evler, çadırlar, gıda yardımları ile külli bir insani ve İslami muavenet seferberliğinin adı oldu Çare…

Gelelim Tanzanya’ya…

Tanzanya diğer Afrika ülkelerinde olduğu gibi misyonerlik faaliyetlerinin yoğun yaşandığı; kiliseler, yurtlar ve fakir halkın maddi ihtiyaçları deruhte edilerek STK’lar yoluyla Hristiyanlaştırılmaya çalışılan bir ülke. Başbakan Julius Nyerere’nin zamanındaki sosyalist politikalar da Tanzanya’nın yatırımcılar (sömürgeciler yani) ve misyonerler tarafından açık pazar haline gelmesinde etkili olmuş. Tanzanya esasen iki devletin birleşmesinden oluşmuş bir yapı; Tanganyika, 1961’de İngiliz sömürge hükümetine karşı bağımsızlığını kazanmış ve üç yıl sonra da Zengibar adasıyla birleşerek Tanzanya adını almış. Ülkenin resmi dili Sewahili olmakla beraber lisans eğitiminde ve ticarette halen İngilizce geçerlidir.

Tanzanya’da nüfusun yüzde kaçının Müslüman olduğu yahut diğer dinlere mensup bulunduğu sorusu tam bir muamma. Mihmandarımız ve Çare Derneği Tanzanya Sorumlumuz ülkede Müslüman nüfusun kesinlikle diğer din nüfusundan çok yüksek olduğunu bu oranın neredeyse %65 civarında olduğunu devlet ve istatistik kurumunun nüfus sayımında din sorgulaması yapmadığını ifade ediyor. Yani ülke bilinçli olarak Müslüman nüfusu %30’larda gösteriyor ki bu 80’li yılların nüfus sayımlarına dayanan bir bilgi. Resmi kaynaklar ülkenin üçte birinin Müslüman üçte birinin Hristiyan ve geri kalanın da kabile dinlerine mensup olduğu görüşünde ve detayları vermekten çekinmekte. Öyle veya böyle kafirler ve münafıklar ne kadar rakamlarla oynasalar da değişmeyen hakikat şu ki İslamiyet yeniden Afrika’da hızla yayılıyor ve bu yayılışta Türkiye ve Türk STK’ların ciddi gayret ve saha çalışmaları var! Bu Asya münafıklarını ve Avrupa kafirlerini çileden çıkarıyor.

Tanzanya’da Müslümanların din yaşamı beni bilhassa sevindirdi. Müslümanlar ehli sünnet akidesine hüvesi hüvesine bağlı, Şafi mezhebini takip eden insanlar. Ayrıca Tasavvuf ve Tarikat çok yaygın. Camilerde ekseriyetle namazların akabinde uzun uzun tesbihat, tahmidat, tehlilat ve evrad u ezkar ile naşidler okunuyor. Cehri zikirleri görülmeye değer.

Devamını Oku

GANA: ALTIN SAHİLDE YİTİRİLEN İSLAM TARİHİNİN İZLERİ VE ÇARE DERNEĞİ -2-

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gana esasen zengin ve kadim bir devlet geleneğine sahiptir. Kabileler federasyonlar yoluyla devletleşmiş hatta imparatorluk kurmuştur. Dagomba ve Bono krallıklarından sonra yaklaşık 3 asır devam edecek olan Aşanti Krallığı Afrikanın en köklü devletleşme örneklerinden birisidir. 1680 yılında dağınık olarak yaşayan Akan krallıklarını tek çatı altında toplayarak oluşturulan Ashanti Krallığı mevcudiyetini 1896 yılına kadar sürdürmüştür. Bu tarihten önce Portekizliler, Hollandılılar, Almanlar ve daha sonra buradaki Altın madenlerinden haber alan İslamın Ezeli Düşmanı İngilizler! Bir köpek balığının kana verdiği tepki ne ise, zehirlemekten hazzeden bir yılanın fıtratının gereği ne ise, vahşi amazon ormanlarının amazon nehirlerindeki aç kalmış bir timsahın avına yaklaşırken tavrı ne ise batıl Batının vahşi emperyal yılanları, aç timsahları olan İngilizler o hal ile yaklaşır Afrikaya ve Gana’ya..

