GARİP VE ARKADAŞI

Çok eski tarihte iki arkadaş yaşıyormuş, birbiriyle samimi dostlarmış. Her gün görüşüyorlarmış. Aralarındaki muhabbet çok güzelmiş. Aradan bir gün geçse garip hemen merak eder, arkadaşının kapısını çalarmış. Arkadaşı da aynı şekilde bir süre sonra hemen evinin kapısını çalarmış. Garip adamın kimsesi yokmuş bu hayatta, tek başına yaşıyormuş. Ana baba hepsi dünyasını değiştirmiştir. Geride kalan sadece tek başına yaşayan bir kişi. Yalnızlığından dolayı herkes ona garip diye hitap edermiş, tek sevdiği, samimi olduğu bir arkadaşı varmış. Başka kimseyle görüşmezmiş. İki arkadaş çalışıp maişetini, geçimini sağlarmış. Bir gün arkadaşı ile anlaşıp çarşıya gidelim demişler kendilerine güzel kıyafetler almışlar. Gariple arkadaşı devamlı aynı kıyafetleri giyerlermiş. Herkes onları ikiz kardeş zannediyormuş. Çok mutlu olmuşlar yeni kıyafetlerini giymişler şöyle bir dolaşmışlar, etrafa bakmışlar acaba birileri bizi izliyor mu diye. Arkadaşı garip yemek yemeden gitmeyelim demiş. Anlaşıp yürümeye başlamışlar.’’ nereye oturalım acaba?’’ diye sormuş garip. Arkadaşı da ‘’Tophaneye çıkalım,  hem manzarasını seyrederiz oradan da Bursa’nın meşhur kebabını yemeden gitmeyiz diye düşünmüşler. Güzelce yemeklerini yiyerek sohbet etmişler. Garip arkadaşına ‘’bir gün de İstanbul’u görmek isterim, çok merak ediyorum’’ demiş. İnşallah bir gün nasip olursa gideriz diye konuşmuşlar. Garip demiş ben ölmeden önce gitmek isterim, arkadaşı izine ayrılınca gidelim hem havalar ısınır diye düşünmüş. ‘’Ne yapalım garip ancak geçiniyoruz, İstanbul’a gitmemiz için para biriktirmemiz gerekir, bu son gelişimiz buraya bir daha gelemeyiz ‘’ diye aralarında konuşmuşlar, İkisi de İstanbul’u merak etmişler.

        Yemek faslı bitmiş çay gelmiş. ‘’Çayı da içelim kalkalım’’. Garip tamam demiş, paramız çok az kaldı daha fazla oturmayalım, hemen kalkalım. Arkadaşı dönmüş, ‘’baksana komşumuz Halil amca geliyor yanımıza, davet edelim’’. Garip ve arkadaşı çok saygılı insanlarmış, bu konuda kusur etmezlermiş. Halil Efendi Bursa’nın sayılı hocalarından birisiymiş. Tekkede öğrencilerine ders veriyormuş. Her ne kadar davet ettiyseler Halil Efendi oturmak istememiştir, tekkede evlatlarım beni bekler deyip gitmek istediğini ifade etmiştir. Garip; ’’Halil amca ben İstanbul’u görmek istiyorum, dua ediver de arkadaşımla birlikte gidelim’’ dedi. Halil Efendi gülümsedi ‘’Desene dağdan indim şehre, şaşırdım birdenbire’’ deyiverdi. Tebessüm edip ayrıldı. Garip ve arkadaşı pek bir şey anlamadılar baka kaldılar. Vedalaşıp ayrıldılar. Yürüdüler, sohbet ederek acaba Halil Efendi ne demek istedi diye düşündüler. Aşağı mahalleye indiler, evlerine ayrıldılar artık vakit geç olmuştu.

       Gece olmuş istirahat zamanı gelmişti ne de olsa sabah işe gitmeleri gerekirdi. Aradan aylar geçmişti garip ve arkadaşı para biriktirmeye devam ettiler. Nihayet bahar gelmiş, iki arkadaş izne ayrılmıştı. Hazırlıklarını tamamladılar bavullarını hazırladılar, yolculuğa çıkmak üzere evlerinden ayrıldılar. Garip çok heyecanlıydı rüyalarında gördüğü İstanbul’u gerçekten görecekti. Yola koyuldular, ikisi de çok mutlu bir şekilde İstanbul’a gittiler.

 

        Vakit akşam olmuş. Gidip bir otele yerleşelim diye seslendi arkadaşı, garip hayran hayran etrafı inceliyordu ‘’Bir şey mi dedin’’. Evet bir yer bulmamız gerekir. Garip ‘’burada yatalım parkta’’ Öyle şey olur mu? Polisler bizi bırakmaz’’ der arkadaşı. Bir otele yerleşirler. Bu akşam dinlenelim yarın İstanbul’u gezeriz diye anlaşmışlar. Sabah olduğunda otelin kapısı çaldı gelen hizmetli idi ‘’buyrun efendim kahvaltınız hazır’’. Garip çok mutlu oldu böyle güzel bir yerde kahvaltı etmek hayalinden dahi geçmemişti. Arkadaşı bir an önce çıkmamız gerekir dedi ve kahvaltıyı yaptılar hemen çıktılar. Nereye gideceklerini konuşuyorlardı, aslında bilmediğimiz yer burası, nasıl olsa gezerek gideceğiz. ’’Ben Beyoğlu’nu merak ediyorum, oraya gidelim’’ demiş garip. Oturup bir şeyler yemişler, oradan kalkıp başka yere yürümeye başlamışlar. İstanbul’un önemli semtlerini gezip görmüşler.

       Garip her gittikleri yerde bir şeyler yiyelim demiş, yemişler içmişler. Aradan üç gün geçmiş merak ettikleri her yeri gezmişler. Öyle yorulmuşlar ki kendilerinden geçmişler. Artık geri dönelim demişler, kalacak yerimiz yok. Bütün paraları bitmiş, bir kuruş dahi kalmamış. Şimdi ne yapacağız? Çaresiz kalmışlar ve yürüyerek Bursa’ya dönmeye karar vermişler. Uzun bir yolculuktan sonra Bursa’ya varmışlar. İkisi de çok yorulmuş Halil efendinin sözünü hatırlamışlar, şimdi anladık ne demek istediğini ‘’dağdan indim şehre, şaşırdım birdenbire’’ demesi çok manidar değil mi? Garip ‘’ ancak yaşayarak anladık, haklıymış ihtiyar’’ diyerek aralarında konuşmuşlar. Neyse aldık dersimizi demişler bir daha gitmeyiz demiş Garip. Yine de yaşadıkları bu tecrübe onlar keyifli ve güzel birer anı olarak kalmış, beraber hatırladıkça hatıralı yad etmişler. Aradan birkaç ay geçmiştir ve garip vefat etmiştir. Arkadaşı çok üzülmüş. Beraber yaşadıkları, İstanbul anılarını yad edip, ağlamış durmuş... Yıllar sonra o da vefat etmiş. Allah ikisini de rahmet eylesin.

Selam ve dua ile...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Leyla Yaman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Saat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Saat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Saat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Saat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

İmdat Gürel - Gariplerin dünyası değil bu yazdığımız alem?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Şubat 11:51