DOLAR 17,9475 0.06%
EURO 18,4058 0.81%
ALTIN 1.031,961,43
BITCOIN 406196-3,78%
İstanbul
26°

AZ BULUTLU

MÜJDE YAHŞİ PSİKOLOG

MÜJDE YAHŞİ PSİKOLOG

03 Temmuz 2022 Pazar

RUHSAL HASTALIKLAR KANSERİ TETİKLİYOR !

0

BEĞENDİM

ABONE OL
Duygularımızı paylaşmazsak, içimizde biriktirirsek ya da vaktinden evvel tüketirsek beynimize zarar vermiş oluruz.
Beynimizde birtakım kimyasallar vardır ve bu kimyasallar duygularımızı oluşturur. Mutluluğumuzun, üzüntümüzün, öfkemizin ya da korkumuzun tüm yönetimi beyindedir. Ancak; duygularımızın dengesi bozulmaya başladığında, beynimizdeki kimyasalların salınım dengesi de bozulmaya başlar.
Bu da bizim düşüncelerimizi ve davranışlarımızı etkilemeye başlar. Yani tüm hayatımızı etkiler.
Beynimizdeki bozulma ilk olarak, ruhu etkiler. Ruhu etkilenen kişi kendi ile çatışmalar yaşar ve başkaları ile sağlıklı ilişki kurmakta da zorlanır.Ruhtaki bozulmaların yansımaları, kişiden kişiye çok çeşitlilik gösterir.
Bu çeşitliliklerden birkaçı; kiminde aşırı kaygı, kiminde yoğun özgüven eksikliği, kiminde depresif düşünceler, kiminde ise kimselere güvenememe gibidir.
Ruhundaki bozulmaları fark edemeyen kişinin zamanla vücudunun diğer organlarında da bozulmalar başlar ve kişi hastalıklara yatkın hale gelir.Kalp ve damar hastalıkları, romatizmal hastalıklar, mide ve bağırsak hastalıkları, migren, deri hastalıkları ve kanser en sık görülen ”Ruhsal kaynaklı hastalıklardır”.
Hatta özellikle beyin ile direkt bağlantılı organın bağırsaklarımız olduğu ile ilgili önemli çalışmalar bile vardır.Yani; ruhumuza kaldırabileceğimizden fazla yük yüklemeyelim. Şunu bilelim; yüklerin ağırlığı arttıkça insan hızlanıyor, ruh bu hıza yetişemiyor beden hastalanıyor.
O halde iyileşmek için şimdi biraz yavaşla…Hisset,fark et,ruhunu sev,kendine haksızlık etme ve kendini hastalıklardan koru…
Devamını Oku

ÇOCUĞA SORUMLULUK NASIL KAZANDIRILIR?

0

BEĞENDİM

ABONE OL
Sorumluluk duygusu tıpkı özgüven duygusu gibi özerklik dönemi ile birlikte kazanılmaya başlar. Ortalama 1,5 yaşlarındaki bir çocuğa verilen basit görevler çocuğun ince motor becerlerinin gelişmesini sağlarken aslında çocuğun sorumluluk duygusu kazanmasına katkı sağlar.
Çocuğun ilk sorumluluğu, kendi başına yemek yiyebilmesi olmalıdır. Kendi başına yemesi noktasında desteklenen çocuk yeterlilik hissi edinerek sorumluluk duygusunun temellerini oluşturur. Dolayısıyla öz yeterlilik duygusu oluşan çocuğun sorumluluk duygusu da gelişmeye başlar.
Çocuğa bir konuda sorumluluk kazandırmak isteyen ebeveynler öncelikle çocuğa o konuda açıklama yapmalıdır.
Mesela dişleri düzenli fırçalama konusunda çocuğuna sorumluluk kazandırmak isteyen bir ebeveyn, ilk olarak çocuğun yaşına uygun şekilde hikâyeler ve oyuncaklarla diş fırçalamanın gerekliliği anlatmalıdır. Ama asıl önemli olan çocuğa yapılan açıklamalar değil, ebeveynin çocuğa doğru rol model olmasıdır.
Yani sadece; “Hadi git, dişlerini fırçala” diyen bir ebeveyn karşısında çocuk, kalkıp dişlerini fırçalamak istemez. Çünkü çocuk için basit bir diş fırçalama bile, birçok alt beceriden oluşur.
Şöyle ki; çocuk dişlerini fırçalamaya gittiğinde diş macununun kapağını açacak sonra yeterli miktarda fırçaya sürecek, macunla işi bitince fırçayı bırakıp macunun kapağını kapatacak ve macunu tekrar aldığı yere koyacak sonra fırçayı eline tekrar alıp anne babasının gösterdiği gibi fırçalamaya çalışacak… Böyle anlatılınca basit dediğimiz diş fırçalamanın bile çocuk için birden fazla işlevsellik gerektirdiğini fark edebiliriz.
Dolayısıyla çocukların bunları otomatik şekilde yapabilmesi ebeveynin belli bir süre çocuğuyla birlikte yapmasıyla mümkündür. O nedenle sorumluluk kazandırırken ebeveynlerin çocuğa eşlik etmesi, çocuğa komut vermelerinden çok daha etkili ve problemsizdir.
Her diş fırçalama zamanı ebeveynlerin; “Haydi dişlerimizi fırçalıyoruz!” diyerek neşeyle banyoya koşmaları ve bunu yaparken her aşamayı her defasında tek tek anlatarak göstermeleri gerekir, tâ ki çocuk bu alışkanlığı kazanana kadar.
Şunuda hatırlatayım ki alışkanlıklar en az 6 haftada oluşmaya başlar. Bunun için de ebeveynlerin biraz sabır göstermeleri gerekebilir. Bir de ebeveynlerin, çocuğa sorumluluk kazandırayım derken çocuğa mükemmeliyetçi davranarak çocuğun hatalarını sürekli düzeltmeye kalkabilir, bu yaklaşım da çocuğu sorumluluk almaktan kaçırabilir ve çocukla olan iletişimlerinde problem oluşturabilir.
Ebeveynler unutmamalıdır ki; çocuğa eşlik etmek, çocuğun ebeveynini doğru rol model almasını sağlar.
Devamını Oku

