25 Şubat 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 8.098.839 kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 06:13
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Dr.Mehmet Rıza DERİNDAĞ

Dr.Mehmet Rıza DERİNDAĞ

20 Mayıs 2020 Çarşamba

Vefatının 60. Seney-i Devriyesinde Bediüzzaman

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Anadolu bin seneden beri nice babayiğitlere, nice evliyaya, asfiyaya, müridana dayelik etmiş, ocağından nice alperenler, devrine renk verenler, gönül bağından gül derenler, ak hilali bucaktan bucağa götürenlere ev sahipliği etmiştir. Bu topraklar varını yoğunu davası uğruna yani dini uğruna yani i’lay-ı kelimetullah uğruna feda eden nice er oğlu erlere beşiklik etmiştir. Yıkılışların, çöküşlerin, devrilişlerin ve değişimlerin ardı arkasına yaşandığı son asır ise bu inkılapların en dehşetlilerine, en vahşetengizlerine sahne olmuştur. Serdengeçti’nin dediği gibi yıkılmayan kalmamış…

Öyle bir devir gelmiş ki islamın sancaktarlığını yapan, ileri karakolluğunu yapan, bayraktarlığını yapan Anadolu’da ki hükümet dinine diyanetine düşman nesillerin yetişmesine gayret eden bir sisteme devrimler adını takmış, din ve diyanet namına ne varsa taru mar edilme gayretkeşliğine soyunmuştu. Ardı arkası kesilmeyen devrimlerle devrilmek istenenin Anadolunun fikir, tefekkür, ideal, din, dil kısaca maddi manevi değerlerinin tümünü ifade eden medeniyetinin devrilmesi olduğunu anlamakta hala zorlanıyoruz. Bu karanlıklardan karanlık, zifiri zulmet devrinde Cenab-ı Hak kereminden öyle bir Nur nasib etmiş ki o zulmetleri paramparça etmiş, küfrün çürük direklerini manen o direkleri tahkim etmek isteyenlerin başına geçirmiştir. Bundan tam 60 sene evvel dünyasını değiştiren Bediüzzaman 80 küsür sene ömrünün son gününde yanında bulunan Zübeyir, Hüsnü ve Bayram’a son dersini böyle vermişti; “gardaşlarım hiç endişe etmeyiniz size katiyyen beyan ediyorum ki küfrün, masonların ve koministlerin beli kırılmıştır, size katiyyen beyan ediyorum Risalei Nur küfrün belini kırmıştır, katiyyen beyan ediyorum ki Risalei Nur Anadoluda masonların koministlerin belini kırmıştır, inşaallah bir daha ayağa kalkamayacaklar!” Üç defa tekrar ettiği bu ders mahiyetindeki son cümleleri ne ifade ediyor? El akıbetu lil muttakin hakikatini ilan ediyor, inanıyorsanız şüphesiz üstün olan sizlersiniz ayetini haliyle tefsir ediyor, la galibe illallah davasını kendisinden sonra gelecek olan nesillere bir ümit nasiyesi olarak değil ebedi bir gerçekliğin ve değişmeyen bir sünnetullah kanununun gereği olduğunu ifade ediyor!

Evet Bediüzzaman galiptir! Küfür yenilmiştir! Nasıl? Neden? Çünkü küfrün 20. Asırda bin seneden beri teraküm etmiş kalelerinin istinad noktalarını perişan edecek ve dağıtacak son sistem silahları (fikir silahlarını) Bediüzzaman keşfetmiştir. Cenab-ı Hak Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez bir güneş olduğunu O’nun kalbi ve lisanıyla asrın idrakine nakşettirmiştir!

