12 Mayıs 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 25.357.290 kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
EMİRHAN HINISLIOĞLU

EMİRHAN HINISLIOĞLU

06 Mayıs 2021 Perşembe

Hayvanı sevmek imanımızdandır

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Biz Türklerin en değer verdiği canlıların başında hayvanlar gelir. Onlara karşı olan sevgi ve merhametimiz insanlığın ilk yıllarından başlar. At, Kartal, kedi köpek, kuş Kurt, Geyik, Arslan gibi hayvanların hayatımızda farklı bir yeri vardır.

Bu sevgiyi toplumumuzun dünden bugüne gelen tüm kayıt ve yaşam alanlarında mevcuttur. Yine tarihe baktığımızda Türk boylarından bugüne kadar yapılan tarihi arkeolojik kazılarda, mezar taşlarında, kitabelerde, mağara resimlerinde, kullanılan alet ve ev eşyalarında, kilim ve halılarda, bu hayvan figürlerine rastlarız.

Kültür ve edebiyatımızda da hayvanlara olan sevgi çokca hissedilir. Türküler ve şiirlerin en temel kaynaklarıdır, hayvanlarımız. Ama en önemlisi dinimiz İslam bu konuda çok hassastır. Bütün mahlûkata şefkat gösterilmesi emir olunur. Yüce yaradan Kur’an-ı Kerim’inde  ‘‘Yerde yürüyen hayvanlar ve iki kanadıyla uçan kuşların hepsi sizin gibi bir ümmettirler. Biz bu kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık. Sonra ancak onlar toplanıp Rablerine gelirler.’’ (En’am 38) bildirir.

Yüce yaradan Kur’an-ı Kerim’de 7 sürede hayvan konu edilmesi de İslam’ın hayvanlara verdiği önem ve merhametin bir örneğidir. Hayvanları, bitkileri hatta canlı olan her şeyi sevmek, onları Allah’ın yarattığı bir varlık olarak görmek ve onlara Allah için değer vermek, İslam’ın getirdiği prensiplerdendir. Bu sebeple İslam’da bir karıncayı incitmek dahi insani ve İslami olmayan bir davranış olarak kabul edilir.

Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “kim bir kuşu boş yere öldürürse, o kuş avazını Arş’ın etrafını sararcasına yükseltip kıyamet gününde mahşere gelerek şöyle der: “Ey Rabbim! Beni öldürene sor niçin boş yere beni öldürdü?”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mekke’yi fethetmek için ordunun en önünde ilerlerken yolları üzerinde yeni doğum yapmış dişi bir köpekle yavrularını görür. Suraka oğlu Cuayl’i çağırarak şöyle bir emir verir: “Anneyle yavrularının önünde duracak ve ordunun tamamı geçinceye kadar onlara nöbetçilik edip, ezilmekten koruyacaksın.” Dişi köpek ve yavruları rahatsız edilmemiş, Cuayl ordu geçene kadar onların başında beklemiş ve on bin kişilik koca fetih ordusu onlar için istikametini değiştirmiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), çalıştırılan hayvanlara insanlar gibi dinlenme hakkı vermiştir. Yolculuk sırasında yapılan dinlenmelerde öncelikle hayvanların ihtiyaçlarının giderilmesini ve onlarının dinlenmelerinin sağlanmasını istemiştir. Sahabeden Enes b. Malik bize bu durumu şu şekilde özetlemektedir: “Biz bir konaklama yerine geldiğimizde hayvanların yüklerini çözüp (onları istirahate terk etmeden) namaza başlamazdık.” Anlayana bu sözde ne büyük incelik vardır!

Yine tarih boyunca evcil hayvanlarla birlikte yaşayan bir milletin evlatları olarak, diğer milletlerden hayvanlara olan tavrımız farklıdır. Onlar ırkçılık, kölelik ve insan ticareti ile uğraşırlarken, kanunlarını dahi kendi ırklarının haklarıyla ilgili yaparlarken, bizim ecdadımız kanunların yanında doğadaki hayvanların korunması gerektiği ile ilgili birçok çalışmaya imza atmıştır.Çok eski yıllarda bu konu gittikçe yaygın hale gelen çok sayıda çalışmalar vardır.

Taa o yıllarda hayvan ve ağaçlar yararına vakıflar kurulur. Kediler için evler yapılır, kuşların beslenmeleri için vakıflar oluşturulur ve kurulur. Örnek: “Beyazıt vakfiyesinde yılda 3 altın” ödenek ayrılır. İstanbul’da 1912 yıllarında bir araya gelen hayvan severler “Himaye-i Hayvanat Cemiyeti.” Mevsim itibariyle geçtiğimiz ay yüzlerce leylek mevsim itibariyle göç ettikleri yerlerden eski adreslerine yine mutlu bir şekilde dönmeye başladılar. İşte bu hayvanlar için dahi “ Bursa’da Gurabahane-i Laklakan” bakım merkezleri gibi.

