Liyakat: Dillere pelesenk, işleyişe köstek…

Gündemin, deyim yerindeyse ‘ışık hızıyla’ değiştiği güzide memleketimizde, özellikle de bu son yıllarda, tartışılıp durulan konuların başında “Liyakat” meselesinin olduğunu gözlemlemekteyim. Ülke gündemine aniden bomba misali düşen “flash gelişmeler” hakkında edilmedik laf bırakılmayıp, iktidar yahut muhalefet yanlısı, kimisinin eli çubuklu hemen her konuya vakıf “allem-i cihan” (ki bu büyüklerimizi nasipse bir başka yazının ana konusu yapacağım) yorumcularınca grafik, tablo bazen de haritalar desteğiyle halkı aydınlatma ritüelleri nihayet bulduktan sonra rutin tartışmalara ancak dönülebilmektedir. Pek tabi ki siyasi arenada cereyan eden bu tartışmalarda muhalefet, uzun yıllardır ülkeyi yöneten siyasi zihniyet ve kadroyu kamu yönetiminde liyakata uygun davranmayıp, partizanca atamalar yapmakla suçlayıp kıyasıya eleştirmektedir. Bu eleştirilerdeki haklılık payının ölçüsünü siz değerli okurların değerlendirmesine havale edip, liyakat kavramını karınca kararınca ama kendimce yorumlayıp irdelemek istiyorum.


Liyakat herhangi bir göreve o görevi hakkıyla yapabilmeye bilgisi, becerisi, tecrübesi yeterli olanların gelebilmesi halini ifade eder. Liyakat görevle, görevi üstlenecek kişi arasındaki nitelik dengesini vurgular ve esasında bir zorunluluğu tanımlar. Hele de
teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren sahalarda liyakatı gözetmek kaçınılmazdır. Misalen: Bir inşaat şirketinin başına mühendis yahut mimarı değil de bir edebiyat öğretmenini getirmeye kalkarsanız organizasyonel başarısızlığı daha en başta garanti ettiğiniz gibi telafisi mümkün olmayacak zararlara düçar olmakla birlikte sonu felaketlerle bitecek bir sürecin de yolunu açmış olursunuz. Nitekim yeryüzünde kurulu bütün organizasyonlar tanımı ve amacı belirlenmiş görevlerle, bu görevlere uygun personelin buluşmasını çalışır, bu buluşmayı etkili ve doğru bir biçimde sağladığı ölçüde de başarılı olur ve varlıklarını sürdürürler aksi takdirde yok olur giderler. Giriş bölümünde de belirttiğim üzere liyakat tartışmaları bilhassa kamu görev ve görevlileri üzerinde yapılmaktadır, yoksa özel sektör kuruluşları işlerinin gerektirdiği liyakat ölçü ve esaslarına azami ölçüde zaten uyarlar. Patron milletinin işine yaramayacak, üstlendiği görevi layık-ı veçhile yapamayacak adamı değil yönetici yapmak, şirketinde ofisboy olarak bile istihdam etmeyeceği aklı başında herkesçe malum bir konudur. Kopan fırtınanın sebebi; özellikle önemli devlet görevlerine yapılan üst düzey atamalar ve genel kamu personeli alımındaki kriterlerin geniş toplum kesimlerince doğru ve hakkaniyetli bulunmayışından kaynaklanmaktadır. Derin ve köklü bir devlet geleneğine sahip olan toplumumuz kamu yöneticilerine saygı duyar ve onların makamlarına layık donanımda olmalarını ve makamlarının vakarına yaraşır şekilde dirayet,isabet ve adaletle davranmalarını ister ve bekler. Zira yüzyılların toplumsal bilinçaltına nakşettiği gerçek budur. Osmanlı Devleti döneminde
asker ve sivil bürokrasiye nitelikli adam yetiştiren Enderun sistemini şiddetli çalkantı ve sallantılara rağmen devletin uzun süre ayakta kalmasını sağlayan unsurlardan biridir diye yazar tarihler. Kuşkusuz çoğunlukla ‘Devşirmeler arasından seçilip Enderun’da titiz ve sıkı bir tedrisattan geçirildikten sonra devletin etkili ve yetkili makamlarına getirilen kimselerin sadakat duyduğu yegane merci devletin sahibi olan padişahtı. Böyle olması da doğaldı zira hizmet ettikleri devasa organizasyonun ismi ‘Devlet-i Ali Osmani’ idi. İmparatorluk tarih sahnesinden çekilip yerini Cumhuriyet aldıktan sonra milletin asli unsurları devlet kademelerinde yer alabilme imkanını çok büyük oranlarda bulabildiler zira Cumhuriyet’in temel iddia ve nitelikleri arasında halkçılık yani eşitlik ve milliyetçilik fikri mevcuttu.