Bediüzzaman’ın çileli ömrünün fikir meyvesi olan Nur Külliyatı iki nokta da calib-i dikkattir:

1- Kuran

2- Sünnet

Yani Bediüzzaman’ın en büyük davası Kur’an ve Kur’an hakikatlerinin ve maksatlarının şerh ve izah ve tefsiri ikincisi de Nebiler Nebisi Peygamber Aleyhissalatuvesselamın nübüvvetini isbat ve sünnet-i seniyyesine ittibaın ehemmiyeti üzerine temerküz etmiştir!

Bediüzzaman Peygamber (asv)’ın varisidir.

Bediüzzaman Kur’anın bu asrın idrakine dersi olan Risale-i Nur Külliyatının müellifidir.

Bediüzzaman kelam ilminin zirvesidir.

Bediüzzaman vatanperverdir.

Bediüzzaman dahidir.

Bediüzzaman sarsılmayan bir mücahid, taviz vermeyen bir alim, derin bir mütefekkir, zamanı okuyan bir müceddid, zamanın ihtiyaçlarına münasip dersleri komprime hülasalar nevinden sunan bir müçtehid, ruh ve kalbin zirvelerini tutmuş bir mutasavvıf, Allah’a kulluğun, ve Allah’tan havfın lezzetini tatmış ve tattırmış bir abid, tattığını anlatabilen bir arif ve nihayet O Cenab-ı Hakk’ın bu asrın dalalet vadilerinde yolunu şaşırmışlara ihsan ettiği bir hidayet vesilesidir!

Bediüzzaman ciltlerle anlatılsa, hatıralarla yad edilse, minnetlerle büyük büyük toplantılara konu olsa herhalde O Zat’ın ancak bir yahut iki vechesi nazara verilebilir.. Bediüzzaman’ı tanımak, anlamak, anlatmak ancak ve ancak Risale-i Nur ile mümkündür. Bediüzzaman kimdir, davası, misyonu, meslek ve meşrebi nedir suallerinin cevabı ancak Külliyat-ı Nurun mütalaasıyla tatminkar cevabını bulur. Zira Bediüzzaman demek Risale-i Nur demektir. O Zat’ın maksadını anlamak için Sözler’i, Mektubat’ı, Şualar’ı, Lem’alar’ı, maksadına matuf ideallerini, meslek ve meşrebini anlamak için lahikalarını, ilmini, idrakini, fikrini fehmetmek için İşaratu’l İcaz’ı, Muhakematı, siyasetini anlamak için Hutbe-i Şamiyesini, dirayetini görmek için divan-ı harb-i örfisini ve müdafalarını, şahsiyet-i maneviyesini idrak için Sikke-i Tasdik-i Gaybi mecmuası gibi eserlerini tekrar tekrar, müteffikarane okumak elzemdir. Yoksa filan şöyle yazmış, falan böyle demişlerle ancak Hüsnü Bayramoğlu Ağabeyin de ifadesiyle bir vechesinin bazı noktalarını anlayabiliriz.

