01 Mart 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 8.579.083 kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 06:07
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
ZEYNEP ACAR

ZEYNEP ACAR

28 Şubat 2021 Pazar

DİJİTAL OYUN BAĞIMLILIĞI -2-

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçen hafta yazımda dijital oyun bağımlılığından bahsetmiştim. Bu hafta da bu bağımlılığın etkenleri ve önlemleri üzerine naçizane fikirlerimi paylaşacağım.
Dijital oyunlar, kişide bağımlılık oluşturan faktörler içerir. Bunlar 2006’da yapılan bir araştırmaya göre “başarı”, “sosyal” ve “oyuna dalma” başlıklarına göre gruplandırılmıştır.
Başarı faktörleri; oyun içinde yükselme, level atlama, sanal para kazanma isteği, oyunun temel kurallarını çözme gerekliliği, diğer oyuncularla mücadele ve rekabet ortamlarıdır.
Sosyal etkileri; diğer oyuncularla sohbet etme ve yeni insanlarla tanışma olanağıdır.
Oyuna dalma faktörleri ise; oyunun hikayesine göre bir karakter oluşturmak, gerçek hayatta istediği karaktere bürünme imkanı, gerçek hayatın problemlerinden kaçma, stres atma, oyun karakterini ve çevresini kendisi tasarlayabilme imkanı sağlar.
Bu saydığımız bileşenler, bağımlılığı doğurabilir ve günlük hayatın stresini göz önünde bulundurursak, geçerli sebepler olarak görülebilir. Fakat bunun yerine, sosyal aktivitelere veya sanatsal faaliyetlere katılınabilir.
Psk. Eda Yapar’a göre; oyun bağımlılığı belirtileri;
Çok uzun süre video oyunu oynamak,
Okulda/işte uyuyakalmak,
Görevlerini yerine getirememek,
Video oyunu kullanımı ve süresi hakkında yalan söylrmek,
Video oyunu oynamayı sosyal etkinliklere yeğlemek,
Sosyal gruplardan ayrılmak,
Video oyunu oynamadığında öfke ve düşmanlık duygularında artış.
Bu belirtiler, çocuklarımızda bulunuyor mu diye çocukları gözlemlememiz ve sonrasında birkaç belirti gördüğümüzde gerekli müdahaleleri yapmamız gerekir.
Uzun süre şiddet içerikli sanal oyunlar oynayan bireyde, şiddete eğilimli davranışlar gerçekleşebilir. Bu tür oyunlara maruz kaldıkça kişi için “şiddet” kavramı normalleşebilir.
Çocuklarımızın bağımlı olmasını engellemek için,çocuklarımızla beraber “ne kadar”, “ne zaman” ve “ne tür” oyunlar oynayacağını kararlaştırabiliriz ve bu konuda istikrarlı olmalıyız.
Çocuklarımızla gerçek/sanal hayatı konuşmamız ve aradaki farkı anlamalarına yardımcı olmamız gerekir.
Oyunları odalarında değil, yanımızda oynamalarını sağlamalıyız. Her görevin/etkinliğin bir sırası olduğunu çocuklarımıza kabul ettirmeliyiz. Sorumluluklarını yerine getirdikten sonra, birlikte belirlediğimiz oyun süresi dahilinde, oyununu oynamasına müsaade etmeliyiz.
Çocuklarımız bizim yoğurmamızla şekillenen fakat kendinin de karakteristik özellikleri bulunan küçük bireylerdir. Alıştığımız kültür, saygı, inanç kavramlarının tam aksinin bir tık uzağımızda veya aynı oyunlar içinde bulundukları bir zamanda, çocuklarımızı es geçmememiz, onlarında birer birey olduklarını kabul edip beraberce tüm konularda karar vermemiz, uygun olmadığını düşündüğümüz durumlarda dikte etmek yerine, saygılı bir şekilde dialog kurmamız, çağımızın tüm dijital etmenlerine karşı aşina olmamız son derece önemli.
Artık zaman eski zaman değil. Soba başında bez bebeklerle oynayıp uyuyakalan çocuklar yok. Ellerinde babalarının telefonlarından oyunlar oynayan, ödevler için alınan tabletlere türlü türlü oyunlar yükleyen, bilgisayarda oyun oynamak için odasına saatlerce kapanan çocuklarımız var. Tehlike ceplerimizde, ellerimizde, odalarımızda. Bu yüzden asla ama asla teknolojik cahiller olma gibi bir lüksümüz olamaz. Aksine çocuklarımızdan önce dijital ögeleri bilmemiz son derece önemli. Bütün ebeveynler olarak, hepimizin evlerimizde birer Bilişim Uzmanı olmamız dileğiyle.
Esenlikler!