Tek parti döneminde temel ölçütün cumhuriyet’e sadakat olduğu yılların ardından başlayan çok partili siyasal yaşam ve gerçekleşen iktidar değişikliği kanımca liyakat tartışmalarının yavaş yavaş tutuşmasına yol açtı. Seçimlerle yenilenen ve gelip geçici olan siyasi iktidar ve kalıcı olan devlet işleyiş, adap ve hassasiyetleri çelişkisi, daha açık tanımlamasıyla seçilmiş-atanmış çelişkisi, üzerine çok şey söylendi ve hala da söylenmektedir, bu derin meseleyi tüm boyutlarıyla ele almak bu yazının fiziki kapasitesini çok aşacağından bu kadarla yetinmenin isabetli olacağını düşünmekteyim.

Kuşkusuz siyasi iktidarlar kendi dünya görüşlerine yakın yöneticilerle çalışmak isterler bu istek bir noktaya kadar anlaşılıp, saygıyla karşılanabilecek niteliktedir. Fakat kamu kurumlarının tapusu seçimlerle değişmez, seçimi kaybeden partiden alınıp kazanana tevdi edilmez. Hep söylene geldiği gibi devletin sahibi millettir ve milleti oluşturan farklı sosyo-kültürel katmanlardaki vatandaşların eğitim, yetenek, tecrübe ve becerileri nispetinde devlet kademelerinde yer almaya hakkı vardır. Devlet düzenine yönelik düşmanca eylem ve tertiplerin içinde yer almadığı devletin ilgili güvenlik ve istihbarat birimlerince teyit edilen herkes kamu görevlerinin doğal adayı sayılmalıdır. Bir yurttaş sırf taraftarı olduğu dünya görüşü veya mensubu olduğu sosyal yapılardan ötürü hak sahibi olamayacağı gibi anasının ak sütü kadar helal sayılan doğal haklarından mahrum da edilemez. Bulunduğu makama ehliyeti ve liyakatı olduğu için gelen kamu yöneticisi üstüne bir de sorumlulukla hareket edip, haysiyetli ve hakkaniyetli duruş sergiliyorsa başa beladır aslında. Ayrımsız bütün siyasi partiler böyle nitelikteki kişilerden hazzetmez, hemen geçimsiz ve huysuz yaftasını vurup defterini dürmeye çalışırlar. Zira onlara “derhal, emredersiniz efendimci” kullanışlı aparatlar, vur deyince öldüren tetikçiler, her türlü etik dışı hatta kanunsuz işi yaptırabilecekleri makam mevki sevdalısı kariyeristler daha çok lazımdır.

Yazının başlığında da vurgulamaya çalıştığım üzere liyakat kelimesi önceleri dillere pek bir pelesenk edilir ama eğer liyakat ölçütü fincancı katırlarını ürkütüp, işleyişe köstek olacaksa derhal unutulur ve bu kelime bir daha telaffuz dahi edilmez. Neylersin yalan dünyanın reel politiği böyledir ve maalesef ki dünya adaletin hüküm
sürdüğü iyi bir yer hiç değildir…

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar KEREM SARA - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Saat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Saat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Saat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Saat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.