ÇOCUKLARIN KORKULARI NORMAL Mİ ?

ÇOCUKLARIN KORKULARI NORMAL Mİ ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Çocuğunuzun korkularından endişe ediyor ve korkusunun normal olup olmadığını merak ediyorsanız o halde bilmelisiniz ki; çocuklar her yaş döneminde farklı korkular yaşar.Örneğin; 1 yaşlarındaki bir bebek yabancılardan korkar. 2 yaşlarındaki bir çocuk yüksek sesten, 5 yaşlarındaki bir çocuk karanlıktan ve hırsızlardan korkar. 7 yaşlarındaki bir çocuk da hayali varlıklardan korkmaya başlar. Ergenliğe erişen çocuğun korkuları ise daha çok başkalarının kendisi hakkında düşünceleri ile ilgili korkulara yöneliktir.
Korkular gelişimseldir ancak çocuğun içinde bulunduğu duruma göre değişkenlik gösterir. Ailenin ve yakınların çocuğa olan yaklaşımı, çocuğun gelişimsel korkularını pekiştirerek kaygılara dönüşmesine neden olabilir.
Korku ve kaygı genellikle birbirine karıştırılır. Korku, şimdiki zaman içinde yer alır ve karşılaştığımız tehdit veya tehlike anında hissettiğimiz ve nesneye karşı olan duygudur. Kaygı ise gelecekteki ihtimallerden yani nesnesi olmayan ve kaynağı belirsiz olan süreğen hissettiğimiz korkudur.
Korku da diğer duygularımız gibi sağlıklıdır ve çocuğu da geliştirir. Korku duygusu çocuğa problemlerle başetmeyi öğretir, çevre ile uyumunu kolaylaştırır ve tehlikelerden korur.
Çocuğunuzun birşeylerden korktuğunu farkettiğinizde mutlaka gelişim dönemini de göz önünde bulundurmayı unutmayın ve bu korkusunu kaygı ile karıştırmayın.
Gerektiğinde korkan ama korkusu ile mücadele etmeyi öğrenen çocukların yetişmesi ümidiyle…
Devamını Oku

BECERİKLİ ÇOCUK YETİŞTİRMENİN PÜF NOKTALARI

BECERİKLİ ÇOCUK YETİŞTİRMENİN PÜF NOKTALARI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çocuğun yaşına uygun yapabileceklerini ebeveynin yapması çocuğu beceriksiz yapar.Çocuğunuzun beceri kazanmasını ve gelişmesini istiyorsanız ona yardımcı olmayın,destek olun.

