AHLAKSIZ BİR TOPLUMA İTİRAZIM VAR

Defalarca kaleme aldım siyasi ahlak çökerse toplumda ahlak kalmaz.
Ahlaksızlaşan bir toplumda ise adalet, hukuk, ticaret dışında komşu ilişkilerinde önemli rol oynayan mahalle hukuku ile adlandırılan sokak kültürünün inanılmaz bir şekilde hızla yozlaştığı Türk örf, adet  ve ahlaki kurallarının nesilden nesile genetik kodlarla aktarılmasının bozulması sokak kültürünün eseri olarak ortaya çıkar.

Bunu artık siyasilerin önemsemeye başladığının görülmesinin ipucunu MHP İstanbul milletvekili iken Arzu Erdem ilk defa meclise verdiği "Adabı muaşeret" dersinin acil ihtiyaç olduğu önergesi ile göstermiştir. Daha sonraları meclise millete vekil olmaları için gönderdiğimiz birkaç vekil ve siyasi parti liderinin de konuya hassasiyet göstererek bu dersin Milli eğitim müfredatına girmesi sağlanmış olsa da iş işten çoktan geçmiş bu derslerin mahiyetinin ne olacağını bilmeyen öğretmenler bu konuda eğitilmek için çeşitli seminerlerle aydınlatılmaya çalışılırken aynı değişimi göstermiş olan öğretmenlerimizin bu konuda eğitilmesinin en az öğrenciler kadar zor olduğu kendisini göstermiştir. Binlerce yıllık bir devletin köklerinden geldiğimiz siyasilerimiz tarafından sıklıkla ballandıra ballandıra anlatılırken deneyimli devlet anlayışımızı yürütmenin sürekli istasyon değiştirerek durduğu duraklarda kültürümüz ve devlet geleneğimizin değişiminde önemli rol oynamıştır. "Benim memurum işini bilir, Anayasayı bir defa delmekle bir şey olmaz," gibi ifadeler ile siyaset kökü derinlerde olan devletimizin her filiz verişinde başka aşılarla istikamet değişikliğini sağladığı için "Devletin malı deniz yemeyen keriz" ifadelerinin kullanılması sağlanmıştır. 

 

Eğitim müfredatına dönecek olursak ülkemizin bekası ve gelecek nesillerimizin daha iyi ve müreffeh bir ülkede yaşaması için teşvik edilerek moral ve motivasyon verilip olumsuzlukları yenecek olan siz gençlersiniz denmesi yerine akademisyen dediğimiz öğretim görevlilerimizin öğrencileri daha da karamsarlaştırarak "Bu ülkede gelecek bulamazsınız, Paçayı kurtarmak için yurt dışına kapak atın" sözlerinin aldığını bilmeyenimiz yoktur. Dün genç kızlarımızı ikna odalarında yüksek okullara girebilmesi için başını açması için zorlayan akademik kadrolar bugün adeta sutyenle okula gelen gençlerimize ses çıkarmayıp bunun özgürlük olduğunu savunmaları akla zarar bir uygulama olarak karşımıza çıkarken dersini geçmek için öğretmeni ile ilişkiye giren örneklerin çoğalması bir tesadüf sayılabilir mi? Kadınlara özgürlük adına üniversitelerde yapılan forumlar ile erkekten dönme kadınlara, eşcinsellere destek veren gençlerimiz yürüyüş ve gösteri ile bu tutumlarını sürdürmeleri masumane özgürlük istemek diye düşünülür mü? 

 

Taksim istiklal caddesinde toplanan binlerce kadının "Bizler Orospuyuz Kürt sorunu vardır" sloganı atarken ülkemizde ilgili kurumların Kürt sorunu ile Orospuluğun ne alakası var diyebildiler mi? Cinsel tercihe sahip olan bireyler için hiç bir problemin olmadığı ülkemizde en küçük toplum olan ailemiz içine sokulan medeni denen hukuk ile kadının beyanı esastır ibaresi ile karakola "eşim beni tehdit etti" ifadesine anında uzaklaştırma verilmesi sevgi ve saygıyı artırmadığı gibi kadın cinayetlerinin artmasını sağladığı hala anlaşılamadı.

