DOLAR 15,8423 1.89%
EURO 16,7488 3.04%
ALTIN 927,121,78
BITCOIN 4788473,96%
İstanbul
22°

AÇIK

02:00

İMSAK VAKTİ

PINAR HOLT

PINAR HOLT

21 Şubat 2022 Pazartesi

KENDİNİ YENİDEN KEŞFET!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

‘Kendimi çok sıkıntıda ve sıkışmış hissediyorum’

‘Hayatımda hiçbir şey iyi gitmiyor’

‘Canım hiç bir şey yapmak istemiyor, kolumu bile kaldırmak içimden gelmiyor!’

 

Değerli Dostlar

 

Bazen kendimizi aynı yukarıda ki cümlelerde olduğu gibi yaşamda sıkışıp kalmış hissedebiliriz. Ve bu hiç hoş bir duygu değildir. Kendimden biliyorum, sanki arabamız yokuş başında patika yapıyor da,  bir türlü onu hareket ettiremiyoruz gibi hissedebiliriz. Tabi ki hayat sürekli güllük gülüstanlık geçemez, inişler ve çıkışlar olabilir. Bu iniş ve çıkışlarda zaman zaman olumsuz duygular hissetmemiz gayet doğalken, asıl tehlike bu durumun sonsuza kadar süreceği ve hiçbir şeyin iyiye gitmeyeceği gibi derin bir inanç geliştirdiğimizde başlar.

 

Ancak, diğer taraftan bakacak olursak içinde bulunduğumuz bu sıkışmışlık ve negatiflik durumu; başımızı kuma gömüp hiçbir şey yapmamak yerine, hayatımızda gerçekten de neler olup bittiğine bakmamızın zamanı geldiğinin göstergesidir, kendimizi yeniden keşfetmemizin, mevcut potansiyelimizin daha üstüne çıkmamızın uyarıcısıdır. Mevlana ne güzel özetlemiş aslında bu durumu:  ‘Bir gün gelir, Açmaz dediğin çiçekler açar.Gitmez dediğin dertler gider. Bitmez dediğin zaman geçer…’

 

Şimdi, sizden gözlerinizi kapatıp, derin ve kendinizi sakinleştirecek nefesler almanızı ve nefesinizi her verdiğinizde de tüm negatif duygularınızı salıvermenizi, sonrasında da gözleriniz kapalı kendinizi 180°  dönüşümüş, yeni versiyonunuzda hayal etmenizi rica ediyorum.  O yeni versiyonunuz belki sizi çok heyecanlandıracak, belki moral verecek, içinde bulunduğunuz sıkışmışlıktan kurtaracak sizi belki de. Bu uygulamayı aklınıza geldikçe yapmanızı öneririrm.

 

Kendimizi yeniden keşfetme yolculuğu bir anda başlayıp, bir anda biten bir süreç değil, tam tersi yıllarca ve hatta bir ömür boyu meşşakatle çalışarak, uygulamar yaparak, araştırarak, öğrenerek, değişerek ve gelişerek devam edebilecek bir süreç. Ama aynı zamanda da her güne yeni bir umutla bakabileceğimizi düşünecek olursak, bu meşşakatli yolculuk her şeye değer. Peki gelin birazda kendimizi yeniden keşfetme yolculuğunda neler yapabilirizden bahsedelim.

 

  • Hemen hemen her yazımda tekrarladım sanırım ama bir kez daha belirtmekte yarar var. İyi şeylere odaklanabiliriz çünkü neye odaklanırsak onu büyütüyoruz hayatımızda.
  • Önyargılarımızı kırabiliriz. Şimdiye kadar bildiklerimizi ve bize dışarıdan öğretilenleri silmekle başlayabiliriz. Çünkü tüm doğrular kendi zihnimizde ve bedenimizde. Onları sevgi ile kabul edip, keşfedebiliriz.

 

  • Hayatımızdaki fazlalıklardan kurtulabiliriz. Fazla kıyafetler, fazla eşyalar, sevmediğimiz, kullanmadığımız, ihtiyaç duymadığımız her şeyi bir hayır kurumuna bağışlayabilir ya da hediye edebiliriz.