Devamını Oku

DİJİTAL OYUN BAĞIMLILIĞI

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Günümüzde artık herkesin akıllı telefon kullandığını biliyoruz. Yetişkinleri geçelim, artık “çocuk” diye nitelendirdiğimiz yaş gruplarının dahi telefonu var. Çevremde de gözlemlediğim kadarıyla ebeveynler kendi telefonlarında vakit geçiremediği gerekçesiyle 7-8 yaşındaki çocuğuna telefon almakta. Veya mahalle baskısı da çocuğa telefon/tablet alma mazeretlerinden kabul edilebilir.
Peki nedir bu dijital oyun bağımlılığı?
Dijital oyunlar; hepimizin telefonunda/tabletinde var olan oyunlardır. Artık çocuklar sokakta top oynamak yerine, dijital ortamda maç yapıyorlar. Veya kuaförcülük, doktorculuk, evcilik gibi oyunlar artık odalarda değil bilgisayarlarda, tabletlerde oynanıyor. Bir de süper kahramancılık oyunlarımız var ki, şiddeti, hırsı çocuklarımızın içlerinde konuşlandırıyor ve enerji dışa vurulmadığı için kişide olumsuz etki ediyor. Kısacası son yıllarda fiziksel aktiviteler, sanal aktivitelere dönüştü. Bütün oyunlar zararlı değildir. Fakat kontrollü bir biçimde kullanım sürelerini ayarlamazsak fazlası zararlı hale gelir. İşte bu değişen aktivite kültürümüz de dijital oyunların kontrolsüz kullanımından kaynaklanan “dijital oyun bağımlılığı” kavramını gündemimize düşürdü.
Oyun bağımlılığı kaynaklı, gençlerimizde, çocuklarımızda hatta nadiren yetişkinlerde “oyun oynama süresini kontrol edememe”, “diğer etkinliklere karşı ilgisizlik”, “olumsuz davranışlar sonucu oyuna devam etme”, “oyun oynamadığı zaman psikolojik yoksunluk hissetme” gibi dürtülerle kontrol bozukluğuna yol açabilir. Aileler bu gibi kontrol bozukluklarından dolayı psikoterapi merkezlerine başvurmaktadırlar. Bu duruma destek ve çözüm aramaktadırlar. Sosyal çevrelerinde birbirleriyle önlem amaçlı tecrübe alış verişinde bulunmaktadırlar. Ailelerin kaygısını göz önünde bulundurursak ne kadar önemsenmesi gereken bir problem ile karşı karşıya olduğumuzu kavrayabiliriz.
Bazı araştırmalarda oyun bağımlılığı gösteren bireylerin, daha çok içe dönük ve utangaç çocuklar olduğu görülmüştür. Fakat bence oyun bağımlılığı da çocukları içe dönük ve çekingen hale getirebiliyor. Kendisini sosyal hayattan soyutluyor çünkü ve bu alışkanlık haline geldikçe de insanlarla iletişimi sınırlı hale geliyor. Bu bahsettiğimiz bağımlılık 6 yaşa inmiş durumda. Özellikle sosyal ve duygusal anlamda bağ kurmada zorlanan, reddedilme korkusu yaşayan çocuklar; gerçek hayatta gösteremediği üstünlüğü, reddedilme ile ilgili baş edebileceği gücü, sanal oyunlar üzerinde sağlamaya çalışıyorlar.
Bu durumun üstesinden gelmeye çalışan aileler, telefonu/tableti veya bilgisayarı çocukların/gençlerin elinden almakta veya tam kısıtlama getirmekte bulacaklarını düşünüyorlar ki, bu durum kısır döngüye yol açabiliyor. Ailelerde son olarak şefkat ve merhamet duygusuna kapılıp çocuğa teknolojik aletleri geri veriyorlar. Tam kısıtlama getirmek yerine, belli bir süre koyup, yaşına uygun oyunlara teşvik edilerek çözüm sağlayabiliriz. Yaşına uygun olmayan oyunları oynayan çocukta, olumsuz davranışlar kaçınılmazdır. Çocukla iletişimi asla kesmeyip, kararlı bir şekilde sürekli konuşarak, yargılayıcı değil meraklı sorularla çocuğa oyunun içeriğini sorup, zararlarını çocuğun analiz etmesini sağlayabiliriz. Bunların yanı sıra dışarıda sosyalleşmesine ortam hazırlayabiliriz.
Oyunu bilmeden, minimum bir kez oynamadan, çocuğumuza sağlıklı bir şekilde doğru oyunları gösteremeyiz. Çağımızda anneler olarak, internet dilini, oyunları, siteleri, akımları bilmemiz, anneliğimizin öncül görevleri haline geldi. Oyunları bilmeden çocuğumuza müdahale edersek, özellikle 10+ yaş grubu çocuklarımız “sen nerden anlayacaksın x oyununu anne”, “bilmiyorsun, bu oyunda yararlı şeyler de var” gibi tutumlar sergileyebilirler. Bu da bizim inandırıcılığımızı, çocuğun bizim sözlerimize verdikleri önemi zedeleyebilir.
Özetle ve önemle, ebeveynlerin sanal aleme karşı bilgili ve bilinçli olması şart. Sabırla, doğru kurallarla oyun veya ekran bağımlılığına karşı önlem alabiliriz.
Esenlikler!