Devamını Oku

Ramazan’a Dair Trajikomik bir Türkiye Manzarası: 1935-2020

0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Sene 1935. Tek partinin, tek adamın, diktatoryanın bütün ceberrutuyla ve akıl almaz inkılaplarıyla memleketi kasıp kavurduğu yıllar… Allah demek suç, camiler ambar, kanunlar ise ayyaşların gece içki masalarına meze yaptıkları sohbetlerinin neticesi… Bediüzzaman Barla’dan Isparta’ya getirilmiş ve sekiz ayın sonunda 120 talebesiyle Eskişehir Mahkemesine yollanmıştı. Bediüzzaman ve talebeleri idam istemiyle yargılanıyordu. Hukuksuzluklar o raddeye gelmişti ki tahammülü kabil değildi. O günlerde gariban bir çoban getirildi cezaevine. İsmi Ramazan’dı. Okuma yazması yoktu. Bediüzzaman’ı ilk defa Eskişehir cezaevinde gördü, Nur talebeleriyle ilk defa koğuşlarda mülaki oldu. Peki neden Ramazan hapsedilmişti? Trajıkomik bir Tek parti CHP zihniyeti ve Türkiye manzarası size; Isparta’da yapılan baskınlarda bir kitapçık ele geçirilir. Üstünde Ramazan’a dairdir diye yazılıdır. Isparta emniyeti acil durum ilan eder, ne yapıp edilip Bediüzzaman’ın hakkında broşür neşrettiği Ramazan bulunmalıdır. Nihayet bir köyde kimsesiz çoban Ramazan bulunur, sorgusuz sualsiz ellerine kelepçe takılır ve Eskişehir’de idam ile yargılanmak üzere cezaevine gönderilir. Gariban yalvarır yakarır. Etmeyin ağalar beyler ben garip bir çobanım. Kimseyi tanımam etmem der demesine de bir faydası olmaz. Bediüzzaman durumu öğrendiğinde Ramazan için çok üzülür, O’nu teselli eder, dua eder. Hatta bana hakkını helal et Ramazan der. Eskişehir Mahkemesinin Ramazan-ı Şerif’e dair olan broşürün Ramazan ayındaki orucun hikmetlerinin anlatıldığı bir eser olduğunu anlaması aylar sürer. Ramazan ilk duruşmada berat eder. Ama artık iyi bir nur talebesi olur.

Sene 2020. Zeki ve çalışkan bir arkadaşımız yarışma programına katılıyor. Amerikan lisesi mezunu

Koç Üniversitesi hukuk bölümünü bitirmiş

Almanya’da MBA eğitimi almış

Üç yıl avukatlık yapmış

Ama oruç ne zaman açılır, sorusunu bilemiyor ve uzmana soruyor. Heyecan olabilir. Ama bilmediğini ifade ediyor.

Artık eski Türkiye yok. Kimse Ramazan olduğu için hapse atılamaz, Bediüzzaman’ı sevdiği için takibe maruz kalmaz belki ama, Ramazan’dan bihaber nesiller artmaya başlayabilir. Oruçtan, sahurdan, teravihten ve bayram neşesinden heyecan duymayan nesiller beni ismi Ramazan olduğu için hapse atılabilecek insanların ve sistemin varlığından daha ziyade ürkütüyor.

Devamını Oku

İlahi İmtihanla Alay Mı Edeceğiz?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

“İnsanın başına bir sıkıntı gelince Rabbine yönelerek O’na yalvarır. Sonra Allah, katından bir nimet verince önceden kime yalvarmış olduğunu unutuverir….ilh.” (Zümer-8)

Bütün dünyayı sarıp sarmalayan bir veba bir taun felaketi var. Dünya hayatının ve hayat seyri içerisinde ki her anın -mutluluk, saadet, sevinç, zenginlik, sıhhat yahut üzüntü, hüzün, keder, fakirlik ve hastalık gibi- birer imtihan olduğunu bilmek ve bu bilinçle hareket etmek mümine yakışandır. O halde hep beraber yaşadığımız şu salgını da ya Rabbimizin bir imtihanı olarak göreceğiz. Ve bu musibetten O’na sığınacağız, nedamet ile affını isteyeceğiz. Yahut şuurlu bilinçli bir mikrop diyeceğiz, ya o mikrop bizi altedecek kabre gönderecek ya biz onu yeneceğiz. Böyle bir anlayış sakatlığı insanları şükre değil şirke, tevhide değil küfre yönlendiriyor. Öleni yenilmiş şifa bulanı yenmiş gösteriyoruz. İşin en kötüsü en garibi alkışla dansla hastanelerden çıkanlara şahit oluyoruz. Daha beteri de her musibetle dalga geçen alay eden bir neslin türemiş olması..