Öyle ki bu konuda hayvanların gücünden yararlanma noktasında, yük hayvanlarına fazla yük yüklenmemesi ile ilgili fetvalar dahi verilir. Kötü muamele, Istırap ve işkence çektirilen hayvanlar için kötülüğü yapan kişilere benzer cezalar dahi verilir.

Ülkemizde sokak hayvanları olarak adlandırılan sahipsiz kedi ve köpeklere karşı yapılan kötü davranışlara sıkça rastlıyoruz. Onlar pis, hastalıklı ve uzak durulması gereken canlılar olarak düşünülen sokaktaki dostlarımız aslında sadece bizlerden azda olsa sevgi görmeyi bekliyor. Karınlarını doyurmak için uğraşan bu dostlar, kimi zaman sadece insanlardan korktukları için saldırgan olabiliyor ama unutmayalım ki o saldırganlıkların altındaki sebep yine onlara uyguladığımız kötü muameleden kaynaklanıyor.

Ülkemizde sokak hayvanlarıyla ilgili yerel yönetimler, özel ve tüzel çalışmalar yapılıyor. Dünyada eşine rastlanamayan hayvan hastaneleri, kuş hastaneleri, Rehabilitasyon Merkezleri, Kedi Köpek Bakımevlerinin sayıları gün geçtikçe artıyor.

Koronavirüs Covid-19 salgınıyla ilgili son alınan kararla tam kapanma yaşıyoruz. Bu günlerde özellikle sokak hayvanları oldukça mağdur kaldı. Çünkü normal zamanlarda günlük hayatta ihtiyaçlarını kolaylıkla görürken, şimdilerde sokağa çıkma yasağıyla sokak ve caddelerde bu hayvanlar yiyecek bulmada zorlanıyor. Halkın pek çoğu bu hayvanların yiyecek bulmasında büyük katkı sağlaması gerekiyor. En azından iftar sonrası veya sahur sonrası artan yemek atıklarından oluşan yemek artıkları su kaplarıyla birlikte duvar kenarlarına veya oluşturulan köpek veya kedi kulübelerinin önlerine koymayı ihmal etmesin.

Her ne kadar yerel yönetimler son zamanlarda sokak ve caddelerde oluşturdukları kulübelerle, ağaçlara takılan kuş evlerine düzenli olarak yem bıraksa da bu canların karınları doymuyor olabilir. Yine de yemek ve su bırakmayı ihmal etmeyelim. Her ne kadar bu işten rahatsız olan birkaç çatlak ses veya kötü muamele eden sevgisiz insanlar da varsa onların halk tarafında bir itibarlarının olmadığı da verilen tepkilerle görülüyor zaten.

Sonsöz: Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Müezza isminde bir kedisi bulunmaktaydı ve kedisini çok severmiş. Birgün Müezza Efendimiz’in giysisinin ucunda uyuya kalınca onu uyandırmaya kıyamayan Peygamberimiz giysisini ucundan keserek yerinden kalkmıştır. Ne mutlu bize ki böyle bir peygamberin ümmetiyiz.

Kalın sağlıcakla

 

Devamını Oku

Bay Biden tarihi gerçekleri değiştiremezsin

0

BEĞENDİM

ABONE OL

1915 olaylarının tanığı Rus Kurmay General J. Mayeski, “Ermeni Soykırımı bile bile uydurulmuş siyasi bir hikâyedir” der, Tam da gerçek böyledir. Ama gel gör ki, üzerinden 106 yıl geçmiş ve o günkü yaşanmışlıkların acıları içimizde tazeliğini korurken, gerçekleri örtülüyor koskoca bir yalan rüzgârı tarihçi ve hukuk üzerinden değil de siyasi ve devlet yöneticileri üzerinden işletiliyor.

Bunun son dinamiti geçtiğimiz hafta ABD Başkanı Joe Biden’ın, 1915 olayları için, ‘Soykırım’ diyerek ateşledi. Türkiye de tepkilerini en üst perdeden verdi. Bir haftadır bu tepkiler Türkiye’nin en ücra köşelerinden veriliyor. Tarihimizde kara bir leke olan Ermeni mezalimi, Türklerin soykırımı olarak anılması akla ziyan bir durumdan başka bir şey değildir.