Devamını Oku

ÇOCUKLARA YÖNELİK SİBER SALDIRI

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaşadığımız salgında hepimiz uğraşlar bulduk kendimize. Ailemizle uzun vakitler geçirme imkanımız oldu. Salgından dolayı okullar kapatıldığından beri çocuklarımız evde kalmak zorunda kaldı. Biz bir takım uğraşlar bulmamıza rağmen, onlar için etkinlik alanları kısıtlı ev içerisinde. Parka çıkamayan, arkadaşlarıyla sosyalleşemeyen çocuğumuzu internette sosyalleştirdik maalesef. Verdik eline tableti, telefonu, bilgisayarı çocuğumuz sustu tabi, evi dağıtmadı, bize bulaşmadı. Yanlış anlaşılmasın anneleri de anlıyorum, bu yazım bir eleştiri değil tavsiye. Ayrıca hepimiz aynı yollardan geçiyoruz anneler olarak.

Gelişen teknolojiyle, değişen devirlerle tamamen sanaldan uzak tutamayız çocuklarımızı ama sanal alemlerine denetimli serbestlik verebiliriz. Hatta vermeliyiz. Çocuk dijitalde dolaşırken ya onun yanında olmalıyız ya da çeşitli uygulamalarda kısıtlama getirmeliyiz. Oynadıkları oyunlara en az bir kere girip biz oynamalıyız. İçeriği nasıl, çocuğumuz ne tür tehlikelere maruz kalır diye bir göz gezdirmeliyiz oyuna.

Ebeveynler olarak kesinlikle dijitale ‘Fransız’ kalmamalıyız.

Bildiğimiz gibi dijital ortam derya-deniz. Çocuğumuzun bu denizde kaybolmaması için kesinlikle onun olmadığı bir zamanda denetlememiz gerekir tabletini. İzlediği videoların geçmişine bakmalıyız, sosyal medya hesabı varsa takipçilerine ve takip ettiklerine bakmalıyız. Oynadığı oyunların yaş sınırına ve içeriğine göz gezdirmemiz çok önemli.

Dijitalde birçok şiddet içerikli oyunlar var. Bunlar çocuklarımızı ciddi anlamda olumsuz etkiliyor. En önemlisi cinsel içerik barındıran oyunlar uygulamalarda çok fazla yer alıyor. Bizim de başımıza gelen bir olay var sizinle paylaşmak isterim; zeka oyunu yükledikten sonra bölüm aralarında cinsel içerikli oyun reklamları çıktı karşımıza şikayet ettikten sonra diğer bölüm aralarında tekrar aynı reklamlar çıkınca oyunu tabletten kaldırmak zorunda kaldık. Şikayet edilse bile tekrar tekrar geliyor yani.

