12 Mayıs 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 25.356.982 kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
NAZLI KÖSEOĞLU

NAZLI KÖSEOĞLU

07 Mayıs 2021 Cuma

Değişen Biz miyiz ? Yoksa Bayramlar mı?

20

BEĞENDİM

ABONE OL

Bayram sabahı nasıl da  heyecanlanır soluğu erkenden sokakta alırdık.

Şeker toplamak için her kapıyı çalar, bayramlaşır, sonra topladığımız şekerlerimizi cebimize ve çantamıza doldururduk. Yorulur bir köşeye oturur başlardık saymaya kim daha  çok toplamış diye.

Şekerlerin kağıtlarını atmaya bile kıyamazdık  ve iç içe geçirir kemer yapardık.

Aradan yıllar geçti ve roller değişti, şimdi biz kapının ardında gözlerinin içi gülen mutlu çocukların gelmesini bekler olduk…

Oysa şimdi kapının ardında beklediğimiz çocuklar hiç gelmeyecek.

Modern dünya dedik ve yoğun koşuşturmada bir çok değerimizi ,akraba ilişkilerimizi ve bayram coşkumuzu kaybettik.

Bize miras bırakılan değerlerimizin kıymetini bilemedik.

Bayram tatilini fırsat bilip tatile çıktık.

Akrabaya eşe dosta mesafe koyduk.

El öpmeyi kucaklaşmayı unuttuk.

Elimizden bırakmadığımız telefon ile hal hatır sorup bayramlaşmak ile yetindik.

Bayramın sevincini heyecanını ne yaşadık ne de çocuklarımıza yaşattık.

Nerde eski bayramlar deme hakkına sahip değiliz çünkü eski bayramları bitiren bizleriz, değişen bayramlar değil biz insanlarız.

Oysaki eski bayramlarda  gün aydınlandığı gibi çocukların bayramlıklarıyla koşuşturmacaları başlardı. Harçlığını alan bakkala koşardı. Sokaklarda çatapat ve mantar sesleri yankılanırdı. Mutluydu insanlar sevgiyle bakardı canlı cansız her şeye.

Sokaklar çocukların şen kahkahaları ile yankılanırdı.

Bayramlar sevdiklerimiz ile bir araya geldiğimiz, birlik ve beraberliğin hüküm sürdüğü kin ve nefretin ortadan kalktığı; sevginin, coşkunun hakim olduğu günlerdir.

Yaşadığımız salgın nedeni ile bayramı evde geçirmek zorundayız.

Evde geçirdiğimiz bayramların sıradan bir gün olmadığını çocuklarımıza yaşatalım.

Arife gecesi kıyafetlerini başuçlarına koyalım.

Güneş usul usul aralarken gökyüzü perdesini bayram sabahına güzel ve keyifli sohbet ile başlayalım.

Harçlıklarını şekerlerini verelim, çocuklarımızın hafızalarına güzel anılar kazıyalım ki her anımsadıklarında tatlı bir tebessüm konsun yanaklarına.

Evde bayram coşkusunu ve sevincini çocuklarımıza yaşatmak bizim görevimiz.

Biz bayram ve bayramlaşmanın ne kadar kıymetli olduğunu onlara hissettirmeliyiz ki bayram sevinci gelecek nesillere ulaşsın.

Kültürümüzü, dini ve milli değerlerimizi çocuklarımızın unutmasına izin vermeyelim.

Unutmayalım ki çocuklar geleceğin mimarlarıdır ve küçükken yaşadıkları iyi ve kötü zamanları hiç bir zaman unutmazlar.

Güzel gören güzel düşünen okurlarıma hayırlı ve sağlıklı bayramlar…

 

Devamını Oku

Çağımızın Hastalığı “Bencillik”

14

BEĞENDİM

ABONE OL

Bencillik, karşısındaki insanın düşüncelerini ve ihtiyaçlarını önemsemeden sadece kendi ihtiyaçlarını ve düşüncelerini önemsemektir. Genel olarak hepimiz de bencillik duygusu veya bencillik hastalığı mutlaka vardır.

Yaşadığımız çağı  benlerin hüküm sürdüğü çağ olarak değerlendirebiliriz.

Ne yazık ki çoğumuz elimizde  bir dev aynasıyla dolaşıyoruz.

