Hastalık Üstüne Düşünceler…

İnsanoğlunun en çok sakındığı, kaçındığı, hatta kimileyin ürpertiyle korktuğu şeylerin başında
hiç kuşkusuz hastalıklar yahut hasta olmak gelir. Misalen; filanca kişinin kansere yakalandığını duyan falanca kişi hemen vurup tıklatacak tahta arar ve çok bilinen o sözü tekrarlar “ aman! bizden ırak olsun dağlara taşlara” . Oysa bu ne boş bir temennidir, ürpererek korktuğu, adını telaffuz dahi etmekten çekindiği o meyus hastalık ondan belki de çok ırak değildir, en nihayetinde bir olasılık ve zaman meselesidir. Öte yandan hastalıklar dağlara taşlara gelmezler, hastalananlar sadece canlılar, canlılar içinde bunu idrak edip hissedenler ise münhasıran insanlardır. Hayvanlar da hastalanır, bitkiler de fakat başlarına gelenin bilincine varamazlar zira bilinç denen büyük özellik insana bahşolunmuştur. Bu bilinç sayesindedir ki insanoğlu hem kendi hem de hayvanlar ve bitkilerin dertlerine derman arar ve bulur.

Hastalıklar bir bakıma kaçınılmaz yazgıdır felsefi açıklama ile varoluşsaldır. Bedenler çürümeye, bozulmaya ve sonrasında yok olmaya mahkum organizmalardır. Hiç hastalanmayan bir insan düşünmek yahut tahayyül etmek mümkün müdür? Elbette değildir,
herkes az çok şu veya bu ölçüde, ama mutlaka sağlığı ile ilgili sorun yaşar. Zira insan taştan, demirden oluşan yapılar değil vücudunun yaklaşık 3/2’si sudan ibaret olan canlılardır, biz hepimiz tüm afrası tafrası, heybeti görkemi mikroskobik bir virüsle bir anda sönüp gidecek zayıf ,narin belki de zavallı yaratıklarız nihayetinde öyle değil mi? Peki hastalık kavramsal olarak nedir sorusunun en doyurucu cevabını yıllar önce okuduğum ve hala da zaman zaman başvurup göz gezdirdiğim bir kitapta bulmuştum. Bu kitap yazdıklarıyla yaşamımızı ışıtıp aydınlatan hocalarımızdan merhum Prof. Dr. Nermi Uygur’un ‘Yaşama Felsefesi’ isimli, deneme türünde kaleme alınmış bir eseriydi.

Kitabında hoca hastalığı şöyle tanımlıyor: “ Bedenin bedene karşı gelmesi, bedendeki bir yerin ya da bölgenin, bir deyime, kendi hak sınırlarını aşmaya kalkışmasıdır hastalık. Rastgele bir organın tüm organizmanın başına zorba kesilmeye yeltenmesidir hastalık.” Halk arasında ‘neren acıyorsa canın orasıdır’ diye bir deyim vardır ya, yukarıda alıntıladığım tanımlama da bunu anlatıyor galiba. Baş, göz, diş, diz yahut iç organlarından bir tanesi veya bir ikisi birleşip, hocanın şahane anlatımında da belirttiği üzere, vücudun hükümranlığını zorbalıkla ele geçirmeye çalışır. Bütün diğer uzuvlar anlam ve işlevini yitirmiştir sanki bir tek hastalanan organ vardır, tekleyen kalp, yetmezliğe giren böbrek, su toplayan ciğer, yara bere içindeki mide vs organizmanın tiranıdır artık, tiran tıbbın müdahalesi ile alaşağı edilmeye çalışılır ki buna tedavi diyorlar.

Yukarıda bahsettiğim eserin bilge yazarı kitabında benim çok ilgimi çeken ve sizlerle paylaşmak zorunluluğu hissettiğim bir noktaya daha değiniyor ve diyor ki : “ Hastalığı azgın bir düşman, kökü kazınması gereken bir kötülük diye tanıtıp benimseten eğitimler çarpık eğitimlerdir. Aslında eğitim; genellikle hastalığın yok edilmezliğini öğretmek; hastalığı karşılayıp iyileştirme doğrultusunda bir bilinç ve istek uyandırmak, başa geldiğinde hastalığa
saygı duymayı, uzaklaşırken de uğurlamayı öğretmekle ödevlidir.” Prof. Uygur eğitim ve hastalığa dair bu değerli olduğu kadar ilginç de olan bakış açısını okurlarına aktardıktan sonra güncel bir tabirle “ezber bozmaya” devam ediyor ve hastalığın insanları olgunlaştırıp bilgeleştirdiğini de iddia ediyor. “ Hastalıktan sert, somurtkan, kıskanç, acımasız ve aceleci çıkanlar, hastalığı büyük bir yenilgiye dönüştürmüşlerdir. Ama hastalıktan; sevinçli, yumuşak, neşeli, açık ve anlayışlı çıkmayı başarabilenler, ne denli çekmiş olurlarsa olsunlar bilgeliğe ilk adımı atmışlardır.” Son sözümüzü yine hocanın cümleleriyle söyleyip yazıyı bağlayıp,
bitirmiş olalım.
<![if !supportLineBreakNewLine]>
<![endif]>

Kaynak :
“ Yaşasın hastalık! Yeter ki gelsin geçsin, gelsin ve geçsin…”
*** (Yaşama Felsefesi, Prof. Dr. Nermi UYGUR, Ara Yayıncılık 1989,Hastalık Bahsi,Sayfa 48-58)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar KEREM SARA - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Saat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Saat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Saat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Saat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.