Birleşik Krallık 1896 yılından bu yana hakim olduğu toprakları 1 Ocak 1902 tarihinden itibaren Altın Sahili sömürgecilik sisteminin bir parçası olarak tam anlamıyla kendi bünyesine dahil etmiştir.
Bu sömürgeci kan emiciler bir taraftan kıtanın zenginliklerini Batıya kaçırırken bir yandan da misyonerlik faaliyetleriyle kara kıtanın uyanmamasına gayret gösteriyorlardı. Düşünün Hristiyanlaştırılmış yerlilerin oranı %60’ı buluyor..

İşte Gana’nın tarihi aklımızda ve müslümanların çektiği bütün çileler kalbimizde Tamale bölgesine vardık. Başkonsolosumuzun köyüne ulaştık. Ertesi gün bölgenin kabile şefine gittik. Saray adını verdikleri ve garip bir mimarisi olan bu yapıda alkışlarla ve dualarla karşılandık. Sagnarigu Kabilesi Şefi (Dagomba Kabilesinin Sagnagiru Aşireti Reisi) Sagnari Naa Yakubu Abdulay’a kendimizi anlattık, neden geldiğimizden ve yapmak istrdiklerimizden bahsettik. Kendisi 10dönüm arsasını bize bağışladığını ifade etti. Buraya inayet-i ilahi yar olur, Anadolu insanının himmet ve hamiyeti de bizimle olursa inşaaAllah medrese, yetimhane, cami projesi yapacağız. Merhum Benna; “Bize göre “ La ilahe illallah, Muhammedün Resülullah” diyen her Müslüman’ın yaşadığı toprak parçası vatanımızdır. Bizim katımızda saygınlığı ve yüceliği vardır. Orayı sever ve sayarız; gelişmesi için gayret gösteririz.” diye ifade ettiği hakikat bizleri Tamale’ye getirmiştir..

Gana’lı müslümanları kendimizden ayırmıyor gönül coğrafyamızın her parçasını kendimizin addediyor, ayrılık hissini satmaya çalışan ve müslümanları bölmekle yaşamını devam ettiren batıya değil içimizde onlara aldananlara sesleniyoruz;

“Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?
Fikr-i kavmıyyeti şeytan mı sokan zihninize?
Birbirinden muteferrik bu kadar akvamı,
Aynı milliyetin altında tutan islam’ı,
Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir.
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir…
Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez..
Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!
Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan;
Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan.
Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah,
Ecnebiler olacak sahibi mülkün nagah.
Diye dursun atalar: ‘Kal’a içinden alınır.’
Yok ki hiç bir kişiden… Millet-i merhume sağır!
Bir değil mahvedilen devlet-i islamiyye…
Girdiler aynı siyasetle bütün makbereye.
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.
Bırakın eski hükümetleri meydandakiler
Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.
işte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti!
işte Irak’ı da taksim ediyorlar şimdi.

Himmetimizin pervaz etme zamanıdır! Makalemizi bir asır evvel söylenmiş bir vaaz-u nasihat değil tam bu zamana hitab eden bir hutbe olarak gördüğümüz eserinde geçen Bediüzzaman’ın şu sözleriyle bitirelim;

Ey bu sözlerimi dinleyen bu Câmi-i Emevî’deki kardeşler ve kırk-elli sene sonra Âlem-i İslâm câmiindeki ihvân-ı Müslimîn! “Biz zarar vermiyoruz, fakat menfaat vermeğe iktidarımız yok, onun için mâzuruz.” diye böyle özür beyan etmeyiniz. Bu özrünüz kabul değil. Tenbelliğiniz ve “Neme lâzım” deyip çalışmamanız ve ittihâd-ı İslâm ile, milliyet-i hakikiye-i İslâmiye ile gayrete gelmediğiniz, sizler için gayet büyük bir zarar ve bir haksızlıktır.

İşte seyyie böyle binlere çıktığı gibi, bu zamanda hasene –yâni İslâmiyet’in kudsiyetine temas eden iyilik– yalnız işleyene münhasır kalmaz. Belki o hasene, milyonlar ehl-i îmana mânen faide verebilir. Hayat-ı mâneviye ve maddiyesinin râbıtasına kuvvet verebilir. Onun için “Neme lâzım” deyip kendini tenbellik döşeğine atmak zamanı değil!..