 

  • İyi bir duygu avcısına dönüşebilirz. Sanırım bu en meşakkatli olanı ama en azından imkansız değil. Gün içerisinde yaşadığımız olaylar karşısında nasıl hissettiğimizi, neden o şekilde hissettiğimiz hakkında kendimize sürekli sorgulamalıyız. Zaman içerisinde bu bizim  farkındalığımızın gelişmesine yardımcı olacaktır.

 

  • İnsanoğlu rahatına düşkündür ve konfor alanına alıştıkça orada sıkışıp kalır. Rehavetten kurtulabilir, konfor alanından çıkabilir ve kendi kendimize meydan okuyabilir ve böylece yaşamımıza yeni fırsatları davet edebiliriz.

 

  • Yeni şeyler kesfedebilirz. Örneğin spor, yoga ya da meditasyon yapabiliriz. Sanatla veya müzikle uğraşabiliriz. Ne yaptığımız önemli değil, sadece kendimizi yeniden keşfede bilecek yeni uğraşlar bulabiliriz.

 

  • Daha 2022 yılının başlarındayız, eğer yapmadıysak bu yılın planını yapabiliriz. Şu anda dünya ve ülkemizin gündemi, şartları bizi sıkışıp kalmış gibi hissettirebilir. Bu duygudan kurtulmanın en harika yolu, bu  yılda hayatımızın nasıl görünmesini istediğimiz ile ilgili planlama yapmak olabilir. Tabii bunlar ulaşılabilecek, ayaklarımızın yere bastığı, gerçekçi hedefler olmalı. Örneğin bu yıl beslenme düzenimizi değiştirmek ya da haftada 3 kez yürüyüşe başlamak, belirlediğimiz bir konu hakkında yeni bir eğitim alıp uzmanlaşmak, bir yardım kuruluşunda gönüllü olmak gibi. Benim bu yıl listemde belki de hayat tekamülü mün bir parçası olan affetmeyi öğrenmek ve öfkelenmemek olacak.

 

Hayat hiçbirimize sürekli cömert ya da sürekli adil davranmıyor. Yazımın başında belirttiğim gibi inişler ve çıkışlar hep olacak. Ancak bizim kendimizi keşfetmemiz, kendi potansiyelimizin daha da üstüne çıkarak, gelişerek, değişerek, dönüşerek yeni versiyonumuzu yaratabilmemiz  yaşadığımız zor anları ve hatta çok çok daha zor anları, daha rahat atmamızı sağlayabilir.

 

 

 

Devamını Oku

DOĞUM SANCISI

0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

‘Yaşadığımız bu günler yaşayacağımız daha güzel günlerin doğum sancısı’
Değerli Dostlar,

Bilenler bilir, ara ara instagram hikayelerimde ‘Günün sorusu’ adı altında kişisel gelişim ile ilgili sorular sorup, cevapları takipçilerimle paylaşıyorum. Bu yakınlarda şöyle bir soru sordum: ‘İçinde bulunduğunuz seneye bir isim koyacak olsanız, bu ne olurdu?’ Cevaplar tahmin ettiğim gibi ‘Kaos, korku, kabus, rezalet’ gibi tanımlamalar şeklinde geldi. Ama en hoşıma gideni ‘Doğum Sancısı’ oldu.

 

Gerçektende farklı bir süreç içinden geçiyoruz. Gündem an ve an değişiyor. Salgın hastalıklar, iklim değişiklikleri, şimdi birileri kıtlık deyip duruyor ve şiddet haberleri… Her gün bize dayatılan ve ne kadarı gerçek, ne kadarı illüzyon olduğunu bilmediğimiz bu ve bu gibi haberlerle boğuşmaya çabalıyoruz.

Etrafıma baktığımda endişelenmeyenlerin bile endişelenmeye, korkmayanların korkmaya, sakin olanların öfkelenmeye doğru değişim gösterdiğini gözlemliyorum. Bazılarımız bu olanlar kaşısında kafasına yorganı geçirip güvende kalmak istiyor, bazılarımız bulunduğumuz şehirden bir kasabaya ya da bir köye yerleşirse her şeyin düzeleceğine inanıyor, bazılarımız ise psikolojisi ve midesi bozulana dek bu haberleri an ve an takip ediyor.