Ermeni diasporası yüz yıldır kin üstüne kin kusuyor. Hem de ekmeğini aşını bölüştüğü Müslüman Türk halkı üzerinden. Herhalde atalarımız ‘Besle kargayı oysun gözünü’ atasözünü bunlar için söylemiş olsa gerek. Bir insan kendine yapılan iyiliğe bu kadar mı kötülük yapar. Sonra da yaptığı kötülüğün üstüne attığı yalanla haklılık arar bunu anlamak da çok zor.

Mezalimin peşinden dün Asala, bugün PKK Ermeni terör örgütü bu kinlerini yıllardır kusup duruyor. Nice diplomatlarımız Ermeni Asala örgütünün kanlı suikastlarıyla öldürülmedi mi? Şimdi bu olup bitenlere karşı Ermenilerin mazlum ve mağdur gösterilmesini asla hazmedemiyoruz.

Yakın tarihimizde yine bunlar değil miydi, Azerbaycan’da katliam yapan, bunlar değil miydi Dağlık Karabağ’da, Hocalı’da, Şuşa’da Azeri kardeşlerimize soykırım uygulayan.  Şimdi dünya bunu bile bile Ermenilerin mağduriyetini savunuyor. Soykırım var evet ama biz Türklere yapılan soykırım var. Anadolu’da hala üzerleri açılmış açılmamış Ermeniler tarafından katledilen yüzlerce savunmasız masun Müslüman Türkün gömüldükleri mezarlara bakınca görürsünüz.

Türkiye, her platformda tarihçilerden kurulu bir konsorsiyumun dünyadaki o günlere ait belgeleri birlikte inceleme yapması ve karar vermesi gerektiğini söylese de, yalan kurgusu ile bu mesele hep görmezlikten ve duymazlıktan geliniyor.

Peki, tarih 1915 olayları için ne diyor?

1915 yıllarındaki tehcir öncesi ve tehcir yıllarında yaşanan olaylarla birlikte ortaya atılan soykırım meselesi için ABD Başkanı Wilson, General James G.Harbord komutasındaki 46 kişilik bir heyeti Ermeni katliamı ve Ermenistan mandası konusunda incelemeler yapmak üzere İstanbul’a gelir. Sivas’ta Atatürk ile görüşür ve Erzurum’a geçerler. O gün Kâzım Karabekir Paşa ile görüşülür. Heyet Erzurum’da vuku bulan olayların yerleri heyet tarafından büyük bir titizlikle gezdirilir. Harbord, gördüğü manzara karşısında şaşkına uğrar ve “İsa’nın kulları bunu nasıl yaptı..” der. Harbord ve heyetin raporu Türkler hakkında olumlu yazıları içerir. Ermeni katliamı konusunda, Ermeniler’in yaptığı kıyıma, gözü yaşlı anlatımları ile yer verir. Bu rapor tehcirin yıldönümünde ABD Senatosu’na sunulur ve Senatosu’nun arşivine konulur.

Yine o günlerde Avrupa’nın birçok ülkesinden heyetler olay yerlerinde inceleme yapar ve bu incelemelerini rapor ve fotoğraflarla kayıt altına alırlar. Kazım Karabekir tarafından da resmi belgeler ve mülakatlardan derlenen bilgilerde sözde soykırım iddialarının iftiradan başka bir şey olmadığı görülür.  Birçok ülkenin arşivlerinde Türklerin soykırım yapmadığını, asıl soykırımı Ermenilerin yaptığını  anlatan belgeler var.

Ben o topraklarda doğdum büyüdüm. Erzurum’da her aile mezalimden nasibini almıştır. Ermenilerin yaptığı katliamların izleri halen Erzurum’un dört bir yanında canlı şahit olarak karşınıza çıkar. Anadolu çocuğu bu acılı hikâyelerle büyüdü. 1915 yıllarında Ermeni çetelerinin Erzurum’a bağlı Cinis, Tazegül, Alaca köyü Ilıca ilçesi, Tepeköy, Dutçu, Yanıkdere, Karskapı, Osman Ağa ve Mürsel Paşa konakları, Firdevsoğlu Kışlası, Yeşilyayla, Hasankale, Tımar, Köprüköy ile Horasan’da ‘Müslüman Türk halkını nasıl katlettiklerini nasıl toplu mezarlara koyduklarını ve o savunmasız Müslüman Türk halkını canlı canlı ev ve ahırlara doldurarak nasıl yaktıkları resim ve belgelerle ortadadır.

