01 Mart 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 8.896.733 kişiye ulaştı.

a Yatsı Vakti 02:00
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
EMİRHAN HINISLIOĞLU

EMİRHAN HINISLIOĞLU

25 Şubat 2021 Perşembe

Normalleşmeye acil ihtiyacımız var

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz mart ayından beri dünyada olduğu gibi ülkemizde de korona virüsle mücadele devam ederken bizlerde, işimizi, evimizi ve okulumuzu yani hayatımızın her anını pandemi çerçevesinde yeni yaşam alanlarımız olarak belirlediğimiz evlerimizde geçiriyoruz.
Dile kolay koskoca bir yılı doldurduk. Bu musibetten, ha bugün, ha yarın kurtulacağız derken üst üste artan vaka sayıları normal hayata geçişimizi her defasında erteledi. Bir umutla beklediğimiz o; ‘artık normal hayata geçiyoruz’ haberini de özleyeli bir hayli zaman oldu. Günlük vaka sayıları ve bulaşı oranları artık günlük hayatımızın merakla beklediği ilk haber. Kendimizi o kadar bu hastalığa yoğunlaştırdık ki, normal ve sağlıklı düşünecek halimiz dahi kalmadı.
Bizlerle birlikte çevremizde dört duvar arası bir yıllık hayatı ‘gönüllü hapisler’, ‘banaciler’, ‘hayalperestler’, ‘tedbirlerden sıkılanlar’, ‘macera arayanlar’, ‘sorumsuzlar’ doldurdu ve taştı. ‘Hayat Eve Sığar’ı taşıyabilenlerle taşıyamayanların arasında ‘git-gel’lerle yaşamayı da öğrendik.
Bu kadar zaman içerisinde milyonlarca insanı etkileyen sadece hastalık mı oldu? Tatbikî hastalığın vermiş olduğu bu kısıtlama ile alınan tedbirlerle insanların yaşam alanları büyük sekteye uğradı. Milyonlarca insan işinden gücünden olurken, normal hayattaki yaşam tarzları da baştan sona bozuldu.
Devasa Ticaret Merkezleri AVM’ler, Marketler, Kafeler, Restoranlar, Lokantalar, Kahvehaneler, Eğlence Mekânları, Parklar, Bahçeler, Piknik Alanları, Sinemalar, Tiyatrolar, İşyerleri, Kuaförler, Hamamlar, Üretim, Ulaşım….vb. O cıvıl cıvıl yaşam alanlarımıza sanki bir sihirli değnek değdi ve hepsi peri masalı gibi dünlerde kaldı. En önemli olay ise, dün yaşadıklarımızla bugün yaşadıklarımızın mukayesesini dahi yapamaz olduk. Özel ve sektörel anlamda insanlar o kadar çok mağdur oldu ki, çalıştıkları işyerlerini, mahallelerini, semtlerini, zaman geçirecekleri hayat alanlarını tamamen unuttu.
Eskiden her sabah uyandığımızda gidecek bir işimiz, gün içerisinde yapacak planlarımız olurdu. Şimdilerde yataktan kalkar kalmaz bizi bekleyen onlarca sorular var; ‘Ben ve ailemin sağlığı nasıl olacak, bizde hasta olacak mıyız? Bugün acaba kaç kişi aramızdan ayrıldı? Yakınlarımızdan da hasta olan var mı?’ Gibi sorular uzayıp gidiyor.. Birde vesvese dolu dakikalar her defasında ağzımızdan düşürmediğimiz uyarıcı sözler; ‘Aman oğlum, aman kızım, aman hanım dikkat edin. Hastalığa yakalanmayalım’ gibi korkuları yaşıyoruz. Yine de kulağımız ve gözümüz gelecek güzel haberlerde. Vaka sayılarının bir yükseldiği bir azaldığı güne göre de moral motivasyonumuz değişikliklere uğradı.