Bir Babanın genç kızının kılık kıyafetine karışarak "kızım bu kıyafetle sokağa çıkılır mı" sorusu ile "Babam beni taciz ediyor" diye soluğu karakolda alıp babasını evden uzaklaştırıp cezalandıran kaç baba var hiç araştırıldı mı? Cadde ve sokaklarımızda özgürlüğü soyunmak olarak anlayan geleceğimiz olan genç kızlarımızı getirdiğimiz bu hali büyük bir devlet olarak sorgulayıp nedenlerini araştırdık mı? Ankara denen başkentimizde üniversite kapılarında hatta Kocatepe Camii avlusunda her gün görmeye alıştığımız " Ben Aysun, Ben Neşe gibi" telefon numaraları yazılı kalp işaretli kartvizitlerin artık Ankara Cadde ve sokaklarının neredeyse her köşesinde var olduğunu görmemek bu çocuk denecek yaştaki geleceğimiz çocuklarımızın vücutlarını pazarlamasına sessiz kalmak nasıl bir anlayıştır. Tüm bu olumsuzluklar dışında hükümeti ekranda sunduğu programda mimikleriyle eleştirdi diye (RTÜK) tarafından ceza alan bayan gazeteci örneğini yaşarken sabah program kuşaklarında "Ben seni boynuzladım, en az yüz erkekle ilişkiye girdim yakamdan düş" diyen kadın için evli ve eşi olduğu ileri sürülen erkeğin eş olarak "Yine de kabulümsün çünkü çocuğumun annesisin gel tekrar birleşelim" ifadesinin geçtiği benzeri neredeyse her TV ekranlarında yayınlanan bu programlara neden hiç ceza kesilmez?

 

 Toplu taşıma araçlarında cımbızla kaşlarını alan, makyaj tazeleyen akranı erkek arkadaşına "Lan (AMK) çocuğu diye bir erkek gibi sinkaf eden çocuklarımızı görmek için kafamızı kumdan çıkarıp ya nasıl yaşadıklarını görmeliyiz , Ya da bu ortamı görenlerin "zamane gençliği" diyerek geçiştirmelerine devlet olarak tebessüm mü etmeliyiz? Sahiden siz okuyucularıma soruyorum (Z) kuşağı olarak adlandırdığımız bu geleceğimiz gençlerimizi özgürlük adına yaptıkları bu yaşantıya ses çıkarmayıp bir gün mutlaka aslına rücu ederler diye beklemeli miyiz? Özellikle son dönemlerde boşanmaların gittikçe artarak yaşandığı ülkemizde evliliklerin ikinci evlilikler olarak tekrarlanıp çocuk yapma konusunda da büyük tereddütler yaşayan çiftlerin ekonomik gerekçeler nedeniyle çocuk yapmadıklarının söylenmesi kaygı verici bir hal alırken ilgililerin sadece istatistiklerle genç nüfusun azalma eğiliminde olduğunu duyurmaları bu konunun çözümü için yeterli midir? Büyük mega kentlerde bir veya iki çocuklu ailelerimizin çocuklarını ülkeyi sığınmacı cennetine dönüştürdüğümüz bir atmosferde yabancı uyruklu çocukların bizim çocuklarımıza akran zorbalığı karşısında anında kenetlenerek oluşturdukları iletişim gruplarından toplanıp saldırıya geçmelerinin ailelerimizde bıraktığı etki karşısında yaşadığı çaresizliği anlatamamanın bir rolü var mıdır?

 

Devletimizin bekası denince bekayı sağlayacak kurum ve kuruluşların güçlendirilerek çağa ayak uydurması sağlanmayıp her kurumun bir başka kuruma hükmetmesi gündeme gelmiştir. Bu tutumların son dönemlerde ayyuka çıkması ise Dünyanın en büyük adalet sarayı olarak bilinen İstanbul-Kartal adliye sarayının her konuda yetkilisi olan Cumhuriyet Başsavcısının Yargıtay başkanlığına "Başında bulunduğum adalet sarayında Hakim ve Savcılarımızın başta uyuşturucu olmak üzere, Mafya, Fetö terör örgütü, cinayet dosyaları bir fiyat listesi oluşturularak ücreti mukabilinde adaletin satıldığı" şeklindeki ihbar dilekçesine yayın yasağı getirilmiş ülkemizde devletin birliği ve bütünlüğünü sağlaması için seçtiğimiz siyasilerimizden tek bir cılız ses dahi çıkmamıştır. Yargıtay'ın Anayasa mahkemesinin verdiği kararı tanımayıp verdikleri hukuk savaşı karşısında hiçbir kurum sizler bu ülkede ne yapmaya çalışıyorsunuz? diyememesi ilginç bir durumdur.