 

Ve çoğumuz, bu olanlarla nasıl başedebileceğimiz, kendimizi nasıl rahatlayacağımız konusunda bilgi sahibi olmadan oradan oraya savrulup duruyor.
Tabii ki olanlara pembe gözlüklerle bakalım, kafamızı kuma gömelim ve her şeyi görmezden gelelim demiyorum ama en azından, kaos ortamlarında fiziksel ve ruhsal olarak nasıl dayanıklı kalabiliriz, iç huzurumuzu nasıl koruyabilirizi düşünmemiz gerekir. Bununla ilgili aldığım eğitimlerden, okuduğum makalelerden esinlenerek önce kendim, sonra sizler için bir kaç öneri paylaşmak istedim.

KENDİMİZİ TANIYOR MUYUZ?
Kendimizi tanıyabilmek için duygularımızı, düşüncelerimiz, davranışlarımızı iyi analiz etmemiz gerekir ki, bu da oldukça uzun ve meşşakkatli bir yol. Ama en azından son yıllarda ülkemizde ve dünyada yaşanılan kaotik olaylara karşı kendimizi gözlemleyebiliriz. Bunun için, öncesinde korkuyor muyuz? üzülüyor muyuz? ya da öfkeleniyor muyuz? sonra ise, bu kaos ortamından şikayet ederek kenara çekilip olanları öylece izliyor muyuz? yoksa gidişatı değiştirmek için çözümler üretiyor muyuz? gibi soruların yanıtlarını aramalıyız.

KELİMELERİN SİHRİNİ BİLİYOR MUYUZ?
Ağzımızdan çıkan her bir olumsuz kelime aslında bizim olaylara nasıl baktığımızı temsil ediyor. Mevlana’nın çok sevdiğim sözü sanırım bana tercüman olacak: ‘İnsan her nefeste yeni biri olur ve her nefes, içini doldurduğumuz kelimelerle bilmediğimiz bir aleme yolculuk eder; sonrada oradan hediyelerle geri döner.’ Farkında olsak da olmasak da, ağzımızdan çıkan her bir kelime bize çeşitli yollarla dönerek kaderimizi oluşturur.

İZLEDİKLERİMİZİN FARKINDA MIYIZ?
Sabahtan akşama kadar korku ve kaygı seviyemizi yükseltecek haberleri izlememizin ve takip etmemizin ne bize ne de dünyaya bir faydası olmayacaktır. Unutmayalım ki ‘Ne izliyorsak oyuz!’.  Tabii ki günün belirli bir saatini, gündemi takip etmek için ayırabilirabiliz ancak televizyon kanallarının ve sosyal medyanın tüm zamanımızı almasına izin vermemeliyiz. Onun yerine yürüyüş yapabilir, kitap okuyabilir, hobilerimize vakit ayırabiliriz. Böylece kendinizi daha huzurlu hissederiz.
YARDIM ELİ UZATIYOR MUYUZ?
Dünya genelinde yaşadığımız bu zor süreçlerden ya da bireysel yaşamımızda geçtiğimiz zor dönemlerden çıkabilmenin en iyi yolu başkalarına yardım eli uzatmaktır. ‘Zaten ben imkanım el verdikçe yardımımı yapıyorum’ diyenler olacaktır. O zaman cevabım: ‘Daha da fazlalaştıralım yardımlarımızı’ olacaktır. Bir hayvan beslemek, bir kitap bağışlamak, bir yaşlı bakım evine ziyarette bulunmak, bir çocuğu mutlu etmek için çok büyük paralara gerek yok.

KENDİMİZE VAKİT AYIRIYOR MUYUZ?
Günün en azından 15-20 dakikasını meditasyon, nefes egzersizleri ya da dua aracılığı ile düşüncelerimize tanık olmaya, yaratıcı ile bağımızı kuvvetlendirmeye ayırabiliriz. Bu egzersizleri düzenli yaptığımız takdirde üzerimizde ki korku ve kaygının yerini sakinlik, huzur ve teslimiyetin aldığına şahit olacaksınız.
Hepimiz, dünya ve ülkemizde yaşanılanlardan dolayı zorlu süreçlerden geçiyoruz ama size temin ederim ki, hiç bir şeyin kalıcı olamadığı bu dünya da, şu an yaşadıklarımız ve şahit olduklarımızda kalıcı olmayacaktır. Yaşadığımız bu günler, sadece yaşayacağımız daha güzel günlerin doğum sancısı.

Sevgiyle.