Dünya Sağlık Örgütleri, bilim insanları top yekun Korona virüsün etkisini azaltmada gece gündüz çalışmalar yaptılar. Bulunan ilaçlar, alınan tedbirler derken koruyucu aşı ile birlikte umutlarda yeşermeye başladı. Uzmanların normalleşmeyi telaffuz etmeleriyle birlikte gözler dünyadaki ve ülkemizdeki vaka sayılarına çevrildi. Son 10 günden beri normalleşme konusunda ciddi anlamda vaka düşüşlerinin yaşandığı bölgeler ve illerdeki rakamlarla açıklanıyor. Haliyle bizlerde bu rakamlara göre umutlanıyoruz.
Koronavirüsle mücadelede yeni döneme 1 Mart’ta geçilmesi planlanırken, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, nüfusa oranla haftalık il il vaka sayılarını paylaştı. Kısıtlamaların kaldırılması için şimdilik sadece 4 il “düşük risk” kategorisinde bulunurken, 12 il ise alarm veriyor. Buna göre, illerin pandemi seviyesini gösteren ‘düşük, orta, yüksek ve çok yüksek riskli’ kategorilerine geçiş kriterleri oluşturulacak. 100 binde 10’un altındaki iller ‘düşük riskli’, 11-35 arası ‘orta riskli’, 36-100 arası ‘yüksek riskli’, 100’ün üstündeki iller ise ‘çok yüksek riskli’ sayılacak. Bu iller haritada sırasıyla mavi, sarı, turuncu ve kırmızı olarak gösterilecek.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı 100 bin nüfusa oranla haftalık vaka sayılarına bakıldığında “düşük riskli” kategorisinde şimdilik 4 il bulunuyor. Bunlar 100 binde 3,21 ile Hakkari, 3,91 ile Şırnak, 8,51 ile Muş ve 8,71 ile Batman. Vaka sayılarının bu şekilde devam etmesi durumunda kademeli gevşemede bu iller öne çıkacak. Dün itibarıyla vaka oranı 100’ün üzerinde olan 12 il ise “çok yüksek riskli” kategorisinde.
Bu iller sırasıyla; Ordu 228,40; Giresun 217,51; Samsun 202,94; Trabzon 207,54; Rize 200,08; Tokat 149,20; Osmaniye 134,90; Adıyaman 120,64; Aksaray 108,27; Karaman 105,92; Sakarya 103, 01; Konya 101,95. Vaka sayılarını düşüremezse bu iller gevşeme için biraz daha beklemek zorunda kalacak. Hatta yeni önlemler de gündeme gelebilecek. Her ilçeye yönelik ayrı kararlar alınmayacak, değişimler, bir haftalık ya da 14 günlük izlemelerden sonra yapılacak. Yeni sürecin haziran ayına kadar devam etmesi planlanıyor.
Yine de bu sürecin uzaması ve kısalması bizlerin elinde, ‘Maske, mesafe ve temizlik’te birleşelim. Çünkü normalleşmeye çok acil ihtiyacımız var…
Kalın sağlıcakla.

