logo

Vicdanları enkazın altında kalanlara…

EMİRHAN HINISLIOĞLU

EMİRHAN HINISLIOĞLU
emirhan.hinislioglu@sonsaat.com.tr

Emirhan HINISLIOĞLU

Geçtiğimiz günlerde Elazığ’da 6.8 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Ülke olarak deprem gerçeğini tekrar iliklerimizde hissetik. Daha artçı depremler bitmemişken ve enkaz altından hayatını yitirmiş ve yaralı olan vatandaşlarımız çıkarılmamışken, konuşmaya başladı vicdanları enkaz altında olanlar.

Ve yine en çok yazılıp çizilen deprem için verilen vergilerin nereye gittiği oldu. Bu durumda söylenebilecek en güzel sözü söylemiş atalarımız zamanında, ‘Koyun can derdinde, kasap et derdinde’ demişler. Elbette en doğal hakkınız vergilerin nereye gittiğini sorgulamak, buna milletin lafı yok. Hatta bende çokça sorgularım ama gerçekten zamanı mıydı? İnsanlar canlarının derdine düşmüşken enkaz altında onlarca insan yaşam mücadelesi verirken, vergiler nerede diye bağırmak hangi vicdana sığdı?

Sahi şimdi biz sizin yerinize soralım soruyu ama bu kez doğru zamanda. Enkazın altında tek bir vatandaşımız kalmamış iken. 

1999 Marmara depreminden sonra yürürlüğe giren deprem vergileri nereye gitti?

Nerede kullanıldı?

Ya da kullanıldı mı?

Aslında sorularımızın cevaplarını bulmak o kadar da zor değil. Gelin birlikte bulalım sorularımızın cevaplarını.

Bundan 21 yıl önce Marmarada bir deprem meydana geldi. Ve acı gerçekle yüzleşti milletimiz, ortada devlet yoktu! Ne bir hazırlık, ne bir kurtarma ekibi, ne bir ekipman, ne bir koordinasyon ekibi, bırakın tüm bunları konuyla alakalı akıl danışıp bilgi alınacak hiç kimse yoktu ortada. Haksızlık etmeyelim bir Akut ve bir kaçta kuruluş çaba vermişti deprem çalışmalarına. Tüm dünyaya çağrı yapıldı, ‘bize yardım edin!’ diye. Dış ülkelerden yardım ekiplerini sevinçle karşılayıp, yine farklı ülkelerden gelen maddi deprem yardımlarıyla memurların maaşlarının ödendiğini hatırlamayan yoktur.

Zamanın başbakanı Bülent Ecevit ‘Bazı yerler ile iletişim kuramıyoruz. Kaç bina çöktü, kaç kişi öldü tam olarak bilememekteyiz. Ne yapacağımızı kestiremiyoruz.’ açıklamaları yapmıştı. Bir vatandaşımız ise ‘Bir hafta oldu, gelen giden kimse yok. Devletin ne bir kepçesi var ne de başka birşeyi. Bari bir tane matkap verinde eşimin ve çocuklarımın cenazelerini enkazdan çıkartayım!’ diye feryat ediyordu.

Ama Elazığ’da ve Malatya’da devlet vardı. Nereden mi çıkartıyorum bunları? İşte sorumuzun cevabı aslında burada gizli.

1999’daki Marmara depreminde acınacak halde olan devlet yerine bugün tüm dünyaya yardıma ihtiyacımız yok diyebilen bir Türkiye vardı. Dün enkazdan çıkarmak için ekipmanı kepçesi olmayan devlet yerine bugün bölgede depremden etkilenen çocuklar için pedagog hizmeti sağlayan bir Milli Eğitim Bakanlığı vardı. Dün dıştan gelen maddi yardımlar memur maaşı olarak dağıtılır iken, şimdi ‘Van’da nasıl yepyeni bir şehir kurduysak, Kütahya Simav’da nasıl yaraları sardıysak, Elazığ’da da, Malatya’da da aynı hassasiyeti göstereceğiz, kimse mağdur olmayacak’ diyen bir başkan vardı. Depremin ilk gününden son gününe kadar devlet kademesinden bakanlar, milletvekilleri, belediye başkanları, ve daha bir çok kuruluş yöneticileri afet bölgesinde vatandaşına destek için oradaydı. 

Başka ne vardı biliyor musunuz? 

Gelmenize gerek yok dememize aldırış etmeden yardım uçağını Elazığ’a indiren Azerbaycan vardı. Yardım istenmeden 81 ilden yola çıkan konvoylar vardı.

