KİM YAZAR?

Eğer bir hikaye yazmam gerekiyorsa seni yazmak mecburiyetindeyim. Zorunlu bir mecburiyet değil bu, gönüllü bir mecburiyet. Şairin “Ben sana mecburum.” dediği cinsten bir mecburiyet. Çünkü sen yazdığım, yazacağım her hikayenin başkahramanısın. Mekan, zaman, olay değişebilir ama sen hep varsın. Önce, hikayemde seni yazıyorum, sonra diğerleri çorap söküğü gibi geliyor. Hem öyle sökük gibi de gözükmüyor, her şey senle yepyeni, taptaze oluyor. Hikayemdeki mekanına bakalım beraber; bir sandalyeye kurulmuşsun, denize bakıyorsun. Deniz biraz durgun, zannımca ruh halin ona da aksetmiş. Rüzgar, gri şalını uçuruyor, gözlerini kırpmana sebep oluyor. Zaten küçücük olan o gözler iyice kısılıyor, sönüyor hatta yok oluyor. Alnındaki çizgiler derinleşmiş artık kremlerle, serumlarla düzelemeyecek hale gelmiş ama yine de bir yaşanmışlık bir güzellik yüzüne katıyor. Zihnini okuyamıyorum zira bu hikaye ilahi bakış açısıyla yazılmıyor. Ben hem hikayemde hem de hayatında sadece gözlemciyim, burada bile asla hakim olamıyorum. Onun için zihninde var mıyım, bir zamanlar var mıydım ya da var olacak mıyım hiç bilmiyorum. Güya yazarım(!) Zaman altı suları, güneş batmak üzere. Sen bu seferde denizden bakışlarını güneşe doğru çeviriyorsun. Olay desen sen otuyorsun, daha ne olsun.

           Eğer kurguyla bir hikaye yazmam gerekiyorsa yine seni yazmak mecburiyetindeyim. Biliyorsun gönüllü bir mecburiyet bu. Sen de tüm okurlar gibi geç artık başka insanlar da var diyorsundur ama bilmiyorsun senden geçemediğimi. O zaman bir sandalye daha olurdu yanında, ben de kurulurdum yanına. Sen denizi seyrederken ben de denizi seyreden seni seyrederdim. Gri şalın uçuşmasın diye tutar, rüzgar küçücük gözlerini kırpmasın diye kendimi rüzgara feda ederdim. Alnındaki çizgiler belki yine olurdu ama dudağının kenarında da çizgiler yerini alırdı. Belki yine zihnini okuyamazdım lakin kalbini bilirdim, içinde bir yerlerde olduğumu bilirdim. Güneş batarken sen bakışlarını oraya çevirirken benim yönüm hiç değişmezdi.

            Ama illaki gerçek bir hikayeden uyarlama istiyorsan, hikayemde ben yanında hiç olmadım. Sen sandalyende otururken ben başka bir sandalyede gönül rahatlığıyla oturamadım. Sen denizi seyrederken ben kim bilir neyi izlerken gözlerimi israf ettim. Sen rüzgarla savaşmayıp kendini bırakırken ben sensizlikle savaşıp hep yenildim. Senin çizgilerin benim hayal kırıklıklarım… Sen güneşin batışına koca denizi feda ederken ben senin yoluna tüm ömrümü feda ettim. Feda ettim de fayda görmedim, hala seni yazıyorum ve hala yalnız oturuyorsun sen o sandalyede. Bir yazar olarak başkahramanıma itaat ediyor ve o ne yaşıyorsa onu yazıyorum. İşte olay da bu; o yaşıyor ben yazıyorum.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar DERYA UÇAR GÖKTAŞ - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Saat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Saat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Saat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Saat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Ercan Bey - Sizi tebrik ediyorum çok güzel yorulmamışsınız .

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 13 Mart 17:19