Devamını Oku

Gara’dan geriye kalanlar

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK/KCK ve diğer terörist unsurların Irak’ın kuzeyindeki halka ve güvenlik güçlerine hain terör saldırılarını bertaraf etmek için Gara bölgesindeki inlerine yönelik 10 Şubat günü gece saat 02.55’te başlattığı “Pençe Kartal-2 Harekatı”yla 2’si sağ, 51’i layık oldukları mağaralarda gebertildi. Kandil’in kapısı’ olarak bilinen ve PKK’lı teröristlerin yuvalandığı Gara diye bir yer artık kalmadı.
40 yılı aşkın zamandır binlerce çoluk çocuk demeden binlerce canın katili olan PKK’nın ellerinde kanları bulunuyor. Son olarak Gara’da bulunan sözde hapishane olarak kullandıkları mağarada, yol keserek, baskın yaparak kaçırdıkları 13 asker, güvenlik görevlisi ve sivil canımızı, acımasızca infaz ettiler. Şehitlerimize Allah’tan rahmet kederli ailelerine ve Yüce Türk Milletine Başsağlığı, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum.
Bu katliam PKK’nın işlediği insanlık suçlarından sadece bir örnek. Gara’da akan kanın hesabı soruldu sorulmaya da devam edilecek. Hele hele PKK, KCK, FETÖ, PPYD veya YPG’ye yandaşlık edenlerin tümü bu kanda boğulacaktır. Kimsenin şüphesi olmasın bundan sonrada geriye kalan artıklarının akıbeti dün olduğu gibi bundan sonrada hüsran olacaktır. ‘Haksızlık karşısında susanlar dilsiz şeytandır’ İşte o şeytanlar; PKK’ya ‘PKK’ diyemeyen, teröre ‘terör’ diyemeyen, katliama ‘katliam’ diyemeyen güruhlar dün 15 Temmuz için tiyatro diyen zihniyetin de taaa kendisidir. Bugün bu çocuklarımızın şehitlik makamlarına dil uzatacak kadar alçalan hainlerin oyunları artık eskisi gibi yanlarına kalmayacak, kalmamalı. Ettikleri zalimliğin bin katını yaşamadan kurtuluşları da olmayacak olmamalı.
PKK’nın sözcüsü HDP’nin, FETÖ ve bağlantılı kişilerin attıkları twit mesajları ve yaydıkları yalanlarla Gara’da 13 canımızın şehitliklerine iftira atacak kadar alçaklıkları işin başka bir boyutuydu. Ama. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Türkiye Cumhuriyeti’nin Meclis kürsüsünden bu operasyonu en ince noktasına kadar krokileriyle, fotoğraflarıyla operasyonu baştan sona tüm çıplaklığıyla anlattı.
Tarihimizin hiçbir yerinde katliamın (k)’sı olmayan bu yüce millet, hele hele Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, sivil halkın can ve mal güvenliğine helal getirmeyeceğini dünya âlem bilir. Bunu hiçbir kimsenin sorgulamaya ne haddi ve nede hakkı vardır. Türk milleti ve ordusunun hiçbir zaman zalimin yanında yer almadığını, mazlumun hakkını da hiçbir zaman kimselere yedirmediğini herkes bilir. Bu Gara operasyonundan sermaye çıkarmaya çalışan vatan hainlerinin son çırpınışlarıyla söyledikleri yalanlardır.
Yaklaşık 4 gün süren Gara operasyonunda teröristlere ait barınak, sığınak ve mühimmat depoları ile sözde karargâhtan oluşan 50’den fazla hedef imha edildi. Güvenlik kaynakları örgütün cezaevi ve sığınak olarak kullandığı mağarada, 3 ülkeye ait ABD, Rus ve Çin menşeili çok sayıda silah ve mühimmat ele geçirildi.
Gara artık PKK’nın merkez karargâhı olmaktan çıktı. HDP nin artık çocukları kaçırıp götürecekleri bir karargâhları kalmayana kadar hem içeride hem dışarıda kahraman askerimizin operasyonları sürecek. Ta ki PKK’nın kökü bu ülkeden silinip atılana kadar. Bugün ülkemizde bulunan terörist sayısı ‘300’lerin altına indi. Anneler babalar artık evlatlarını dağdan değil, okuldan dönüşlerini bekliyor. Artık hiçbir aile evladını teröre ve dağa kaptırmıyor. Allah razı olsun TSK bize Gara’nın kökünü kazıdı. Bundan sonraki hedefin Kandil olduğunu da biliyoruz. Soysuz terör elebaşlarının artık kaçacak bir yerlerinin kalmadığını da görüyoruz.
Geçtiğimiz Salı günü Türkiye Cumhuriyeti’nin Meclis kürsüsünden İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu 1984’ten bugüne kadar PKK terör örgütünün sadece 6 bin 21 sivil vatandaşı canice şehit ettiğini söyledi. PKK’nın nasıl bir pislik terör örgütü olduğunu bizler görüyoruz. Yaklaşık 5 yıldır kaçırılan evlatlarının izlerini arayan 13 ciğeri yanan anne ve babalara PKK’nın meclis temsilcisi HDP’li Pervin Buldan’ın, ‘biraz misafir edecekler sonra bırakacaklar’ sözleri o katiller kadar Pervin Buldan’ında ellerinde o şehitlerimizin kanı vardır.
İnanıyorum ki, terörle mücadele bugünden sonra daha farklı işleyecek. Evet, PKK bu topraklardan artık hiçbir genci dağa kaçıramayacak. PKK artık ailelere karşı zafer kazanamayacak. Dağdaki teröristlerin uzantıları artık meclis çatısı altında oturamayacak ve oturmamalı. Diyarbakır anneleriyle alay eden, şehitlerimiz için PKK’yı değil de devleti suçlayan HDP’lilerin gerçek yüzleri göründü. Yurt genelinde terör destekçileri için dev bir operasyon başlatıldı. Emniyet Genel Müdürlüğü ile Jandarma Genel komutanlığı Terörle Mücadele daire başkanlıklarınca 40 ilde operasyon düzenlendiğini açıkladı. Aralarında HDP il ve ilçe başkanlarının da olduğu 718 kişi gözaltına alındı. Operasyonlarda, şüphelilerin ev ve iş yerlerinde çok sayıda silah ve örgütsel doküman ile dijital malzeme ele geçirildi. PKK’nın uzantısı HDP artık siyasi bir parti olmadığını, diğer katliamlar gibi 13 vatandaşımızın katliamından da PKK kadar HDP’nin de sorumlu olduğu artık aşikâr.
Kalın sağlıcakla.