Rica ederim şu sosyal medyada koronavirüs çıktıktan beri yapılanlara ve yazılanlara bakın. Cenab-ı Hak bir musibet vermiş alay ediliyor. Ölenler var kardeşim, dul kalanlar, yetim kalanlar, anneciğini babacığını son kez göremeden, veda dahi edemeden kaybedenler var, cenazelerin durumunu biliyorsunuz, hiç mi utanmanız yok, nasıl ar damarınız bu kadar çatlamış! Camiler kapanmış, Cumalar kılınmıyor, Kabe tavafsız, dost meclisleri muhabbetsiz kalmış, zikir halkaları durmuş, Allah Allah diyenler susmuş, bu nasıl bir cahil cesareti ki her musibeti bir alay konusu yapabiliyorsunuz!  Bu gülünecek kendisiyle dalga geçilecek bir durum mudur? “Hem böyle umumî musibetler, ekser nâsın hatasından geldiği cihetle, o insanların ekseri, -kısm-ı a’zamı- tövbe ve nedamet ve istiğfar etmekle def’olur. (BEDİÜZZAMAN)

KORONA İLE İMTİHANIMIZDA YENİ PERDE

Benim anladığım kadarıyla bir el bizim Allah’a ilticamızı, tövbe etmemizi, Kur’an’a yönelmemizi istemiyor ve herşeyi laubalileştiren bir hal üzere olmamız için uğraşıyor. Anlamıyorum, İnsan bir musibete düçar olduğunda aczini fakrını anlar Rabbine yalvarır sonra Rabbi ona merhamet eder,şifa verir,kul hiç o musibet ona isabet etmemiş gibi birden Rabbini unutursa, şükrü unutursa, duayı unutursa…Yazık olmaz mı? Hala sırr-ı imtihanı anlayamamış,musibetin sırr-ı hikmetini idrak edememiş ne çok insan var. Adam hastalığa yaklanmış, sonra şifa vermiş Rabbimiz; o arkadaşımız hastaneden çıkarken yamyam gibi dans ediyor! Öyle böyle değil, ciddi bir kareografi çalışmasının neticesinde olabilecek bir profesyonellikte dans ediyorlar. Üzülüyorum. Allah muhafaza etsin mev’izenin başında naklettiğim ayet-i kerimenin hükmüne dahil olma ihtimali ortaya çıkar. Beydavi “Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t Te’vil”inde bu ayet-i kerimenin tefsiri için “insana bir sıkıntı dokunduğu zaman ona yönelerek Rabbine dua eder” “sümme iza havvelehu” yani bir nimet verirse, yani hastaysa şifa bulduysa yahut herhangi bir musibete düştü ondan kurtardıysa “önceden ettiği duayı unutur” ya da “ yalvarıp yakardığı Rabbini unutur”

İnsan kelime olarak nisyandan (unutmaktan) gelmiştir ama bu nasıl bir unutmaktır ki ölümün eşiğinden dönmüş ve hayata döndürüldüğün gün dua ettiğin şeyi de, istediğini de ve O isteğini gerçekleştireni de unutuyorsun.

O halde;

1- Umumi bir musibet var hepimiz Allah’a sabırla, tazarru ve niyaz ile yönelelim.

2- Musibetlerle dalga geçmekten haya edelim. Yapan olursa ikaz edelim.

3- Başımıza bu salgın geldiyse ve hastanedeysek rıza ve teslimiyetle Mevla’mıza sığınalım.

4- Sıkıntıdan hastalıktan Allah’ın izniyle şifa bulduysak hamd ve şükrümüzü ziyadeleştirelim.

5- Tedbirlere riayet edelim.