‎مَنْ كَانَ هِمَّتُهُ نَفْسُهُ فَلَيْسَ مِنَ اْلاِنْسَانِ ِلاَنَّهُ مَدَنِىٌّ بِالطَّبْعِ

Yâni: Kimin himmeti yalnız nefsi ise, o insan değil.  ( Hutbe-i Şamiye/61 m )

Devamını Oku

Gana Altın Sahilde Yitirilen İslam Tarihinin İzleri ve Çare Derneği-1-

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gana ya da sömürüden sonraki adı ile Gold Coast (Altın Sahil) yahut resmi adıyla Gana Cumhuriyeti Afrika’nın batısında yer alan bir ülkedir. Geçtiğimiz hafta bir senedir görüşmeler yaptığımız Gana’nın Türkiye Başkonsolosu ile ülkenin başkenti Accra’ya geldik.
Hicret-i Seniyyenin 2. Asrında (miladi 9.yy) Arap Tüccarlar bilhassa Sudan’lı müslümanlar (belki de bu yüzden ülkeye müslümanlar Tariku’s Sudan da demişlerdir) vesilesiyle islamiyetin yayıldığı Gana bugün çok uluslu bir devlet yapısına sahiptir. (Ülkeye ismini veren Gana esasen bölgedeki İslam Devletinin tarihteki adıdır) Ülkede birçok etnik grup yer almaktadır. 79 farklı dilin konuşulduğu Gana’da resmî dil İngilizce. İngilizcenin haricinde en çok konuşulan yerel dil Akan dilidir. Başkonsolosumuzun belirttiğine göre nüfusun %80’i bu dili konuşup anlayabilmekte. (Biz de inşaaAllah bu mahalli lisana Risale-i Nur’ları tercüme ettirmek için bir arayış başlattık.)
İlk durağımız olan Akkra Kotoka Uluslararası Havalimanından şehirlerarası havalimanına geçtiğimizde havalimanı yer hizmetleri çalışanlarının greviyle karşılaştık. Kolilerce Kur’an ve kitaplarla yerel uçağımızın grev dolayısıyla iptal edildiğini öğrendik. Konsolos bey çare yok kara yoluyla gideceğiz dedi. Hayrul umuru ahmazuha sırrınca hayırlı işler zahmetli oluyor. Bir araç kiralayarak yaklaşık 12 saat sürecek olan seyahatimize başladık.
Kuzeye doğru yaptığımız bu yolculuk sayesinde ülke hakkında kısmen de olsa bilgi sahibi olduk.
Yolculuğumuzun yarısında Ülkenin en büyük ikinci şehri Kumasi’ye vardık.

Burada yolda 400 talebe okutan, Risale-i Nur’ları da okuyan ve okutan, daha evvel Çare Yardımlaşma ve Kalkınma Derneği adına kurban ve ramazan faaliyetleri yapmış olan İmam Başaş ile buluştuk. Ayak üstü görüşmemizden sonra asıl menzilimiz olan Tamale Bölgesine doğru devam ettik. Yol boyunca sömürünün izleri olan fakirliği, yokluğu, yoksulluğu müşahede ettik.

Günümüzde nüfusun %71,2’si Hristiyan, %17,6’sı ise müslümandır. Kendisini ateist olarak tanımlayan 1,5 milyon Gana’lı ise herhangi bir dine mensup değildir. Geri kalan nüfusta Afrika dinlerine mensup olduklarını ifade etmektedir. Misyonerlik faaliyetlerinin yoğun olarak yaşandığı, her adımda bir kilisenin, bir hristiyan okul yahut hastanenin olduğu bu güzel ve yeşil ülke kendi isteği ve hür iradesiyle mi bu dini seçmiştir? Hayır! Bu din Afrika’nın geri kalanında olduğu gibi buraya da kin, nefret, kan, sömürü, köleleştirme gibi gayri insani ve gayri ahlaki emperyalist batının iğrenç koloni sistemiyle cebren ve gadren gelmiştir. Milli şairimizin ifadeleri tablonun dehşetini ne de beliğane ifade ediyor;

“MEDENİYET SİZE ÇOKTAN BERİDİR DİŞ BİLİYOR,
EVVELA PARÇALAMAK SONRA DA YUTMAK DİLİYOR!”

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Sitemizi kullanarak çerez kullanımını kabul etmiş olursunuz.