Devamını Oku

Bizim ‘Monoli’te ne oldu?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünya’da akla hayale gelmeyen birçok değişik olaylar sinsilesi bir nedenle günlük hayatımıza giriyor. Ve günlük hayatımızda da bizleri gündem dışı birçok olaylarla ilgili meşgul ediyor. Kimilerimiz bu tür olaylara bir mantık, bir neden veya bir cevap ararken, kimilerimiz de gülerek konunun ciddiyetine dahi bakmıyor.

Son günlerde yine böylesi bir merak uyandıran olaylardan birisini yaşadık. Şanlıurfa’nın kent merkezine yaklaşık 20 kilometre uzaklıktaki Göbeklitepe Ören Yeri yakınlarında yer alan Örencik Mahallesi’nde bir vatandaşın tarlasında yaklaşık 3 metre yüksekliğinde, 1 metre genişliğinde, toprağa saplı metal blok (monolit) ortaya çıktı. Sabah tarlasına giden vatandaş tarlasının yanında dikilmiş bu garip nesnenin ne olduğuna pek anlam veremese de durumun vahametini hemen kolluk kuvvetlerine bildirmişti.

Bölgeye gelen jandarma ekipleri, blokun çevresine şerit çekerek önlem aldı ve inceleme yaptı. Göktürk alfabesiyle “Gökyüzüne bak, ayı gör” ifadesinin yazılı olduğu metal blokun buraya nasıl geldiği ve kimler tarafından buraya dikildi ise merak konusu oldu.

Kısa sürede haberi alan o bölgedeki insanların yanı sıra meraklı birçok vatandaş şehir dışından buraya akın etmeye başladı. Medya haber değeri taşıyan bu nesneyle ilgili haberler yaptı. Meraklı vatandaşların ilgisini çeken bu olayı kayıt altına almak için mahalleye akın ederek, ellerindeki fotoğraf makinesi ve telefonlarla görüntü aldılar, self çekilenler dahi oldu. Metalin bulunduğu mahalle beş gün boyunca insan seline döndü. Bölgeyi adeta bir turistlik gezi alanı haline geldi. Yıllardır bu bölgenin varlığını bilmeyen insanlar veya ülkeler dahi artık burayla ilgili haberler yaparak bu bölgeyi adeta haberin merkezi haline getirdi.

Türkiye ve dünya basını dahi burayla ilgili haberler ve röportajlar yaptılar.  İnsan akınına uğrayan bölgede uzmanlar ve güvenlik birimleri de harekete geçti. Bölge halkının bu merakı doğal olarak karşılanırken bu tür monolitlerin daha öncede Amerika başta olmak üzere Kolombiya, Almanya, İspanya, Hollanda ve İngiltere’nin Wight Adası’nda ortaya çıkan monolitlere benzerliği ile dikkat çekiyordu. Metal bloğun kimler tarafından ne amaçla araziye dikildiğinin belirlenmesine yönelik çevrede çalışmalar başlatıldı. Güvenlik birimleri son günlerde bölgeye araçlarla herhangi bir taşıma işlemi yapılıp yapılmadığını tespit etmek için yakın çevredeki tüm MOBESE kameraları ile güvenlik kameralarını incelemeye aldı. Monolitin etrafından oluşturulan güvenlik sahası ile jandarma 7/24 nöbet tutmaya başladı. Şanlıurfa Valisi Abdullah Erin, metal blokun bulunduğu bölgede inceleme yaptı, görevlilerden ve mahalle sakinlerinden bilgi aldı. Erin, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, vatandaşa şimdilik verecek bir bilginin olmadığını ama ehli olan uzmanlar incelemesi neticesinde konuyla ilgili açıklamanın yapılacağını bildirdi.

