Yalnızlığın Erdemi

Hep söylenegeldiği gibi insanoğlu ‘sosyal bir varlıktır’. Bu tespit elhak doğrudur, zira insan yoktan var olmamış, doğal olarak bir ana ve babadan oluşan ve çekirdek aile de denilen sosyal yapının içine doğmuştur. Kardeşler, nineler, dedeler, halalar, teyzeler, amcalar, dayılar, kuzenler derken genişledikçe genişleyen halkanın öğesi olarak büyüyen çocuk yaşamının sonraki süreçlerinde peyderpey dahil olduğu grupların parçası olmaya ölünceye kadar devam edecektir. Zaman ilerledikçe arkadaşlıklara arkadaşlıklar eklenecek, zincirin halkaları arttıkça artacak öyle ki ucu bucağı belli olmaz hale gelecektir. Mahalle, okul, askerlik, meslek, işyeri, dernek, vakıf, parti, cami, cemaat vs derken kurduğumuz arkadaşlıkların hesabını hangimiz tam olarak yapabildik yahut yapabiliriz ki?  Öte yandan yaşam boyunca çeşitlenip çoğalan rollerin bize sunduğu yahut dayattığı ilişkiler sarmalındaki durumumuz nedir? Minicik bir bebekken adımlamaya başlanılan yol boyunca neler olmuyor ki insan. Evlat, öğrenci, çalışan, sevgili, eş, baba, müdür, amir, başkan, hoca vs… vs…


Soru şu: Yaşamı boyunca binlerce kişiyle, sayısız ilişki biçimi kuran insan bu sosyal haliyle mi yoksa yalnızken mi daha mutludur ? Cevap vermesi zor bir soru bence, zira yalnızlık ürkütücü kelimedir, telaffuzu bile kimileri için pek zordur. Kimi insan yalnız kalmaktan ölesiye korkar, muhakkak etrafında birileri olsun ister, yoksa arar, bulamazsa çöküntüye düşer panikler . Bu duygu insanidir, yani insana hasdır ve doğaldır. Zira insan insanın ilacıdır. İnsan daraldığında, bunaldığında içini dökecek, dertlerini sıkıntılarını paylaşacak, bazen gözyaşlarını silip ona sarılacak yahut onunla birlikte gözyaşı dökecek bir başka insanı arar. Bu arayış salt sıkıntılı dönemlere mahsus da değildir, kederli anlarında olduğu gibi insan sevinçli zamanlarında da sevincini paylaşacakları arar. Bu insan yahut insanlar kan bağı olan aileden kimseler yahut dışarıdan birileri de olabilir. Sevgi ve muhabbet duygularıyla paylaşma dayanışma kucaklaşma insanlar arası ilişkilerde aranan bazen bulunan bazen de bulunamayan ama hep ideal olandır. Peki ya yalnızlık esasta ne menem bir şeydir?

Kanımca yalnızlık eğer kaderse katlanılması güç olan, ama eğer bilinçli tercihlerin, iradeye dayanan seçimlerin sonucu ise o kadar da korkulacak olmayandır. Hayatın akışı içinde elinde olmayan nedenlerle bir başına kalan, misalen; en yakınını yahut yakınlarını kaybeden veya sevip bel bağladıklarının ihanetine uğrayıp, vefasızlıklarına maruz kalan ve en önemlisi bunu önemseyip acısını iliklerine kadar hisseden kişi “Yalnızlar Ülkesi’nin mutsuz yurttaşıdır. Bir başka kesimde vardır ki bunların yalnızlık olgusuna dair yaklaşımları farklıdır. Şöyle ki; benlikleri zehirleyen toksik buldukları ilişkilerden artık bunalıp yaka silkmişlerdir, yalnız kalma korkusuyla bu nevi toksik ilişkileri sürdürme bedbahtlığından kurtulup benliklerini özgürleştirmiş gözü kara insanlardır bunlar. Sözünü ettiğim kişiler kendi yaralarını yine kendileri sağaltma yeteneğini geliştirmiş, özgüveni yüksek dirayetli ve kudretli bir kişilik yapısına sahiptirler. Kendilerince samimiyetsiz, çıkarcı, karanlık ruhlu ve kötü niyetli buldukları kişilerin arkadaşlığını “yere batsın sizin gibilerin arkadaşlığı ! ” diyerek bitirebilme cesaretleri ganidir. Herkesle bir anda sıkı fıkı olma kaynaşma absürtlüğünden uzaklaşıp seçici davranma ve dikkatle gözlemleme insiyaklarından ötürü toplumda ‘soğuk nevale’ hatta kibirli ve kendini beğenmiş olarak da değerlendirilip sevilmezler, hatta kendi aile fertleriyle bile çatışma içindedirler, belki de ilişkileri bile kopmuştur. Böyle kimselerin yalnızlığı yukarıda da belirttiğim üzere bilinçli tercihlerinin ve iradi seçimlerinin ürünüdür. Yazdıklarımdan bu gruptan insanları tümden olumlu değerlendirmek gereği gibi bir sonuç da çıkarılsın istemem zira bu tür insanları asosyal, bencil, nobran ve narsistik eğilimleri yüksek tipler olarak görüp hoşlanmayabilirsiniz de. Fakat en azından iki yüzlü davranmadıkları için saygıyı hak ettiklerini düşünmekteyim.

Bir de yalnızlığın bir erdem, yalnızların da erdemli insanlar sayıldığı durumlar vardır. Ahlaksızlığın, kokuşmuşluğun, kötülüğün ve zalimliğin hüküm sürdüğü bir yerde fırsatı ve imkanı varken kirli ve kara düzenin bir parçası olup nimetlerinden faydalanmayı elinin tersiyle itip eziyete, horlanmaya, yokluğa, yoksulluğa mahkum olanların yalnızlığı erdemli yalnızlıktır. Bunlar büyük şair Tevfik Fikret’in “Hak bellediğin yolda yalnız gideceksin” diye andığı müstesna insanlardır…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar KEREM SARA - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Saat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Saat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Saat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Saat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.