Beceri ile yetenek arasında nüans vardır. Yetenek, bir şeyi yapabilme gücümüzdür. Doğuştan gelir ve öğrenilerek kazanılmaz ancak yeteneğin eğitim ile farkedilmesi ve gelişimi kolaylaşır.
Oysa ki beceri, eğitim ve tecrübe ile elde ettiğimiz maharetlerimizdir. Beceri kazandığımız bir şeyi ustalıkla yapabiliriz zira beceri, öğrenilerek ve deneyimleyerek kazanılır.
Çocuklara beceri kazandırmanın en kolay dönemi ise 1,5- 3,5 yaşları arası olan özerklik dönemidir. Bu yaşlarda çocuklarda içsel yönelimler oluşur. İçsel yönelimlerin beslendiği duygu ise merak duygusudur. Yoğun şekilde merak duygusu barındaran çocuk, gözlemlediği herşeyi deneyimlemek ister.
Beceri kazanımı, hatalar ve tekrarların olduğu deneyimleme ile elde edilir. Hatalarına ve tekrarlarına rağmen fırsatlar verilen çocuk ancak beceriler kazanabilir.O nedenle çocuğun yaşına uygun yapabileceklerini, ebeveynin yapması çocuğu bir çok konuda beceriksiz yapar.
Çocuktaki içsel yönelimlerden biri de çocuğun azimli oluşudur. Azimle harekete geçen çocuğu durdurup çocuğun yapabileceği şeyi kendi yapan ebeveyn, çocuğunun beceri kazanmasına engel olmak ile kalmaz; çocuğu bu tutumuyla yetersiz hissettirir, çocuğun saldırgan davranışlar göstermesine neden olur, çocuğun merak duygusunu köreltir ve çocuğun gösterdiği azmi elinden alır.
Çocuğuna beceriler kazandırmak isteyen ebeveyn ilk olarak, çocuğunu gözetimli olarak özgür bırakmalıdır. Çocuğuna yardım etmek yerine destek olmalı, onun sosyal ortamlarda sıkça bulunmasını sağlamalı, onu doğayla sık sık temas ettirmeli, onun ince ve kaba motor gelişimini destekleyen etkinliklere katılımını sağlamalı, onu spor, sanat ve müzik gibi aktiviteler ile buluşturmalı ve onun her yeni deneyimini takdir ile karşılayıp yeterlilik ve değerlilik duygularını besleyerek özgüven kazandırmalıdır.
Unutmayın ki vaktinde kazanılamamış her becerinin altında kaybedilmiş bir özgüven duygusu vardır.
Devamını Oku

DEĞERSİZLİK DUYGUSU İLE NASIL BAŞ EDİLİR ?

DEĞERSİZLİK DUYGUSU İLE NASIL BAŞ EDİLİR ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Değersizlik duygusu ve kendini değerli hissetmek birçok insan için önem taşır.Kendini değersiz hisseden kişi toplum içerisinde ya da içsel olarak kendini önemsiz görür ve varlığının bir değer taşımadığına inanır.Ancak aslında “Hiç kimse sizin izniniz olmadan, size kendinizi değersiz hissettiremez.” Bu söz öyle doğru bir söz ki, size kim ne söylerse söylesin, size her kim ne yaparsa yapsın eğer sizde “Ben değersizim” inancı yoksa kimse sizi değersiz hissettiremez.
 
“Mesajıma cevap vermedi acaba bana kırıldı mı?” 
“Yoldayken karşılaştık bana baktı ama selam vermedi acaba görmemezlikten mi geldi?”
“Bana tip tip bakıyor acaba neyimi beğenmiyor?”
“Çaya davet ettim kabul etmedi acaba benden hoşlanmadı mı?”
 
“Acaba” diye devam eden o iç sesleriniz aslında zihninizde barındırdığınız olumsuz düşüncelerinizdir. Olumsuz düşünceleriniz size kendinizi olumsuz hissettirir.Olumsuz düşünceleriniz ve duygularınız davranışlarınızı hatta hayata bakışınızı olumsuz etkiler.
 
Aslında bunların tüm sorumlusu kendinizin nasıl olduğunuza inandığınız ile ilgilidir. Yani kendi benlik şemanızın “değersiz biriyim, sevilebilir biri değilim” olduğu inancıyla ilgilidir.O halde tedaviye bu inancı değiştirmekle başlayın. Bunun yolu da; olumsuz düşünceleriniz zihninize geldiğinde onları geri göndermekten geçer. 
 
Yani yolda karşılaşmış olduğunuz dostunuzun size baktığı halde selam vermemesini, görmemiş olabilir diyerek olumlu düşünmenizle bu tedavi mümkündür. 
 
O halde ne yapmalıyız? 
 
Bardağın boş tarafına değil dolu tarafına bakarak bana neden eksik su koydu demeyip beni de düşündü diyerek olumlu düşünmeli ve olayları kendimize bağlamamalıyız.Unutmayın insanı olaylar üzmez, olaylara bakış açısı üzer.
Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.