Velhasıl geçtiğimiz salı sabahına kadar korunan bu metal blok bir anda yine sır bir şekilde ortadan kayboldu. Gizemli metal blokun kaybolması vatandaşı da şaşırttı. Tarla sahibinin, metal blokun 4 gün önce bilinmeyen bir şekilde tarlasına konulduğunu yine bilinmez bir şekilde ortadan kaybolmasına bir anlam veremediğini belirtirken, “akşam metal blok burada idi başında da jandarma nöbet tutuyordu. Saban geldiğinde ne jandarma ve nede metal blok vardı. Kimse metal blokun ne olduğunu bilmiyor. Yetkililerden sorduğumuzda kimsenin bilgisi yok” diye dert yansa da ilerleyen günlerde konuyla alakalı bir açıklamanın yapılacağına kanaatindeyim.

Aslında ABD’nin Utah eyaletinde ilk ortaya çıkan monolit hakkında onlarca komplo teorisinin üretildiği yapının ardında, dijital yayın devi Netflix varmış. Kanalın, yeni komedi şovu Aunty Donna’s Big Ol’ House of Fun (Teyze Donna’nın Büyük Eski Eğlence Evi) adlı yapımın tanıtımı için monolitten faydalandığı ortaya çıktı. I did a thing adlı Youtube kanalının “Neden tüm dünyada monolitler inşa ettim?” başlığıyla yayınladığı bir videoda, yeni bir monolitin Avsutralya’ya dikilme anları gösterildi. Tüm monolitler, aynı zamanda videoyu da hazırlayan Avustralyalı komedylenler Mark Samual Bonanno, Broden Kelly ve Zachary Ruane tarafından üretildi. Bunları inşat etme nedeni olarak da Netflix’in yeni komedi şovu Teyze Donna’nın Büyük Eski Eğlence Evi tanıtımı olarak gösterildi.

Şimdi gelelim bizim Monolite. Yetkililerin beş gün boyunca korumaya aldığı, etrafında güvenlik koridorunun oluşturulduğu halde Monolitimiz birden ortadan kayboldu. Sahi bizim Monolite ne oldu?

Kalın sağlıcakla

Devamını Oku

Gençler bu oyunu görün

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki provokasyona tepkiler dinmek bilmiyor. Sözde öğrencilerin milli manevi değerlerimizi ayaklar altına almalarına her kesimden tepkiler gittikçe büyüyor ve en üst perdeden sert tepki gösteriyorlar. Bu alçak olayın faillerinin ne öğrencilikle, ne eğitim ve nede ilim- irfanla hiçbir bağdaşır yanı yok. Öğrenci kimliği ile girdikleri Boğaziçi Üniversitesi’nde milli ve manevi kutsal hangi değerlerimiz varsa ayakları altında çiğniyorlar.

Neymiş Boğaziçi Üniversitesi’nde bir rektör atanmasına gösterilen eften püften tepkilermiş. Yok efendiler, bu tepki falan değil, maksat farklı, Türkiye gençliğini bir girdap içerisine sokup 80 önceki yaşanan hareketlerden daha çok ciddi eylemlerle ülkemizin boğazımızı sıkmak istiyorlar. Boğaziçi’nde onlar için yeni bir başkaldırış ateşin başlatılması sevdasıdır.

Özellikle mukaddesatımızın canımızı ne kadar yaktığını bildikleri için hedef aldıkları noktada zaten burası, yoksa onların ne demokrasi ne toplumun huzur nede eğitim hakkı, gençliğimizin altına koydukları dinamitlerle bu ülkenin birlik ve beraberliğini parçalamak. Günlerdir Türkiye’nin gündemini meşgul eden Boğaziçi Üniversitesinin kampüsündeki eylemler demokratik bir hak arayışına veya masum bir öğrenci itirazına sahne olmadığını görüyor ve çok üzülüyoruz.

Yine bu konuda sessiz kalan zümrelerin asıl gayelerinin de millete ve maneviyata sövenleri övenler, ne aydın, ne siyasetçi, ne milliyetçe nede Saf iane öğrencidir. Olsa olsa dinden, imandan, milli kültürden kopartılmış bütün bu değerlere düşman kesimlerdir.  Boğaziçi Üniversitesi’nde, LBGT, DHKPC, PKK, DEAŞ gibi güçlerin piyonu olmuş kişileri özellikle eğitim beşiklerine sokarak Türkiye’de kaos hazırlığı yapmaktır. Yine aynı eller Kâbe resmi provakasyonu üzerinden Türkiye’deki dindar, milliyetçi, muhafazakârları can damarlarından vurup, sokağı karıştırıp, ülkenin güvenlik güçleriyle karşı karşıya getirerek öfkeye zirve yaptırmaktır.