Ermeni katliamlarını gözleriyle görüp, şahit olmuş tanıklardan Rus Kurmay General J. Mayeski hatıratında “Türk vahşeti bir hakikat olmayıp, bile bile uydurulmuş siyasi bir hikâyedir” diyor. Türkiye, tarihçilerden bir konsorsiyum oluşturulması ve ülkelerin ellerindeki arşivleri açması çağrısı yapıyor. Lobileri ile iftira kampanyası yürüten Ermenistan ise Türkiye’nin açık çağrısından her defasında kaçıyor. Ama bu işi ihale ettikleri ağa babalarından ABD Başkanı bay Biden, 1915 olaylarını skandal bir siyasi tutumla ‘soykırım’ olarak nitelendirebiliyor.

Dönemin önde gelen komutanlarından Kazım Karabekir sözde soykırım iddiaları ile ilgili tüm tanık ve kayıtları yayınladığı ‘Ermenilerin Yaptığı Soykırım’ kitabında Rus Bölük Komutanı Nikola, Ermenilerin Erzurum’da Rusların dikkatine rağmen çok fena iğrençlikler ve kötülükler gerçekleştirdiklerini, ölüm ve tecavüzler gerçekleştirdiklerini anlatır. Bir diğer tanık Rus Bölük Kumandanı Nikola’da şu ifadelerle dikkat çeker; “Ermenilerin bu harekâtı eseri kin olmaktan ziyade karakter yapısıdır. Rus ordusundaki Ermeniler, her türlü kavga, hırsızlık, öldürme, fuhuş, saldırgan tavırlarıyla bilinir. Herhangi bir Rus’a, hatta Kazak’a, Türk ile Ermeni mukayese ettirilse, Türk’ü on kere daha mülayim, medeni ve saygı duymaya değer bulur der. Rus Kurmay Generali J. Mayeski’nin yazdığı bir belgede, “ Türk vahşetine hiçbir yerde tesadüf edilemez. Türk vahşeti bir hakikat olmayıp, bile bile uydurulmuş siyasi bir hikâyedir. Hakikat gözüyle bakıp da hakikati olduğu gibi söylemek icap ederse, Doğu’da vahşeti Müslümanlar değil Doğu Hristiyanlarının yaptığını, her türlü fenalığı Doğu’daki Hristiyanların gerçekleştirdiğini sonrasında koruma altında olmayan Müslümanların başına yüklendiğini anlatır. General Odişelidze’de Kafkas cephesi Osmanlı orduları kumandanı tarafından yazılan malumat mektubunda Ermeniler savunmasız sivil halkın Ermeni çeteleri tarafından evlere baskınlar yapılarak savunmasız Türklerin en cani şekilde öldürülüp veya yakıldıklarını kaydeder.

Sözün özü şudur ki; Bay Biden tarihî gerçeklerle bağdaşmayan sözlerin yüce ecdadımıza iftira niteliğindedir. Tarihi gerçekleri sen dahi değiştiremezsin.

Sağlıcakla kalın

Devamını Oku

İbadet, şükür ve yardım ayı

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ramazan ayının kutsiyetini yaşamaya başlayalı tamı tamına 10 gün oldu. Yani Ramazanın üçte birini geride bıraktık. Rabbim kabul eylesin tamamına eriştirsin İnşallah.

Korona virüs Covid-19 salgını nedeniyle geçen yıl ve özellikle bu yıl çok ama çok farklı bir atmosferde Ramazan-ı Şerif’i yaşıyoruz. Üzüntümüz korona virüs Covid-19 salgınının neden olduğu bu Ramazan ayı yapılan etkinliklerden, yardımlardan, günlük yaşantılarımızdan hiç birisi önceki yıllar gibi olmaması.

Ama bir gerçek var ki; Dünya İslam devletlerinde olduğu gibi ülkemizde Mübarek Ramazanı aldığımız hayat alanımız içerisindeki tedbirlerle şükür, sabır ve dua ile geçirmeye çalışıyoruz. Ve yine oruçlarımızı Kur’an ve namaz ibadeti, fitre, sadaka ve mazlumlara, ihtiyaç sahiplerine koşarak, onların karınlarını doyurarak, sırtlarını sıvazlayarak, elimizden geldiği kadar Allah’ın rızası ölçüsünde taçlandırmaya gayret ediyoruz.

Yüce Allah Kur’an’da (Bakara suresi, 185. ayet)inde şöyle emreder: “…Kim Ramazan ayına ulaşırsa oruç tutsun”, emreder. Bu nedenle biz Müslümanlar Ramazan ayı boyunca oruç tutmaya hem de çok küçük yaşlarda özendirilmiş bir ümmetin evlatlarıyız.