“Bencillik gözüne takılmış ayna gibidir. O gözler nereye bakarsa baksın kendinden başka birini görmez”.  Mevlana

Etrafımızdaki  insanların çoğunun bencil olduğundan şikayetçiyizdir.

Bu davranışımızdan dolayı bir çok insanı hayatımızdan çıkarır ve arkadaş kaybederek yalnızlaşırız.

Arkadaşlığımızı sınamak için ona türlü oyunlar yaparız.

Arayacağım eğer gelmez ise bana değer vermiyor deriz.

Bazen de arkadaşımız ile konuşup kahve içmek isteriz ama o müsait değildir.

Hemen söylenmeye başlarız bana değer vermiyor, benim sevdiğim kadar beni sevmiyor. Onu eleştirir bencil olduğunu düşünürüz. Empati kurmak yerine eleştirmeyi tercih etmek ve istediğinin olmaması da bencilliktir.

Bu durumda hepimiz biraz da olsa bencilce davranıyoruz.

‘’ Bencil olmayan, başkalarının bencilliğinden şikayetçi olmaz.’’( La Rochefoucauld)

Kimse kimseyi anlamayı düşünmüyor ve bu bizim en büyük ayıbımız…

Bencil insanlar kendi düşünceleri ve istekleri olmadığı zaman bizi suçlayabilir ve eleştirirler.

Bencil insanlar muhabbet ederken bizi dinlemediklerini fark edebiliriz. Sadece kendi açtığı konuları devam ettirmek isterler. Bazen de konuşmaktan korkar hale geliriz, acaba sözlerimin altında ne arayacak düşünceleri geçer aklımızdan. Bencil insan toplum hayatımda ve ilişkilerinde her zaman takdir edilmek  ve her yaptığının  onaylanmasını ister.

Değişime önce kendimizden başlamalıyız ki sosyal hayatımızda mutlu ve huzurlu olalım.

Biz Müslümanlar asla bencil olmamalı diğergâm bir ruha sahip olmalıyız.

Efendimiz (sav)’in ifadesiyle ‘’Kendisi için istediğini kardeşi için de istemek, kendisi için istemediğini onun için de istememek.’’(Buhari, İman, 7)

Kur’an ve Sünnet müminleri daima güzel ahlaka teşvik eder.

Ben olmayı bırakmalı biz olmalı ve empati kurmalıyız.

Toplum hayatımızda ilişkilerimizin sağlam olabilmesi için sadece kendi duygu ve düşüncelerimizi değil karşı tarafın duygu ve düşüncelerini de önemsemeliyiz.

Sevdiğimiz insanları nedensiz ,çıkarsız ,beklentimiz olmadan seversek gerçek sevgi olur.

İnsan bencilliği bırakır nedensiz severse küçük kalbine kocaman sevgiler sığdırır.

Şu kısacık fani hayatımızdan bencilliği çıkaralım sevdiğimiz insanlara sıkı sıkı sarılalım ve kusur aramadan sevelim.

İnsan olmak ve insan kalmak için Yüce Allah’ın (c.c.) koyduğu ölçülere riayet etmeliyiz.

Bu manada gayret eden ve bencillikten kurtulan Allah ‘ın  muhabbetine vasıl olan kullardan olalım inşallah.

Güzel gören güzel düşünen okurlarıma sağlıklı, huzurlu haftalar.

Devamını Oku

Zaman Hırsızı Telefonlar

11

BEĞENDİM

ABONE OL

Hayatımızı kolaylaştırmak için icat edilen telefonlar.

Aslında sadece bir iletişim aracı olarak icat edilmişti.

Teknoloji geliştikçe telefonlar da tahmin bile edemeyeceğimiz kadar gelişti ve değişti.

Dünyanın bir ucuna bağlanıp canlı görüşmeye kadar.

Konuştuğumuz her kelimeyi dinleyip o konu ile ilgili reklamları gözümüz önüne getiren telefonlar.

Bankacılığı alışverişi ayağımıza getiren telefonlarımız.

Hayatımızı kolaylaştırdığı kadar da zorlaştırıyor aslında.

Zamanımızın büyük bir dilimini ele geçiren zaman hırsızı telefonlarımız.