12 Eylül’ü bizler görmedik ama yıllarca o yıllarda Üniversiteler üzerinden gençlerin nasıl sağ- sol gruplara ayırıp hepsinin ellerine verdikleri silahlarla nasıl ölüm makinalarına çevirdiklerini okuduk veya o canlı yaşayan kişilerden birebir dinledik. Bugün aynı kirli oyun bir kez daha sahnelenmeye çalışılıyor.

Son zamanlarda ülkemizin güçlenmesi tüm dünyayı nasıl rahatsız ettiğini, her gün ülkemize karşı yapılan düşmanca tavırlarda görmüyor muyuz? İşte muhasır ve medeniyetler seviyesine hızla yükselen Türkiye’ye diz çöktürmek için üç beş çapulcuyu sahaya süren gizli eller, milletine düşman olarak yetiştirdikleri nesilleri bir üniversitenin önüne yığarak oyunlarına alet etmeye çalışıyorlar.

Bunların ki, tabii ki de üzüm yemek falan değil, yoksa yasal olarak atanan bir rektörü “kayyum” olarak görmek ve onu dışlamak, ülkenin kutsal değerlerini çapulculuklarına alet ederek içinde yaşadıkları topluma kinlerini kusmaktan gayri başka bir şey değil de nedir?

Kendi topraklarında değerlerine düşman bu gençler gökten inmedi. Üniversite kapılarında iplerini tutan örgüt yöneticileri bu nesli bozmak için ne gerekiyorsa onu yapıyor ve bizim gençliğimizde ne yazık ki onların eseri haline geliyor.

Boğaziçi Üniversitesi kampüsünde yaşanan olayların öyle masumane bir harekât olmadığını dün Sayın Cumhurbaşkanımızın,’ rutin bir atamanın üniversiteleri karıştırmak için kullanıldığını’ söylemesi ne kadar da gerçeği gösteriyor. Ne dedi Sayın Erdoğan “Bu kirli senaryonun aktörlerini Cumhuriyet Mitinglerinde darbe çağrısı yaparken gördük. Gezi olaylarında esnafın malını mülkünü yağmalarken gördük. Bunları Bezmialem Valide Sultan Camii’ni işgal ederken, orada bira kutularıyla beraber nasıl bir işgalci hareket yaptıklarını da gördük. Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’ne kalkıp da kanal açmak suretiyle nasıl görüntüler verdiklerini gördük.” Ne kadarda doğru bir tespit.

Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüste 29.01.2021 Cuma günü rektörlük binası karşısına ‘Kabe üzerine şahmeran temalı figür ve LGBT-İ bayrak teması’ içeren resim asılmasının başka izahı nedir bileniniz var mı? Cumhuriyet Başsavcılığı kararıyla Boğaziçi Üniversitesi Güzel Sanatlar Kulübünde yapılan aramada söz konusu resmin asıldığı taşınabilir sunta pano ve çeşitli eylemlerde kullanılan afiş ve pankartların yine Boğaziçi Üniversitesi LGBTi+ Kulübünde yapılan aramada; PKK terör örgütü amblemli ve propaganda içerikli yasaklanmış bir kitap, LGBTİ bayrakları ile eylemlerde kullanılan çeşitli afiş ve pankartlar ele geçirilmiş olmasının manası ne?

Bu masumane bir rektör atamasına tepki mi hala diyorsunuz?

Peki o zaman şu ne demek: Boğaziçi Üniversitesi’nde 1 Şubat’taki izinsiz gösterilerde ve rektörlük binasının ablukaya alınmasıyla ilgili gözaltına alınan 159 şüpheliden 102’sinin Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi olmadığı tespit edildi. Bu da mı bir tesadüf? İstanbul Valiliği’nden yapılan açıklamada, üniversitesinin Güney Kampüsü girişinde önceki gün gerçekleştirilen eylemler sırasında 108 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Bu kişilerden sadece 7’sinin Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi olduğu,101 şüphelinin Boğaziçi Üniversitesi’ne kayıtlı olmadığı, 15 kişinin de üniversite düzeyinde eğitim görmediği vurgulandı.

Son söz;  Kabe-i Muazzama ‘ya hakaret eden LGBT sapkınlarına ve DHKPC, PKK, DEAŞ gibi güçlerin piyonu olmuş bu soytarılara ne Türk halkı olarak nede kolluk kuvvetlerimiz asla müsamaha göstermeyecektir.