Yine İslam’da Ramazan, ibadet ve sabır ayı olarak bilinir. Allah’ın rahmet ve bağış kapılarının açıldığı ay olduğu için Sevgili Peygamberimiz, ramazan ayında içtenlikle yapılan dua, ibadet ve iyiliklerin de Allah’ın katında daha değerli olduğunu bildirmiştir.

Ramazan ayında oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş sayıldığı gibi bu ay içerisinde sadece ağzımızı bağlayıp iftara kadar bir şey yememek olmadığını bunu tamamlayan unsurların ibadet, namaz ve haramlardan kaçınmakta gerekir.

Ramazanda oruç tutmak hakkındaki çok sayıda hadis-i şerifler vardır. Bunlardan birkaç tanesi şöyle:

Ramazan ayı mübarek bir aydır. Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilip, sevabını da Allahü Teâlâ’dan bekleyerek oruç tutanın günahları af olur.) [Buhari]

Ramazan ayı gelince, “Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai]

Ramazan bereket ayıdır. Allahü Teâlâ bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.

Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]

Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya]

Ramazan ayının anlam ve önemi de çok büyüktür. Ramazan ayında yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap diğer aylardan daha fazladır. Bu ay yapılan bir farzın diğer aylarda yapılan bir farzdan yetmiş kat daha fazladır.

 

Sevgili okurlarımız belki geçtiğimiz yıllarda dolu dolu huzur ala ala, geçirdiğimiz Ramazan günlerimizi hepimiz özlüyoruz.

Her akşam başka başka camilerde teravih namazlarımızı cemaatle huşu içerisinde kılamıyoruz. Mahallelerimizde annelerimiz, hanımlarımız mukabele toplantılarına katılamıyor. Evlerimize en yakınlarımızdan ailelerimizi davet edip (Allah ne verdiyse) iftarı birlikte açamıyoruz. İşyerlerimizdeki, özel toplu iftarlara, davetlere katılamıyoruz. Olsun ama evimizde çekirdek ailemizle Allah ne verdiyse bir arada huzur içerisinde iftarımızı açıyoruz ki buna da binlerce şükür olsun. Çünkü bu musibet hastalığın pençesinde olan binlerce ailenin birer ikişer parçaları bu illetten kurtulması için zamanının büyük bir kısmını hastane köşelerinde geçiriyor. Rabbim o ailelerdeki hasta kullarına şafi ismi ile şifalar versin İnşallah. Bu hastalığa yenik düşen tüm ümmeti Müslümanlara Rabbim rahmet eylesin

Bu yıl farklılıkları hep birlikte yaşıyoruz. Bu saydıklarımın yanında Ramazanla çokta bağdaşmayan bazı alışkanlıkları da çevremizde göremiyoruz.

Misal, medyada çıkan haberlerde birbirleri ile yarışan zenginlerin zenginleri ağırladığı firavun sofralarını aratmayan iftar şölen (pardon tören) haberlerini göremiyoruz. İftar sonrası park ve bahçelerde sahura kadar süren şarkılı türkülü Ramazan eğlencesi adı altında düzenlenen Ramazanın ruhuna yakışmayan çılgın programlara da şahit olamıyoruz. Yine teravih namazından sonra kahvehaneleri hınca hınç doldurup gündüz tuttuğu orucunu oyun masalarında zayi edenleri de göremiyoruz. Ama bu kötü huylarından vazgeçmeyen asıl hastalıklı ve sorumsuz insanların bu yasakları delerek denetim ekiplerine yakalanmalarının haberlerine de bu arada şahit oluyoruz. Onları da Allah ıslah eylesin demekten başka bir şey gelmiyor içimizden.

Ama bizleri bu ayda çok mutlu eden güzel ve hayırlı işlerde oluyor. Hayırseverlerin bağışlarıyla kurulan yardım kuruluşlarımız başta Türkiye olmak üzere dünyanın yaklaşık 27 farklı ülkesinde özelikle zulüm gören, mağdur olan, dara düşen Müslümanlar için zekâtlarını, fitrelerini, sadakalarını ve kumanyalarını Ramazan boyunca gerçekleştirilen kampanyalarla oralara kadar ulaştırarak destek oluyorlar.  Yanı başımızdaki  zalim Esed rejiminden kaçan Suriyeli kardeşlerimizin yaşadıkları mülteci kamplarında da yardımlarına devam eden yardım kuruluşlarımız, çadırdan giysiye, yakacaktan, sağlık sorunlarına kadar her türlü insani yardım ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Allah hepsinin hayrını kabul eylesin. Bizleri de bu musibet hastalıktan biran evvel kurtarsın.