Ne yazık ki her birimiz telefonla yatıp telefonla kalkıyoruz.

Yediden yetmişe telefon bağımlısı gibiyiz.

Elimizden düşürmediğimiz telefonlar bizim en kıymetli zamanımızı çalıp götürüyor.

Eşler arasında ki muhabbetin az olması evde ki gençler ile geçirdiğimiz zamanın yetersiz olmasının en büyük nedeni elimizden düşürmediğimiz telefonlar.

Hayatımızın merkezine oturttuğumuz küçük telefonlar her yaş grubuna özellikle ergen ve gençlere ciddi zararlar veriyor.

İnsanları birbirinden uzaklaştırıp ve yalnızlaştırıyor.

Sosyal medya çılgınlığı bazen onarılması zor hasarlara neden olur.

İnstagram,twittter,youtube , tik tok ve bu alanlarda kendilerini beğendirmek, ünlü olmak ve kolay yoldan para kazanmak için türlü türlü şaklabanlık yapan insanlar.

Küçük yaşta sadece çocuğumu arayınca ulaşırım diye verdiğimiz telefonlar onların manevi ve fiziki gelişimine zarar veriyor.

Artık sadece gençleri, çocukları değil hepimizi küçük ama hüneri büyük telefonlar yönetmekte.

Sosyal medya mecralarında geçirilen uzun süreler aile içi iletişimi olumsuz etkiliyor. Özelikle akıllı telefonları her an, her yerde kullanıyoruz ve sürekli herkesin elinde. Böyle olunca eşler arasında ya da ebeveyn ve çocuk arasındaki göz teması bile gittikçe azalıyor. Oysa çocuklarımız anneleri ile kurduğu göz temasıyla kendisini güvende hisseder, onunla bağ kurar. Aile içi sohbetler, paylaşımlar da bu şekilde azalıyor. Eşler arasındaki muhabbet, sevgi ve saygı da git gide azalıyor.Hergün telefonda kusursuz güzellikte ki kadınları gören eşler bir anda ev halinde olan eşini görünce tekrar telefona bakmayı ve orda vakit geçirmeyi tercih ediyor. İnsanların görsel zekasına saldıran telefonlar aile içi mahremiyeti de ortadan kaldırıyor çünkü her şey sosyal medyadan paylaşılıyor.

Oysa ki bizim için mahremiyet çok önemliydi.

Eşler başkalarının yanında el ele tutuşmaktan çekinir haya ederdi. Şimdi sosyal medyada her şey normalleşti.

Günümüz insanları artık çok mutsuz ve birbirine karşı tahammülsüz. Mutlu olmak için ise kendini yalan ve süslü dünya olan sosyal medya ile kandırıyor.

Biz insanlara verilen en kıymetli hazine zamandır ve her dakikası çok kıymetli çünkü giden zamanı bir daha geri getiremeyiz. Boş ve gereksiz işler ile uğraşmak yerine bu mübarek ramazan ayında her dakikamızı manevi anlamda değerlendirmeliyiz.

Bizlere sadece manevi anlamda değil sağlık anlamında da bir çok zarar veren telefonlardan uzak durmalıyız.

Çocuklarımızın iskelet yapısını bozan ve yaymış olduğu radyasyon ile insanların genetiklerinin bozulmasına sebep oluyor. Bu durum gelecek nesillerde kalıtımsal hastalıkların ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Günümüzde kanserin artmasının en büyük nedenlerinin başında telefonlar geliyor.

Bu kadar zarar verdiğini bildiğimiz halde vaz geçemediğimiz telefonlarımıza sınır koymak ve kontrollü kullanmak da bizim elimizde. Çocuklarımız ve eşimiz ile kaliteli güzel vakit geçirmek için telefonlarımızı belli saatlerde devre dışı bırakmaya ne dersiniz?

Su gibi akıp giden zamanı boş ve gereksiz şeyler ile doldurmayalım.

Hayatımızı geçirmeye değer bir işle meşgul olmamız lazım.

Bir hadisinde peygamberimiz (sav)şöyle buyurmuştur.

“Kendisini doğrudan ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi, kişinin iyi Müslüman olmasındandır.”(Tirmizi,Zühd 11)

Ramazan ayının kıymetli dakikalarını kalıcı hazineler ile dolduralım.

