Şahit Miyiz?

İnsanı diğer mahkuklardan ayıran haller var. Fark edebilmek, idrak edebilmek, şahitlik etmek gibi. Bunlar insanı insan mertebesine çıkaran durumlar. Bu şahitlik insanın öteki ile bağını kurmasını sağlıyor. Bir diğer canlıyla, eşyayla, insanla ve Allah ile olan bağın kuvveti nispetinde mertebesi artıyor. Peki bu şahitlik nasıl oluyor? İnsan baktığı her şeyi görebiliyor mu? Fark edebiliyor mu?  

Biz fark edemediklerimize bakacağız bugün. Bu farkındalığı fark ettirmeyen durumlara bir kelime üzerinden değineceğiz. Nankör... Nankör; Farsçadan dilimize girmiş bir kelime. Nan; ekmek, nimet demek. Kör ise görmeyen. Nankör; gördüğü iyiliği unutan, nimeti inkâr eden. Nimetin şükrünü eda etmeyen, gafil manasında lügatımızda yer edinmiş. 

Peki nankör olmamak için ne gerekir? Gördüğü iyiliği iyilik olarak zihne kodlamak, nimeti idrak ederek nimet olarak görmek, bu şahitlik ile de şükür etmek gerekir. Görmemiz gerekenler ise merkezden muhite doğru genişçe bir alanı kapsamaktadır. Bu çerçevede insan dünyaya gönderilmiş iken ben görmedim ki derse... inkâr ederse... yanlış tanımlamalarla olması gerektiği gibi fark edemezse nankör oluyor.  

Cenab-ı Hak Hâdis-i Kûdsi'de “Ben bir hazine idim, bilinmek istedim. Mahlukatı yarattım.” buyuruyor. Kendi Zatını kendi gördüğü ve bildiği gibi, başkalarının da görmesini ve bilmesini istedi. Böylece insanın asıl gayesi Allah’ın kainata yaydığı bu nimetleri görerek Zat’ına ulaşmak olmalı. 

Yolculuk başladı. İnsan önce dar bir dünyada “ailede” gözlerini açıyor. İlk muhatapları anne ve babası. Hiç bir şeyin farkında değilken ona fark ettirenler var. Onlar Allah’ın yeryüzünde tecessüm etmiş halleri. Her anda koruyucusu, kollayıcısı, gözetenleri, rızkına birinci vesilesi. Peki İnsan anne ve baba gibi bir nimete kör ise. Beni dünyaya getirdiyseler mecburlar tabi. Her şeyimi yapmak zorundalar. En ufak bir olumsuz durumda o zaman beni doğurmayacaklardı diyecek bir gaflete ererse... 

Allah’ın ona uzanan en büyük rahmet elini görmedi. Şahidim demedi. Aynı muameleyi yakın çevresine, eş, dost, konu komşuya da yaptı. Ama onlar anne ve baba gibi susarak, idare ederek, tolere ederek değil; alttan almayarak, tenkit ederek karşılık verdi. Sonra insan uğradığı her yerde bir duvara çarptı. Gittiği her yol çıkmaz sokağa ulaştı.  

Biraz daha genişletelim daireyi. Canım öyle çok tatlı çekiyor ki... derken çok geçmeden kapı çaldı. Elinde tatlı tabağıyla komşu ile bakakaldı. Yaa... keşke başka bir şey isteseydim diyerek ne komşuya teşekkür etmek ne de o tabağı onun hanesine gönderen Allah’ın, komşunun kalbine verdiği ikram etme duygusunu fark etmek geçti içinden. Bir körlük daha eklendi. Görülmek için her şeyi yaratan Allah yine görülemedi. 

Derken bu çocuk büyüdü. Bir yerlerde çalışan oldu. İşini yaparken çalıştığı yerde başkalarına yapılan haksızlıkları gördü. Ama hakkın karşısında duracak cesareti yok. Çözümü kendince patronun huyuna gitmekte, susmakta, yeri gelince de yalan söylemekte buldu. Kendince idare etti. Başkalarına yapılan haksız muamele gün olup kendine de yapıldı. Rızkı veren patrondu. Bir şey söylese, karşı çıksa diğerleri gibi işten atılacaktı. Allah’ın Rezzak-ı Hakiki olduğunu görmedi. Kula minnet etmek onu kula kul olmuş hale getirdi. Halbuki sabretmek demek hakikatli bir çözüm için savaşmak, mücadele etmek ve tevekkül etmek demekti.  

Rahmet elini, nimetleri, ikram ve ihsanları görmeyen insan nankörlerden olarak dünyadaki yolculuğunu tamamladı. Halbuki görmek ve görülmek isteme duygusunu Allah kendisine de vererek bilinmek ve anlaşılmak istemişti. İnsan görmesi gereken eli görmeyince gün geldi görülmek istedikleri tarafından o da yok sayıldı. Anlaşılmak istediği insanlar tarafından anlaşılamadı. Varlığı için hayatını feda edeceği kişiler onu en çok  hayal kırıklığına uğratanlar, bir kalemde üstünü çizenler oldu. Ne gördü, ne de görüldü.  

Alem-i şehadete şahit olmak için gönderilen insan cevabı başka yerlerde aradı. Gün geldi şehadet alemi kapandı ahiret alemi açıldı. Hazinenin kilidini açan anahtarla dünyada iken bütün kilitleri yanlış yöne çevirdiği için hazineyi kilitledi. Hüküm Hazinenin Sahibi'ne kaldı. Ya Allah... Ya Fettah... 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar AYŞE DAĞ - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Saat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Saat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Saat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Saat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Fatıma Zehra - "Başka bir şey isteseydim keşke" bugüne kadar kulağıma çok masum gelen bir cümleydi, bu makaleden sonra kulağıma batacak ve şükretmeyi hatırlayacağım inşallah :) Allah razı olsun?

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 01 Nisan 05:18
01

Zehra Koç - Çok güzel bir Makale olmus yine, emegine sağlik .Ayşe Dağ ????????

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 01 Nisan 01:08