Kalın sağlıcakla…

 

 

Devamını Oku

Ramazanla gelen kısmi kapanma

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu sene de elhamdülillah Ramazan ayına kavuşmanın mutluluğunu biraz sevinç, biraz hüzünlü olarak yaşıyoruz. Her ne kadar Kovid-19 nedeniyle geçen yıl Ramazan ayında vakit namazları, cuma namazları, teravih ve bayram namazlarını camilerde kılamasak ta, camilerden sadece ezan, dua ve salatü selam okundu.

Bu yılda yine ramazana buruk girdik. Pazartesi günü kılınan teravih namazı ve gece yapılan sahurla Mübarek ramazanımıza ve oruç tutmaya başladık. Allah tüm Müslümanların ibadetlerini kabul etsin. Bu sene Diyanet İşleri Başkanlığı’nca alınan pandemi kuralları doğrultusunda, cuma ve vakit namazlarımızı camilerde yatsı namazı dahil kılacağız ama teravih namazımızı evlerimizde ya aile efradıyla veya tek olarak ifa edeceğiz. Çünkü çok kalabalık yerlerde uzun süre kalınması salgın açısından çok tehlikeli. Geçen yıl olduğu gibi bu sene de yine kalabalık iftar sofraları kurulmayacak. Sahur ve iftarlar evlerde ailelerle birlikte yapılacak.

Koronavirüs vaka ve vefat sayılarının artış gösterdiği şu dönemlerde tedbirleri sıkılaştırmak zorunda kalıyoruz. Son dönemde bilhassa büyükşehirlerde artan vaka ve vefat sayıları bizi yeniden tedbirleri sıkılaştırmaya yöneltti. Ramazanın ilk iki haftasında tedbirleri biraz daha sıkılaştırarak kısmi kapanma uygulanmasına dün itibariyle geçtik. Burada vaka ve vefat sayılarında beklenen azalma görülmezse daha sert tedbirler geleceği ise yapılan açıklamalardan anlatıldı.

Buna göre; ülke genelinde hafta sonu sokağa çıkma kısıtlaması sürerken, hafta içi kısıtlama saatleri akşam 19.00-05.00 arası olarak güncellendi. 65 yaş üstü ve 18 yaş altının şehir içi toplu taşıma kullanma sınırlaması yeniden getirildi. Kamuda saat 16.00’da bitecek şekilde esnek mesai yeniden yaygınlaştırılacak. Hamile, kronik rahatsızlığı bulunanlar idari izinli sayılacak. Şartları uygun olan özel işletmelerde bu yönde teşvik edilecek. Zorunlu haller dışında şehirlerarası seyahatler yasaklanacak.

Eğitimde sınav sürecinde 8. ve 12. sınıflar haricinde tüm sınıflar uzaktan eğitimle devam edecek. Lokanta ve benzeri işletmeler belirlenen saatlerde paket ve gel al hizmeti verecek. Düğün, nişan tamamı bayram sonrasına ertelendi.

Bu gidişle eski yaşantılarımızı özler olacağız. Çünkü iyileşme konusunda alınan tedbirler verilen mesajlar, koronavirüsü durdurmada pekte yeterli kalmıyor veya bu kurallara uymada istenilen samimiyet biz vatandaşlar tarafından ciddiye alınmıyor. O kadar ölümlerin günlük hayatımıza etkisini görmemek için sanki bazılarımız, deve kuşu gibi başımızı kuma gömüyoruz da, işin kendiliğinden halledileceğini bekliyoruz.

Oysa Türkiye sağlık teşkilatı ile salgının sağlık boyutunu başarı ile yürütüyor. Alınan tedbirlerin olumsuz etkilerini azaltmada da ülkeler arasında önemli bir yer alıyoruz. Her iyileştirici fırsatta tedbirleri gevşeterek normalleşme sürecini başlatıyoruz. Çünkü ülkede üretimin ve iş hayatının devam etmesi, insanların hayatlarıne devam etmesi için işlerinin başında olmaları, rızıklarının peşinde olmaları gerekiyor. İşte tamda bu anlamda ne yazık ki o istenilen kurallı günlük yaşantıyı bir türlü beceremedik. Vatandaşın ihmalkârlığı ve gevşekliği ile salgına pirim verdik bulaşıyı yaymada birbirimizle yarıştık ve o korktuğumuz salgın yayılmasıyla tekrar başa döndük.

Sağlık Teşkilatımızla gece gündüz verilen mücadeleler takdişe şayanken, aşılamada 20 milyon vatandaşımızı aşılamışken ve bu rakamlarla dünyada ilk sırada yer alırken, tedarik imkânlarını genişleterek bu rakamı hızla artırmak için tüm kapıları zorlarken, vaka ve vefat sayılarının önüne geçmede bir bütünlük sağlayamıyoruz.