Devamını Oku

İfsad Komiteleri Kahrolsunlar!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ben senelerce uzakdoğuda kaldım. Uzakdoğu 80’lerden sonra büyük bir sosyal değişime sahne olmuş. “Open Society=açık toplum” tezleriyle fevkalade mutaassıp (hangi dine tabi olursa olsun, ister budist olsun ister müslüman yahut katolik) topluluklar cinsiyet üzerinden akıl almaz bir dejenerasyona tabi tutulmuş. Filipinler bunun bir örneği. Koyu katolik ve mutaassıp bir topluluk erkeklerinin çok büyük bir yüzdesinin gayleşmesiyle (15 milyona yakın eşcinsel) tanınmaz bir hale dönüşüvermiş. Ahlak kuralları, nikah, çocukların eğitimi hak getire.. Neredeyse her ailede single mother/bekar anneler mevcut. Ortada kalmış çocuklar. Toplumu bu değişikliğe iten ve gayliğe özendiren en önemli faktör medya olmuş! Hali hazırda hiç bir tv programı olmasın ki -haberlerden dizilere, magazinden spora- tamamında muhakkak bir gay boy gösteriyor.. Kiliselerde eşcinsellik aleyhine konuşmak 90’lı yılların ortalarından itibaren yasaklanmış. Toplum perişan halde. Aileler dağılmış. Tek kurtuluşu islamiyette bulanların sayısı ise azınsanmayacak oranlara yükselmiş, tabiri caizse fevc fevc islamiyete koşan bir adalar ülkesi Filipinler. Şimdi Uzakdoğuda bilhassa Filipinlerde sahnelenen ifsad oyunun kötü bir perdesi Türkiye’de sahnelenmek istenmekte. Siyasi teşneciğilini de her türlü ifsad hareketinin babaocağı CHP üstlenmiş durumda.. zaten Necip Fazıl’ın dediği gibi “CHP bir parti değil, Türke dinini, dilini ve özünü kaybettirmeye memur bir katliam müessesesidir.” Gay hakları ile CHP arasındaki ilişki tencere kapak münasebetidir. Allah şerlerinden muhafaza eylesin. Bu ifsad komiteleri önce medyada gayliği şirin gösterip özendirirler. Bazı tv programları, özellikle kadın matinelerine bu tipleri çıkarırlar. Gay müzisyenler parlatılır. Lüks bir yaşam bunlara sunulur. Filmlerle bunlar acındırılır ve sempatik hale getirilmeye çalışılır. Ezilen bir grup olarak lanse edilir karşı çıkan aile fertlerini kaba, kültürsüz, hanzo gösterirler. Gayliğe özentisi olanlara cesaret aşılama seanslarıdır aslında bu programlar. Ve bunları “haklar” takip eder.. “lgbt hakları!” Onlar da “insan” onlar da bu toplumun bir “üyesi!” “Hakları var onların” .. haklar haklar haklar… hiç kimsenin sorumluluktan bahsetmesini istemezler. Bireyin topluma karşı sorumluluğu, aileye karşı sorumluluğu, yetiştiği devlet ve millete karşı sorumluluğu, kendisini yaratan ve türlü türlü nimetlerle hayatını idame ettiren Rabbisine karşı sorumluluğu.. yok… sorumluluklar konuşulmaz varsa varsa hayvani zevk ve şehvetin her türlü yolla tatminine zemin hazırlayacak haklar(!) konuşulur. Bizim toplumda da iş bu aşamaya doğru yaklaşıyor. Bu kritik noktada Diyanet İşleri Başkanı Kur’an’ın mubin emir ve nehiylerini tebliğ etti diye Hakların (!) Savunucuları ayağa kalkmış, ortalığı velveleye veriyorlar! Kimdir bunlar? Bunlar kökü dışarda dal ve budakları ülkemizde bir zındıka ifsad komitesinin ileri karakolu! Karşımıza bazen barolar diye çıkarlar bazen odalar, ortak yanları Anadolu kültür ve irfanının düşmanı olmaları ve toplumu kendi öz dna’sından koparabilmek için cansiperane çalışmalarıdır. Masum halkımızı, çoluğumuzu, çocuğumuzu ifsad etmek ortak gayeleridir bu hainlerin. Ne diyelim “Bu mübarekleri ifsad eden komiteler kahrolsunlar!”

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.