ZEHİR ZEMBEREK

-          Daha gelmediler.

-          Kimler gelmedi?

-          Kim olacak be adam senin aklın da gidip geliyor, misafirler diyorum.

-          Ha, Hakan’la karısı gelecekti geçmiş olsuna.

-          Hele şükür.

-          Gelirler gelirler merak etme.

-          Geç oldu bir gelmek bilmediler.

-          Geç değil aslında akşam ezanı yeni okundu.

-          Dizim başlayacak, onları mı bekleyeceğim. Hem gelmeseler de olurdu. Telefonla arayıp geçmiş olsun diyebilirlerdi ama onlara gezme olsun yeter ki. Hele o karısı Necla yok mu evinin yolunu bilmez.

-          Dün Hande aradı, ona da neden eve gelmedi diye söylendin.

-          O başka bu başka.

İkna edemeyeceğimi biliyorum, daha fazla konuşup sözü zayi etmeye hiç gerek yok. Onunla konuşmadığım için yıllardır kendi içimde kavga ederim. Bu zamana kadar asla karımla kavga etmedim, etsem de onunla baş edemem ya ama kafamda kıyametler kopuyor, ortalık darmadağın, seslerimiz mahalleyi inletiyor, vazolar havada uçuşuyor. Ve ben her kavgada haklı olup onu terk ediyorum. Dizi izleyecekmiş, bir gün de izleme be kadın. Her gün bir dizi izliyorsun hem de son sesini vererek. Hiç diyor musun bu adam daha yeni ameliyat oldu diye ama nerde sen de o ince düşünce. Hem sor bakalım ben de o diziyi izlemek istiyor muyum diye yoksa bir belgesele hayret içinde bakıp imanımı mı tazelemek isterim. Tabi niye sorasın sen ne izlemek istiyorsan bu evde o izlenir. İnsanlar zahmet edip geçmiş olsuna geliyorlar hanımefendinin rahatı bozuluyor. Gelmiyorlar ona da ayrı bir laf. Tüm dünya birleşse seni memnun edemezler, ne lanet bir kadın. İnsan kanser oldu diye sevinir mi Allah şahit olsun ki sevindim. Hatta doktor son evre dediğinde sevinç çığlıkları atmamak için kendimi zor tuttum. Tabi o da o sırada gelen geçene kendini acındırıyordu, aman efendim yalanda bayılmalar mı diyeyim, şimdiden ağıt yakmalar mı diyeyim, dul kalıp herkesin dilene düşmeler mi, daha neler neler… Tek kişilik bu oyunu ayakta alkışlamamak için kendimi zor tutuyordum. Neyse doktor ameliyat diye tutturdu bir ağız tadıyla ölmeme bile izin vermediler. Olmayacağım dedim, dedim ama bizimkisi başladı feryada. Sırf o sussun diye tamam dedim hem belki masada kalırdım, Allah’tan ümit kesilmez.  Altı saat süren ameliyat sonunda gözlerimi açtığımda baş ucumda yine o bekliyordu.

-          Geldi beyefendiler.

Hakan, karısı Necla ve iki çocuğuyla selam vererek içeri girdiler. Enfeksiyon riskine karşı uzaktan geçmiş olsun deyip hal hatır sordular. O ara gözüm bizimkine takıldı, tenezzül edip yaklaşmadılar, diye yorumlamıştır. Ne fena bir kadın. Necla ile çay hazırlayıp getirdiler, bizimki muhabbet olsun diye başladı zehrini akıtmaya;

-          Hakan, bu çocuklar ne? Pörtlek gözleri kime çekmiş. Tamam sen de çok yakışıklı değilsin ama yüzüne bakılmayacak kadar çirkin değilsin. Hanımın da neyse alan almış satan satmış.  Allah affetsin bu gözler ne? İnsan bir çocuk getirdi mi güzel çocuklar getirir. Bu zayıf, kara, kuru çocukları nerden buldunuz?

Çocuklara bakıyorum, zeytin gözlerini simsiyah kirpikler perdelemiş. Küçük burunları, kumral tenleri, gülümsemekten kapanmayan dudaklarıyla oldukça güzel çocuklardı. Rahmetli annem derdi, bazen Allah bazı kullarına güzellikleri bile çirkin gösterirmiş ki onların o çirkin nazarları tesir etmesin. Ne kadar haklıymış. Bana “Recep, bak evlenme o kızla, o kızın dili zehirlidir. Mahallede kavga etmediği, gönlünü kırmadığı, incitmediği, ahını almadığı kimse kalmamıştır. Yakma kendini.” “Yok anne Seher iyi kızdır bunlar hep dedikodu. Mahalleyi bilmez misin kimseye iyi demezler. Seher hem iyidir hem de güzeldir.” Seher’e bakıyorum ne bir iyilik ne de bir güzellik görüyorum.  Annem yine her zamanki gibi haklıymış.

 Hakan’la karısı bu sözler karşısında ne diyecekleri bilemediler tabi. Yutkundular, büyüktür diye düşünmüş olmalılar ki cevap bile vermediler. Keşke Seher’in ağzının payını verseydiler ben de bir rahatlasaydım. Muhtemelen onlar da içlerinde kavga ediyorlardı.

-          Kızım bak senin pörtlek gözlü oğlun halıyı batırdı. Banyoda bir kova su ile bez getir de bir sil. Bak orda geçen döktüğüm çayın lekesi var onu da bir temizle sana zahmet.

Gözleri dolan Necla bunca lafın üzerine bir de halıyı temizlemez mi? Ne lanet bir kadın.

Ziyaretin kısası makbul deyip kalkan Hakan’a çıkarken;

-          Kusura kalma Hakan, sözlerime alınma ama ne yapayım doğruları söylemeden duramıyorum. Valla çocukların çok çirkin ama Allah bağışlasın o da evlat işte sana güzel gelir.

-          Doğru dersin yenge, sen de kızın Gonca’yı ondan dünya güzeli gibi görüyorsun. Haydi hayırlı geceler.

Oh be diyorum oh be! Sonunda biri haddini bildirdi, biri zehrin yönünü değiştirebildi. Tam içimde kutlamalara hazırlanırken,

-          Ne terbiyesiz insanlar var… diye başlayan cümleyle konu komşuyu başımıza toplamaz mı? Ne lanet bir kadın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar DERYA UÇAR GÖKTAŞ - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Saat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Saat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Saat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Saat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.