Devamını Oku

UNUTMA! SEN YÜRÜYEN BİR EVRENSİN!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli Dostlar,

Size de oluyor mu bilmiyorum ama ben yakın zamanda gittiğim bir kişisel gelişim atölyesinden sonra şunu fark ettim, örneğin; yakın bir arkadaşım iş değiştiyor ya da terfi oluyorsa, kızım okulunda, sporunda bir başarı elde ediyorsa ya da evdeki kedim bile bir şeye ‘hayır’ dediğim zaman anlayıp, nadir olsa da sözümü dinliyorsa o kadar gururlanıyorum ki…

Sevdiklerimin başarılarıyla gururlanmak muhteşem bir his, bunda bir sıkıntı yok ama konu kendi başarılarıma, yaptığım olumlu şeylere gelince durum değişiyor. Ne mi oluyor? Açıkçası kendimle gurur duymak aklıma bile gelmiyor. Bir nevi komşuların bahçesini sularken, kendi bahçemi sulamayı unutmuşum ben yıllardır. Bahçemi bırakmışım kendi haline. Oysa bakmadan, sulamadan, güzel sözler söylemeden o bahçenin çiçekleri çoşarmı ki?

Ya da kendime bir gün bile ‘Aferin Pınar! Aferin kızım! Güzel iş çıkardın, herşeyin üstesinden geldin, başardın!’ dememişim.
Geçenlerde katıldığım atölyeden bahsetmişim. Mesela orada Uzman Psikolog, iki elimizi boynumuza dolayıp, kendimize sarılmamızı ve bir süre o şekilde kalmamızı istemişti. Öyle iyi geldi ki. Meğer herkese sarılmış, kucak açmış ama şimdiye kadar kendime sarılmamışım.
Toplumumuzda kendiyle gururlanmak, övünmek ile kibir ve burnu havadalık karıştırılabiliyor. O yüzden de birileri hakkımızda güzel şeyler söylerken bile utanıp, sıkılıp, konuyu değiştirmeye meyledebiliyoruz. Oysaki, hepimizin kendiyle ilgili güzel sözler duymaya, kendi ile gurur duymaya hakkı var. Ve bunun kibirle, burnu havada olma ile, şımarıklıkla alakası olmadığını ayırt etmemiz gerekir.

Bu arada kendimizle gurur duymamız için bir yerleri keşfetmeye, bir şeyler icat etmeye ya da milyon dolarlar kazanmaya da ihtiyacımız yok. Güzel bir yemek yaptığımız için, düzenli egzersiz yaptığımız için ya da toplantıda başarılı bir sunum gerçekleştirdiğimiz içinde kendimizle gurur duyabiliriz.
İşte bende ufak ya da büyük hiç farketmez, başarılarımı fark etmeyi ve onlarla gurur duymayı yani birazda kendi bahçemin çiçeklerini sulamaya özen göstermeye başladım. Bununla ilgili yaptığım bir kaç uygulamayı sizlerlede paylaşmak isterim:

–          Başarılı olduğumu düşündüğüm konuların listesini yaptım ve ara sıra o listeye göz atıyorum.
–          Zaman buldukça iki kolumu çarpraz şekilde boynuma dolayıp, kendime sarılıp bir süre sessiz bir şekilde kalıyorum.
–          Günlüğüme bütün bir hafta kendimle gurur duyduğum davranışlarımı not ediyorum.
–          Çevremde güven duyduğum kişilerden aldığım takdir ve geri bildirimleri artık utanmak yerine  daha dikkate alıyorum.

Son olarak Mevlana’nın şu sözünü hep anımsamaya çalışıyorum: ‘Kendini küçük görmeyi bırak! Sen yürüyen bir evrensin!’

Sevgiyle.

Devamını Oku

TİTREŞİMİNİZİ YÜKSELTMENİN 12 YOLU

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli Dostlar,

 

Sizede oluyor mu bilmem ama ben bir ortama girdiğimde bazı kişilerle yakınlaşırken, bazılarına daha mesafeli durmam gerektiğini söylüyor iç sesim. Ya da iç karartıcı ve şiddet içeren bir haber karşısında üzerimde bir ağırlık hissederken, kedimin bana sokulup mırlaması karşısında içimde bir sıcaklık ve rahatlık hissediyorum. Vakit buldukça bu konu üzerinde araştırmalar ve okumalar yaptığımda, bu hislerimin tek sebebinin yayılan titreşimle alakalı olduğunu keşfettim. Bizler, yüksek bir seviyede titreştiğimiz zaman daha hafif, daha mutlu ve daha rahat hissederken, düşük bir seviyede titreştiğimiz zaman daha ağır, daha huzursuz ve karmaşık hissediyoruz.