Parmakları ile enkaz kazan bir Suriyeli, Kürtçe konuşarak enkazın altındakilere umut fısıldayan bir devlet memuru, başını örtmeden enkazın altından çıkmam diyen bir Osmanlı, bir Cumhuriyet, bir anadolu kadını vardı. Önce evladım diyen bir anne vardı. Ağlaya ağlaya hiç merak etme abla seni buradan kurtaracağız diyen bir asker vardı. Depremi duyar duymaz ben ne yapabilirim diyerek yerinden fırlayan  ve seferberlik ilan eden milyonlarca insan vardı.

Şahsımca verdiğimiz vergileri oturupta liste halinde bize liste olarak sunmalarına gerek yok. Yok şu kadar bina yeniledik, bu kadar hastane yaptık, şu hastane, bu ambulans, demelerine gerek yok. 20 yılda vermiş olduğumuz o vergilerle ailelerini ikinci hatta üçüncü plana atan, göz altları şişmesine rağmen, vatandaşları geceyi evleri yerine çadırlarda geçirirken, yakınlarını kaybetmiş ve yaralı yakınları varken, gülmeyi, eğlenmeyi, kayak yapmayı kendilerine edepsizlik sayan bakanlardan oluşan bir devlet kuruldu. Vatandaşına bu kötü günde bile güven veren bir devlet oluşturuldu. Yani kısacası 20 yılda vermiş olduğumuz bu vergilerle gurur duyacağımız bir devletimizin olduğu bu koca yürekli millete yeniden hatırlatıldı. 

Allah devletimizi başımızdan eksik etmesin. Bu devlet hepimizin. 

Bırakalım gündelik siyasetleri, canla başla çalışan kurum ve kuruluşlara çamur atmayı. Milletin acısından, kederinden, derdinden algı çıkarmayı da bir kenara bırakalım. Elbette eksiklerimiz var ne depreme ne de diğer afetlere tam anlamıyla hazır değiliz. Daha yapılacak çok iş gidilecek çok yol var.

Ama devletiyle, kurumlarıyla, dernekleriyle, vakıfları ile sanatçısı, sporcusu, gazetecisi, askeri, polisi, sağlıkçısıyla, merhamet ve yardımlaşma anlamında nice destanlar yazmış bu devletin altından kalkamayacağı hiçbir şey yok. Yeter ki vicdanlarımızı enkazın altında bırakmayalım. 

Sağlıcakla kalın…

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • BİTCOİN Mİ? BİR KOYUN MU?

    30 Mart 2020 Köşe Yazıları

    RECEP TAŞCI Yıllar öncesinde kredi kartı ne ise bugün kripto para odur. Ayak uydurmak için geçen süre kitlelerin algılama gücü ile doğru orantılıdır. Değişime ayak uyduramayan toplumlar her zaman yok olmuşlardır. İşlemlerini güvence altına alabilmek adına kriptoloji (özel şifreleme sistemleri) kullanan, çalışma şekli itibarı ile nakit paraya alternatif bir değişim aracı olarak tasarlanmış bir dijital varlık Uluslara...
  • SON SÖZÜM

    30 Mart 2020 Köşe Yazıları

    FATİH DADAŞOĞLU Söyledim olmadı sustum olmadı Zulme nefretimi kustum olmadı Benden ırak deyip bunca acıya Vicdanımı ipe astım olmadı Karnı tok olanlar yan gelip yatsın ...
  • ATEŞ CİĞERİMİZİ YAKIYOR…

    29 Mart 2020 Köşe Yazıları

    Anadolu çocuklarına Hamza gibi ağlayan yokmu.? Bu toprakların mayası mıdır gözyaşı, ‪Dinmez mi yüreklerimizi parçalayan acılar? ‪Yine şehitler gözyaşlarımızla yıkanıp yüreğimize gömülecek... Yine acı varıp yakınlarının ciğerine çöreklenecek... Başın sağolsun diyoruz ama acıyı hafifletmiyor işte... Hazreti Hamza’nın (r.a) ağlayanı yoktu Uhud Harbi dönüşü Medine’de herkes kendi yakını için gözyaşı döküyordu. Şehitler için ağlanıyor, yaralananlar için ağlanıyor ve yaralanıp da evinde ölenler için feryadlar yükseliyordu. O hengâmede unutu...
  • VATAN VE ŞEHADET

    29 Mart 2020 Köşe Yazıları

    “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Tarihimiz vatan savunması uğrunda verilmiş nice savaşlar ve nice şehitlerle doludur. Türk Milleti için vatanın apayrı bir anlamı vardır. Ecdadımız canı pahasına yurdunu savunmuş, sayısız şehitler vererek bu güzel yurdu bizlere miras bırakmış,emanet etmiştir. Yine yurdumuzu iç ve dış düşmanlardan korumak, bizleri güvende tutmak adına sınır dışında görev yapan canlarımız şehit oldu. Dil söyleyecek ,kalem yazacak kelime bulamıyor. Boğazımız düğümleni...