Hukuk ve Demokrasi hor görene de lazımdır…

Olağan dışılığın olağan, anormalliğin normal sayıldığı güzide memleketimizde gözümüzle görüp, kulağımızla işittiklerimize gayri şaşırmaz olduk. “ Yok artık! O kadar da değil” dediğimiz ne varsa ,amiyane bir tabirle, ‘çatır çatır’ oldu, oluyor ve maalesef ki; en azından  yakın bir vadeye kadar, daha da olacak. Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felaketlerden biri de etik, mantık ve akıl dışı olana otomatik olarak itiraz etme insiyakinin törpülenip, yerine ‘kanıksama’ denen o uğursuz uyuşukluğun gelmesidir herhalde. Benim uğursuz bir uyuşukluk olarak tasvir ettiğim hali başkaları tepkisizlik, vurdumduymazlık hatta daha ağır bir ifadeyle ‘midesizlik’ olarak tanımlayabilirler, bence hepsi de doğrudur. Peki bir toplum nasıl bu hale gelir ? Sorusunun cevabı ise bir değil pek çoktur. Toplumların bazen kaçınılmaz olarak yaşadığı, kimileyin de bilinçli olarak ona yaşatılan travmalar, şoklar, elverişli sosyo-kültürel ortamlar, ekonomik ve siyasi buhranlar bu olumsuz kollektif tavıra zemin hazırlarlar.

Ülkemizin önemli siyasetçilerinden biri geçenlerde yayınladığı mesajında özetle; Türkiye Cumhuriyeti sandıkta kurulmadı, Türk tarihi sandıkta yazılmadı dedikten sonra rüzgar ekenin fırtına biçeceğinden bahisle herkesin aklını başına alması gerektiğini vurgulayan meşhur tehditlerinden birini daha savurarak mesajını sonlandırdı. Söz konusu siyasinin yerel seçim sonuçlarına atfen yaptığı bu değerlendirme normalde yeri yerinden oynatmalıydı ama olmadı, hedef aldığı partinin liderinin istihzalı, alttan alır türünden cevabından başka cılız da olsa bir tepki doğurmadı. Hoş, bu beyefendinin geçmişte bundan bin beter beyanatları olmuş, hatta “Anayasa Mahkeme”sinin kapatılması gerektiğini bile söyleyebilmişti. Yukarıda benim “uğursuz uyuşukluk” olarak tanımladığım tutumun yansımaları bu örneklerde de somutlaşıp, kendini göstermişti. Kuşkusuz emperyalistlerin masa başında kurduğu ucubeler hariç yeryüzünde belli başlı hiçbir devlet sandıkla seçimle filan değil silahla,s avaşla, kanla kurulmuş , içlerinden sadece uygarlığı tercih edenler yoluna sandıkla, seçimle yani demokrasiyle devam etmişlerdir. Kaldı ki halkın iradesini esas alan seçimler demokrasinin ilk adımı olarak hayati önem taşırken bile demokrasinin kendisi sayılmazlar. Zira diktatörler bile kazananın sadece kendisi olacağının garantiye alındığı göstermelik seçimlere bayılırlar. Bir ülkede seçimler yapılıyor diye orada demokrasi işliyor denilemez, demokrasinin bunun çok daha ötesinde, çok daha derin anlam ve mekanizmaları vardır ki bunları anlatmaya kısacık yazımızın kapsamı yetmez. Eşit ve adil bir seçim ortamında!! , halkın özgür iradesiyle sandıklarda söylediği söze kimse kulağını tıkayamaz, saygı gösterir, derhal gereğini yapar. Sandıklarda tecelli eden halk iradesini önemsemeyip hafife almak, daha da ilerisi bu iradeyi hükümsüz kılmaya yönelik tertipler içine girmek beyhude olduğu kadar da tehlikeli gayretlerdir.

Halka vehimler ve korkular pompalamayıp onları dumura uğratıp felç etmek yerine, bütün insanlığın ortak kazanım ve mirası olan evrensel hukuk ilkeleri ve demokratik düzeni, bütün kurum ve kurallarıyla, ülkemizde daha da güçlendirip pekiştirecek hayırlı gayretler içine girip bu yönde politikalar üretmek siyaset kurumundan temel beklentimiz olmalıdır. Tarihin ve maşeri vicdanın Türkiye’de siyaset yapacaklara işaret etmeyip emrettiği tek misyon kanımca budur. Ta Osmanlı İmparatorluğu döneminde, tahtta bir padişah otururken
Tanzimat’ın ilanıyla girilen yol çağdaş uygarlığa giden yoldur ve bu yol “keyfe keder”, padişahın yahut başka birilerinin canı öyle istediği için tercih edilmiş hiç değildir. Bu yola insanlığın büyük yürüyüşünde geride kalmamak için tarihin ve sosyolojinin karşı konulmaz dayatmasıyla ve mecburen girilmiştir ve iyi ki de girilmiştir. Bütün eksiklik ve zayıflıklarına, zaman zaman uğradığı kesintilere, maruz kaldığı talihsizlik ve uğradığı ihanetlere rağmen ülkemizin hukuk ve demokrasi serüveni hiç şüphesiz devam edecek ve er geç başarıya ulaşacaktır, kim bilir belki de bu dünya durdukça hiç bitmeyecek olan bir süreçtir. Hukuk ve demokrasi yüce gönüllü kavramlardır kin gütmez, onu hor görenlere dahi haksızlığa uğrayıp dara düştüklerinde kucak açar, buna da uygarlık denir…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar KEREM SARA - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Saat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Saat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Saat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Saat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.