Güzel okurlarıma hayırlı sağlıklı ve telefondan uzak haftalar

Selam ve dua ile…

Devamını Oku

HER İŞİN BAŞI SAĞLIK

11

BEĞENDİM

ABONE OL

Salgının arttığı bu günlerde herkes bu virüsü istemese de evinde ağırlamak zorunda kalıyor.

Ben de bu ürkütücü virüsün nerden ve nasıl geldiğini anlamadım ve günlerce sanki hiç gitmeyecekmiş gibi savaştım. Her gün bir sonraki gün daha iyi olmak için dua ettim. Hastalık ile boğuşurken birde nerden nasıl kaptım sorularına cevap aramak ayrı bir dertti.

Bu zor  hastalık ile geçen her günümde sağlığımın ve aldığım her nefesin kıymetini anladım.

Bu hayatta bizim en büyük zenginliğimiz sağlımız.

Atalarımızın da dediği gibi “Her işin başı sağlıktır. “Sağlımız yerinde değilse ne yediğimizden ne içtiğimizden bir tat alamayız.

Ne kadar zor olsa da hastalıklarımıza sabır göstermeli ve bol bol dua etmeliyiz.

Hastalık gelmez ise sağlığın kıymetini anlayamıyoruz.

Hastalıklara sabır etmenin de güzel mükafatları var.

Zor geçen günlerde aczimizi bilip Allah’a iltica eder ve sadece ondan yardım ve şifa dileriz.

Risale-i Nur’da Hastalar Risalesi hastalık dönemlerimizde ruhumuza ilaç gibi şifa veriyor.

Ey bîçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin.

Yaşamımızın her günü zevk, sefa ve mutluluklar ile geçmeyeceğini bilmeliyiz. Hayat bazen tatlı bazen de acı ile doludur.

Bu süreçleri sabır ile şikayet etmeden ve  Allah’a tam bir teslimiyet ile geçirmeliyiz.

Allah’tan gelene razı olandan, Allah’ta razı olur.

Hastalık ve musibetler bizleri  Allah’a yakınlaştırır samimi bir kalp ile dualarımız arşa ulaşır.

“Dert gizlice Allah’ı anmama sebep olacaksa,

bütün dünya malından değerlidir. “Mevlana

Dünyanın kabusu haline gelen corona inşallah tez zamanda biter ve insanlar rahat bir nefes alırlar.

Covid 19 virüsü ile mücadele eden herkese Allah’tan şifa diliyorum.

Güzel ve sağlıklı günlerimiz için mübarek ramazan ayında bol bol dua edelim.

Güzel gören güzel düşünen okurlarıma hayırlı sağlıklı haftalar.

Devamını Oku

Adil Olmak

8

BEĞENDİM

ABONE OL

Adalet, bir yaşam felsefesi olarak hayatın her alanında karşımıza çıkar. İster küçük ister büyük olun günlük hayatın her alanında adalete ihtiyaç duyarsınız. Küçükken çok önemsemediğimiz bu kavram büyüyünce ne kadar önemli olduğunu her gün gözümüze sokup kendini hatırlatıyor.

İster ev ister iş hayatı olsun yetişkin insanların dilinden  düşmeyen bir kavramdır. İş yaşamında uğradığımız haksızlıklar için hukuk çerçevesinde ararız adaleti. Çoğu zaman adalet sağlanmasın da bir mücadele alanı vardır en azından. Ancak aileler arasındaki adaletsizliklerin çözümü için mahkemeler yetersiz kalmakta tam anlamıyla adalet sağlanamamaktadır. Çünkü iş yerinde aldığınız tazminat belki sizi tatmin edebilir; fakat aile arasındaki veya kişisel ilişkilerdeki adaleti hiçbir para ile sağlayamazsınız.

Kırılan kalpler, devrilen çamlar ailenin mayasında olan sevgi ve merhameti de ortadan kaldırıyor. İnsanlar, kendi menfaatlerini düşündükleri için aynı karından çıktıklarını aynı yastığa baş koyup aynı tabaktan yediklerini unutuveriyor.