Bunun dışında; 7+ yaş grubuna hitap eden ‘’dijital çağın legoları’’ olarak bilinen bir oyunda oyuncuyu davet eden başka bir oyuncu, odasına ‘’sex odası’’ ismini verebiliyor ve bu odada etkinlikler yapabiliyor.

Japon merkezli başka bir oyundan uyarlanan videolar Youtube’da çocuk istismarını özendiriyor. Bu oyunun adını Youtube video başlıklarına yazıp birçok videolar hazırlanıyor ve videonun altında yorum atanların birçoğu çocuk. Çocuk istismarına yönelik bu çizgi videoları çocuklar izliyor ve yorum atıyor ne yazık ki! Büyük tehlike!

Bunun dışında küçük yaş grubuna hitap eden Elsa ve Anna figürlerinin ‘’love is love’’ başlığı altında lezbiyen olduğu çizgi videolar Youtube da kol geziyor. Bir dipnot geçmeden edemeyeceğim burada; daha minicik çocuklara algıyı yapıp, gözünde normalleştirip sonra da özgür seçimdir eşcinsellik, hastalık değildir demezler mi?

Küçücük çocuklara cinsel, şiddet, pedofili, ensest, eşcinsel gibi kavramları empoze ediyorlar. Normalleştiriyorlar, algı yapıyorlar! Buna dur demek için Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın acilen hazırlık yapması lazım. Ücretli üyelikli uygulamalardan önce interneti olan her evde sınırsız erişimli Youtube ve diğer oyun uygulamalarına el atmaları gerekmez mi?

Biz ebeveynler olarak tablet, telefonu denetimimiz altında ve belli bir süre aralığında çocuklara verelim. Çocuklarımıza yönelik bu siber zorbalığın önüne geçelim.

Esenlikler!

Devamını Oku

CEHALET

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hepimizin bildiği üzere cehalet; bilgisizliktir. Fakat cehaletin bir de körlüğü vardır ki en tehlikelidir. Laftan anlamaz, başkalarının inandığı değerlere kulaktan dolma inanırlar. Araştırmak onlar için boşa zamandır. Hali hazırda bilgi vardır, onlar da bu bilgilere inanırlar. İçeriğini bilmeden de görünene de inanırlar. Bilgisizliğini kabul etmeyen insanlar, cehaletine zincirlenmişlerdir.

Peki bu cehalet neleri doğurur?

  • Kulaktan dolma hurafelere inanmayı doğurur.
  • Gereksiz cesareti doğurur.
  • Kompleksi doğurur.
  • Bilgili insanı çeşitli basit tavırlarla mecazen ezmeyi doğurur.
  • Birine körü körüne bağlanmayı doğurur.

Günümüzün en göze batanı ise birine körü körüne inanmak…

Araştırmadan, bilgisizce söylediklerini kanun saymak.

Samimiyetsiz siyaset, bu kadar havada uçuşuyorken, siyasetçilerin birbirlerine çamur attıkları şu zamanda ‘ölümüne yanındayız’ sloganları, etiketleri asıl cehalettir işte.

Yahu yıllar önce hak tanınması gerektiğini vurguladığın, özgürlük istediğin, sözleşmelerle önünü açtığın toplulukları, şimdi yok sayıyorsun, bu nasıl samimiyet, bu nasıl kararlılık, bu nasıl irade? Ve böyle bir çelişki yokmuşçasına bağlanan insanlar, hangi fikirdesiniz veya bir fikriniz var mı?

Kutuplaşan ülkemizde bir de karşı pencereden bakacak olursak, ülkenin kimi kesimlerini devlet dairesinin içine bile sokmazken, şekilcilik yaparken şimdi ‘’şekilci’’ diye karşı tarafı suçluyorsunuz, dışladığınız kesimi sahipleniyorsunuz. Aynı şekilde yine böyle bir yokmuşçasına bağlanan insanlar, hangi fikirdesiniz veya bir fikriniz var mı? İşte ülkemizdeki cahil siyasetin en iyi özeti bu! Samimiyetsizlik ve oy savaşı. Nereden çok oy alınıyorsa o tarafa oynanıyor.     Bir taraf provokasyonlarla devrim yapmaya çalışırken, diğer taraf provokasyonlardan oy döndürmeye, ‘kahramanlık’ destanı yazmaya çalışıyor. Kirli oyunlar vesselam…