Mesela vatandaşlar aşı olmadaki hasasiyeti bir türlü kavrayamadı, olalım mı, olmayalım mı, 65 yaş üstü vatandaşların aşı olmaları konusunda ki tereddütleri bu illetten kurtulmamıza vesile olacakken bir türlü ikna mekanizmalarını sağlayamıyoruz. Her fırsatta temizlik, maske ve mesafe kurallarına riayet etmedeki mücadeleye destek vermeleri gerekirken, sokaktaki vatandaşın gayriciddi davranışları ve mesafeye uyumsuzlukları, maskeyi çene altında taşımaları, yakın teması hala devam ediyor.

Önemli bir mesele de bayram sonuna kadar ertelenen; düğün, nişan, kına, nikâh, genel kurul ve benzeri bütün toplantılar ile kapalı alanlarda yapılan etkinlikler. Kırsalda veya anakent şehirlerde hiç fark etmiyor kafasına koyduğunu yapan vatandaş, bu hastalığı bulaştırmadan biran evvel vazgeçmeli.  Çünkü biliyoruz ki yine ulu ortamlardan uzaklarda bu etkinliklere ne yazık ki küçük guruplarda olsa devam edecek. Yine bazı gayri resmi şekilde otellerde, kiralık villalarda veya turistik pansiyonlar da veya yatlarda kaçak olarak eğlence partileri azda olsa devam edecek.

Ramazan ayıyla birlikte o eski alışkanlıklarımıza bir dur demez isek, bu işin boyutu da Allah muhafaza çok değişecek. Bu işi ciddiye almayan ülkelerdeki günlük vaka ve ölüm oranlarına bakınca bunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Son olarak devletimizin pandemi konusunda aldığı kararlar ve kurallara uyalım. Tüm vatandaşlarımızın bu mübarek ayda kul hakkına girmemeleri konusunda daha bir dikkatli olması gerekiyor.

Kalın sağlıcakla

Devamını Oku

Şifa Ayı Ramazan

1

BEĞENDİM

ABONE OL

İslam dünyasında oldukça önemli yeri olan üç aylar 13 Şubat 2021 tarihi itibariyle başladı, Üç ayların başlangıcından sonra Recep ayında Regaib Kandilini, Şaban ayında Miraç Kandilini ve son olarak da bu ay içerisinde Berat Kandilini her Müslüman gibi bizlerde idrak ederek geçirdik. Şimdi Ramazan ayı için ayrı bir heyecan yaşıyoruz. 13 Nisan’da başlayacak Ramazan ayı başta İslam âlemi olmak üzere ülkemize ve tüm Müslümanlara sağlık, huzur ve hayırlar getirmesini Yüce Allah’tan diliyorum.

Üç Aylar girdiği zaman Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle dua ederdi; ” Ey Allah’ım; Recep ve Şabanı bize mübarek kıl, bizi Ramazana kavuştur.” Yine Hz. Peygamber (S.A.V.); başka bir hadis-i şeriflerinde ise;” Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazanda ümmetimin ayıdır.” Buyurarak bu ayların manevi feyzine işaret buyurmuşlardır.

Bundan iki yıl önceki Ramazan ayları ile son iki yıldır yaşadığımız ve yaşayacağımız Ramazan Ayı arasında oldukça büyük farklar oldu ve yine olacak. Geçtiğimiz yıl hepinizin malumu Koronavirüs Covid-19 hayatımıza zorla girmiş, hane hane, şehir şehir, ülke ülke binlerce insanın canını ala ala yayılmıştı. Alınan tedbirlerle; ha bu gün geçecek, ha yarın geçecek derken bu musibet hastalık hayatımızı hiç görmediğimiz bir tarzda geçirmemize adeta mahkûm etti.

Geçen 2020 yılının Ramazan Ayını yine tedbirleri kapsamında geçirmiştik. Aradan 13 ay geçti ve hala bu musibet hastalık hayatımızın bir tarafına tutundu ve bizimle birlikte hasta ede ede, öldüre öldüre günlerini biz insanlarla geçirmeye devam ediyor. Salgının hüküm sürdüğü ülkemizde geçtiğimiz Ramazan ayını birçok vatandaş evden çalışarak geçirirken bu hastalıktan kurtulmak için her ibadette Allah’a dualar edip yalvarıyoruz.

Rabbim en iyi bilendir…

Yine de çoğu ülkeye nazaran tedbirleri taa başından ciddiye alarak insanların hastalıklarında devletimiz yanlarında oldu.  Hele hele Sağlık teşkilatımızın kahraman personeli gecesini gündüzüne katmış, çoluk çocuklarını ve ailelerini, evlerini dahi unutmuş, salgınla mücadelede bıkmadan usanmadan çalışıp hasta olan insanların biran evvel sağlıklarına kavuşmalarını sağlamıştı. Ve hala aynı ciddiyetle görevlerini ifa ediyorlar.