 

Kimya dersi okuyanlar her şeyin atomlardan oluştuğunu hatırlayacaktır. Bu atomlar hareket halindedir ve atomların hızına bağlı olarak cisimler katı, sıvı veya gaz halinde görünür. Maddenin gerçekliğini titreşim olarak deneyimledikçe, zihnin gerçekliğini de bilinç, algı, duyum ve tepki olarak deneyimlemeye başlarız.  Doğada her şey farklı frekanslarda titreşir. Hayvanlar, bitkiler, taş, toprak, insanlar, sesler ve hatta düşünceler, duygular bile. Hayattaki Her Şey Titreşimdir” demiş Albert Einstein. Her şey titreşir! Hayat titreşimdir!

 

Her birimizin kendi titreşimleri var ve kendi hızımızda titreşiyoruz. Ve fakat, titreşimler yaşadığımız deneyimlerimize de bağlı olarak, kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Hangi frekansta titreşirsek benzer frekansları kendimize çekeriz. Bu ne demek? Yani stresli veya rahatsız olduğumuz zamanlarda vücudumuz artık doğru ses dalgası üretemez. Bu durum kendimizi ruhsal olarak iyi hissetmemizden tutunda, hayat kalitemize ve hatta sağlık problemlerine kadar gidecek bir sürece sokar bizleri.

 

Hadi şimdi kapa gözlerini ve kendini dinle. Şu an nasıl titreşiyorsun? Dünya nasıl titreşiyor? Eğer düşük frekansta titreştiğinizi düşünüyorsanız, sizinle titreşiminizi yükseltmeye yardımcı olacak yollar paylaşacağım:

 

