enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
9,4320
EURO
11,0057
ALTIN
540,85
BIST
1.444
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
18°C
İstanbul
18°C
Az Bulutlu
Cuma Az Bulutlu
19°C
Cumartesi Az Bulutlu
19°C
Pazar Sağanak Yağışlı
16°C
Pazartesi Çok Bulutlu
14°C

İRAN MİLLİYETCİLİĞİ VE RESMİ MİLLİYETCİLİĞE GEÇİŞ AŞAMALARI

11.09.2021
A+
A-

Her ne kadar geçmişini Ebu Müslim Horasani’nin Emeviler karşıtı ayaklanmasına ya da Abbasiler dönemindeki, çoğu aynı zamanda İslam karşıtı olan Şuubiye hareketlerine kadar geriye götürmek mümkünse de modern anlamda İran milliyetçiliği diğer İslam ülkelerine benzer olarak 19. yüzyılda Batılı düşünürlerin ve hemen ardından şarkiyatçıların çalışmalarının etkisiyle ortaya çıkmaya başladı.Özellikle Şiraz etrafında bulunan antik Pers medeniyetine ait eserlerin yeniden keşfedilmesi ve Pasargard’daki kadim yazıtların çözülmesi İranlı elitler arasında modern milliyetçi düşüncelerin yayılmasında önemli rol oynadı. Bu durum Batılıların yazdığı İslam öncesi İran tarihine dair kitapların Farsça’ya çevrilmesiyle başlamış daha sonra İranlı yazarlar İslam öncesi dönemi yücelttikleri tarih kitaplarını Batılıların bıraktığı yerden devralmışlardır. Ahmed Kesrevi, Mirza Malkom Han, Mirza Aga Han Kirmani ve Fethali Ahundzade gibi isimlerin etkisiyle kısa sürede İranlıları etkisi altına alan erken dönem milliyetçilik bu dönemde ortaya çıkan sosyalizm ve İslamcılık gibi nev-zuhur ideolojilerle rekabetini kısa vadede kaybetmiş görünse de aslında kolektif bilinçte rakiplerine oranla çok daha fazla kökleşmeyi başarmıştır.

Geleneksel Kültüre Düşman Entelijansiya*

Kaçarlar döneminde yaygınlaşmaya başlayan ve içeride ortak bir ulusal kimlik oluşturma ve dışarıda gün geçtikçe artan bir şekilde baskısını hissettiren Rus ve İngiliz müdahalelerine karşı koyma ekseninde şekillenmeye başlayan milliyetçilik akımı ilginç bir şekilde zamanla içeriye ve yakın ‘öteki’ye yoğunlaşmıştır. Ülkenin içinde bulunduğu durumdan geleneksel kültürü sorumlu tutan aydınların dinle ilişkisi aynı dönemdeki bazı Osmanlı aydınlarının tutumunu andırsa da din faktörünün yanında diğer bir önemli sorun kaynağı ülkede yaygın Arap ve Türk kültürü olarak belirlenmiş ve bu üçlüye yönelik geniş kapsamlı bir muhalif entelijansiya hareketi başlatılmıştır. İslam karşıtlığı,sonraları

Rusya Azerbaycanı’na yerleşen Ahundzade tarafından temsil edilirken, klasik kültüre yönelik nefret, Kesrevi’nin öncülük ettiği Hafız ve Sadi gibi klasiklerin yakılması törenleri düzenlenmesine kadar vardırılmıştır.

Bu aydınlar çeşitli teorilerle ve ellerindeki kısıtlı basın yayın imkânlarıyla aslında tıpkı ‘Turan’ gibi, bir ulus devlet adından çok efsanevi bir kavrama tekabül eden İran ile İranlı kimliğini kurgulamaya çalışmışlardır. Ancak yine de bu dönemde söz konusu çevrelerin gündeme getirdiği İranlılık kavramı o kadar muğlaktır ki örneğin radikal milliyetçi aydınların önde gelenlerinden Talibov Tebrizî ‘Sefine-i Talibi’ adlı kitabında İran’ı şöyle tanımlamak zorunda hissediyordu: “Anlamalıyız ki korumamız ve terakkisi için her türlü fedakârlıktan çekinmemiz gereken vatanın adı İran’dır ve Şiraz, Isfahan, Kirman, Kaşan, Tahran, Horasan, Kazvin, Reşt Tebriz, Hoy ve diğerleri ona bağlı şehirlerdir.”

Burada söz konusu grupların temel görüşlerini özetlemek faydalı olabilir. Yakın dönemde Nasır Purpirar gibi araştırmacıların ağır şekilde eleştirilerine maruz kalsa da milliyetçi tarihçilerin önde gelen isimlerinden Abdulhüseyin Zerinkub’un ‘İki Asırlık Sessizlik’ adlı kitabında resmetmeye çalıştığı ve standart resmi tarih görüşü olarak değerlendirilebilecek teze göre İran-Pers imparatorluğu İslam öncesi dönemde büyük ve görkemli bir medeniyete sahipken kendisinden çok daha aşağı bedevi bir kavmin (Arapların) saldırısına uğramış, bütün sarayları, kütüphaneleri ve şehirleri bu yarı vahşi kavim tarafından yakılıp yıkılmıştır.

O dönemden itibaren iki asır boyunca İran ve Fars dili sahneden silinmiş ve yeniden kendisine gelebilmesi için Abbasilerin iş başına gelmesi ve İranlı şahsiyetlerin yeniden sahneye çıkması gerekmiştir. Yine de İran hiçbir zaman eski parlak günlerine ulaşamamıştır ve bunda en büyük etken ülkeyi etkisi altına alan Arap ve sonrasında Türk kültürüdür.

*Entelijansiya;aydınlar toplululuğu,entelektüel

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.