Boğaziçili gençler, bu olup bitenleri izleyip, hayatlarınızı zehirlemesine müsaade etmeyin. Hele hele tuzaklarına hiç düşmeyin. 80’li yıllarda bu tuzağa düşen büyüklerinizin bugün nasıl fişlenerek hayatlarının ellerinden alınıp bir paçavra gibi kenara atıldıklarını görün, göründe uyanın. Sizler bu ülkenin geleceğisiniz. Bu ülke sizlerin omuzlarında Büyük ve Güçlü Türkiye’ye olacak bunu sakın unutmayın.

Kalın sağlıcakla.

 

 

Devamını Oku

Şark Fatihi Kazım Karabekir

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir yerlerde okumuştum. Söz aynen şöyle; “Bu dünyada herkesin hayatı, kendi hatırasında bir resimli kitaptır. Eğer bunu yazmazsa, kendisiyle beraber silinip gidecektir. Kalacak üç-beş mühim hatıra da, yakınları tarafından mahiyeti değiştirilmiş, birer masal olacak, kimseye faydası değil, belki de zararı olacaktır.”

İlk okuyuşta pek anlamlandıramadığımız bir cümle olarak görülse de; her hayatın kendi içerisinde bir bilgiyi, bir tecrübeyi, bir muhasebeyi gerektirdiğini savunanlardan birisiyim. Yani hayat yaşandıktan sonra tecrübelenir. Bizler bizden önceki zamanlarda yaşanmışlıkları okuduğumuz zaman gelecekle olan hesaplarımıza da ne kadar tecrübe verdiğini o oluşturacağımız resimli kitabımızla değer kazanacağına inanıyorum.

O cümleden yola çıkarak, Cumhuriyetimizin kuruluşunda ki o kahramanları yine kendi yazdıkları yani kendi hatıratlarındaki notlarıyla resmettiklerini görüyoruz. Tarihimizde böylesi okunmaya ihtiyaç olduğu, devlet, millet, toplum, aile veya bir birey hikâyeleri çoktur. Zaman zaman bu yaşanmış hikâyeleri okurken bugünden yarına bizlere ecdat ve tarihi anlamada da daha kolaylıklar sağlıyor.

Bugün bu kahramanlardan birisi Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’yı ölümünün 73’üncü yıl dönümünde yâd ediyoruz. Cumhuriyetimizin temel harçlarına katkı sunan, bu günlere gelmemizde en çok emeği geçen kahramanlarımızdan önemli bir şahsiyet. Hepimizin yakından ismini bildiği ama hayatı hakkında çoğumuzun bir fikir sahibi olmadığı bu müstesna adamı bu gün özetlemek istedim. İstedim çünkü genç nesil, bahsettiğim bu kahramanın hayatını okumalarına sebep olmak istedim.

Kazım Karabekir, hatıratını da yazdığı kitaplarla gelecek nesillere aktardı. Karabekir, aralarında “Birinci Cihan Harbi”, “İstiklal Harbimiz”, “İzmir Suikastı”, “Çocuklara Öğütler”, “Hayatım”, “İttihat ve Terrakki Cemiyeti 1896-1909”, “Ermeni Dosyası”, “İngiltere, İtalya ve Habeş Harbi”, “Çocuk, Davamız”, “İstiklal Harbimizin Esasları”, “Sanayi Projelerimiz”, “İktisat Esaslarımız”, “İstiklal Harbimizde İttihad Terrakki ve Enver Paşa”, “İtalya ve Habeş”, “Sarıkamış-Kars ve Ötesi” ve “Erzincan ve Erzurum’un Kurtuluşu” olan 17 eser kaleme aldı.

Doğum adı Musa Kâzım Zeyrek, “Alçıtepe Kahramanı” namıyla tanınır. Türk Kurtuluş Savaşı’nı başlatan komutanların arasında yer alarak Doğu Cephesi’nde gösterdiği başarılardan dolayı Kırmızı-Yeşil şeritli İstiklâl Madalyası ile taltif edilmiş müstesna bir kişiliktir. Hayatında birçok başarılara imza atmış bu yiğit asker ve siyasetçi insan, 23 Temmuz 1882 tarihinde İstanbul’da doğdu. Kuleli Askeri İdadisinde öğrenim gördü. 1902’de Harbiye Mektebi’ni bitirdi. 1905’te de Erkan-ı Harbiye’den yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Bu dönemde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurulmasında büyük rol oynadı. II. Meşrutiyet’in ilanının hemen ardından da Edirne’de ki 3. Ordu tümenine atandı. Tarihe not düşülen 13 Nisan 1909’da 31 Mart Olaylarında Selanik’ten İstanbul’a gelen Hareket Ordusu’nda görev alarak Beyoğlu Kışlası’nın ve Yıldız Sarayı’nın ele geçirilmesinde ve isyanın bastırılmasında önemli rol oynadı.