 

Türk ceza hukuku üzerinde öylesine ilginç maddeler eklenerek yamalı bir bohçaya dönüşmüştür ki bir dava dosyası için bir hakim berat verirken aynı içerikli dosya için bir başka hakim yıllarca ceza yatıracak şekilde yorumlamaktadır. Bu durum daha da ileri gidilerek aynı hakimin aynı türdeki dosyaya bir gün önce bir ay ceza verirken bir gün sonra beş yıl ceza verdiği örneklerin çoğalması hukukta güveni sonuna kadar sarsmıştır. Bu durumu İstanbul Bakırköy Adalet sarayının çıkardığı dergide hakim ve savcıların başından geçenleri anlattıkları hikayelerde çok daha vahim bir durumda olduğunu adeta itiraf ettiklerini gösteren makaleler okunduğunda ülkemizde adaletsizliğin had safhada olduğu görülmektedir. Adalete olan güvenin sarsıldığı bu örnekler ticari ahlakın ne durumda olduğunu sorgulamamızı akla getiriyor. Ticarette verilecek örneklere geçmeden önce ülkemizde adeta çocuk denecek yaştaki gençlerimizin uyuşturucu batağına saplanmalarının örneklerini verecek olursak neredeyse gençlerimizin %80 kısmını oluşturanların uyuşturucudan yattığı gerçeği istatistiklerle mevcutken sorulduğunda ise yanıt olarak bir paket sigara 50 TL’yi geçtiği için tütüne döndüklerini 1 şişe biranın 80-90 liradan satılması nedeniyle sigara içerisine çok düşük fiyatlara temin ettikleri farklı uyuşturucuları sigara tütünüyle içmeleri ile rahatladıkları gerçeği gençlerin bataklığa nasıl düştüğünün bir basit örneğini oluşturuyor. Alkol ücretini karşılayacak durumda olmadığı için kendi imkanları ile yaptığı alkol ve benzeri uyuşturucuları kullanırken vücutlarına verdikleri zararlı maddelerin sonucunu zamanla ana haber bültenlerinde ölümlerle sonuçlandığını duyuyoruz. Sigaranın fahiş fiyatlarla satılması sonucu her köşe başında bir tütüncünün açılması dışında her mahallede hatta artık tekel büfelerinde dahi sahte alkolün satılmasının nedenini hangi devlet kurumu araştırmaktadır?

 

Ticari ahlakın artık neredeyse bittiğini ifade etsek yanlış bir tespit etmiş olmayız. Adı Türk Telekom olan GSM operatörünün uyduruk sadece 50.krş için müşterisinin telefonunu iletişime keserek 49 TL açma kapama alması ayrıca müşterinin 50. Krş. olan faturayı 2,5 Lira ödeyerek 100 kat fazla para tahsil etmesi uygulamasını dünyanın hangi ülkesinde örneğini görebiliriz. Bu işlem için istisna denip geçilebilir mi diye düşünerek geçiştirmeyip araştırdığımda aynı operatörün o ay içerisinde binlerce müşterisine bunu yaptığını öğrenmek ülkemizde devlet denetiminde olan bir kurumsal şirketin yaptığı ticari ahlaksızlığı net olarak ortaya çıkması geldiğimiz durumun vahametini ortaya koyarken İnternette gezindiğinde Ankara adalet sarayına tek tırnaklı etten üretilen yemeklerin altı ay süre ile verildiğini görmek ticari ahlaksızlıktaki cesareti de gözler önüne sermektedir. Neredeyse her gün duyduğumuz At, Eşek ve domuz etinin yakalanarak imha edildiği ülkemizde Baklavaya bezelye, kırmızı bibere ağır olması için tuğla tozu ilave edilmesi ticari ahlakın ne kadar yozlaştığını gözler önüne seriyor. Bir market ile bir diğer marketin fiyat listesinin bir birine uymadığını gördüğümüz ülkemizde rekabet diye geçiştirip dururken aynı firmanın ürettiği aynı litre derinliğindeki bir çöp kovasını aynı cadde üzerinde aynı AVM içerisinde iki farklı mağazada biri 100 Liradan satarken diğeri 200 lira etiket koymasının adına ne demeliyiz?

