Onlar seçilmiş, bizim halimiz ne ola?

Dünya var olduğu günden bu güne kadar bize biçilen bir elbiseyi giymiş ve o bedenimizdeki elbisenin ölçüsünde yaşıyoruz. Yaratanımız Yüce Allah(CC)’in biz insanlara sunduğu hayat ile onu en güzel şekilde geçirmemizi sağlıyor. Yine her kavme gönderdiği sevgili peygamberleri ile iman yolunu gösteriyor. Biz insanlar onun emir ve buyruklarını tam olarak yerine getirdiğimizde hayatın mana ve ehemmiyetini o tebliğlerle kavramış oluyoruz.

Bugün dünyada barış ve huzur içerisinde geçirmemiz için hiçbir sebep yokken, insanlar birbirlerine zulmediyor. Ülkeler birbirlerine savaş açıyor.  İnsanlar zulme katliama ve öldürmeye doymuyor.

Bu sorun bugünün sorunu elbette değil. Kur'an-ı Kerim'de ilk insanın yaratılışında olan bir gerçek Habil ile Kabil in hayatına dair. Çok fazla bilgi verilmese de, isimleri de zikredilmeyen Hz. Adem ile Hz. Havva'nın ilk çocukları olduğu bahsedilir. Maide Suresi’nin 27.nci ayetinden 40.ncı ayetine kadar anlatılan Kabil ile Habil kıssasında öldürmenin en büyük günahlardan biri olduğu anlatılır. Çünkü Kabil, kardeşi Habil'i öldürmüştü. Bu insanlık tarihinde işlenen ilk cinayettir.  Kabil ile Habil kıssasından çıkarılacak en önemli ders: “Günah işleyen, haksız yere bir insanı öldüren kişi, bir peygamberin çocuğu bile olsa cehenneme gidecektir. Çünkü Allah'ın huzurunda her kul eşittir. Dinimize göre de tüm Müslümanlar kardeştir. Yeryüzünde fitne çıkaranların ve haksız yere bir insanı öldürenin tüm insanlığı öldürmüş gibi olacağı Kuran-ı Kerim'de açıkça belirtilmiştir. Müslümanlar yalnızca hayatları tehlikede olduğu zaman, kendilerini savunmak için savaşır. Hayretle ve içimiz parçalanarak 45 gündür Filistin’deki soykırım ve katliamları izliyoruz. Yarabbi, bu ne biçim bir iman ve bu ne biçim bir inanmışlık? "Hasbünallah ve nimel vekil."

45 gündür üzerlerinden yağan bombalar, yıkılan binalar, öldürülen binlerce yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk, sanki ölüme doğmuş insanlar bunlar. Elhamdülillah ki şehit oldu diye avunuyoruz. Her gün TV karşısında oradaki kardeşlerimizin acılarının bitmesine, akan kanların durmasına dualar ve gözyaşlarıyla ortak oluyoruz. O vahşeti izlerken dünyada ki sahip olunun en değerli şeyin inanmışlık ruhunu izliyorum. O ruhun Allah’ın en sevgili kullarının kimler olduğuna şahit oluyorum. Sonra kendi halime bakıyorum. Aramızda ki bu farkı sorguluyorum…

Bombardımanda yıkılan evlerin molozlarının altından çıkardığı bebeğini havaya kaldıran adam; "Allah’ım bak canımı sana verdim. Artık benden razı mısın Yarab? Razıysan elhamdülillah. Benden daha çok al!" diyor. Bir kadın;  "Allah bize yeter" diyor. Küçük kız çocuğu o yara berelerine aldırmadan gülümseyerek; "Allah bizi sevdiği için imtihan ediyor" diyor. Sonra 2 ambulans görevlisi enkazdan çıkarılan yaralıları hastaneye kavuşturmak için beklerken su içip gülüyorlar. Ve; “Burada içtiğimiz son suyumuz, devamını cennette içeceğiz. Cennette görüşmek üzere" diyorlar. Yine bir çocuk dedesinin yemesi için uzattığı helvayı; "Dede ben oruçluyum, öldüğümde oruçlu ölmek istiyorum onun için oruç tutuyorum" diyor. Yine evinin enkazının üzerinde oturan bir çocuk; "Ne yaparlarsa yapsınlar burayı terk etmeyeceğiz" diyor. Yarabbi bu insanlarda nasıl bir iman, nasıl bir inanmışlık var. Bu bizlerde niye yok? Biz Filistinlilerle aynı dönemde mi yaşıyoruz ve aynı dine mi inanıyoruz?

Sonra kendime soruyorum; Benim ülkemde benim şehrimde, benim mahallemde bu zulme bir tepki koymayan, katil İsrail’i boykot etme zahmetinde bile bulunmayanlarla aynı dine mi sahibiz? Sıcak yataklarımızda, kuş sütü eksik olmayan sofralarımızda tıka basa yerken,  değil ekmek, zalim İsrail’in sularını kestiği için çamurlu su içen ama asla Allah’a isyan etmeyen o çocuklarla aynı dine mi inanıyoruz? Bombalar altında bir yandan okudukları Kur’an ayetleri ile teselli bulurken, gününü gün eden hayatla, dünya ile alakası olmayan gençlerimiz bilmem hangi mekânda yemeklerini yiyip, içeceklerini yudumlarken oradaki olanları görmezden gelenlerle aynı dini mi paylaşıyoruz? İmanın örneği, Cennetin sahipleri Filistin'de mücadele veriyor. Kalplerindeki iman, yüzlerini aydınlatıyor. Cennet ehlinin dünyadaki nasipçileri onlar. Ya biz, bizler onlarla aynı cennete mi gireceğiz?.. Cennete girmenin bedelini Filistin’de yaşayanlarda görüyoruz. O bedelin ne olduğunu Yüce yaratan bize Filistin’de gösteriyor. İmanın ve inanmışlığın ne olduğunu veya Müslümanlığın nasıl bir bedelli olduğunu Filistin kardeşlerimizin dökülen kanlarıyla, kaybettikleri mallarıyla, verdikleri canlarıyla bize nasıl bir imana sahip olduklarını ve alacakları mükâfatı gösteriyor.

Kuran'ı Kerim’i baştan sona okursanız, orada müminlerin,  münafıkların, kâfirlerin ve müşriklerin vasıflarının ayet ayet anlatıldığını müşahede edersiniz. İnanın, Filistinliler Kur’an'da ayet ayet anlatılan "mümin" vasıflarının hepsini taşıyorlar. İtiraf ediyorum ki, bizlerde Kur'an'da zikredilen münafıkların vasıflarının tamamını taşıyoruz. O gün geldiğinde halimiz nice olur bilmiyorum.

Kalın sağlıcakla...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Emirhan Hınıslıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Saat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Saat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Saat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Saat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.