DOLAR 16,5071 -2.27%
EURO 17,4471 -2.21%
ALTIN 986,60-0,53
BITCOIN 350605-4,17%
İstanbul
27°

PARÇALI AZ BULUTLU

SAHABE-İ KİRAMDAN GİRİP, ERBAKAN’DAN ÇIKMAK!

SAHABE-İ KİRAMDAN GİRİP, ERBAKAN’DAN ÇIKMAK!

Geçenlerde bir arkadaşım aradı. Sevdiğim bi kardeş… (Hani böyle bazı dostlar vardır ya; aradığı zaman telefon ekranında onun ismi çıkar çıkmaz kalbinde bir yumuşama olur… işte... “O babtan bir karakter” diyeyim, neyse…) Telefonun “Yes” tuşuna basıp “Buyur İrfancığım?” dedim. “Abi, sana bir işim düştü. Sen yarın bu tarafa geçeceksin ya; benim Zeytinburnu’nda ufak bir angaryam var, onu halledebilir misin?

Geçenlerde bir arkadaşım aradı. Sevdiğim bi kardeş… (Hani böyle bazı dostlar vardır ya; aradığı zaman telefon ekranında onun ismi çıkar çıkmaz kalbinde bir yumuşama olur… işte… “O babtan bir karakter” diyeyim, neyse…) Telefonun “Yes” tuşuna basıp “Buyur İrfancığım?” dedim. “Abi, sana bir işim düştü. Sen yarın bu tarafa geçeceksin ya; benim Zeytinburnu’nda ufak bir angaryam var, onu halledebilir misin? “Tabii” dedim “Hay hay… Ne yapacağım? “Abi, karo seramik aldım, eksik geldi. Serinin devamı da ancak firmanın Zeytinburnu bayisinde var. Ben sana marka ve modeli atayım, onu alıver.” “Tamamdır” dedim ve kapattık!

Ertesi gün için “Kendime göre” bir plan yaptım. Öğlene doğru Zeytinburnu’na geçecektim. “Güzel adamların, güzel işleri olur. Kardeşimin kırk yılda bir işi düşmüş, şunu güzelce bi halledeyim” diye düşündüm. Nitekim sabah oldu ve ufak tefek bi-kaç işimi hallettikten sonra Zeytinburnu’na doğru yola çıktım.

Niyetim, Haliç Köprüsü’nden geçip, sonrasında Cevizlibağ sapağından Zeytinburnu’na dönmekti. Ama, aklıma firmanın adresini bulup navigasyonu açmak geldi. “Şimdiden açayım” dedim, “Belki de yol kalabalıktır!”

Nihayetinde, Mecidiyeköy üzerinden, Çağlayan-Okmeydanı derken Haliç Köprüsü görünmeye başladı. (Haliç Köprüsü, benim hayatımda çok özel bir yere sahiptir; Birincisi, köprünün hemen başında bulunan Halıcıoğlu Abdüsselam Kuran Kursu’nda hafızlık yaparken beş yıl yatılı okumuş ve bu beş yıl boyunca tek manzaramız olan “Haliç Köprüsü’nü”seyretmiştim, onun için özeldi. İkinci ise; Eyüp Sultan Hazretleri’ydi. Çünkü, Haliç Köprüsü’nden geçmek demek, aynı zamanda peygamber efendimizin büyük sahabelerinden olan Ebu Eyyub El Ensari Hazretleri’nin manevi huzurlarından geçmek demekti. Bu köprüden ne zaman geçsem mutlaka bir Yasin-i Şerif okuyordum. Bu okuma olayı, babamdan bana kalan güzel bir “Şartlı Refleks”ti adeta.)

Köprü’ye yanaşırken yine her zaman ki gibi dudaklarım “Yasin-i Şerif” için kımıldamaya başladı. Okumaya başladığım bu mübarek sûreyi, sadece Eyüp Sultan Hazretleri için değil; aynı zamanda Eyüp Sultan Mezarlığı’nda yatanlar için de okuyordum. Hem, kimler yoktu ki, bu mübarek yerde; Necip Fazıl vardı mesela… Mesela; Ahmet Kabaklı, Yavuz Bahadıroğlu, Erdem Bayazıt, Şule Yüksel Şenler, Hasan Nail Canat vardı, Salih Mirzabeyoğlu vardı… Ebussud Efendi, babamın hocası Medineli Hacı Osman Akfırat Hazretleri, Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan vardı… Ve daha kimler kimler! Dedem, nenem, akrabalarım, köylülerim… Bir taraftan yasin okuyor, bir taraftan da bütün bunlar geçiyordu aklımdan.

Köprüyü henüz bitirmiş, Cevizlibağ’a doğru tırmanmaya başlamıştım ki, navigasyon beni Edirnekapı’ya yönlendirdi. “Eyvallah” dedim. “Navigasyonun bir bildiği(!) var elbet” ve direksiyonu, Edirnekapı’ya kırdım. Bu arada Yasin-i Şerif’i okumaya devam ediyordum. Tam son sayfaya gelmiştim ki kendimi, Merhum Mehmet Akif Ersoy’un mezarının önünden geçerken buldum. Dedim “bir Yasin daha okumak şart oldu” Ve başladım Akif’le birlikte Şehitlik’te yatan tüm mevtalar için okumaya.

Aslına bakarsanız -benim için- hiç hesapta yokken, çok güzel bir manevi iklim oluşmuştu. Bu hengame beni nasıl dolu dolu hâle getirdi anlatamam.

Yol devam ediyor ve mübarek navigasyon da durmuyor, adeta bana çalışıyordu. Yasin’i daha yarılamadan; Özal, Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan karşıladı beni(!) İçim sızladı bir anda.

Üçüncü Yasin’e, kavruk bir yürekle başladım.

1960’lara kaydı aklım… Seksenlere, doksanlar geldim!

Neler yaşamıştı bu memleket…

Neler çekmişti bu coğrafya!

Her taraf yaşanmış hikâyeler, gerçek trajidelerle doluydu.

Topkapı’daki büyük alt geçide vardığımda, trafik biraz sıkışmıştı. Ben, üçüncü Yasin’i tamamlamaya çalışıyordum. Derken yol açıldı ve navigasyon beni sahile yönlendirdi. Gaza basıp devam ettim.

Tam “Bugünkü maceram bitti!” derken -navigasyon mübarek- yolumu Erbakan’a düşürdü mü! “Merkez Efendi Mezarlığı’ndan geçiyordum şimdi. Ve başladım dördüncü Yasin’i Erbakan Hocamız’a okumaya.

Yaşadığım dakikalar, bende derin bir hayret uyandırmıştı. Bugün bunları yaşayacağım hiç aklıma gelmemişti. Bu nasıl bir gündü böyle. Navigasyon, bana bugün, “açık bir yol haritası” değil, adeta “apaçık manevi bir yol haritası” çizmişti sanki. Tuhaf duygular içindeydim. İrfan’a anlatacaklarım vardı.

Nihayetinde, Zeytinburnu’ndaki işimi halledip, Kavacık’a geçtim ve İrfan Özçelik kardeşimle buluştuk. O, arabadaki emanetlerini alırken birazda mahcup bir tonla “Recai abi kusura bakma. Sana da angarya iş yükledik. Nasıl geçti? Yolda-izde sıkıntı oldu mu?” diye sordu. Bende; “Ah be kardeşim, sen ne mübarek adammışsın ki; angarya(!) işlerin de mübarek! Sahabeden girdik, Erbakan’dan çıktık valla!” dedim!

Ve başladım anlatmaya!

Kalın sağlıcakla.

 

 

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.