Tünel’in ucunda beliren ışık…

Başlıktaki kelime dizininde anlatılmak istenen metaforu hemen hepimiz bilir ve gündelik hayatımızda da sık sık kullanırız. ‘Tünel’in ucunda beliren ışık genellikle; gözlerin müşkül zamanlarda gördüğü yahut görmek istediği türden bir ışıktır. Bilindiği üzere tüneller karanlık, ürkütücü deliklerdir zira sathın altında kazılmışlardır, karanlıktır ama nihayetinde bir yoldur. İnsanlar kendilerini çok çaresiz hissettiklerinde nedense kendilerini kapkaranlık bir tünelde hissederler. Oysa tüneller demin de bahsettiğim gibi bir yoldur ve insan eliyle yapılmıştır, kim bilir belki de esin kaynakları karınca yuvaları olmuştur. Malum diğer cümle yer altı mahlukatı gibi karıncalar da doğal içgüdüleriyle; içinde barındıkları, yiyeceklerini depo ettikleri yuvalarını birbirlerine bağlayan koridorlar ve tüneller açmakta şaşırtıcı ölçüde mahirdirler. Başta karıncalar olmak üzere bizim yer altı mahlukatı olarak tanımlandırdığımız canlılar
hakkında kadar söz söylense o kadar azdır ama bu yazının konusu maalesef ki onlar değildir.

İnsanoğlu içine düştüğü çaresizliği kendi eliyle kolaylık olsun diye kazdığı bir delikle ifade edip, bir başka eseriyle de karşılaşacağı büyük riski tasvir etmektedir. Tünelin ucunda beliren ışık aforizmasının devamı şu idi: Tünelin ucunda gördüğümüz ışık huzmesi ya güneş ışığının yansıması ya da üzerimize acımasız bir kararlılıkla gelen trenin projektörleridir. Tren projektörlerinin yaklaşan büyük tehlikeyi, güneş ışığının ise kurtuluşu resmettiği bu ilginç tablo zannımca aklı başında insana pek çok şey düşündürtmelidir. Zira tünel de tren de insan aklı ve emeğinin eseridir amaç ve fonksiyon itibariyle asla tehlike teşkil etmezler. Tünel aşılmaz yüzeylerin altından geçer yolları mümkün kılar trense yolculuğu zahmetsiz, güvenli ve süratli. Tüneller ölüm çukuru trenler de cinayet aleti değildir. Hal böyleyken niye bu aforizma türetilmiştir diye azcık kafa yorduğumuzda karşımıza insanın içine düştüğü çaresizlik hallerini görürüz. Bu haller kimileyin iradeye dayanan seçim ve tercihlerin sonucu olabildiği gibi adına aldatılma, yanılma diyebileceğimiz durumlar, yahut günahını vebalini kader denen meçhul üstleniciye yıkacağımız hayat hikayelerini anlatır ve anlatım bir türlü bitmez, içinden de çoğu kez çıkılmaz. İnsanlık tarihi aynı zamanda mücadelenin ve savaşın da tarihidir. İnsan var olduğu günden itibaren yaşamını sürdürebilmek için önce tabiatı tanımaya onunla tanışırken aynı zamanda mücadele etmeye başlamıştır. Medeniyet denen kavramının temeli insanın doğayla savaşını kazanmasıyla; beslenme, barınma, güvenliğini sağlama vs. ile atılmıştır. Dolayısıyla insan varoluşu gereği karşı koyucu ve savaşçıdır dersek yanlış bir söz söylememiş oluruz. Aç, susuz ve çıplak kalan ilk insan nasıl bu temel ihtiyaçlarını zaman içinde giderip üst hiyerarşilere geçtiyse günümüz modern çağlarında da karşılaştığı sorunlara yönelik çözüm üretme, sıkıntıları giderip tehlikeleri bertaraf etme içgüdü ve yeteneği gelişerek devam etmektedir. Baş döndürücü bir hızla gelişen teknoloji ve onun şekillendirdiği
yeni dünya düzeninde, hiç olmazsa kimi konularda, çaresizliğe düşmek cinai bir durum sayılmaktadır.

Hal böyleyken bir tünelin içinde sıkışıp, karanlıklar içinde ilerlemeye çalışırken gözlerinin seçebildiği kadarıyla karşılarında beliren ışık demetinin kaynağını anlamaya çalışan insancıklar topluluğunun merak dolu çaresizliğini tasvir eden bu laftan şahsen hiç
hazzetmediğimi belirtmek isterim. Zira tünel de tehlike varsayılıp korku nöbetlerine kapılınılan tren de neticede insan eseridir. Sizi kim yahut ne o tünelin içine doluşturdu bilinmez ama korkular yersizdir çünkü tünellerin mutlaka bir girişi bir de çıkışı olur, üstünüze gelen yine sizin icadınız olan makine de kendi başına sonsuza kadar hareket eden bir aygıt değildir netice de kumanda edilir demek isterdim. Tünelin ucunda beliren ışık trenin mi yahut güneşin mi ? Diye kendi kendime sorsaydım eğer cevabım kesinlikle güneşindir olurdu, zira güneş ışığı kesin ve kesintisizdir, asla yanıltmaz, şaşmaz ve şaşırtmaz kainat var olduğundan
beri de öyledir….

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar KEREM SARA - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Saat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Saat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Saat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Saat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.