  1. Şükredebilmek:Şükretmek, titreşimimizi artırmanın en hızlı yollarından biridir. Düşük enerjili bir duygu yaşadığınızı hissettiğinizde hemen aklınıza şükredecek bir şeyler getirin. Ya da her gün üç tane şükredecek bir şey bulun ve onu yazmayı alışkanlık haline getirin.
  2. Aşkı hissetmek:Aşk, yaşamın en yüksek titreşen hallerinden biridir. Sevdiğiniz birini hatırlayın. Bu eşiniz olabilir, anneniz  babanız olabilir, çocuğunuz olabilir, baktığınız başka bir canlı olabilir ya da yaratıcı olabilir.  Bu siz de bir rahatlama, hafiflik ve mutluluk hissettirecektir. Ve işte tam da o noktada enerjiniz yükselmeye başlayacak.
  3. Cömert olmak:Sevgi, ilgi ya da maddi konularda cimri veya gözü aç olduğumuzda, titreşimimiz azalır ve bu bizi kötü hissettirir. Hayatımızda neyi çok istiyorsak, o istedğimiz şeyi fazlasıyla birine ya da başka bir şeye gösterebiliriz. Kendinizi parasız mı hissediyorsunuz? O zaman bütçenize göre birilerine yardım edin. Yeterli zamanınızın olmadığını mı düşünüyorsunuz? O zaman iyi bir amaç için zaman ayırın. Yalnız mı hissediyorsunuz? Birilerine gülümseyin, ilgi gösterin.
  4. Meditasyon ve Nefes Çalışmaları Yapmak:Meditasyon yapmak ve dikkatli bir şekilde nefes almak sinir sistemimizi sakinleştirir, ruh halimizi iyileştirir ve daha fazla huzur duygusu hissettirerek yüksek derecede titreşim yaymamıza yardımcı olur.
  5. Bağışlayabilmek:Abraham Hicks’in duygusal rehberlik ölçeğine göre suçlama, düşük bir enerjidir. Ölçekte, 22 duygu sıralamasında suçlama 15. sırada bulunuyor. Affetmek için çalışırsanız, kendinizi bir bowling topu gibi ağırlaştırabilecek bu düşük enerjiden kurtulursunuz ve titreşimimiz yükselir.
  6. Yüksek Enerjili Yemekler Tüketmek:Tükettiğimiz her şey  yaşam gücümüzün enerjisidir. Çok fazla “ölü” enerji yani et, kızarmış veya işlenmiş gıda tüketirsek, titreşimimizi düşürürüz. Yerel ve organik meyve ve sebzeler tükettiğimizde, vücudumuz bunları tam anlamıyla emer ve kendimizi daha hafif, canlı hissetmemize yardımcı olur.
  7. Alkol Tüketmemek:Geçici olarak iyi hissettirsede alkol titreşimimizi azaltır. Uyuşmak yerine, daha sağlıklı bir yaşam tarzını benimseyerek, vücudumuzdaki toksinlerden arınarak enerjimizi ve dolayısıyla titreşimimizi yükseltebiliriz.
  8. Olumlu Düşünmek:Ne düşünürsek, o bizim geleceğimizi yaratır. Eğer karamsar, endişeli veya olumsuz düşünürsek, muhtemelen düşündüğümüz şeylerin içinde buluruz kendimizi. Şükür etmek hayatımıza nasıl daha fazlasını çekiyorsa, sabırsızlık, kıskançlık ve değersizlik de öyle. Dikkatimizi hangi düşüncelere verdiğimizin farkında olmalıyız. Çünkü olumlu ya da olumsuz bir düşüncenin, onun gibi bir başkasını çekmesi ve çekim yasasını harekete geçirmesi sadece 17 saniye içinde gerçekleşebilir. Negatif düşünceleri zihnimizden uzaklaştıralım ve pozitif düşüncelere odaklanmaya çalışalım.
  9. Eğlenceli Müzik, TV, Kitap ve Filmleri Tüketmek:Bizim enerjimizi yiyen değil, canlanmış hissettiren müzik, TV, kitap ve filmleri tüketmemiz titreşimizi arttırmaya yardımcı olur. Bir düşünelim: ‘Sosyal medya bizi enerjik mi yoksa güvensiz mi hissettiriyor? Şiddet içerikli filmler gerçekten ruh halimizi iyileştiriyor mu yoksa endişemize katkıda mı bulunuyor?’
  10. Çevrenizi Güzelleştirebilmek: Evimizin ve çalışma ortamımızın güzelliği yaşam coşkumuzu yükseltir. Yaşadığımız ve çalıştığımız ortamlarda bizi sakinleştiren ve enerjimizi yükseltecek renkler kullanmamız, dağınıklığı azaltmamız enerjimizin yükselmesine yardımcı olur.
  11. Egzersiz Yapmak:Açık havada egzersiz; hem fiziksel sağlığınıza iyi gelecekken, hemde doğa ile bağlantı kurmamıza vesile olacak ve titreşimimizi yükseltecektir.
  12. Yüksek Titreşimli Sosyal Çevre Edinmek:Son olarak, bizi aşağı çekmek yerine bizi yukarı    çıkaran insanlarla çevremizi kuşatalım. Kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayacak, bize inanan ve tıpkı bizim gibi yüksek frekansta olan insanlarla zaman geçirelim. Frekansımız yükseldikçe bu çevremize de yansır. Dünyanın kolektif bilincini yükseltmeye katkıda bulunmanızın tek yolu budur.

Sevgiyle.

[email protected]

www.pinarholt.com

Instagram: @pinarholtofficial

Linked-in: Pinar Holt

 

Devamını Oku

HAYALLERİNİZİN GERÇEKLEŞMESİ İÇİN ALTIN KURAL!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli Dostlar,

 