Aile içindeki maddi meseleler, çamları deviren en önemli konuların başında gelir. Bunların başında da miras meselesi gelir. Konuyu sadece hukuk bağlamında ele alınca iş miras hukukuna girse de manevi olarak bakınca iş çok daha karmaşık bir hal alıyor. Çünkü bu tür meseleler de kırılan kalpleri ömür boyu tamir edemeyenler oluşabiliyor. Adaletsizliklerin gün gibi ortaya çıktığı anlardır. Çünkü bu anlarda maddiyat, maneviyatın bir adım önünde gelir. Mesele maddiyat olunca hak, hukuk, hakkaniyet gibi kavramlar yerini menfaat, nefis ve hırs gibi birbirine zıt kavramlara bırakır. Hal böyle olunca oradan adalet çıkmaz. Düne kadar canciğer olan insanlar o gün mal mülk kavgasında geçmişi unuturlar. Kendine duyulan güven ve saygıya rağmen menfaat meselesi olunca bu kişiler adil olma konusunda çok tutarsız olabilirler. Bu insanlar kendilerinin adil olduğunu sanırlar. Belki de yaptıkları yanlışların farkında değildirler.

Meşhur bir miras hikayesi vardır. Yaşlı adam ölünce miras, 3 oğul ve 1 kız arasında paylaştırılacaktır. Büyük evlat uyanık olduğu için en büyük pay benimdir çünkü ben babamla yıllarca çift sürdüm, ekin ektim, orak salladım der. Ve en güzel tarlayı alır. Ortanca ben de abim kadar olmasa da çalıştım çabaladım deyip diğer iyi parçayı alır. Küçük oğlana da çorak içi taş dolu çifte gelmeyen tarla düşer. Kıza, “sen kız çocuğusun elimizde de 3 tane tarla var sana tarla yok sen de babamdan kalan evi al derler. Derler ama babanın evi kerpiç bir damdan ibarettir. Bir yuvanın yavruları böylece birbirlerine küserler yıllarca görüşüp konuşmazlar. Bu arada büyük ve ortanca oğlan verimli tarlaları satar kendilerine şehirden daire alırlar. Bir süre sonra çalışmaya meyilli olmadıkları için elde avuçta ne varsa bitirirler. Gün gelir evi de satıp köye dönerler. Baba evine bakarlar ki muhteşem bir konak. Eve yaklaşınca bacılarını görürler. Anlatır durumu ev bize kalınca içinde oturacak gibi değildi biz de kendimize yeniden bir ev yapalım dedik, evin tabanında bir küp altın çıktı. Biz de çok zenginleştik. Şimdi her şeyimiz var elhamdülillah. Peki Ahmet’e ne oldu diye sorar ağabey der ki   O bizden de zengin. “Nasıl olur malı mülkü yoktu bir kıraç tarla vardı taştan ot bitmezdi”. Ahmet çok çalışkan çıktı. O arazideki tüm taşları temizledi gece gündüz demedi çalıştı. Hiçbir işten kaçmadı Allah da verdikçe verdi. Sizin sattığınız tarlaları da o aldı. Şimdi köyün en zengini Ahmet oldu.

Ağabey, yaptığı yanlışı anlasa da iş işten çoktan geçmişti. İlahi adalet kimsenin hakkını kimsede koymuyor mazlumu daha da kolluyordu.  Sizin şer gördüğünüzü bile hayra çevirebiliyordu. Ancak insanların hikayedeki gibi kendini düşünmesi kısa sürede fayda sağlasa da uzun vadede kendine zarar verecektir. Yapılan her yanlışın her hak yemenin karşılığı Bu dünyada çıkmasa da mahşer divanında muhakkak hesabı görülür.

Bir kişinin hakkını korumak için vicdanımızın sesini dinlememiz yeterlidir. Çünkü vicdanla adalet arasında mükemmel bir ilişki vardır. Eğer herhangi bir iş sonucunda vicdanınızda en ufak bir rahatsızlık duyuyorsanız büyük ihtimalle orada bir haksızlık yapmışsınızdır. Victor Hugo `nın dediği gibi “iyi olmak kolaydır  zor olan adil olmaktır. En mükemmel adalet ise vicdandır.”

Güzel gören güzel düşünen okurlarıma hayırlı sağlıklı haftalar.

 

 

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Sitemizi kullanarak çerez kullanımını kabul etmiş olursunuz.