BOŞLUK

Yemeği ısıttın mı diye sormasıyla kendime geliyorum. Okul zamanı çoktan gelmiş, derse geç kalmam an meselesi ama bunu ona anlatmam mümkün değil. El mahkum yemeği ısıtıp önüne koyuyorum. Çabuk yerse sofrayı hemen kaldırırım diye içimden geçiriyorum. O da o ara bana saydırıyor, “Pilavı hiç ısıtmamışsın, fasulyeyi de yakmışsın ne beceriksiz çocuksun. Anan bir şey öğretmemiş ki anca çalışsın.” Anama, dayılarıma derken tüm sülaleye saydırıp yemeğini bitiriyor. Hemen davranıp sofrayı kaptığım gibi okul için yola çıkıyorum.  Üstümde önlük, gözümde yaş, kalbimde kırgınlık, aklımda söyleyemediklerimle iyicene ağırlaşan çantamla üçüncü derse yetişebiliyorum.

           Liseye gidiyorum, annem hala çalışıyor, o ise artık bizimle değil. Annem dayanamayıp boşanıyor, çok yalvarıyor ama annem geri adım atmıyor. Bu habere sevinenlerden biri de ben oluyorum. Artık yemek ısıtmıyorum, üst üste azar işitmiyorum, onların kavgalarını duymuyorum, kulaklarımı kapatmıyorum ve içkinin kokusunu almıyorum. Mezun olurken annem yanımda gururla duruyor, diğer yanımda niye o yok diye üzülmüyorum. Üniversiteyi kazanıyorum, anneme sıkıca sarılıyorum o da durmadan tebrik ediyor beni. Niye bir aferin de o demiyor diye hayıflanmıyorum. Mezuniyetimde annem sırtımı sıvazlıyor, elleri yumuşacık halbuki onun elleri kocaman ve sertti. Hiç sırtıma değsin istemezdim, iyi ki değmiyor. Öğretmen olarak atanıyorum doğunun ücra bir köyüne annem yanaklarımdan öpüyor, o olsaydı alnımdan öperdi. Yok canım kandırmayalım birbirimizi, abartmayın bana bir kadeh getirin, derdi. Başka bir kadını sevmiş, evlenmiş, mutluymuş. Biz de mutluyuz.

          Birini seviyorum, ama hemen evet demiyorum kılı kırk yararcasına ona benzemesin diye sordukça soruyorum, herkese haber salıyorum araştırsınlar diye. İkna oluyorum bir zaman sonra dayımdan istiyorlar beni. Neden ondan istemediler diye aklımın ucundan bile geçirmiyorum. Oğlu olmuş, ona da bağırıyor mudur yoksa onunla oyunlar mı oynuyordur? Ne bilsin o oyun oynamayı.

       Ispanak kavurup iki de yumurta kırıyorum. “Sana demedim mi o yumurtaları karıştırma, göz göz olsun kapağı hemen kapat. Şimdi de çok pişirmişsin, hiç mi bir şey bilmiyorsun?” iki tokat ve ardında kapı çarpması. “Canım yumurtalar fazla pişmedi mi, nereye daldın?” “Dalmadım, öyle aklımdan bir şey geçiyordu, geçti, bitti.” Karısı ıspanağı nasıl pişiriyordur acaba?

      Bir oğlum oluyor, burnu ona benziyor. Onu gördükçe sanki az hatırlıyormuşum gibi tekrar tekrar onun yanına gidiyorum. O ise durmadan “Bırak şu okul çantasını da meze hazırla, birazdan arkadaşlarım gelecek.”

Annem emekli olmuş, bizimle kalıyor artık tam bir aileyiz. Fotoğraflarda o da baş köşede kucağında oğlumla gülümseyebilirdi diye hiç hayal kurmuyorum. Hem onu kucağı artık doludur, kucağı boşken bile beni almayan o adam doluyken hiç alır mı?

              Bayramlar geçiyor hiç öpmedim elini. Kurbanda bir telaş olmadı, büyük bir gürültü kopmadı yuvamızda. Hemen bir kavurma getirin diyen de olmadı. Sabahları banyoda sümkürme sesleri hiç gelmedi ya da kahvaltıda şapırdatma sesleri. Bir tespih alırdım doğum gününde kehribar taşından severdi belki elinden düşürmezdi. Sonra ihtiyarlanınca namaza başlar, o tesbihle çekerdi Sübhanallah’ı. İş dönüşünde bir ter kokusu yayılmadı hiç eve. Yayılsaydı annemle biraz atışabilirlerdi. Ben hafifçe kapıyı kapatıp onları kendi hallerine bırakırdım. Bir derdim var derdim, o da anlat derdi. Ben anlatırdım o da çözerdi. Belki baba bile diyebilirdim. Oğlumu kucağına alıp hoplatsın isterdim, elinden tutup bir türkü söylesin. Sesi güzel midir, oğluna sormak gerek o biliyordur. Bir defa da olsun dönsün isterdim, karşıma geçip gözlerimin içine baksın isterdim. Ama ben de bakmak isterdim onun gözlerine, öyle gözlerimi kaçırmadan, korkmadan, çekinmeden bakmak. Sonra hesap sorar gibi değil çare arar gibi sesim titremeden sormak isterdim. “Baba ne olur terk et artık beni, ne olur terk et.”  O da kaşlarını çatarak, elini kaldırıp “Nerde bu kahvenin köpüğü?” derdi. Hep dedi.

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar DERYA UÇAR GÖKTAŞ - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Saat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Saat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Saat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Saat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.