Kırk yıllık Kani, olur mu Yani?

Başlıktaki bu deyimin hikayesini literatür biraz farklı nakleder ama, deyimde vurgulanmak istenen gerçeklik ve verilmek istenen mesaj hiç değişmeden yol aynı kapıya çıkmaktadır. Soru şu: İnsan değişir mi, yahut değişebilir mi? Yukarıda zikredilen deyimi esas alacak olursak; cevap olumsuz, insan değişmiyor.

Kuşkusuz bu bakış açısına katılan da olur katılmayan da, zira kimi düşünceye göre insanlar akan su misali hızla geçip giden zaman, dönüşüp farklılaşan objektif şartlara göre pekala değişebilirler. Yaşamın bizzat kendisi değişimi içerip ifade etmiyor mu? Nitekim filozof Herakleitos yüzyıllar öncesinden buyurmadı mı “ değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” ve eklemedi mi “aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” diye? Hal böyleyken; insanların her hal ve şartta asla değişmeyeceği, hep aynı kalacağı yönündeki yargı yine insanlar arasında niye bu denli kabul görüp taraftar toplamaktadır sorusuna tatminkar cevaplar bulmak biraz zor galiba.

Kuşkusuz insan; hep aynı şeyleri yapmaya programlanmış robot değildir, birbirinden çok farklı içerikte düşünceler üretebilme, sorun çözebilme yeteneğine sahip işlek zekalı bir beyni olan tek varlıktır. Anlama, idrak etme, değişen koşullara uyum sağlama, var olanı kullanma yoksa da icat etme özelliğindendir ki insan soyu yeryüzündeki mevcudiyetini korumuş bugünlere kadar gelebilmiştir. Duyguları, düşünceleri bunlara bağlı olarak da tepkileri, davranışları sürekli değişen ve farklılaşan insana niye asla değişmez denmiştir bunu anlamak ilk bakışta hayli çetrefillidir. Konuyu başka yönleriyle irdeleyip, üzerinde birazcık daha kafa yorduğumuzda ‘insanlar değişmez’ yargısıyla anlatılmak istenenin esasında başka bir şey olduğunu keşfederiz ki bu da değişmeyenin insanoğlu’nun karakteri olduğu gerçeğidir. Karakter yahut kişilik yapısı; insan doğarken onunla birlikte doğup büyüyen, annesinin memesindeki sütü onunla birlikte içip beslenen, serpilen ikinci bir bebek. Çok boyutlu olduğu kadar gizemli de bir kavram olan karakterlerin tahlilini, çözümlemesini yapmak psikoloji biliminin temel uğraşlarından biridir, zira insana ve onun davranışlarına dair pek çok sırrın altında gizlendiği koca bir dağ silsilesidir karakter. Kişinin duygu, düşünce ve davranışlarına ana rengini veren ve onu diğer hemcinslerinden ayıran asli unsur olan karakter, genetik; yani ana-baba başta olmak üzere mensup olduğu büyük aileden miras özellikler içerdiği kadar yeni rastlanan ve sadece sahip olduğu kişiye özgü durumları da işaret edebilir.

Kişi karakteristik yapısının icaplarına uygun, olumlu yahut olumsuz, iyi veya kötü davranışlar gösterir ve bu elde olan bir şey değildir, bir başka deyişle yapılan her ne ise otomatikman yapılır. Örneğin: Kişilik yapısı itibariyle şefkatli, diğergam ve dürüst olan biri böyle davranmak için herhangi bir çaba göstermez, aynı şekilde ve bunun tam tersi olarak; karakter olarak zalim, bencil ve zorba olanın profili de sebep değil bir sonuçtur aslında ve kendiliğindendir. Her ahval ve şartta böyle davranmayabilir, koşullar gereği sadece kendini mecburen frenler ama niteliği değişmez, normal hayat akışında yine aynısını yapar.

Yazımıza başlık olarak seçtiğimiz deyimde vurgulanmak istenen de; aslında insanın düşünce ve davranışlarının konjoktürel olarak değişse de onunla aynı batında doğan karakter yapısının asla değişmeyip, onunla birlikte mezara gireceği gerçeğinin kafiyeli ifadesinden başka bir şey değildir. Misalen: Evlilik yaşamları boyunca şiddet uygulayıp zulmettiği karısına “ben artık değiştim lütfen eve dön karıcığım!” diyen mendebur kocanın yalnız kalma korkusu ile yaptığı çağrıyı, veya uyguladığı akıl dışı, saçma sapan keyfi politikalarla halkın canına okuyup, ocağına incir ağacı diken sorumsuz siyasetçinin bir seçimi kaybetti, koltuğu tehlikeye düştü diye mecburen deklare ettiği “artık değişeceğim” sözünü de aynı sepete koyup onlara halk diliyle “De git işine! Kırk yıllık kani, olur mu yani” demek; hem mendup, hem müstehap, hem de müstehaktır...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar KEREM SARA - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Saat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Saat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Saat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Saat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.