DOLAR 15,5399 0.39%
EURO 16,2314 0.66%
ALTIN 907,670,66
BITCOIN 464064-0,49%
İstanbul
22°

AÇIK

02:00

İMSAK VAKTİ

Size Kızıl Sultan, Bize CENNET MEKAN!

28.03.2020 01:40

EMİRHAN HINISLIOĞLU

Sultan İkinci Abdülhamid, 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendi’dir.

Sultan İkinci Abdülhamid, yıkılmak üzere olan Osmanlı Devleti’ni uyguladığı politikalarla 33 yıl ayakta tutmayı başarmış bir padişahtır.

Hayırsever ve cömert bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid, sıradan bir vatandaş gibi yaşardı. Yunan seferi sırasında, kendisine hazinede yeterli para bulunmadığı söylenince, atalarından kalma şahsî servetinden masrafları karşılamış ve bunu devletten geri almamıştı.

Boş vakitlerini marangozhanede geçirir, harika eşyalar yapar, bunları sattırır ve parasını fakire fukaraya dağıttırırdı. Son derece şefkatli bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid’in kendisini öldürmek isteyenleri bağışlaması, dünya siyaset tarihinde ender rastlanan bir olaydır. Sultan İkinci Abdülhamid, kültüre önem vermiş ve eğitim konusunda hizmet verecek birçok mekân yaptırmıştır.

Güzel Sanatlar Akademisi, Ticaret ve Ziraat Okulları kuran Sultan İkinci Abdülhamid, ilk ve orta dereceli okullar, dilsiz ve kör okulları, meslek okulları da yaptırmıştır. Vilâyetlere liseler, kazalara ortaokullar kurmuş, ilkokulları köylere kadar ulaştırmıştır.

İstanbul’da Şişli Etfal Hastanesi’ni ve Dârülaceze’yi kendi şahsi parasıyla yaptırdı. Hamidiye adı verilen içme suyunu borularla İstanbul’a getirtti. Karayollarını Anadolu içlerine kadar uzatan Sultan İkinci Abdülhamid, Bağdat’a ve Medine’ye kadar da demiryolları döşetmiştir. Büyük şehirlere atlı tramvay hatları yaptırmıştır.

Tarihte Fransa’nın, İngiltere’nin, Almanya’nın ve şimdi de Amerika’nın açtığı okullara bakın. Bu çocukların fikirleri bizden farklı yarın düşleri ve gerçekleride bizden farklı olacak dedi. Bunu gördü, engel olmak istedi, Sultan despot dediler. Bir asır sonra bizi beğenmeyecekler, bizi sevmeyecekler ve en kötüsü kendilerini bize ait hissetmeyecekler dedi, Padişah gerici dediler. Bir baba gibi çocuklarını korumak için kanatlarını gerdi, Hükümdar istibdatçı dediler. İslam birliği siyaseti ile ısrarla İngiliz politikalarına direndi, kendi evlatları dahi yobaz dediler. Devlete baş kaldıranın başı ezilir dedi, Kızıl Sultan dediler. 

Yıllar önce devleti aliye üzerinde oynanan büyük oyunu görmüştü, Ulu Hakan. Gördüğünü görenler sultanın gördüğünü osmanlı gençliği ve bugünün cumhuriyet gençliği görmesin diye saldırdılar dört bir koldan. Sultan hikmet dedi, onlar sömürü dediler. Sultan nizam dedi, onlar kaos dediler. Sultan Kızıl Elma dedi, onlar yeni dünya düzeni dediler.

Çok şükür hiç yılmadan, Hindistan’da, Afganistan’da, Malezya’da, Endonezya’da, Sudan’da ve dahi ata yurdumuz Orta Asya’da kah bir medrese ile kah bir okul ile hiç birşey yoksa bile bizzat halifelik sıfatıyla karşılarına dikildi. Elinin kolunun yettiği her yere uzandı. Bugün Çin zulmünde olan Doğu Türkistan’a gönderdiği askeri yardımla müslüman Türk’leri Çinlilerin karşında müdafaa edende, diplomatik bağlantılarla Çin’in başkenti Pekin’de Hamidiye Üniversitesi’ni kuranda Abdülhamid Han’dan başkası değildi.

Herkesle herşeyle baş etti. Lakin onu ondan olanlarla vurdular. Yani kartalı kendi tüyünden yapılma bir ok ile avladılar. 15 Temmuz’da milletin başına çorap örmeye çalışan hain maskeli adamlar yıllar öncede sahnedeydiler. Gök Sultan’ın okullarını engellemeye çalıştığı adamlar, memleketin en üst düzey okullarına sızmayı başardılar. Harbiyede, tıbbiyede ve sonra mülkiyede, kendi planlarına göre bir kadro yetiştirmek için yola koyuldular. Birde ağızlarına her kapıyı açan tılsımlı bir kelime tutuşturdular. 

  • Hürriyet!

Maalesef hürriyet diye avazları çıktığı kadar bağıran evlatları, aslında kendi devletlerinin altını oyduklarını farketmediler. Hürriyet dedikçe esir olduklarını, büyük güçlerin maşası haline geldiklerini göremediler. Önce okullarında ve sonrada muhitlerinde kuşatılan bu gençler birer batı budalası olduklarını hiç anlamamışlardı. Batı onları öylesine avlamıştı ki hem Sultan’ın İstanbul’a getirdiği Hamidiye suyundan içiyorlardı hem de boğazları kuruyuncaya kadar Ulu Hakan’a sövüyorlardı.

Tarih tekerrürden ibaret demiştik, bugünde aynı cenahı görmekte çok güçlük çekmiyoruz. Önce istemeyiz diye günlerce slogan atıp sokaklara dökülenler, bugünlerde 3. Köprüden geçip, Marmaraya binip, Avrasya tünelini kullanıp, hükümete devlete küfür ediyorlar.

Günümüzde bir diğer kanayan yaramız olan Kudüs, Mecsid-i Aksa ve Filistin’e olan hassasiyeti ve göstermiş olduğu mücadele bile onu anlamamıza yeterlidir.

Abdülhamid emperyalist güçler karşısında paramparça edilme kavgasına, dik durma çabası gösteren bir hükümdardı. Siyonizm düşüncesini yaymaya çalışan Yahudi lobisinin karşısında ilk günlerden beri dimdik bir duruş sergiledi. Sutan Abdülhamid’e Filistin’de bir Yahudi devleti kurma teklifi götürülmüş ve Sultan’ın cevabı şu olmuştu:

‘Ben bir karış dahi toprak satamam, zira o bana değil halkıma aittir.

Onlar, bu İmparatorluğu kurup kanlarıyla mahsuldar kıldılar. Onu, bizden koparılmadan önce üzerini kanımızla bir kere daha kaplamayı biliriz.’

Hakan-ı Osmani

Emir’ül Muazzam

Padişah-ı Alem Penah

Ulu Hakanımız Sultan Abdülhamid Han Hazretleri’ni vefatının 102. Sene-i Devriye’sini Rahmetle’ Özlemle ve Minnetle anıyoruz.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

POPÜLER HABERLER

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.