Birinci dalga, ikinci dalga derken üçüncü dalgayı yaşarken salgının seyri de her hafta bir değişkenliğe gebe oldu. Geçtiğimiz aylarda günlük ölüm oranlarındaki düşüş bizleri umutlandırırken son bir hafta içerisinde ülke genelinde virüsü kapan hasta sayıları korkunç rakamları buldu.

Türkiye’de 06 Nisan 2021 Salı günü açıklanan koronavirüs tablosunda günlük yeni vaka sayısı 50 bin sınırına dayandı. Son 24 saatte 271 bin 547 test yapıldı, 49 bin 584 kişinin testi pozitif çıktı. 211 kişinin yaşamını yitirmesiyle toplam vefat sayısı 32 bin 667’ye yükseldi. Hasta sayısı 2 bin 3 oldu.

Sokaktaki vatandaş hayatına devam ederken kimileri salgınla ilgili çok canı yansa da, aldığı tedbirlerle gerek kendisini ve gerekse ailesini korumak için elinden geleni yapıyor. Ama bir kısım var ki bu saygının ciddiyetinden, riskinden endişe duymadığı gibi hala insanların sağlığıyla adeta alay edercesine sorumsuzca, maske, mesafe ve temizliği hiçe sayıyor.

Bu yüzden Ramazan ayında yine böylesi bir sorumluluğun tehlikeli boyutlara oluşmaması için Diyanet İşleri Başkanlığı ana teması “Şifa Ayı Ramazan” olan 2021 Yılı Ramazan Ayı Bilgilendirme Toplantısı yaptı. Diyanet İşleri Başkanlığınca belirlenen “Şifa Ayı Ramazan” ana temalı videoların gösterildiği programda konuşan Erbaş, 12 Nisan Pazartesi günü kılınacak ilk teravih namazının ardından, 13 Nisan Salı günü tutulacak oruç ile mübarek Ramazan ayına girileceğini belirterek, Ramazanın insanlara yaratılış gayesini ve sorumluklarını hatırlattı.

Mümin gönüllerin 11 ayın sultanı olarak yer alan Ramazan, bütün yönleriyle maddi ve manevi hastalıklarımız için bir şifa ayı. Ramazan, her türlü günah ve hatadan hicret ederek ruhun esaretten kurtardığı, huzur bulduğu, halini Allah’a arz edip aczimizi itiraf edip gurur, kibir gibi hastalıklardan kurtulmayı umduğumuz bir şifa ayı. Bu ramazan ayı geçen sene olduğu gibi Kovid-19 şartlarında karşılanıyor. Ramazanın manevi güzelliklerinin evlerde aile bireyleriyle birlikte yaşamaya daha çok özen göstermemiz gerekiyor.

Ramazan ayının aynı zamanda yardımlaşma ve paylaşma mevsimi olduğunu biliyoruz. Diyanet İşleri Başkanı ve Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) Mütevelli Heyeti Başkanı Ali Erbaş, Kovid-19 tedbirleri kapsamında, ramazanda teravih namazının camilerde değil evlerde kılınmasının uygun olduğuna karar verildiğini açıkladı. Öte yandan Erbaş, İslam’a göre de insan sağlığının öncelikli olduğunu belirterek, “Din İşleri Yüksek Kurulumuzun da açıkladığı gibi gerektiğinde oruçluyken aşı olmakta bir sakıncanın bulunmadığını ve bu durumun orucu bozmadığını açıkladı.

Diyanet İşleri Başkanlığı bu sene de Ramazan vesilesiyle yardım organizasyonları yapacak. ‘Kardeşlerini Unutma Beklenen Sensin’ temasıyla yürütülen 2021 yılı ramazan programı kapsamında yurt içinde 81 il ve tüm ilçelerde, yurt dışında mağdur, mazlum ve muhtaç insanların yaşadığı bölgelerde ramazanın manevi iklimini yaşatıp, gıda, alışveriş kartı, bayramlık kıyafet gibi hazırlıklarla toplamda 61 milyonluk yardım yapacak. Bu anlamda zekat verecek olanlara rehberlik yapmak ve zekatlarla muhtaçları buluşturmak için vakıf bünyesinde ilk defa ‘Zekat Müdürlüğü’ de kuruldu.

Kalın sağlıcakla

 

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Sitemizi kullanarak çerez kullanımını kabul etmiş olursunuz.