SANAT PARA İÇİN Mİ?

Eski zamanlarda bir ara sanatı toplum yararına olsun diye yapan insanlar varmış. Yani uğraşılan şeyde insanlara bir fayda vermek isteğiyle kendini toplum faydasına adarmış bu insanlar. Sonra zamanla matbaa çıkmış, kasetler, kayıt aletleri derken onlardan yola çıkarak insanoğlu yaptığı sanatı bazı insanlara “satabileceğini” keşfediyor ve macera başlıyor. Milyonlarca satan albümlere, mükemmel çıkış yapan kitaplara bakan ve özenen bazı insan “benim bunlardan neyim eksik?” diyor ve kendini “sanat dünyasının” içerisinde buluveriyor. Elbet sanatını hakkıyla yapanları tenzih ederiz de, zamanla topluma faydalı olmak isteyen duyarlı sanatçıların miras bıraktığı anlayışın yerini tabiri caizse “sanat para içindir” ve özellikle Türkiye’de “bir şarkı tuttursak da köşeyi dönsek” anlayışı alıveriyor.

Öncelerden bizim ülkemizde halk zaten yozlaştırılmaya çalışıldığından, insanlar bilinçsiz bırakılır, onları oyalamak için ortalığa metalaştırılmış vücutlar, sigara içilen içki içilen sahneler dökülür ve insanların beyinleri bunlarla uyuşturulurdu. Sevdiği liderin yanına götürülen küçük çocuklara bira ikram edilirdi, sevdiği sanatçının konserinde gençler içkiye başlar, tiryakiye dönüşürdü.

İnsanlardaki nefis köleliği ve haz peşinde koşma mantığı değişmemiş olsa da, bugün gerek iktidarın politikaları ve gerekse de insanların eriştiği özgürlükle birlikte ilgi çeken şeylerin değişmiş olması artık popülerleşmek, daha fazla satmak isteyen “sanatçıların” dikkatleri çekebilmek için farklı yollara başvurmalarını gerektiriyor. Halk muhafazakârlaştıkça yaptıkları “über” sanatın yankısı küçülen “sanat para içindir”cilerimiz bu sefer halkın inancından prim yapmaya başlıyorlar. Zaten bildiğimiz, bizim çocuklarımız dediğimiz yazarlarımızın bizim değerlerimiz üzerine yazması doğal da, her fırsatta insanımızı ve ülkemizi karalayan, yabancı gazetelere yazı yazan, düşmanlığını doruklarda yaşayan insanların iş kitap satmaya gelince “Mevlana” meraklısı kesilmesi insanın garibine gidiyor.

Halkımızın sevip saydığı en büyük âlimlerin, fikir adamlarının başında gelen Mevlana’dan nedense bir “aşk” konusu seçip sırf o alanda aktarımlar ve analizler yaparak onun ekmeğini yiyen insanlar her fırsatta değerlerine saldırdıkları İslam’ın fikir büyüğünü işlerine geldiği zaman hiç gocunmadan kullanabiliyorlar. Millete yobaz gözüyle bakan bir taşra sanatçısı iş prim yapmaya gelince daracık semazen giysisine bürünüp “sema” yapabiliyor. Hani dini bir ayin ya, uygun giyinmek lazım değil mi efendim? Yok, millet iki dönerken görsün yeter.

Özellikle son zamanlarda gözden gönülden düşmeye yüz tutmuş sanat dünyasında kenardan kıyıdan baş gösterip gündem yapma çabasına girilen bir Mevlana aşkı kolaylıkla gözlemlenecek kadar yayılmış durumda. İnsanlar ucundan kıyısından uzak ve habersiz yaşadıkları kendi halklarının kültürüne olan mesafelerinden rahatsız olmuş olacaklar ya da gündem olup dikkat çekmeye çalışıyorlar ki biraz daha fazla “takipçileri” olsun. Benim şahsi isteğim birinci seçenekten yana olsa da, maalesef insanların duygularını sömürme derdinde olan bir kısım zavallı hala bu yollarla prim yapmaya devam ediyor. Bütün sanatçılarımızın bir an evvel şaklabanlıktan çıkıp topluma öncülük edecek bilince ulaşması dileğimle.

Selamlar ve sevgilerle...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar MUHAMMET IŞIK - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Saat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Saat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Saat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Saat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.