Mickey Fare, Mini Fare ya da Donald Duck, Külkedisi, Pamukprenses gibi çizgi film kahramanlarını hatırlarsınız. Çocukluğumuzdan kalma Disney karakterleridir. Bu karakterlerin yaratıcısı Walter Disney’in biyografisini okuduğumda, bu başarı öyküsünün hepimize bir ders niteliğinde olabileceğini düşünerek sizlerle de paylaşmak istedim. Walter Disney, çocukluktan itibaren karikatürist olma hayali kurmuş ancak bu alanda çok da başarılı olamamış. Denemelerine rağmen karikatür alanında başarılı olamadığını gören Disney, pes etmemiş ama o yıllarda işsiz kalmamak adına orduya yazılarak, savaşa katılmış. Savaş bitip evine geri döndüğünde ise aklında hala karikatürist olma hayali varmış. Ümitsiz bir şekilde iş ararken, bir gün tesadüfen bir rahip ile tanışmış ve rahibin yaptığı iş teklifini kabul etmiş. Walter, kilisenin animasyon çizimlerini yapmayı ve bunun karşılığında da kilisenin küçük bir odasında kira ödemeden yaşamayı kabul etmiş. Walter, yerleştiği küçük odada bir yandan kilisenin animasyon işlerini yapıyor, diğer yandan da kalmakta olduğu bu eski, havasız, rutubetli ve sıkıcı odaya alışmaya çalışıyormuş. Bir gün yatağında uzanıp hayaller kurarken odanın köşesinde bulunan delikten minik bir fare çıktığını görmüş. Fareden çok korkmasına rağmen, kiliseden kovulur, işinden olur endişesi ile onu öldürmemiş. Fareye ‘mickey’ adını takarak onu kabullenmeye çalışmış. Mickey Fare’de zaman içinde Walter’a alışmış ve her gün odaya ziyarete gelmeye başlamış. Aralarında oluşan bu arkadaşlık sayesinde Walter, boş zamanlarında Mickey’nin resimlerini kendi zihninde canlandırdığı şekilde çizerek, ona yeni ve daha sevimli bir kimlik yaratmış. Ve böylece televizyonlarımızda tüm çocukluğumuz boyunca izlediğimiz ‘Mickey Mouse’ karakteri bu eski, köhne, rutubetli küçük kilise odasından bu şekilde çıkmış.

 

Walter Disney’in, Mickey Mouse karakteri ilk götürdüğü prodüksiyon şirketi tarafından hemen beğenilmiş ve kabul edilmiş. Walter, ardından Mickey Mouse’ın kız arkadaşı karakteri olan Mini Mouse’u yaratmış. Ve ardından yavaş yavaş diğer Walt Disney kahramanları oluşmaya başlamış. Bir süre sonra Walt Disney kendi prodüksiyon şirketini kurarak filmler çekmeye başlamış. Bununla da yetinmeyip dünyada altı tane bulunan ve bütün çocukların ve hatta yetişkinlerin bile bir gün görme hayalini süsleyen Disneyland’ları kurmuş.

 

Değerli Dostlar, tam bir yaratıcılık harikası olan Disney karakterlerini geliştirerek ardından Film ve Prodüksiyon şirketleri ve Disneyland’lar ile bugün milyonlarca dolarlık eğlence sektörünü yöneten Disney şirketler grubunun kurucusu Walter Disney’in, sadece şans ve tesadüf ile bu başarı ve servete sahip olmadığının farkına varmamız gerekir. ‘Peki neydi Walter Disney’i ve oluşturduğu markayı başarılı kılan?’ diyenler için şöyle cevap verebiliriz: Walter Disney’in yaşamı ve bu başarı hikayesinin altında, her bir Disney karakteri oluştururken hayal kurarak, zihinde canlandırma tekniği kullanması ve sonra da tabii ki her bir karakter üzerinde bıkmadan, yılmadan, çok çalışması şeklinde açıklayabiliriz. ‘Zihinde  canlandırma tekniği ne demek?’ derseniz de: bu NLP çalışmalarında kullanılan bir imgeleme tekniğidir. Hayatımıza istediğimiz şeyleri sokmak için ya da sorunlarımızın üstesinden gelmek için uzmanlar tarafından kullanılan bir teknik ya da aramızda bazılarımızın doğal olarak farkında olmadan kullandığı bir  beceri de diyebiliriz. Örneğin ben size hayalinizdeki almak istediğiniz o arabayı zihninizde canlandırın desem, bazılarımız arabanın rengini, markasını, koltuk deseni ve hatta araba aynasına taktığı süsüne kadar tüm ayrıntıları net bir şekilde canlandırabilir. Bazılarımız ise hiçbir şey canlandırmaya bilir. İşte o görme, işitme, koklama, dokunma duygularımızı zihnimizde harekete geçirebilenlerin hayallerine ve hedeflerine yaklaşmaları bir adım daha yakındır. Çünkü evren aynı Google arama motoru  gibi sorduğumuz, aradığımız ve istediğimiz her şeyi tüm alternatifleri ile önümüze sunar. Ne kadar yoğunlaşıp isteğimiz üzerine çalışırsak dışarıya yaydığımız enerji de o kadar yoğun ve kalıcı olacaktır.

 

Hadi şimdi hayallerinizin gerçekleşmesi için altın kuralı uygulayın. Kapatın gözlerinizi ve canlandırın hayalinizi!

 

Sevgiyle.

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.