1910’da Arnavutluk isyanının bastırılmasında da kolordunun hareket şubesi şefi ve kısmen de erkânı harp reis vekili olarak bulunan Karabekir paşa, 1912’de “Binbaşılığa”, 1912-1913 Balkan Savaşı sırasında 10. Tümen Kurmay Başkanlığına getirildi. 22 Nisan 1913’te esir düşerek Sofya’ya gönderilen Karabekir, 21 Temmuz 1913’te Edirne’nin alınmasının ardından Bulgaristan ile imzalanan İstanbul Antlaşması ile İstanbul’a geldi. Balkan Savaşları döneminde, Trakya sınır komiseri olarak görevlendirildi. Çanakkale Savaşı’nda cepheye gönderilen Karabekir Paşa, Çanakkale Savaşı’nda Fransızlara karşı Kerevizdere’de kazandığı başarı üzerine miralay rütbesi aldı. Alman Mareşali Graf Von der Gotz Paşa’nın kurmay başkanı olarak Irak’a giden Karabekir, Maraşel’in vefatından Bağdat Savaşı sonuna kadar 18. Kolordu Komutanı olarak Kut’ül Amare’de İngilizlerin bozguna uğradığı savaşta yer aldı.

1917’de Diyarbakır’daki 2. Kolordu Komutanı olarak Ruslara karşı savaşan Karabekir paşa, Rusların çekilmesinden sonra Ermeni çetelerle mücadele etmek üzere 31 Aralık 1917’de 3. Ordu’ya bağlı 1. Kafkas Kolordu Kumandanlığına getirildi. Ağır kış koşulları ve kısıtlı imkânlara rağmen 18 Şubat 1918’de Erzincan’ı, 12 Mart 1918’de Erzurum’u çetecilerden tamamen temizledi. 3 Mart 1918 Brest-Litovsk Anlaşması ile Rusların boşalttığı Kars, Ardahan ve Batum’u, Ermeni ve Gürcülerden almak için harekâtı sürdürdü. 25 Nisan 1918’de Kars’ın kurtarılmasından sonra 15 Mayıs’ta Gümrü’ye giren Karabekir, başarılarından dolayı 28 Temmuz’da “Mirliva” rütbesine yükseltildi.

Karabekir, 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının ardından İstanbul’a çağrılarak kendisine teklif edilen Erkan-ı Harbiyye-i Umumiyye Reisliği (Genelkurmay Başkanlığı) görevini kabul etmeyerek Milli Mücade’ye katıldı. Türk milletinin varlık yokluk mücadelesi verdiği Birinci Dünya Savaşı ile Kurtuluş Savaşı yıllarında özellikle Doğu Anadolu’da gösterdiği kahramanlıklar dolayısıyla “Şark Fatihi” unvanı ile anılan asker ve devlet adamı Kazım Karabekir Paşa 15 Kasım 1920 tarihinde de Ermeni ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Bunun yanında Rus Sovyet Sosyalist Federe Cumhuriyeti’yle de Kars Antlaşması görüşmelerini yürüttü. Daha sonra I. Ordu müfettişliğine tayin edildi. 1923’te de İstanbul milletvekili seçilerek TBMM’ne girdi. 17 Kasım 1924’te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının da başkanlığını yaptı. Ancak parti 3 Haziran 1925’te Şeyh Sait ayaklanmasıyla ilişkisi bulunduğu gerekçesiyle kapatıldı. 1946 yılında da TBMM başkanlığına seçildi.  26 Ocak 1948’de Ankara’da vefat eden Kazım Karabekir, önce Hava Şehitleri Mezarlığı’na defnedildi. Karabekir’in cenazesi daha sonra 30 Ağustos 1988’de Atatürk Orman Çiftliği’nde oluşturulan Devlet Mezarlığı’na nakledildi.

Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’yı vefatının 73’üncü yıldönümünde rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Ruhu şad olsun Paşam.

Kalın sağlıcakla.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.