Üniversiteler, özerkliğe sahip yapılardır. Bende rektörün kurum içinde oy birliğiyle seçilmesi gerektiğine inananlardanım. Fakat işin içine sapkınlıklar, provokasyonlar girerse, akademisyenler gibi kaliteli tepki gösterilmezse meselenin rektör olmadığı kanısına varılır. Maalesef akademisyenlerin ve hedefini şaşırmayan öğrencilerin protestolarına, taşkın, haddini bilmez grupların kutsallara saldırmalarıyla gölge düşürüldü.

Temennim bir an önce bu karanlık görüntüler bitsin, Boğaziçi Üniversitesi eski huzuruna kavuşsun. Maatteessüf Rektör görevinden ayrılmadan huzur zor görünüyor.

Esenlikler!

Devamını Oku

ŞİMDİ DE KABE Mİ?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

‘’Küresel aklın dünyaya hakim olmasının önündeki engel devletlerdir. Devletlerin kurumları etkisiz hale getirilecek. Bayrak ve isimleri göstermelik olarak kalacak. Devleti yok etmek için halkın;

Din,

Vatan,

Bayrak,

Kültür bilinci yok edilmeli. Böylece küresel plana engel olamazlar.’’ Der Yazar Mustafa Güldağı.

Ve yazarın bu söylediklerini, ufak topluluklarda, derneklerde, sevilen bir insan veya finansör olarak gerçekleştirmeye çalışırlar.

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki son skandal da buna bir örnektir. Açıkça dinime, Peygamberime, Ayetlerde geçen bereket nişanesi ilk eve yapılan saldırı tam da yazarımızın söylediği sözün asimilasyon örneğine denktir.

Sözlerimize katmaya bile layık olmayan, ‘’müslümanın’’ gözünde sinek kadar değeri olmaması gereken LGBT insancıkları Peygamberimizden sonra şimdi de Kabe’ye uzatmışlar o kirli ellerini. Boğaziçi Üniversitesinde yaptıkları sergide yere serilmiş üstüne kendi bayraklarının çizildiği Kabe fotoğrafını sergilemişler. Onlar saldırdıkça bir şey oluyor mu Kabe’ye, Peygambere? Hayır, fakat bu tarz saldırıları gören gençlerimizin, çocuklarımızın beyninde sıradanlaşıyor ve yavaş yavaş yazarında dediği gibi değerlerimiz etkisiz hale getiriliyor.

Bu LGBT denen lanetli güruhun yaptığı son saldırı olmayacak değerlerimize, dernekler kapatılmadıkça 4 kişiyi gözaltına alsan ne olur? Bugün 4, yarın 8 ama onlar devam edecek saldırılarına. Olan onlara değil, yine bizim çocuklarımıza olacak. Onlar bu ahlaksızlıklarına düşünce/ifade özgürlüğü diyor, bizim evlatlarımız bu sözde özgürlüğe karşı tepki gösterseler ‘’sığ düşünceli, gerici’’ olacak. Yakın gelecekte karşı gelebilirler mi? Değerlerine sahip çıkabilirler mi? Bilemiyorum ama umuyorum!

Şunu da unutmamalıyız ki, bu lanet topluluğun önünü açan maalesef İstanbul Sözleşmesi’dir. İstanbul Sözleşmesi’nin bazı maddeleri kaldırılmadıkça, dernekleri kapatılmadıkça kıymetlerimize karşı daha çok saldırı görürüz. Sonra da ülkemizin hayat felsefesi haline gelmiş olan kınar ve geçeriz.

Son olarak belirtmeliyim ki, Boğaziçi Üniversitesinde eylem amaçlı yapılan bu saldırılar sonucu gördük ki mesele kayyum değilmiş. Tıpkı gezi eylemlerinde ağaçlar olmadığı gibi…

‘’islam’a sövmekten başka fikri olmayanlar; fikrin değil, İslam’a sövmenin özgürlüğünü istiyorlar.’’ (Malcolm X)

Esenlikler!

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.