 

Gelişmiş ülkelerin emeklilerinin ülke ülke gezdiği dünyada bizdeki emeklilerin market market dolaşarak hangisi daha ucuza neyi satıyor arayışı kabul edilebilir mi?

Devletimizin büyük devletler arasına girmesi için yetiştirdiğimiz kadroların liyakatini aldıkları diplomalarla değerlendirerek görev verdiğimiz bireylerin görevlerini hakkıyla yaptıklarını düşünüp kontrolden uzak kalmamız sonucu yaşanan olumsuzlukları neden hep görmezden gelmekteyiz. Bakanlık girişlerinde görev yapan polislerimizin bir yetkili ile görüşmeye gelen vatandaşlardan aldıkları kimliklerle yaptıkları sorgulamada bir mahkemeye şahit olarak gitmediği için yakalaması çıkarılan vatandaşın adeta sokakta aranıp taranarak bulunmuş gibi en az üç personelin tutanak tutarak yakalamış olduğunu gösterir belgenin bu üç ismi tutanakta geçenlerin görevlerini iyi yaptığının göstergesi olur mu? Yoksa bir ekip gibi görülmesi sağlanarak arama tarama yaparken bir suçluyu yakalamış gibi kişi başına aldıkları bir ücret için mi yapılmaktadır? Kolluk kuvvetleri Müdür ve amirlerinin mahiyetindeki çalışanlarına ellerindeki küçük el tabletleri ile kimlik kontrolü için sokağa gönderdiklerinde durumu şüpheli insanları (GBT) genel bilgi toplamasına bakınız mı deniyor, yoksa bir kota verilerek kolluk kuvvetlerinin kotayı doldurması için önüne gelene "Gel buraya (GBT) yapacağım" diye yaşlı, genç, kadın, kız, çocuk, demeden bir devlet memuru tavrı dışına çıkarak uygulama yapmak mı isteniyor. Ankara Keçiören denetimli serbestlik bürosu giriş kapısı önünde kontrole gelen suçlu bilinen kişileri polisin (GBT) Sorgulaması yapması kota doldurmak için midir? Yoksa bu uygulamayı yapan polislerin çok sorgulama yaparak çalıştıklarını amirlerine göstermek için midir bunun yanıtını siz düşünün.

 

Biz bu bin yıllık geleneği olan devletimizde padişahların dahi tebdili kıyafet ile başta kurum ve kuruluşlar olmak üzere halkın arasında toplumun durumunu takip ederken geldiğimiz bu teknolojinin adeta her vatandaşı göz hapsinde tuttuğu ortamda göreve yolladığımız üç beş memurun vatandaşa nasıl hitap edip nasıl muhatap olduğunu görmek için maun masadan kalçalarını kaldırmayan görevli amir ve müdürlerin tebdili kıyafet gezip "Milleti yaşat ki devlet yaşasın" kültürü ile yaşamış bir devlet geleneğinin bir milleti olarak milleti düşünen bu milletin çocukları olduklarını devlet memuru olunca unutan liyakatsiz bireylerin kontrol edilmesini ve liyakatli amir ve yetkililerin devlet yetkilisi olarak görmeyi istemek hakkımızdır diyorum.

Bu milletin bir ferdi olarak ahlaksızlaşma yönünde hızla ilerleyen kamu kurum ve kuruluşlar başta olmak üzere tüm özel ve tüzel kişilere "AHLAKSIZ BİR TOPLUMA İTİRAZIM VAR" diyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Erdem Karabulut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Saat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Saat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Saat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Saat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Gülay Akşen - Muhteşem bir tespit. Maalesef önce eğitirim sisteminizi çökerttiler ki ahlak çöksün.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 05 Mart 14:07